EkoYapı Dergisi - Ekolojik Yapılar ve Yerleşim Dergisi

Sürdürülebilir Planlamada Yeni Tartışma Konuları

Yrd.Doç.Dr.Erdem Erbaş, MSGSÜ

İçinde yaşadığımız yüzyıl, insanoğlunun doğa üzerindeki baskılarını giderek yoğunlaştırdığı ve ekosistemdeki dengesizlikleri ortaya çıkarmaya başladığı bir dönemdir. Sanayileşme, hızlı nüfus artışı ve kontrolsüz kentsel gelişmeye bağlı olarak doğa üzerindeki baskıların yoğunlaşması, biyolojik çeşitlilik ve ekolojik dengenin tehlikeye atılması doğal değerleri koruma konusundaki endişeleri gün geçtikçe arttırmıştır.

Son yıllarda çevre olgusu, uluslararası kamuoyunu en çok meşgul eden olayların başında yer almaktadır. Aşırı nüfus artışı, açlık, nükleer felâketler, kentlerin kontrolsüz büyümesi, yağmur ormanlarının giderek yok olması, asid yağmurları, seragazı etkisi, iklim değişikliği, ozon tabakasının delinmesi, sürüp giden bölgesel çatışmalar gibi konular tüm insanlığın ortak kaygıları haline gelmiştir. Çevrenin böylesine geniş bir spektrumdan etkilenmesi, beşeri işlevlerle olan ilişki düzeyinde saklıdır.

İnsan-çevre etkileşiminin en üst düzeyde olduğu mekânı kent olarak tanımlarsak, burada kurgulanan yaşamın, insan-çevre organizasyonuyla yakından ilişkili olduğu görülebilir. Bir bütün olarak kentleşmenin geleceği, beşeri faaliyetler ile doğa arasında biyolojik olarak bir denge elde etmeyi en iyi şekilde sağlayan mekânsal strüktürlerin uygulanmasına bağlı kalmaktadır.

Beşeri faaliyetlerin gereksinim duyduğu yeni yatırımların mekânda en iyi biçimde yerleşmesini amaç edinen “geleneksel fiziki planlama”nın amacı; gelişen veya ıslah edilen alanın tüm işlevsel elemanları arasında en iyi ilişkileri belirlemektir. Diğer bir deyişle, yeni yatırımlar için en iyi yer seçimini sağlamak, yeni ulaşım ağları, yeni konut alanları ve yeni sanayi eylemlerini doğru bir şekilde yerleştirmek, kentlerin ve çevrelerinin gelişimini düzenlemek ve organize etmektir. Bu düzenlemenin kavramsal arka çerçevesinde “insanmerkezli” ve “benmerkezli” bir yaklaşım yer almakta, “kar artışı”na dayalı bir çözümleme kaygısı güdülmektedir.

Sanayi devrimi ve sonrasında, 20. yüzyılın ilk yarısında, artan çevre sorunlarına ilişkin, yaşam alanlarını organize etmeye dönük önemli yaklaşımlar ortaya çıkmıştır. “Güzel Şehir Hareketi”, “Geleceğin Bahçe Kentleri”, “Chicago Ekolü”, “CIAM, Atina Kartası” dönemin yaklaşımlarından bazılarıdır. “Roma Kulübü”nün yayınladığı “Büyümenin Sınırları” ve “Dönüm Noktasındaki İnsanlık” raporları çarpıcı bir takım öngörülerde bulunmaktaydı. Bugün gelinen aşamada bu öngörüler, daha operasyonel yaklaşımlar içeren “yeni şehircilik”, “akıllı büyüme”, “kentsel Rönesans” harekeleri ile yeni boyutlar kazanmıştır.

Ancak doğa üzerindeki etkilerin farkına varılması ve bir önlem alınması ile ilgili olarak ilk uluslararası düzenlemelerin 1972 yılında Stockholm’de düzenlenen Çevre Konferansı ile başladığı ifade edilebilir. 20. yüzyılın ilk yarısında dünyanın iki büyük savaş geçirmesi ardından kurulan Birleşmiş Milletler Teşkilatı’nın bu süreçte etkin olduğu söylenebilir.

