EkoYapı Dergisi - Ekolojik Yapılar ve Yerleşim Dergisi

Eğitim Yapıları Waldorf Okulları

Yeni Okul için Yeni Mimari

Türkiye’de tipik bir ilköğretim okulu binası düşündüğümüzde, zihnimizde etrafı asfalt kaplanmış bir oyun alanı ve etrafı yüksek duvarlarla çevrili, dikdörtgen pencereli, düz çatılı “devlet okulu renklerine” boyanmış dikdörtgen bir blok canlanır. Bu binaların katı ve lineer formları, 1940–1960 arası yenilenme ve ülkeyi belirli bir mimaride inşa ederek birleştirme amaçlı devlet politikası sonucunda ortaya çıkan yeni bir stile gönderme yapar - Modernizm. Bu yeni stil, endüstri yapıları öncesi binalarda kullanılan aşırı süsleme (décor) biçimlerine karşı çıkan ve daha “dürüst” olarak tanımlanan saf strüktür ve sade bileşkenleri kullanan bir düşünce biçiminin dışavurumuydu. Modernist mimar Le Corbusier’nin “ev, içinde yaşamak için yapılan bir makinedir” sözüne paralel olarak Türkiye’nin modern çağında ‘okul binası, içinde eğitilmek için yapılan bir makinedir’ denebilir.

Ne yazık ki ‘makine’ gibi iç ortamda öğretilenler, genellikle binaların formları gibi cansız, birbirini tekrarlayan ve monoton şeylerdir. Çağımızda eğitim alan öğrenciler de, istenen belirli sosyal standarda uygun olarak tek tip ve birbirlerinin kopyaları olarak yetişmekte ve bu yüzden de eğitimin kalitesi zarar görmektedir. Daha az araştırma ve keşif, daha çok standardizasyon; daha az eleştirel düşünme, daha çok doğru ya da yanlış cevap; daha az yaratıcılık, daha çok ezber; daha az bireysellik, daha çok homojen bir ortam.

Bu kaba ve katı mimari formların, çocuklarımız için uygun bir çevre oluşturup oluşturmadığını kendimize sormamız gerekiyor. Okullarımız daha canlı olsaydı ve çocuğun ruhunu, yaratıcılığını ve hayal gücünü canlandırabilen daha insani ve daha bütünsel bir mimari ile yapılsaydı nasıl olurdu?

Waldorf okulları özellikle daha insani, daha bütünsel ve daha organik formları kullanarak çocuğun kişisel gelişimi için gerekli en doğru çevreyi oluşturmayı başarmışlardır. Bulundukları coğrafyanın fiziksel ve sosyal gereksinimlerine cevap vererek değişik biçimlerde ve büyüklüklerde tasarlanan ve sayıları gün geçtikçe artan bu okullar, dünyanın her yerinde faaliyet gösteriyorlar. Çağımızın en önemli düşünürlerinden biri olan Rudolf Steiner, ilk Waldorf Okulunu 1919’da Almanya'nın Stuttgart şehrinde eğitime yenilik getirmek için kurmuştur. Bu okulların mimarisi, Steiner’in insanlık ve yeniçağ için gerekli olduğuna inandığı mimari anlayışı ve bütünselliği yansıtmaktadır1. Steiner’ın tasarladığı ‘Goetheanum’ olarak adlandıran ve şimdi dünyanın Antroposofi2 ana merkezi olarak kullanılan binanın bu yeni mimari ruhunu barındırdığı görülebilir.

“Right Livelihood Award” olarak ayrıca adlandırılan “Alternative Nobel Prize” ödülünü kazanan Dr. İbrahim Abouleish' in başlattığı Mısır’daki Sekem Waldorf Okulu, Erik Asmussen tarafından tasarlanan İsveç'de ki Kristoffer ve Örjan Waldorf Okululları, Kanada’daki Toronto Waldorf Okulu gibi dünya üzerinde pek çok Waldorf Okulu örnekleri vardır. İnsan ruhunu öldüren tipik fabrika-okul binalarının tersine, Waldorf okulları çocuğun bireyselliğini, yaratıcılığını ve farkındalığını cesaretlendirmek için tasarlanmıştır. Farklı Waldorf Okullarında organik ve bütünsel mimari öğelerinin farklı ifade biçimleri vardır; fakat hepsinde Rudolf Steiner ve Antroposofi hareketinin mimarları tarafından gerçekten ‘insanlık bilincinde olan’3 bir yapı inşa edilmesi için geliştirilen ortak bir ilkeler dizisi mevcuttur.

