EkoYapı Dergisi - Ekolojik Yapılar ve Yerleşim Dergisi

Duvarın Karşıtlığı Kapı

Antik çağlardan günümüze yapılara ve mekanlara girip çıkmayı sağlayan kapıların bu somut İşlevlerinin yanı sıra sanattan felsefeye kadar birçok alanda da simgelediği soyut anlamları vardır. Örneğin; Antik Çağ’da kapıların öbür dünyanın gerçek girişi olduğuna inanılıyordu ve önemli yerlere açılan kapıların üzerinde  öbür dünyayı simgeleyen tasarımlar bulunuyordu.

Geçiş ve metamorfoz, kapı sembolü ile temsil edilen en yaygın fikirlerdir; bir yerden başka bir yere geçiş, aydınlık ile karanlık arasındaki geçittir. Açık bir kapı, hoş geldiniz demektir, keşfe davet eder ve araştırma başlatır; kapalı bir kapı ise reddetme, koruma, gizlilik, dışlama ve hapsetmeyi temsil eder. Dişil bir semboldür kapı ve duvarın karşıtlığıdır...

Kapalı bir alanın içine girmeye izin veren ve hareketli bir yapı olan kapı; Türk Dil Kurumu’nun Türkçe sözlüğünde “bir yere girip çıkarken geçilen ve açılıp kapanma düzeni olan duvar veya bölme açıklığı” olarak tanımlanmaktadır.


Yapılan arkeolojik araştırmalara göre kapı ile ilgili en eski kayıtların Antik Çağ’a kadar dayandığı tespit edilmiş, hatta İsviçre’deki arkeologlar tarafından 5000 yıllık bir kapı bulunmuştur.

Antik çağlardan günümüze yapılara ve mekanlara girip çıkmayı sağlayan kapıların bu somut işlevlerinin yanı sıra sanattan felsefeye kadar birçok alanda da simgelediği soyut anlamları vardır. Örneğin; Antik Çağ’da kapıların öbür dünyanın gerçek girişi olduğuna inanılıyordu ve önemli yerlere açılan kapıların üzerinde öbür dünyayı simgeleyen tasarımlar bulunuyordu.

Antik Mısır Mezarlarındaki resimlerde ise kapı; tek bir ahşap parça içinde tek veya çift olarak temsil edilmişti. Mısır Mezarlarında ahşap bir parça olarak simgelenen kapı, King Solomon (Kral Süleyman)’ın tapınağında ise keresteden, zeytin ağacından oyularak yapılmış ve üzeri altın ile kaplanmış. Batı edebiyatının ilk büyük eserlerinden olan İlyada ve Odysseia Destanları’nın Antik Mısır Mezarlarındaki resimlerde ise kapı; tek bir ahşap parça içinde tek veya çift olarak temsil edilmişti. Mısır Mezarlarında ahşap bir parça olarak simgelenen kapı, King Solomon (Kral Süleyman)’ın tapınağında ise keresteden, zeytin ağacından oyularak yapılmış ve üzeri altın ile kaplanmış. Batı edebiyatının ilk büyük eserlerinden olan İlyada ve Odysseia Destanları’nın yazarı veya derleyicisi olduğu kabul edilen Homeros ise şiirlerinde kapıları, gümüş veya pirinçle kaplamış olarak tanımlıyor.

Antik Yunan ve Roma kapıları; tek kapılar, çift kapılar, üçlü kapılar, sürgülü kapılar veya katlanır kapılar ve menteşeli kanatları arkaya yaslanır... MS 1. yüzyılın ortalarında Pompeii’deki İmparatorluk kültünün rahibesi ve aynı zamanda Concordia Augustus’un başhemşiresi olan Eumachia tarafından yaptırılarak şehre hediye edilen Eumachia Binası’nda da üç kanatlı bir kapı resmi vardır. Agrigentum’daki Theron mezarında taşa oyulmuş dört panelli bir kapı var. Mevcut örnekler arasında SS kilisesindeki bronz kapılar bulunmakta ve Roma’daki Cosmas ve Damiano’dakiler Roma metal işlerinin en önemli örnekleridir; iki kanatlı, her biri iki panelli ve bronz çerçevelidir. Panteon’dakilerde ise üst, alt ve ortada dar yatay paneller bulunmaktadır ve tasarım açısından benzerdir. Roma döneminin en önemli iki bronz kapısı ise Lateran Bazilikası’nda bulunmaktadır.

Antik Çağ’da Mısır’ın İskenderiye kentinde yaşamış olan Yunan matematikçi ve mühendis İskenderiyeli Heron (Heron of Alexandria), MS 1. yüzyılda Roma Mısır döneminde, bilinen en eski otomatik kapıyı yarattı. Ayak sensörü tarafından aktive edilen ilk otomatik kapı; Çin’de, Sui İmparatoru Yang döneminde, kendisi için kurulan kraliyet kütüphanesinde yapıldı. İlk otomatik kapı operatörleri ise daha sonra 1206 yılında Arap mucidi İsmail Al-Jazari tarafından yaratıldı. (The Book of Knowledge of Ingenious Mechanical Devices by Al-Jazari in 1206.)

Bakır ve alaşımları Ortaçağ mimarisinin ayrılmaz birer parçasıydı. Örneğin; Bethlehem’deki 6. yüzyıla ait olan Doğuş Kilisesi’nin (Church Of The Nativity) kapıları desenli kesilmiş bronz plakalarla kaplıydı. 8. ve 9. Yüzyılda, Constantinople’deki Ayasofya’nın kapıları tunç işlemeli ve Aix-la-Chapelle Katedrali’nin batı kapıları (9. Yüzyıl) ile Venedik’teki St. Marks’daki kapılar benzer yapılmış, muhtemelen Constantinople (İstanbul)’dan getirilmişti.  

