<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" >

<channel>
	<title>RÖPORTAJ &#8211; EkoYapı Dergisi</title>
	<atom:link href="https://ekoyapidergisi.org/category/roportaj/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://ekoyapidergisi.org</link>
	<description>Sorumlu Mimarlık ve Yapı Platformu</description>
	<lastBuildDate>Mon, 04 May 2026 12:18:54 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/03/cropped-ekoyapi_logo-32x32.png</url>
	<title>RÖPORTAJ &#8211; EkoYapı Dergisi</title>
	<link>https://ekoyapidergisi.org</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Kaan Öncüoğlu: Sorumlu Mimarlıkta Malzemenin ve Verinin Rolü</title>
		<link>https://ekoyapidergisi.org/kaan-oncuoglu-sorumlu-mimarlik/</link>
					<comments>https://ekoyapidergisi.org/kaan-oncuoglu-sorumlu-mimarlik/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editör]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 04 May 2026 12:08:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[RÖPORTAJ]]></category>
		<category><![CDATA[MİMAR GÖRÜŞLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[Kaan Öncüoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Sorumlu Mimarlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ekoyapidergisi.org/?p=85671</guid>

					<description><![CDATA[“Kaan Öncüoğlu, mimarlık, kentsel tasarım ve stratejik planlama alanlarında çalışan KODS’un kurucusu ve London Turkish Architects Association (LTAA) başkanıdır. Farklı ölçeklerde ve coğrafyalarda projeler geliştiren Öncüoğlu, kullanıcı deneyimi, veri odaklı tasarım ve sürdürülebilirlik ekseninde çalışan bir yaklaşım benimsemektedir.” Mimarlıkta “sorumluluk” kavramı sizin için ne ifade ediyor? Kendi pratiğinizde bu sorumluluk en çok hangi aşamalarda, hangi [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><em>“Kaan Öncüoğlu, mimarlık, kentsel tasarım ve stratejik planlama alanlarında çalışan KODS’un kurucusu ve London Turkish Architects Association (LTAA) başkanıdır.</em></p>



<p><em>Farklı ölçeklerde ve coğrafyalarda projeler geliştiren Öncüoğlu, kullanıcı deneyimi, veri odaklı tasarım ve sürdürülebilirlik ekseninde çalışan bir yaklaşım benimsemektedir.”</em></p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img fetchpriority="high" decoding="async" width="604" height="756" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/05/KaanOncuoglu-ekoyapi.webp" alt="" class="wp-image-85672" srcset="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/05/KaanOncuoglu-ekoyapi.webp 604w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/05/KaanOncuoglu-ekoyapi-240x300.webp 240w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/05/KaanOncuoglu-ekoyapi-336x420.webp 336w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/05/KaanOncuoglu-ekoyapi-150x188.webp 150w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/05/KaanOncuoglu-ekoyapi-300x375.webp 300w" sizes="(max-width: 604px) 100vw, 604px" /><figcaption class="wp-element-caption"><br>KAAN ÖNCÜOĞLU, Ortak, Öncüoğlu Architects / LTAA Başkanı<br></figcaption></figure>



<p><strong><a href="https://ekoyapidergisi.org/mimarlikta-sorumluluk/">Mimarlıkta “sorumluluk” </a>kavramı sizin için ne ifade ediyor? Kendi pratiğinizde bu sorumluluk en çok hangi aşamalarda, hangi ölçeklerde görünür hâle geliyor?</strong></p>



<p><strong>Kaan Öncüoğlu:</strong> Mimarlık geçmişte daha çok teknik gereksinimlerin karşılanması ve yapısal sorumlulukların yerine getirilmesi çerçevesinde ele alınırken, günümüzde odağını giderek daha fazla kullanıcı ve çevre odaklı bir yaklaşım üzerine kurmakta. Bu dönüşüm, tasarım felsefesi ve prensiplerinin kullanıcı merkezli bir anlayışla yeniden ele alınmasını gerektiriyor. Sağlık, mutluluk ve verimlilik gibi kullanıcı deneyimini doğrudan etkileyen kriterlerin karşılanabilmesi için çevresel faktörlerin dikkatle değerlendirilmesi ve stratejik, sürdürülebilir kararların tasarım ve uygulama süreçlerine entegre edilmesi büyük önem taşıyor.</p>



