Mimarinin en önemli ögeleri ışık ve hacim…

AHMET ALATAŞ

ALATAŞ MİMARLIK

03 Mart 2015

kibrID MATERIAL Sponsorluğunda

Masaya oturup tasarladığınız bazı şeyler olmuyor, önce bir bağ kurmaya çalışıyorsunuz derken o bağın getirdiği bir takım problemler çıkıyor ortaya. Onları çözmek için yeni öGeler eklemeye başlıyorsunuz. Zaten bunların hepsinin sonucunda bir sonuç ortaya çıkıyor ve bu sizin tasarladığınız yapı oluyor.

Sizce ülke ve sektör olarak sürdürülebilir mimariyi uygulayabiliyor muyuz?


Çevre duyarlı mimarlık aslında yeni bir şey değil. Yeşil mimari ve LEED Sertifikaları sanki yeni bir şeymiş gibi bir süredir ticari olarak pazarlanıyor, Bence bu yüzyılın başından itibaren her sorumlu ve iyi mimar, zaten binalarını tasarlarken bu konuya önem verip güneşi ve suyu doğru kullanıyordu, atıklarını doğru işliyordu. Uzun süre Viyana’da yaşadım orada bu bizim tasarımlarımızın, günlük yaşantımızın bir parçasıydı. Bu sadece mimariyle ya da mesleğinizle olabilecek bir şey değil, evinizde de çöpünüzü ona göre ayırmaya çalışıyorsunuz, elektriğinizi ve suyunuzu daha idareli harcıyorsunuz. Sürdürülebilirlik toplumda yer alması gereken genel bir bilinç; bizim mesleğimizde de çok uzun zamandır var olan ve olması gereken değerler. Bugün bu kadar öne çıkması ve bahsedilmesi ticari bir pazarlama şekli. Açıkçası ben bunu bir miktar itici buluyorum. Kendi yapılarım veya binalar hakkında bu konuda çok fazla konuşmamayı hatta hiç değinmemeyi tercih ediyorum; ama diğer taraftan bunlara dikkat etmiyor muyuz? Tabi ki ediyoruz.


Kemerburgaz’da yaptığımız cam ev, tamamen camdan bir küp. 8 metreye 17 metre bir büyüklüğü var; 6 metre yüksekliğinde güneye bakan cam cephesi var. Bu yapının içerisinde klima alt yapısını hazırladık; ama klimaları hiçbir zaman takmadık ve kullanmadık. Yapıyı o şekilde kullanmayı becerdik. Yapıyı zeminden biraz yükselterek altına bir iklimlendirme havuzu yaptık; bina ile havuz arasındaki serin hava tamamen ikinci bir kabuk olarak binayı sarıyor ve güneşin dışarıdaki spinlere vurmasıyla oluşan ısı tahsisi havanın sürekli olarak sirkülasyonuna sebep oluyor.

Yalın Evler Projesi’nde de dairelerin hepsi doğu-batı istikametinde. Herkes yeteri kadar gün ışığını alıp kullanabiliyor. Gün boyunca, binanın çatısında cam bir açıklık var yine doğu-batı istikametinde yön ışığı ortadaki gün içerisinde merdiven boşluğu olarak dairelerin oradan belirli bir şekilde ısınmasını sağlıyor. Duyarlı bir insan olarak nasıl olur da bu bina gerçekten çalışır diyerek yaptığımız çözümler bunlar. Öteki taraftan bunu değerlendirmeyi gerçekten bilmiyorum, bu sertifikaları almak için hiç uğraşmadım, nasıl alındığını da bilmiyorum. Mutlaka eksiklerimiz de vardır.

Masaya oturup tasarladığınız bazı şeyler olmuyor, önce bir bağ kurmaya çalışıyorsunuz derken o bağın getirdiği bir takım problemler çıkıyor ortaya.

Çağdaş teknolojilerle çevre duyarlı malzemeler artık üretiliyor ve Türkiye’de de buna ulaşabiliyoruz. Bu malzemeleri tanıyıp yeteri kadar kullanabiliyor muyuz?