Geçtiğimiz son 40 yılda insanın yaşamını organize etmesinde birtakım yeni paradigmalar tartışmaya açılmıştır. Bu tartışmaları konjonktürel olarak değerlendirmek mümkündür. “Sürdürülebilirlik” tartışmalarını temelde bu kapsamda ele almak uygun olacaktır. Kavramın ortaya çıkışında ekoloji bilimin çok büyük katkısı vardır. Ekoloji sadece doğanın korunması noktasından hızla, kentin yaşam kalitesi üzerine bir düşünceye dönüşmüş ve buradan “kentsel ekoloji”yi gündeme taşımıştır. Sürdürülebilir gelişmenin gerek kavramsal gerekse uygulamaya dönük araçları artık yasal çerçeveler ile tanımlanır hale gelmiştir. Üzerinde akademik tartışmaların halen devam ettiği bu kavram, hızla yayılmış, özellikle kentlerin gelişme dinamiklerinde söz sahibi olanlar için önemli yasal çerçeveler çizilmesine yol açmıştır. Bu yeni düzenlemeler daha çok sürdürülebilir mekânsal gelişmeyi sağlama yönünde olmaktadır. Bu tartışmalar ışığında planlama, geleneksel fiziki planlama anlayışından hızla, “yenilikçi yaklaşımlar”ı amaç edinen “stratejik mekansal planlama”ya doğru gelişme göstermektedir.

Bu nitelikte bir çözümleme ile ister mikro ölçekte ister makro ölçekte davranılsın, mevcut ve gelecekteki insan eylemleri için çevre, “taşıma kapasitesi”nin üzerinde tüketilmekte, kentlerin devamlılığını sağlayabilmek için “ekolojik ayakizi” alanları genişlemektedir.

Beşeri gereksinimlerin karşılanmasında, “doğal kaynak yönetimi”ne bağlı temel ilkeler geliştirilmesi gerektiği, bu temel ilkelerin başında da “temiz enerji” kaynaklarının bulunduğu söylenebilir.

Bugün yaşanan; çevreselci, çevre duyarlı, ekolojik vb söylemlere bağlı olarak ifade edilen planlama ve tasarım yaklaşımlarının temelinde “enerji kaynak çeşitliliğine dayalı”, “yenilenebilir temiz enerji kaynakları”nın kullanılması yatmaktadır.

Baş döndürücü hızla gelişen “teknoloji” sayesinde insanoğlu, beşeri faaliyetleri ile doğa üzerindeki baskını arttırsa da teknolojik ilerlemeler doğa-insan ilişkisinin kurgulanmasında en önemli araçlar olarak karşımıza çıkmaktadır. Teknolojinin “kullanıcı dostu” yanı sıra “doğa dostu” olarak üretilmesi, kullanılması, geri dönüştürülmesi plancı ve tasarımcıları yeni arayışlara itmiştir.

Bu çerçevede sürdürülebilirlik başlığı altında mekânın düzenlenmesine ilişkin yeni tartışma konuları gündeme gelmektedir. “Sürdürülebilir kentler” (Sustainable cities) en genel halde çevre, toplum ve ekonomi alanında en uygun eylemlerde bulunmayı hedeflerken, benzer konuların “sürdürülebilir kentsel gelişme” (Sustainable urban development), “sürdürülebilir insan yerleşimleri” (sustainable human settlements),“eko-kentler” (eco-cities, eco-towns), “yaşanabilir kentler” (livable cities), “yeşil kentler” (green cities), “düşük karbon emisyonlu kentler” (Low carbon cities), “sıfır karbon emisyonlu kentler” (Zero Carbon Cities) vb başlıklar altında sıkça tartışılmaya başlandığını görmekteyiz. ­

Bu tartışmalarda toplumsal sürdürülebilirlik, sürdürülebilir ekonomiler, çevresel sürdürülebilirlik konuları ele alınsa da tartışmaların daha çok bir “iyi niyet”, “temenni” düzeyinde kaldığı, bu konuların yaşam çevremizin düzenlenmesinde hangi oranda ve ölçüde kullanılabileceğine ilişkin çok az ipucunun bulunduğu görülmektedir. Eldeki konunun “test edilebilir”, “ölçülebilir” olması bilimsel yanını göstermektedir. “Gösterge”lerden uzak bir tartışmanın ise “naif” olma riski bulunmaktadır.