<p>Projelerimizde programlar arası ulaşım süreleri, kullanıcıların mekânlarda geçirdiği süreler ve metrekare başına verimlilik gibi parametreler; özellikle verinin yönlendirici olduğu bu dönemde, kullanıcı deneyimini ölçen önemli başlıca başarı metrikleri haline geldi. Beraberinde, kamusal ve yarı kamusal alanların kullanım yoğunluğu, farklı fonksiyonlar arasındaki etkileşim ve sinerji, gün ışığına erişim oranı, görsel ve fiziksel bağlantıların sürekliliği, açık alanların erişilebilirliği ve aktif kullanım potansiyeli gibi kriterler de proje ölçeği arttıkça hesaba kattığımız tasarım kararlarımızı yönlendiren önemli göstergeler arasında.</p>



<p>Biz de özellikle büyük ölçekli projelerimizde bu yaklaşımı tasarım sürecinin en erken aşamalarından itibaren ele alıyoruz. Gün ışığının yapıya etkin şekilde dahil edilmesi, ferah ve akıcı sirkülasyon alanlarının oluşturulması ve fonksiyonların çevresel ve kentsel bağlamla ilişkili biçimde konumlandırılması gibi kriterleri, konsept aşamasında mimari kurgunun temel girdileri olarak değerlendiriyoruz. Bu yaklaşım, nitelikli mekânsal deneyimler üretmenin yanı sıra yapıların kendi topluluk yapısını kurgulamasına uygun zemin hazırlayan, uzun vadede sürdürülebilir, esnek ve değişen ihtiyaçlara uyum sağlayabilecek bir altyapıya sahip olmasını hedefliyor.</p>



<p><strong>Sorumlu mimarlıkta malzeme seçimini nasıl değerlendiriyorsunuz? Malzeme tercihleriniz sizce yalnızca teknik bir karar mı, yoksa mimarın etik duruşunu da yansıtan bir tercih mi?</strong></p>



<p><strong>Kaan Öncüoğlu:</strong> Spesifikasyon, özellikle teknik sorumluluk açısından, bir projenin hayata geçirildikten sonraki sağlıklı ömrünü ve uzun vadeli performansını belirleyen en temel unsurlardan biri. Malzeme ve ürün seçimleri ise hem mimari vizyonun fiziksel gerçekliğe dönüşmesindeki en belirleyici araçlardan biri, hem de mimarın tasarım kararlarının kullanıcı veya ziyaretçi ile doğrudan temas eden en görünür çıktısı.</p>



<p>Bu nedenle üreticilerin rolü de giderek yalnızca bir ürün veya hizmet sağlayıcı olmaktan çıkarak, tasarım sürecinin aktif bir parçası olan çözüm ortaklığına evrilmekte. Mimaride, tasarım hedeflerine, performans kriterlerine ve proje özelindeki ihtiyaçlara karşılık veren uygulanabilir ve sürdürülebilir tercihler her zaman öncelikli olmalıdır.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ekoyapidergisi.org/kaan-oncuoglu-sorumlu-mimarlik/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mehpare Evrenol: Sorumlu Mimarlıkta Malzeme Seçimi</title>
		<link>https://ekoyapidergisi.org/mehpare-evrenol-malzeme-secimi/</link>
					<comments>https://ekoyapidergisi.org/mehpare-evrenol-malzeme-secimi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editör]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 04 May 2026 12:01:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[RÖPORTAJ]]></category>
		<category><![CDATA[MANŞET]]></category>
		<category><![CDATA[MİMAR GÖRÜŞLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[Mehpare Evrenol]]></category>
		<category><![CDATA[Sorumlu Mimarlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ekoyapidergisi.org/?p=85666</guid>