Bu ortak ilkeler şöyle açıklanabilir:

1- Form işlevi takip eder

2- Biçimlendirici güçler

3- Metamorfoz (Başkalaşım)

4- Polarite (Zıtlık)

5- Renk

6- Sağlıklı mekânlar

7- Mimarın ve çocuğun hayal gücü

Form İşlevi Takip Eder

İnsanlık bilincinde olan (hümanist) bir okul oluşturabilmek için, önceden şu soruyu sormalıyız: ‘Burada neler oluyor?’. Binanın içinde yapılan aktivitelerin (fonksiyonların), yapının hacmi, mekansal oluşumu ve yapı elemanlarının üzerinde etkili olması gerekir. Diğer bir deyişle, binanın birtakım formlar aracılığıyla içeride ne olup bittiğine dair bir fikir vererek bizimle iletişime geçmesini isteriz. Bina taşıyıcı strüktürünü ve binanın iç mekanlarını (içerisinin dışarısının tersi olduğu düşünüldüğünde) tamamen dışarıdan hissettiren modernist yaklaşımın aksine, “insancıl” mimari, iç bileşenlerinin dış cepheden algılanmasını engelleyerek gizemli kılabilir. Tıpkı bir insanın dış görüntüsünün iç karakterinden çok farklı olabilmesi, ama bu farklılığın onun varlığının bütünlüğünü etkilememesi gibi. 12 Aralık 1911’de verdiği bir konferansta Rudolf Steiner yeni çağın mimarisinin iç mekan özelliklerini şöyle açıklıyor: “Yapının iç mekanı, ruhun sonsuzluğuna pencereleri ile değil, ama formu ve biçimi ile çevrelenerek açılacak”… 4 “Baktığımızda renk, biçim ve diğer bileşenleriyle gözlerimizi ve kalbimizi duvarlarından içeriye nüfuz etmeye çağıran, tecrit edilmeden ayrılmış iç mekanlar oluşturmaya çalışmalıyız.”5

Waldorf Okul mimarisinde çocuğun gelişme çağı evrelerine uygun olan mekânlar bulunmaktadır. Örneğin, ana okulu odasının hatları daha yumuşak ve saf iken 6.sınıfın mekanı, daha olgun öğrencilere uygun, gelişmiş formlara sahiptir. Bir kapı tokmağının formu bile itme hareketi ya da çekme hareketini ifade edicek şekilde tasarlanabilir. Bu fonksiyonların her biri kendi temel doğalarını ifade edecek özellikli bir biçimi hak etmektedirler. Bu formlar farklı rollere sahip olabilirler veya iç mekânda ya da dış mekânda farklı biçimler alabilirler, ama özünde okulun ruhu bir bütün olarak hissedilmelidir.

Biçimlendirici Güçler

İç ve dış fonksiyonlarla beraber, doğanın çalışan kuvvetleri de mimari mekânlar ve formlar üzerinde etkilidirler. Rudolf Steiner, doğada fiziksel dünyanın oluşumundan sorumlu birçok güç olduğunu gözlemlemiştir. Ahriman ve Lucifer olarak adlandırdığı iki önemli ruhsal varlıktan söz eder. Ahriman karanlığa ait bir varlık olarak insanlığın yerçekimi kuvvetiyle ayaklarını yere bastırmaya (pratik ve maddeci olmaya teşvik eden) çalışırken, Lucifer hafifletici bir varlık olarak bizi bedensizliğin hafifliğiyle maddi varlığımızdan dışarıya çeker (hayalci ve aldatıcı olmaya teşvik eden)6. Hayvanlar, bitkiler, kayalar ve ağaçlar olgunlaşırken Steiner’in “biçimlendirici güçler” diye tanımladığı bu iki güçten etkilenirler. Buradaki amaç, bu iki ruhsal kuvvet arasında bir tür denge kurmaya çalışmaktır. Bir eli yukarıya, gökyüzüne doğru dönük, diğer eli aşağıya toprağa dönük olarak kendi etrafında dönen bir derviş gibi, insanoğlu bu aşağı ve yukarı dünyalar arasındaki gerilimi vücudunda taşır. Bu iki ruhsal varlığa göre kanallarımızı açtığımızda, mekân ve formların oluşumunda onların varlığını gözettiğimizde, doğadaki güçlerin dengelendiği bir mimari de oluşmaya başlar. Örnek olarak, Erik Asmussen’in Kültür Evi’nin lobi alanındaki kolon başlarında kullanılan ve sanki aşağıya basan ve yukarıya kaldıran dans figürlerine benzeyen formlar aslında Ahriman ve Luciferin temsil ettiği iki ayrı dünya arasında ki ince dengeye ve ahenge işaret etmektedir. Okulun oluşumunda bu güçler etkin olduğu zaman, okuldaki çocukların fiziksel, ruhsal ve tinsel gelişiminin nasıl etkilendiklerini gözlemleyebiliriz. Eğer bizler doğanın bir parçasıysak, fiziksel ve ruhsal gelişimimiz de doğadaki bu güçlerden etkilenecektir7.

