EkoYapı Dergisi - Ekolojik Yapılar ve Yerleşim Dergisi

Doğaya Değer Biçmek

Esra Başak

Eskiden parmakla sayılabilecek kadar az gazetede yer alan, ülkemiz doğasını ilgilendiren önemli gelişmeleri artık her gün medyadan takip edebiliyoruz. Konu kıyı ve nehirlerimizdeki balık çiftlikleri, hidroelektrik ve rüzgar santrallerinin çok boyutlu etkileri, kimi zaman yüzlerce insanın ekmeğini sağlayan bir doğal kaynak üzerindeki çatışmalar, planlanan altyapı, enerji, konut ve benzeri projelerin yarattığı sosyal, ekonomik ve ekolojik itilaflar ve bütün bunların ilginç süreç yönetimleri gibi geniş bir spektrumda gelip gidebiliyor.

Bakış açımız, uzmanlık alanlarımız ne kadar farklı olursa olsun, genelde toplumun ortak dilini oluşturan finansal kaygı bu tartışmalara önemli bir boyut kazandırıyor. Doğal kaynak veya peyzajı ilgilendiren uygulamanın maliyeti nedir ve kimin üstlenmesi gerekir? Projenin getirileri götürülerini telafi eder mi, yani verimli midir? Mantıklı ekonomik kararlar veren bireyler olarak, akla ilk gelen bu soruların yanıtları “evet, değer” dedirtmelidir!

Ancak “değer” mevhumunun arkasında devasa bir evren yatıyor: Kısa vadeye odaklı kâr ve kazançlar uzun vadede ne gibi kayıplara neden olur? Yatırım ve maliyetin ötesinde yatan sosyal ve ekolojik adalet nasıl kaile alınabilir? Ekonominin alış-veriş, arz-talep veya optimizasyon gibi basitleştirdiği eylemler doğa ve ekosistem dinamiklerini, bunlar üzerindeki bilinmezlikleri nasıl yansıtabilir? Bu perspektiften yola çıkarak, ekolojik ekonomi disiplininin neoklasik iktisat bilimlerini iyileştirme çabasına girdiği söylenebilir.

Dar anlamıyla ekonomi, üretim sonucu elde edilen mallar, bunların dağıtımı, tüketimi, tasarrufu, fiyat dengeleri ve yeniden üretimini kapsayan piyasa döngüsüyle ilgilidir. Fakat bu süreçlerin özellikle ülkemizde doğa üzerindeki etkileri ve maliyetleri genelde hesaplanmaz veya hesaplanması tercih edilmez. “Kapital” üretimden kast edilen fiziksel ürünlerden oluşmaktadır. Ancak, klasik anlamda bu kapital “doğal kapital”e (doğanın kendi işleyişi sayesinde elde ettiğimiz hizmet ve ürünlere) olan bağımlılığını göz ardı etmektedir. Doğanın temin ettiği ve mülkiyet altında sahiplenemeyen ortak malların yazgısı daima bu hizmetlerin zaten bedelsizce temin edilebilmesinden kaynaklanmaktadır.

Ekolojik ekonomi, doğa tabanından veya kendisini var eden olgudan noksan olan ekonomi tanımından sıyrılmamız için 1970’lerden beri üzerinde çalışılmakta olan çok disiplinli bir araştırma dalıdır. Dayandığı ilkeler ise:

• İnsan ekonomisi ve doğal/yarı doğal ekosistemler arasındaki karşılıklı bağımlılık inkâr edilemez

• Ekonomik düşüncenin ve uygulamaların fiziksel gerçeklere ve biyolojik sistemlere dayanması gerekmektedir

• Doğal kapitalin iş gücü ve teknoloji (insan kapitali) ile değiş tokuş edilemeyeceği unutulmamalıdır

Ekonomiyi doğadan ayrı bir sistem olarak algılamamız, ekoloji ve ekonomi arasında sonsuz bir çatışma olduğu gibi bir yersiz kanıyı beslemekte. Her şeyin insan odaklı olarak tasarlandığı ve küresel tüketim ağıyla gittikçe birbirine daha da bağlı olan mevcut düzende, bu sistemlerin birebir etkileşimlerle ayakta kalabildiğini hatırlatmakta fayda var.

Bugün ekolojik süreçlerden, yani ekosistemlerin yüzbinlerce yıllık biyo-kimyasal etkileşim, evrim süreç ve prosesleri sonucu temin ettiğimiz hizmet ve ürünlerden gittikçe uzaklaşarak bunlara özde birebir bağımlı ancak bir o kadar da kopuk hayat tarzlarına geçtiğimiz söylenebilir. Kentleşme, sanayileşme, kişi başına düşen gelir seviyesi, tüketim gücü gibi “modernleşme” unsurları olarak kabul gören ekonomik gelişim göstergeleri, doğadaki tahribatı ve kirliliği, diğer canlı türleri ve habitatlar üzerindeki baskı ve kaybı, çevresel yozlaşma sonucu özellikle insanların fiziksel ve ruh sağlığı boyutlarında karşılaşılan sorunları ve diğer dış etkenleri yansıtmamaktadır.