					<description><![CDATA[Mehpare Evrenol: Mimarlıkta sorumluluk, yalnızca bir yapı üretmekten öte; kente, kullanıcıya ve zamana karşı bir tavır almak anlamına geliyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><em>“Mehpare Evrenol, mimarlık, kentsel tasarım ve iç mimarlık alanlarında çalışan Evrenol Architects’in kurucu ortağıdır.</em></p>



<p><em>Günümüzde, kentsel ölçekli projelerden mimari ve iç mimari çalışmalara uzanan geniş bir yelpazede üretim yapan ofisin yönetimini sürdürmektedir.”</em></p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="756" height="504" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/05/Mehpare-evrenol_ekoyapi.webp" alt="" class="wp-image-85667" srcset="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/05/Mehpare-evrenol_ekoyapi.webp 756w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/05/Mehpare-evrenol_ekoyapi-300x200.webp 300w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/05/Mehpare-evrenol_ekoyapi-630x420.webp 630w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/05/Mehpare-evrenol_ekoyapi-150x100.webp 150w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/05/Mehpare-evrenol_ekoyapi-696x464.webp 696w" sizes="(max-width: 756px) 100vw, 756px" /><figcaption class="wp-element-caption">MEHPARE EVRENOL, Kurucu Ortak, Evrenol Architects<br></figcaption></figure>



<p><strong>Mimarlıkta “sorumluluk” kavramı sizin için ne ifade ediyor? Kendi pratiğinizde bu sorumluluk en çok hangi aşamalarda, hangi ölçeklerde görünür hâle geliyor?&nbsp;</strong></p>



<p><strong>Mehpare Evrenol:</strong>  </p>



<p> yalnızca bir yapı üretmekten öte; kente, kullanıcıya ve zamana karşı bir tavır almak anlamına geliyor. Bir projenin bulunduğu bağlamla kurduğu ilişkiyi, kamusal etkisini, kullanıcı deneyimini ve uzun vadede sürdürülebilirliğini bu sorumluluğun temel başlıkları olarak görüyorum. </p>



<p>Tasarlanan her yapının kent dokusuna eklenen kalıcı bir katman olduğu bilincinde olmak ise karar süreçlerindeki sorumluluk duygusunu güçlendiriyor. Kendi pratiğimizde bu sorumluluk en çok erken tasarım aşamasında ve kütlesel kararlar alınırken görünür hale geliyor. Yapının konumu, ölçeği, çevreyle kurduğu ilişki ve kamusal alana katkısı, yalnızca estetik değil etik bir karar alanı.&nbsp;</p>



<p>Aynı şekilde iç mekân ölçeğinde de kullanıcı konforu, ışık, malzeme ve mekânsal süreklilik üzerinden bu sorumluluk devam ediyor. Yani hem kentsel ölçekte hem detay ölçeğinde, tasarımın her aşamasında sorumluluk kavramı aktif bir rol üstleniyor.&nbsp;</p>



<p><strong>Sorumlu mimarlıkta malzeme seçimini nasıl değerlendiriyorsunuz? Malzeme tercihleriniz sizce yalnızca teknik bir karar mı, yoksa mimarın etik duruşunu da yansıtan bir tercih mi?</strong></p>



<p><strong>Mehpare Evrenol:</strong> Sorumlu mimarlıkta malzeme seçimi, yalnızca teknik bir performans meselesi değil; mimarın duruşunu ve projeye yaklaşımını yansıtan önemli bir karar alanı. Malzemenin ömrü, çevresel etkisi, bakım gereksinimi ve kullanıcı deneyimine katkısı birlikte değerlendirilmek zorunda. </p>



<p>Bu nedenle malzeme tercihi, estetik ve teknik kriterlerin ötesinde, projenin değerleriyle kurduğu ilişkiyi de ifade eder. Dayanıklı, sürdürülebilir ve zamana karşı direnen malzemeler kullanmak; yapının uzun vadede değerini korumasını sağlamak ve çevresel etkisini azaltmak anlamına geliyor.&nbsp;</p>