Metamorfoz (Başkalaşım)

Doğduğu andan ölüm anına kadar insanoğlu inanılmaz derecede karmaşık fiziksel, duygusal, entelektüel ve ruhsal metamorfozlardan geçer. Basit tek bir tohumun karmaşık bir çiçeğe dönüşmesi gibi, mimaride de kritik değişim evreleri vardır. Andrew Beard, Rudolf Steiner’in mimarideki metamorfozlar üzerine verdiği ders notlarının giriş yazısında şöyle anlatır:

“Metamorfoz Goethe’nin8 bitki yapısının temelinde, hava durumu görünümlerinde ve aslında yaşam biliminin görünür tüm alanlarının değişim ve gelişiminde gözlemlediği bir zaman sürecidir. Steiner bu araştırmanın boyutlarını ‘ruhsal bilim’ alanına da taşıyarak, metamorfozun kanunlarının insan yaşamının evrelerinin de dâhil olduğu tüm kozmosun evrimini kapsayan süreçlerde etkin olduğunu keşfetti. Eğer yeniçağın mimarisi ruhsal güçleri görünür kılacaksa, temel bileşenlerinden birisi de metamorfozun ana kuralları olmalıdır. Şöyle ki; Steiner mimarinin uzaysal diline zaman sürecini katmaya çalışmıştır9”.

Toronto’daki Waldorf Okulu’nun dersliklerin birbiri ardına konuşlandığı spiral planı, çocuğun değişim ve ilerleme olgusunu mekânsal ve fiziki olarak tecrübe etmesine imkan sağlamaktadır. Diğer bir örnekte de, 1. sınıftan 8. sınıfa kadar olan dersliklerin mimari yapısı aynı zamanda bir çocuğun bu sürecte yaşadığı fisiksel ve ruhsal gelişimini yansıtmaktadır. Çocuğun gelişimine ve insani farkındalığına duyarlı bir okul anlayışı, biçiminde ve mekânsal oluşumunda metamorfoz düşüncesini de yansıtmalı. Bina çocukla beraber büyüyüp gelişmeli, çocuk da binayla beraber büyümeli.

Polarite (Zıtlıklar) Kutupsallık

Eğer bir bitkinin ya da bir insanın metamorfoz evrelerini fotoğraflamaya çalışsaydık, farklı nitelik ve biçimleri bir arada gözlemlerdik. Morfolojik sürecin başlangıcı sürecin sonunun zıt ucudur. Sürecin başındaki tohumla, tamamen açmış bir çiçek arasında hiçbir benzerlik yok gibidir, ancak yine de ayrılmaz bir bütünün parçaları olduklarını hissederiz. Tohum çiçeğin zıt kutbudur. Tıpkı yeni doğmuş bir bebeğin yetişkin bir kadının zıddı olduğu gibi. Varlıkların metamorfozunda etkin olan güçleri anlamaya çalıştığımızda, zıt süreçleri oluşturan bazı devinimlerin varlıklarını hissederiz. Genleşme ve kasılma, konkavlık (içbükey) ve konvekslik (dışbükey), yukarı doğru ve aşağı doğru, dışa doğru ve içe doğru, aydınlık ve karanlık gibi… Bu zıtlıklar fiziksel ve mekânsal form olarak tercüme edildiğinde, kapalı-açık, tek (münferit)-topluma açık (sosyal), davetkâr- itici, uzun-kısa, yan yana dizilmiş-kümelenmiş mekânlar gibi mimari açıdan pek çok farklı durum üretilebilir. Toplumsal ölçekte bu zıt oluşumlar, farklı karakter özelliklerine sahip çocuklar ve değişen fonksyonlar için farklı mekânsal fırsatlar sunarlar. Zıtlıklar yapının çok küçük bir detayında mesela bir pencerede olabildiği gibi daha büyük ölçeklerde ifade edilebilirler.