Bu malzemeleri çeşitli şekillerde birbirinden ayırabileceğimizi düşünüyorum; öncellikle üretim aşamasında insana ve çevreye zarar verebilirler, daha sonra bazı malzemeler kullandığınızda o binanın projelerinie zarar verebiliyor. Yapının içerisinde bitümlü malzemeleri veya benzer kanserojen malzemeleri kullanmamaya dikkat ediyoruz.

Belki malzemelerin üretim prosesindeki zararları konusunda çok duyarlı değildik; ancak o konuda daha sorumluluk sahibi ve duyarlı olmamız gerektiğine inanıyorum. Ama bu demek değil ki epoksiyi hiçbir zaman kullanmayacağım. Bugünün teknolojisinde ve şartlarında belirli malzemeler var ki bunların hepsinden vazgeçmek başka tür bir kararlılığı gerektiriyor. Doğru olacağına inanıyorum; ama galiba benim seçimim değil.
Aslında tamamen ekolojik malzemeler kullanarak bir mimari yapı oluşturabilirsiniz; ama o başka bir yaklaşım, başka bir bakış açısı galiba. Benim tercihim değil.

Kullanmayı en çok tercih ettiğiniz yapı malzemeleri hangileri?


Bu soruya benim yanıt vermem zor; ancak başkasına sorarsanız cam der benim için. Bence yapıda malzeme çok önemli değil. Mimarinin en önemli öğeleri ışık ve hacim. Hacmi doğru yarattığınızda, ışığı doğru kullandığınızda bir de yapının içi ile dışı arsındaki ilişkiyi, içinde yaşayan insanların da doğayla ve çevreyle olan ilişkilerini doğru kurguladığınızda iyi bir bina ortaya çıkıyor. Binanın mimari kalitesinde demir kullanılması, brüt beton bırakılmış olması, ahşap olması ya da doğal taş kullanılması benim fikrime göre çok büyük bir fark yaratmıyor. Bu yüzden müteahhit arkadaşlarla yaptığımız çalışmalarda genelde fikirlerimizi belirtiriz ama malzeme bilgisi hiç yazmayız, onları zorlamayız. Çoğu zaman bizim arzu ettiğimizin çok dışında seçimler yaptıklarında bile hacim doğru yaratılmış, ışık doğru kullanılmış ise doğru geri dönüşler alınabildiğini görüyoruz diyebilirim.

Türkiye’de araziler üzerindeki mevcut inşaat izinleri çok fazla ve emsaller çok yüksek. Siz ne kadar çaba gösterseniz de doğru bir yapı yapmak güçleşiyor.

Bu sayımızın dosya konularından biri cephe mimarisi ve cephe çözümleri. Yapının kimliği olan cepheler kent mimarisi, dokusu ve sürdürülebilirliği açısından önem taşımakta. Bu bağlamda cephe mimarisinin biçim, işlev, yapı ve anlam açısından önemi nedir?

Yapının içindeki yaşantısıyla dışı arasındaki ilişki ve aradaki bağ çok önemli. Cephe bu bağlamda belki de en önemli fonksiyona sahip. Biz çalışmalarımızda mümkün olduğunca geçirgen yapılar yapmaya çabalıyoruz. Bunun birçok sebebi var; eğer bir konut projesi yapıyorsak iç hacimler yeteri kadar büyük olamayabiliyor, dışarıdaki hacimden biraz çalmak onu içeriye katmak için transparanlığı, geçirgenliği arzulayabiliyoruz veya ışığı daha iyi kullanmak istiyoruz.