Doğanın bizlere sabırla sunmakta olduğu hizmet ve ürünlerin (temiz hava, toprak verimliliği, doğal su arıtımı, böceklerin zirai ürünlerin tozlaşmasında üstlendiği rol vb) toplamı olarak adlandırılan ekosistem işlevleri, konvansiyonel ekonomik çizelgelerde pek görülmese de, ulusların ekonomisi ve insanların refahı için önemli değerler taşır. Kimi zaman ekosistem bazlı bu hizmetleri parasal olarak ifade etmek mümkündür. Piyasa değerlerine ek olarak (örneğin bir gölün sağladığı balıkçılık değeri veya belirli bir ormandan çıkarılan kereste değeri) dolaylı değerlerin ortaya çıkarılmasına da dayanan değer biçme yöntemleri aracılığıyla bir doğal alanı bütüncül olarak planlamamız ve yönetmemiz kolaylaşacaktır.

Ülkemizde ekosistem hizmet ve ürünlerinin barındırdığı ekonomik değerleri tespit etmeye yönelik çalışmalar yavaş yavaş artmakta. Türkiye’deki orman varlığının toplam değerini tespit etmek üzere yapılan 2005 yılına ait çalışma, yılda toplam 977,5 milyon ABD dolarına yakın bir katkı ortaya koymuştur.1 TEMA Vakfı’nın yürütmekte olduğu Kaçkar Dağları Sürdürebilir Orman Kullanımı ve Koruma Projesi çerçevesinde, 100bin hektarlık doğal yaşlı ormanın yılda 152 milyon m3 toprağı sabitlediği belirlenmiştir.

Erozyonun sık sık can ve mal kayıplarına sebep olduğu Karadeniz bölgesinde toprağı yerine koyma maliyeti 2,2 milyar TL’ye denk gelmektedir.2 Benzer şekilde, Tuz Gölü evsel, kentsel ve endüstriyel atık sularının depolanması için yılda 83 milyon TL’lik görünmeyen bir hizmet sunmaktadır.3

Bu gibi değerleme çalışmaları ekosistem hizmet ve ürünlerinin bütününü kapsayan kâr-maliyet analizlerinde de uygulanabilir. Kaçkar Dağları ekosistemleri değerlemesinde, çalışma alanının yaklaşık 3,500 hektarlık bir bölümünü etkisi altında bırakacak olan Yusufeli HES projesine dair 25 ve 50 yıllık ekonomik projeksiyonlar yapılmış ve tüm ekosistem değerleri göz önünde tutulduğunda (karbon depolama, toprak tutma gibi piyasası olmayan ekonomik kayıplar; tarımsal ürün, odun, otlatmada yaşanacak gelir kayıpları) barajın üreteceği enerjiyle karşılaştırıldığında rantabl olamayacağı görülmektedir.

Ekolojik ekonomi göreceli olarak genç bir araştırma dalı olduğu için, temelde birbirlerinden çok farklı iki disiplinin bir araya gelmesinin sıkıntılarını yansıtmaktadır. Yöntemsel olarak ekolojik ekonomide sık sık araştırma konusu olan değerleme çalışmaları ciddi eleştirilere maruzdur. Felsefi boyutta da birçok doğa bilimci etik olarak ekosistemlerin ve doğanın parasal fiyatlandırmaya tabi tutulamayacak kadar değerli olduğu görüşünü savunmaktadır. Gerçekten de doğadaki katıksız bilinç ve barındırdığı bilimsel, eğitsel, kültürel ve estetik bilgi ekosistem işlevlerine parasal değer biçilmesinin çoğu zaman imkânsız kılmaktadır.

Ancak Türkiye doğası üzerindeki mevcut baskılardan bazı doğal alanları ivedilikle sıyırabilmemiz için doğanın lütuflarını özellikle siyasetçilerimize ifade ederken ne yazık ki bir müddet daha parasal kıyaslamayı ortak dil olarak kullanmamız gerekecek. Çünkü şuur ve vicdana açılan yolda, doğal alanların başka amaçlar için hesapsız, kitapsızca değiştirilmesinin “üzerinde oturduğumuz dalı kesmek” anlamına geldiğini siyasi kesime mubah tüm şekillerde anlatmaktan başka seçeneğimiz bulunmamakta.

DİPNOTLAR

1Türker, M. Pak, M. & Öztürk, A (2005), in Merlo and Croitoru, L. (eds) Valuing Mediterranean Forests: Towards Total Economic Value ; CABI publishing Oxford.

2Başak, E. (2009). Kaçkar Dağları Sürdürebilir Orman Kullanımı ve Koruma Projesi – Ekosistem Değerleri Araştırması. TEMA Vakfı.

3Başak, E. (2003). Ecological and Socio-Economic Values of Tuz Gölü Specially Protected Area. Wageningen University - MSc Thesis

Yorum yaz...

Teşekkür ederiz. Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.
Üzgünüm. Yorumunuz gönderilemedi. Lütfen tekrar deneyin.
  • (Yayınlanmayacak)