11. ve 12. Yüzyılda çok sayıda bronz kapı örneği bulunmaktadır, en eskisi Almanya’nın Hildesheim kentinde bulunmuştur (1015). Hildesheim tasarımı, Polonya’daki Gniezno kapısının konseptini etkilemiştir. Lincoln’de 12. Yüzyılın erken bir örneği vardır; Fransa, Paris’teki Notre Dame’un kapılarının metal işleri belki de en güzel uygulamalar diyebiliriz. Bu yüzyılın sayısız örneklerini Fransa ve İngiltere’de görebiliriz. İtalya’ya baktığımızda, en ünlü kapılar; kapı çerçeveleri ile birlikte bronz olan Battistero di San Giovanni’nin (Floransa) kapıları, belki de kenarlardan sonra en dikkat çekici olan figürleri modellemek; Mimar Andrea Pisano’nun (1330) Güney girişini kuşlar ve yapraklarla modellenmesi ve Lorenzo Ghiberti’nin (1425-1452) Doğu girişinin güzelliği. Ghiberti, Kuzey kapısında (1402-1424), panelleme ve figür konularında Andrea Pisano ile aynı tasarım şemasını benimsedi ancak Doğu kapısındaki dikdörtgen panellerin tamamını yarım kabartmalarla doldurdu ve burada, Kutsal Kitaptaki konuları sayısız figürlerle resimlendirdi ki bunlar muhtemelen Michelangelo’nun bahsettiği Cennet kapıları...

Roma ve Selçuklu mimarisinden yoğun bir şekilde etkilenen Osmanlı mimarisinin ise en ilgi çekici ve en büyük düzenlemeleri arasında saraylar önemli bir yere sahipti. Klasik Dönemde, ortaya konulan Manisa, Edirne ve Topkapı saraylarında, avluları birbirinden ayıran Bab-ı Sade, Bab-ı Hümayun ve Harem gibi kapılar bulunmakta idi. Batılılaşma Dönemi saraylarında saraybirimlerinin arasında bahçe düzenlemeleri yapılmış; Dolmabahçe Sarayı, Çırağan Sarayı, Beylerbeyi Sarayı ve Yıldız Sarayı’nda gördüğümüz gibi, bu bahçeler birbirlerinden kapılarla ayrılmıştır. Ayrıca, Klasik Dönemde surlara bitişik olarak inşa edilen Bab-ı Selam, Otluk ve Koltuk kapılar da bir takım değişiklikler ile varlığını sürdürmüşlerdir.

Türk mimarisinin önemli unsurlarından biri olan kapılar; yapıların ve sahiplerinin gücünü gösteren en önemli detay olmasının yanı sıra önüne gelenlere verilmek istenen mesajı da verendir.

 Selçuklu ve Osmanlı’nın anıtsal camilerinin taçkapıları, bu tür yapıların dinsel gücünü gösterir. Romalıların, Hititlerin ve daha birçok uygarlığın şehir kapılarının iki yanına konan aslan gibi heykellerin amacı ise kente kötü niyetle gelenlere korku salmaktır. Kale ve surlarla çevrili olan kentlere kontrollü giriş çıkış sağlamak amacıyla yapılan ve tarihsel dönemlerine göre savunma, güvenlik, kamu sağlığı, ticaret, vergilendirme ve törensel faaliyetlerde kullanılan şehir kapılarının önemli bir yeri vardır uygarlık tarihinde. Önünde kanlı savaşların geçtiği, içinden görkemli geçişlerin yapıldığı bu yapılar günümüzde artık şehir yaşamını sessizce izleyen geçmişin tanıkları olmaktan öteye gidemiyor.

Güvenliği ya da gizliliği sağlamak amacıyla yararlanılan kapılar mimaride kullanıldıkları yere ya da coğrafyaya göre değişik biçim ve işlevler alır.

Birçok farklı malzemeden yapılabilen kapıların çeşitlerini incelediğimizde; masif ahşap, çelik, demir, fiberglass ve cam kapılar olarak sıralayabiliriz. Model olarak incelediğimizde ise; katlamalı, kayar panelli ve asma kapılar karşımıza çıkmakta.

Güvenlik ve dekorasyon açısından yaşam alanlarımızda önemli yeri olan kapı, felsefede iki farklı dünyayı simgelerken; bilinenle bilinmeyen, görünenle görünmeyen, ışıkla karanlık arasındaki geçiş anlamına da gelir. Ayrıca yeni bir başlangıcı da simgeleyen kapıların, kapalı olmasının birşeylerin gizlenmesini, açık olmasının ise gizlerin ortadan kalkmasını simgelediğini görürüz.

Günlük konuşma dilinde de kendine bolca yer bulur kapı; “kapı kapı dolaşmak” çok gezmeyi, “kapı gibi” gücü, “kapı dışarı etmek” kovulmayı, “kapı komşusu” yakın komşuyu, “kapıda kalmak” eve girememeyi, “kapıdan çevirmek” içeri almamayı, “kapıdan kovsan bacadan düşer” yüzsüz kişileri, “kapılar yüzüne kapanmak” gidecek yerin kalmamasını, “kapısını aşındırmak” bir yere çok sık gitmeyi, “kapıyı büyük açmak” risk almayı, “kapıyı göstermek” birini kovmayı, “dış kapının mandalı” yabancıyı, “devlet kapısı” devletin kurumlarını, “kapıya dayanmak” zorla bir yere girmeye çalışmayı, “ekmek kapısı” para kazanılan işi, “kapıyı odun etmek” fakirliği anlatır...


Yorum yaz...

Teşekkür ederiz. Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.
Üzgünüm. Yorumunuz gönderilemedi. Lütfen tekrar deneyin.
  • (Yayınlanmayacak)