Bu kapsamda ülkemiz açısından birtakım göstergelerin geliştirilmesinde Avrupa Komisyonu’nun 2005 yılında yayınladığı, AB Sürdürülebilir Gelişme Stratejisi’nin İzlenmesinde Sürdürülebilir Gelişme Göstergeleri’ne bakmak yararlı olacaktır. Ancak “zaman”a bağlı “yer”e özgü koşulların oluşturulması gerekliliği hiçbir zaman unutulmamalıdır. Yapılan genel açıklamalar ile “biz”e özgü olmayan tartışmaların konuyu zenginleştirici yönü itibariyle kullanılması fakat “kopya edilmemesi” uygun olacaktır.

Avrupa Birliği Mekânsal Gelişme Perspektifi, Türkiye’nin üyelik sürecinde olduğu bir birliğin konuya bakışını belirtmesi açısından önemlidir. Bu perspektifi güçlendirici ve destekleyici bir takım yasal düzenlemelerin oluşturulmuş olması, hatta sürdürülebilir mekânsal gelişmenin bir el kitabı oluşturulmuş olması, bizler için öğretici olacaktır.

AB Komisyonu raporlarına göre, bir bölgedeki kentsel yaşam kalitesini arttırmaya dönük olarak yapılan kentsel gelişme stratejilerinin şu ilkeleri içermesi gereklidir;

Kritik nüfus artışı ve ilikili yapıları, sürdürülebilir kentsel gelişme programları uygulamaları için kolaylaştırmak,

Stratejiler, öncelikler, kaynak bölüşümü, stratejilerin değerlendirilmesi, uygulanması ve izlenmesi dönük güçlü bir yerel ortaklık,

Entegre edilmiş bir gelişme yaklaşımı ve kurumlar arası ortaklıkları desteklemek,

Fiziksel ağ, çevresel, sosyal ve ekonomik alanlara dönük bir stratejik plan,

Ekonomik, sosyal, çevresel, güvenlik ve ulaşım konularında güçlü bir entegrasyon,

Kadın ve erkeler arasında eşit fırsatların desteklenmesi,

Yerel çevre politikaları, yönetmelikleri ve uygulamaları.

Belli bir fikir vermesi açısından AB’nin sürdürülebilir bir kentsel gelişmeyi sağlama yönünde yürürlüğe koyduğu programlardan URBAN II’nin yaşam kalitesine ilişkin aradığı ilkeler şu şekilde ortaya konmaktadır;

Karma arazi kullanımı ve çevreye dost yeni bir kentsel gelişmeyi hedeflemek; bu gelişme, genel kentsel yaşamı ve güvenliği arttıran, yerel toplumu planlama çalışmalarına entegre eden, işgücü yaratımında önemli bir yol olarak tasarlanmalıdır.

Yatırımcılığı ve işgücünü desteklemek,

Farklı toplumsal grupları planlama çalışmalarına entegre etmek ve kamu hizmetlerine makul bir erişim düzeyi sağlamak,

Daha çevreci ve entegre edilmiş toplu ulaşım sistemlerini geliştirmek,

Atıkları azaltmak, gürültü kirliliğini önlemek ve daha verimli enerji kullanımını desteklemek,

Sosyal, ekonomik ve çevresel sektörlerdeki bilgi toplumu teknolojilerini kullanan potansiyelleri geliştirmek,

Organizasyonel değişim, katılımcı bir yönetişim kültürü, yetki veren bir anlayış, kapasite geliştirme konularında uygulamaya dönük sorumluluklar geliştirmek.

Görülebileceği üzere belirtilen ilkeler belli bir “ideal”i yansıtmakta olup tasarım ve planlama sürecine ilişkin bir yaklaşım sunmaktadır.