Renk

Okul binasında ve sınıfların içinde kullanılan renklerin dizilişi, rengin açıktan koyuya ya da koyudan açığa geçişi, Waldorf Okulu tasarımında çok önemli bir bileşendir. Bazıları mavi yerine kırmızıyı, sarı yerine yeşili tercih eder. Belirli renklerin iç mekândaki etkisi kullanıcıların karakterine göre değişse de, daha çok mekânın fonksiyonel özelliklerine uygun olarak seçilip seçilmediğine bağlıdır. Renk, mimari mekânlar aracılığıyla bazı duyguları üreterek ve bazı -ruh hallerini tetikleyerek bizim ruhsal dünyamızla iletişim halindedir. Rudolf Steiner 5 Temmuz 1914’ te Dornach’ta verdiği konferansta renklerin bazı duyguları nasıl açığa çıkardığı konusunda şöyle der:

“ Bizler renkleri ruhsal anlamda içimize emerek kendimize mal ediyoruz, örneğin mavi dinlenmenin ifadesi iken kırmızı tutku ve atılganlığın ifadesi oluyor. Akıp giden renk denizini, onu anlamaya egomuz ile yaklaştığımız için akıp giden duygu ve his denizi olarak değiştirerek algılıyoruz. Bir renk gördüğümüzde, sadece doğada var olan bir renk olmasına rağmen, ona birtakım estetik duygular beslemekten ve birtakım güzellik standartları atfetmekten kendimizi alıkoyamıyoruz. Bu bize sanki kendi bileşenimizmiş gibi renkleri yaşamamız, renklerin içine nüfuz etmemiz gerektiğini gösteriyor.”10 Bir yapının çatısına ya da kubbesine baktığımızda, içimizdeki matematikçinin11 ve mantığımızın örtünün altındaki mekânı algılamaya çalışmasının aksine, renk bileşeni bizi mantığın ötesine duyguların ve hislerin kozmik dünyasına götürür. Pembe, sarı, mavi, kırmızı, turuncu, mor. Bir yüzey üzerine uygulanmış farklı renk kombinasyonları ve katmanları ışık ve derinlik izlenimi yaratabilir. ‘Lazure’ boyama tekniği bu şekilde bir ışık ve derinlik izlenimi yaratmak için geliştirilmiş ve pek çok Waldorf Okulu örneklerinde kullanılmıştır. Geçici olarak ya da özel durumlarda kullanılan, ivediliğin önemli olduğu mekânlar için kırmızı renk uygun olabilir (bir oditoryum mekânı gibi). Çocukların daha sakin, gözlemleyici, gayretli, çalışkan olması gereken çalışma salonları ya da kütüphane gibi mekânların rengi açık mavi olabilir. Örneğin birinci sınıf odası, küçük çocukların hareketli ve yumuşak bedenlere uygun daha sıcak, pembemsi bir renk iken altıncı sınıf, daha olgun ve sakin çocuklara göre mavimsi bir renk olabilir. Doğru seçilmiş renkler çocuğun duygusal varlığı üzerinde uyarıcı etki yaparak ruhuna neşe ve canlılık katar.

Sağlıklı Binalar

Okul binalarımızda camyünü, plastik materyaller, zehirli boyalar, laminat parke gibi geri dönüşümsüz, zehirli ve sağlıksız malzemeler kullanarak çocuklarımız için sağlıksız ortamlar yaratiyoruz. Sınıflarda ölü renkler, soğuk metalik yüzeyler, katı, bükülmez formlar ve floresan aydınlatma araçları kullanıyoruz. Isıtma ve soğutma için makine yapımı mekanik sistemler kullanıyoruz, ki bunlar yeryüzünün gereksiz bir şekilde ısınmasına yol açıyor ve insan sağlığına da zarar veriyor. Günümüzde sürdürülebilir bir mimari ve kent oluşturulması çabası mimarların en önemli ahlaki sorumluluğu olmalı. Doğal, yerel ve sağlıklı malzemelerin seçimi, güneş ve rüzgâr gibi temiz enerji kaynaklarının kullanımı, iyi bir arazi ve mikroiklimlendirme planlaması, pasif ısıtma ve soğutma sistemlerinin kullanılması, yağmur suyunun kullanıma yönlendirilmesi, yerel mimarinin ve geleneksel yapım sistemlerinin kullanılması gibi yöntemler sağlıklı ve insancıl bir tasarım için çok önemli bileşenlerdir. Sağlıklı mimariye sahip bir okulda eğitim gören çocuğun bütünsel ve sürdürülebilir sistemler hakkındaki bilgisi artacak böylece insanlık ile doğa arasındaki hassas denge yeniden kurulacaktır.