Bu aslında çok katmanlı bir konu. Ne yazık ki Türkiye’de cephe bir fotoğrafmış gibi alınıp herhangi bir binanın üzerine yapıştırılıyor; sonra bu cephe birçok başka binaya da yapıştırılmaya çabalanıyor. Cepheyi doğru tasarlayabilmek için arkasındaki konstrüksiyonu doğru yaparak başlamanız lazım. Biz IPera’yı yaparken Galata’da betonarme bir bina hazırlıyorduk. Cepheye paralel istikametteki taşıyıcı elemanları perdelerle oluşturmak istemiştik. Perdeleri zorladık ve onları çelik ince çaprazlara dönüştürdük; daha doğrusu cephede dış mekan ile iç mekan arasında hiçbir engel kalmasın diye çabaladık. Kirişleri tamamıyla kaldırdık. Bunların hepsini yaptıktan sonra kenarda 10 santim döşemeleri olan daha sonra 20 santime genişleyen, dış cephesinde başka hiçbir taşıyıcı strüktürü olmayan bir yapı oluşturmayı becerdik. Bunun ardından cam cepheyi getirip onun üzerine taktık. Cepheyi oraya yerleştirirken arkasındaki ön hazırlığı iyi yaptığınızda, hazırladığınız çalışma daha anlamlı oluyor. Etkisi de daha iyi oluyor. Oradaki amacımız nötron ışığı içeri alırken içerideki küçük yaşantı birimlerini dışarısıyla doğru şekilde buluşturmaktı.

Cepheyi başarıyla yerleştirmek önemli diyorsunuz. Peki bunun öncesinde ya da sonrasında başka zorluklar yaşanıyor mu?

Daha sonra başka şeylerle karşılaşıyorsunuz. Güneş bir problem olarak karşınıza çıkıyor; güneşten cepheyi korumak ve iklim şartlarını kontrol edebilmek için ikinci bir kabuk yapma ihtiyacı hissediyorsunuz.
Masaya oturup tasarladığınız bazı şeyler olmuyor, önce bir bağ kurmaya çalışıyorsunuz derken o bağın getirdiği bir takım problemler çıkıyor ortaya. Onları çözmek için yeni ögeler eklemeye başlıyorsunuz. Zaten bunların hepsinin sonucunda bir sonuç ortaya çıkıyor ve bu sizin tasarladığınız yapı oluyor. Cephede aynen bahsettiğim gibi binanın konstrüksiyonundan başlayarak dışarıdaki güneş, hatta çevredeki bazı sosyal ve hatta çevresel faktörler bile etki ediyor. İnsanlar bizim hep camla tasarladığımızı düşünerek çok yanılıyor. Belki şuana kadar yaptığımız yapılarda gerçekten o geçirgenliğe ihtiyacımız vardı ve o şekilde yapılar tasarladık.

Benim bazı projelerim isyan projelerim. Türkiye’ye döndüğümde yaşadığım daire bir binanın zemin katında iki tane bir metreye bir metre penceresi olan ve gün içinde bile elektrik ışığı kullandırmayı gerektiren çok karanlık bir daireydi. Hep bu cepheyi açıp biraz dışarıyla buluşmayı ve hayatı dönüştürmeyi hayal ediyordum.

iPera’da yapıyı bir bina gibi algılatmak yerine bir heykel yerleştiriyormuş gibi şehrin içerisine tamamıyla yabancı bir cisim koymayı seçmiştik.

Bina kabuğunun özelliklerinin binanın iklimlendirmesi açısından da çok önemli olduğunu biliyoruz. Cephelerde uygulanan enerji etkin çözümlerden biraz bahsedebilir misiniz?

IPera’da yapıyı bir bina gibi algılatmak yerine bir heykel yerleştiriyormuş gibi şehrin içerisine tamamıyla yabancı bir cisim koymayı seçmiştik; ama bunu yaparken de bize cisim havasını verecek olan kabuk aynı zamanda bahsetmiş olduğumuz bütün bu iklimlendirme şartlarını sağlayan çok fonksiyonlu bir kabuktu.

Türkiye’de araziler üzerindeki mevcut inşaat izinleri çok fazla ve emsaller çok yüksek. Siz ne kadar çaba gösterseniz de doğru bir yapı yapmak güçleşiyor. Arazi üzerinde binaları nasıl yerleştirelim diye çalışırken, genelde yola çıkış noktamız doğanın bize nasıl şartlar sunduğu, güneşi en verimli kullanış imkanımız ve burada yaşayacak insanların her birinin günün en azından yarı zamanına kadar güneşten faydalanmasını mümkün kılmaya çalışmak oluyor.