Belirtilen “ideal”in tasarlanması sürecinin hangi kriterlere göre olabileceği akademik çevrenin önemli bir tartışma alanıdır. Belli bir alana dönük olarak yapılan her bir planın, projenin kendisini “sürdürülebilir”, “eko”, “yeşil” ilan etmesinin altında bu kriterlerdeki belirsizliğin yattığı söylenebilir.

Modern planlamanın beşeri yerleşmelerde aradığı dört temel özellik bile tam olarak sağlanamamışken, yaşam çevresinin kalitesi konusu bir türlü gündeme girememiştir. Ancak buna rağmen kentin belli bölgelerinde, genelde, birbirinden kopuk ve ilişkisiz, üstte bir genel planın yokluğu ile tasarlamış, “kentsel vaha”lar da yok değildir.

“Bölgesel/kentsel gelişme vizyonu” çerçevesinde “mekânsal stratejik plan”a bağlı olarak hazırlanan “kentsel projeler” olgusu bugünkü kente müdahale araçları açısından tartışmanın odağında yer almaktadır. Her bir coğrafi alana bağlı olarak “değişkenler” ve “göstergeler”, kentsel projelerin “programlanması” ve “izlenmesi” için önem kazanmaktadır.

Ülkemizde kentsel projelerin geliştirilmesinde ağırlıklı olarak iki farklı alan gündemdedir. Bunlardan ilki kentin çeperi ve kırsalında geliştirilen büyük ölçekli konut siteleri, diğeri kentin içinde atıl kalmış, eskimiş, köhnemiş, işlevini kaybetmiş, ekonomik ömrünü tamamlamış alanlarda geliştirilen “karma kullanımlı” konut ve ticaret alanları olarak ifade edilebilir.

Kentlerin mekânsal ve yaşam kalitesinin yükseltilmesi adına büyük önem taşıyan kentsel projelerin geliştirilmesi, planlanması, tasarlanması gibi tüm süreçler, hassasiyetle ele alınmadıkları takdirde, yeni sorunlar için potansiyel alanlar yaratma tehlikesi taşımaktadırlar. Kendi içine kapalı kent parçalarının birbirleri ile ilişkileri ve kent yaşamına etki ve katkıları göz önünde bulundurulmadan yapılan projeler, kent açısından yeni sorun kaynakları haline gelebilir. Bu nedenle kentlerde belirli alanlardaki sorunları çözmek üzere ve planlama süreciyle ilişkisini koparmadan “sürdürülebilir kentsel projeler” konusu gündeme gelmektedir.

Türkiye açısından ise bu mekansal dönüşüm öncelikle, enformel yapılaşmış konut alanlarının dönüştürülmesi, eski sanayi, depolama ve liman alanlarının dönüştürülmesi, tarihsel kent bölgelerinin korunması, yıpranmış kent dokularının yenilenmesi, depreme dayanıklı kesimlere dönük kentsel çevrenin yeniden yapılanmasına yönelik çalışmaları kapsamaktadır. Tüm bu çalışmalar beraberinde birçok tartışmayı da gündeme taşımıştır.

Bugünün modern planlama yaklaşımlarında, sürdürülebilirlik ve dönüşüm kavramlarının bir arada ele alındığı, özel ve kamu sektörünün birlikte yer aldığı, kentsel yapıdaki “yarışmacı üstünlükler”in geliştirildiği, farklı toplumsal grupların paydaş olarak tanındığı, kamuya dönük payların belirlendiği, işlevlerin yeniden tanımlandığı, “hesap verebilir” ve “şeffaf” bir kentsel proje süreci tanımlanmaktadır.

Görülebileceği üzere bu tartışmaların farklı düzeyde tartışılması gereken başlıkları bulunmaktadır.

Ancak son dönemlerde bu tartışmalara bir de “sertifikasyon” sistemleri eklendi. İlk bakışta “yeşil bina” alanında olduğu düşünülen bu sertifikasyon sistemlerinin “mahalle” düzeyine çıktığı giderek, sosyal ve ekonomik sektörleri de içerecek şekilde önemli “ölçüm kriterleri” getirdiği görülmeye başlandı.