Mimarın ve Çocuğun Hayal Gücü

Mimar tasarladığı okulun hayat dolu olmasını istiyorsa çocuk olmanın nasıl bir şey olduğunu hatırlamalı. Çocukların keyifli bir şekilde eğitim görecekleri mekânlar tasarlayabilmek için mimar, kendi içindeki çocuğu ortaya çıkarmalı. Mimari elemanların ölçeği, oranları, dokusu, hacmi içerideki çocukların fiziksel, duygusal ve ruhsal ihtiyaçlarıyla çok yakın bir ilişki kurmalı. Yaratıcı mekânlar ve oyun alanlarıyla çocuğun merak ve keşfetme duygusunu uyandırmak mümkündür. Örneğin, sadece çocukların dışarıya bakabilecekleri yükseklikte yapılmış bir pencere. Kum havuzları ya da basit ahşap parçalar gibi işlenmemiş malzemeler çocukların kendi elleriyle kendi dünyalarını yaratmalarını sağlar. Daha az sembollerle bezeli (bitmiş) materyal yerine daha çok işlenmemiş (bitmemiş) malzeme kullanımı çocuğun problem çözme becerisini ve hayal gücünü geliştirir. Eğer mimarlar okul yapısını tasarlarken kendilerini çocukların yerine koyabilirlerse, daha oyuncaklı, hayal gücünü geliştirici ve çocuk ruhu için daha uygun bir tasarım ortaya çıkar.

Okul sosyal sistemin tohumudur. Eğer tohum yanlış ortamda yanlış yöntem ile ekilirse sonuç bütün toplumu negatif bir şekilde etkiler. Waldorf mimarisini örnek alarak inşa edeceğimiz okullar fiziksel ve ruhsal dünyamıza uygun olacak ve çocuklarımızın iç dünyasını zenginleştirerek, hayatlarını dolu dolu yaşamalarına imkan verecektir.

Not: Bu yazı, Eğitim Sanatı Dostaları Derneğinin (Waldorf Girişimi Istanbul) web dergisinde daha önce yayınlanan makaleden özetlenerek hazırlanmıştır.

DİPNOTLAR

1 Rudolf Steiner, Architecture: An Introductory Reader, önsöz Andrew Beard

2 “Anthroposophy, insan varlığının ruhani elementini, evrensel maneviyata doğru rehberlik etmeyi hedefleyen bir bilgi yoludur.” - Rudolf Steiner. ‘Antroposofi’ kelimesi ‘insanın bilgeliği’ ya da ‘insanlığımızın farkındalığı’ demektir.

3 Kenneth Bayes, ‘Living Architecture’ – 5. Bölüm

4 Rudolf Steiner, Architecture as a Synthesis of the Arts

5 Rudolf Steiner, Architecture: An Introductory Reader, önsöz Andrew Beard, 11. Bölüm

6 Rudolf Steiner, Architecture: An Introductory Reader, önsöz Andrew Beard, 1. Bölüm, not 5

7 Rudolf Steiner, Architecture: An Introductory Reader, önsöz Andrew Beard

8 Alman yazar Johanne Wolfgang von Goethe (28 Ağustos1749 - 22 Mart 1832), aynı zamanda blim adamıydı. Çalışmaları şiir, tiyatro, edebiyat, ilahiyat, felsefe, hümanizm ve ilimle ilgiliydi. Faust, Renk Teorisi ve Bitkilerin Metamorfozu ünlü eserleri arasında yer almaktadır.

9 Rudolf Steiner, Architecture: An Introductory Reader, önsöz Andrew Beard, 6. Bölüm

10 Rudolf Steiner, Architecture as a Synthesis of the Arts, Colour Gives Rise to Feelings, Lecture 4, July 5th 1914

11 Rudolf Steiner, Architecture: An Introductory Reader

Yorum yaz...

Teşekkür ederiz. Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.
Üzgünüm. Yorumunuz gönderilemedi. Lütfen tekrar deneyin.
  • (Yayınlanmayacak)