Bütün yaptığımız projeler bizim için aslında bir deney; hiçbirinin çok öncesinde hesaplanmış bilimsel, matematiksel sonuçları yok. Mimarlık zaten öyle bir meslek hiçbir zaman yaptığınız bir işte başlarken sonucunda nasıl bir netice alacağınıza dair yüzde 100 veri yok. Yalın Evler Projesi’nde daireleri doğu-batı yönünde yerleştirdikten sonra güneşi kontrol etmek için yine kabuğumuzu yaptık, bu kabuk aynı zamanda bizi soğuktan da koruyor. Kemerburgaz İstanbul’a göre 4-5 derece daha soğuk. Binanın dışında cepheden bir metre uzakta bir kabuk olması binadan kaybolan ısının arada bir miktar daha vakit geçirmesini, rüzgarın çok fazla girememesini ve bu yüzden de ısının korunmasını sağlıyor. Onun dışında binanın çatısında güneş panellerimiz vardı, güneş enerjisinden bir takım ihtiyaçlarımızı karşılamak için. O şu anda hayata geçmedi. Geçtiği durumda o yapıda gerçekten çok fonksiyonlu bir kabuk ve cephe yapmayı becerdiğimizi düşünüyorum. Isı kaybını engellerken hem yazın güneş kontrolünü sağlayan hem de kışın gerektiğinde ısınma için kullanılabilecek bir sistem yarattığımızı düşünüyorum.

Akıllı teknolojileri her yerde kullanıyoruz. Akıllı cephe var mı? Varsa akıllı cepheler deyince ne anlamalıyız, neleri kullanmalıyız?

Akıllı cepheler dediğimizde zannediyorum bu bahsettiğimiz şeylerin belirli bir otomasyon sisteminde çalışıyor olması lazım. İçindeki kullanıcıların manuel olarak kullanmasının veya yönetmesinin dışında bir otomatik araba kullanmak gibi aslında. Şartlara göre kendisini ayarlayabilen, şekil değiştirebilen cephe herhalde en verimli olanıdır diye düşünüyorum.

Peki uygulamanız var mı?

Hayır, bunun da sebebinin Türkiye’deki bütçesel sebepler olduğunu düşünüyorum. Kullanmayı düşündüğümüz çalışmalar var; hatta şeklini değiştirerek hareket ederek güneşle ilişkisini değiştiren bir cephe önerimiz vardı. Lameller günün belli saatlerinde güneşi takip edip dönerek derin yapıda iç noktalara kadar gün ışığı alımını sağlayacaktı. Bunun benzeri bir proje Hong Kong HSBC Bankası; bina çok büyük bir yansıtıcı aynayla ışık alıyor. Bunu büyük bir yansıtıcı ayna ile değil de bütün bir cephe boyunca çok küçük lamellerle yapmaya gayret ettik ama gerçekleşmedi; çünkü Türkiye’de bu tip projeleri gerçekleştirmek için biraz sabra ihtiyaç var ve ısrarla üzerine gitmek gerekiyor.
Türkiye’de yapılan, en azından bizim karşılaştığımız yurtdışı projeleri bana çok enteresan gelmedi. Hepsi ticari projeler ve aslında mimari anlamda böyle bir proje yapmanın çok kolay olduğunu düşünmüyorum.

Günümüz mimarisinde ikonik, yenilikçi, sürdürülebilir cephelerin değerlendirmesini yaptığımızda örnek verebileceğiniz bir yapı aklınıza geliyor mu?

Bizim yaptığımız yapıların çoğu sürdürülebilir anlamda çok doğru çözümlere sahip ama o şekilde düşünülerek yapılmamış, o şekilde pazarlanmamış çalışmalar.


Yorum yaz...

Teşekkür ederiz. Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.
Üzgünüm. Yorumunuz gönderilemedi. Lütfen tekrar deneyin.
  • (Yayınlanmayacak)