• Gündeme yeni gelen sertifikasyon sistemlerine ilişkin olarak muhtemel tartışma konuları şu başlıklarda olabilir;

• Sertifikasyon sistemlerinin bir “prestij projesi”nin parçası olarak sadece bir “satış stratejisi” düzeyinde kalıp kalmayacağı,

• Farklı ülkelerin kullandığı farklı sertifikasyon sistemlerinin ülkemize nasıl uyarlanacağı, (Çedbik Breeam adaptasyon çalışmalarına devam etmektedir.)

• “İmar”ı düzenleyen yönetmeliklerle birlikte nasıl bir yasal çerçeve oluşturulacağı,

Sertifikasyon alan ile almayan arasında yapılaşma koşulları açısından bir fark olup olmayacağı.

Tüm bu açıklamaların ardından konunun tek boyutlu olmadığı, geleneksel planlama ve tasarım çözümlemeleri ile “bütün”ün kavranmasının zor olduğu, bu nedenle de yenilikçi, stratejik yaklaşımlar açısından yeni tartışmaların yapılması, uygulanmış örnek sayısının çoğaltılması önem kazanacaktır.

KAYNAKÇA

Anthony Giddens, Sosyoloji, Birey Yayıncılık

BM – Dünya Çevre Ve Kalkınma Komisyonu, Ortak Geleceğimiz, Türkiye Çevre Sorunları Vakfı

Bozkurt Güvenç, İnsan ve Kültür, Remzi Kitabevi

Commission of the European Communities, COM (2000) 1100, URBAN II, Brussels, 28.4.00

Commission of the European Communities, COM (2002) 308 final, The programming of the Structural Funds 2000-2006 : an initial assessment of the Urban Initiative, Brussels, 14.6.2002

Commission of the European Communities, COM (2004)60 final, Towards a thematic strategy on the urban environment, Brussels, 11.02.2004

Commission of the European Communities, COM (2005) 218 final, Draft Declaration on Guiding Principles for Sustainable Development, Brussels, 25.5.2005

Commission of the European Communities, SEC (2005) 161 final, Sustainable Development Indicators to monitor the implementation of the EU Sustainable Development Strategy, Brussels, 9.2.2005

Commission of the European Communities, Sustainable Urban Development In The European Union: A Framework for Action,

David Harvey, Sosyal Adalet ve Şehir, Metis Yayıncılık

Donella Meadows, Dennis L. Meadows, Jorgen Randers, William W. Behrens, Ekonomik Büyümenin Sınırları, Çeviri, İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi

European Union Regional Policy, Partnership with the Cities The URBAN Community Initiative, Brochure, 2003

Felix Guattari, Üç Ekoloji , Hil Yayın

ISOCARP Review, Low Carbon Cities, Porto, 2009

ISOCARP Review, Urban Trialogues Co-productive ways to relate visioning and strategic urban projects, Antwerp, 2007

ISOCARP Review, Making Spaces for the creative Economy, Bilbao, 2005

Korkut Tuna, Şehirlerin Ortaya Çıkış Ve Yaygınlaşması Üzerine Sosyolojik Bir Deneme, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi

Manuel Castells, Jordi Borja, Local and Global, Management of Cities in the Information Age, Habitat Report, Istanbul Conference, London, 1997

Max Weber, Şehir, Bakış Yayınları

Mihajlo Mesarovic, Eduard Pestel, Dönüm Noktasındaki İnsanlık, (Roma Kulübü’ne İkinci Rapor), İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi,

Murray Bookchin, Ekolojik Bir Topluma Doğru, Ayrıntı Yayınları

Murray Bookchin, Toplumsal Ekolojinin Felsefesi, Kabalcı Yayınevi

The Aalborg Commitments,2004, Danimarka, http://www.aalborgplus10.dk/media/pdf2004/finaldraftaalborgcommitments.pdf

Zerrin Yener ve Kumru Arapkirlioğlu, Avrupa Kentsel Şartı, İçişleri Bakanlığı Mahalli İdareler Genel Müdürlüğü Yayını, Ankara 1996.

Yorum yaz...

Teşekkür ederiz. Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.
Üzgünüm. Yorumunuz gönderilemedi. Lütfen tekrar deneyin.
  • (Yayınlanmayacak)