<p>Bu açıdan bakıldığında malzeme seçimi, mimarın etik yaklaşımını ve sorumluluk bilincini doğrudan yansıtan bir tasarım kararıdır.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ekoyapidergisi.org/mehpare-evrenol-malzeme-secimi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Selçuk Avcı: Bir Mimar Etik Fikrinden Kaçamaz</title>
		<link>https://ekoyapidergisi.org/selcuk-avci-bir-mimar-etik-fikrinden-kacamaz/</link>
					<comments>https://ekoyapidergisi.org/selcuk-avci-bir-mimar-etik-fikrinden-kacamaz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editör]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 04 May 2026 11:04:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[MİMAR GÖRÜŞLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[MANŞET]]></category>
		<category><![CDATA[RÖPORTAJ]]></category>
		<category><![CDATA[Selçuk Avcı]]></category>
		<category><![CDATA[Sorumlu Mimarlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ekoyapidergisi.org/?p=85607</guid>

					<description><![CDATA[Bu bölümde, Mimarlıkta Sorumluluk: Malzeme Seçimi konulu makalede kurduğumuz çerçevenin mimarlık pratiğinde nasıl karşılık bulduğunu görmek üzere Mimar Selçuk Avcı ile konuştuk. Sorumluluk kavramının tasarım süreçlerinde hangi aşamalarda görünür hale geldiğini ve malzeme seçiminin teknik bir kararın ötesine geçip geçmediğini onların deneyimleri üzerinden paylaşmak istedik. “Selçuk Avcı, mimarlık, kentsel tasarım ve araştırma alanlarında çalışan Avcı [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Bu bölümde, <a href="https://ekoyapidergisi.org/mimarlikta-sorumluluk/">Mimarlıkta Sorumluluk:</a> Malzeme Seçimi konulu makalede kurduğumuz çerçevenin mimarlık pratiğinde nasıl karşılık bulduğunu görmek üzere Mimar Selçuk Avcı ile konuştuk.</p>



<p>Sorumluluk kavramının tasarım süreçlerinde hangi aşamalarda görünür hale geldiğini ve malzeme seçiminin teknik bir kararın ötesine geçip geçmediğini onların deneyimleri üzerinden paylaşmak istedik.</p>



<p><em>“Selçuk Avcı, mimarlık, kentsel tasarım ve araştırma alanlarında çalışan Avcı </em><em>Architects’in kurucusudur.</em></p>



<p><em>Farklı coğrafyalarda konut, karma kullanım ve kentsel ölçekli projeler üzerine çalışan Avcı, ofisinin tasarım yaklaşımını bağlam, yaşam kalitesi ve sürdürülebilirlik odağında geliştirmektedir.”</em></p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="756" height="719" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/05/Selcuk-Avci-1.webp" alt="" class="wp-image-85663" srcset="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/05/Selcuk-Avci-1.webp 756w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/05/Selcuk-Avci-1-300x285.webp 300w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/05/Selcuk-Avci-1-442x420.webp 442w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/05/Selcuk-Avci-1-150x143.webp 150w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/05/Selcuk-Avci-1-696x662.webp 696w" sizes="(max-width: 756px) 100vw, 756px" /><figcaption class="wp-element-caption"><br>SELÇUK AVCI, Kurucu, AVCI ARCHITECTS<br></figcaption></figure>



<p><strong>Mimarlıkta “sorumluluk” kavramı sizin için ne ifade ediyor? Kendi pratiğinizde bu sorumluluk en çok hangi aşamalarda, hangi ölçeklerde görünür hâle geliyor?</strong></p>



<p><strong>Selçuk Avcı:</strong> Derslerimi hep bu sorumluluk notuyla bitiririm. Tam olarak söylersem, son slaytımda şöyle yazar:</p>



<p>“Mimarlar ve tasarımcılar olarak bu gelecek senaryosunda üzerimize düşen rolü anlamalıyız:</p>



<p>Başkalarının düşüncelerini ve davranışlarını etkileme şansına sahip bir noktada duruyoruz. Çünkü çoğunlukla karar süreçlerinin en başında yer alıyoruz. Bize emanet edilen bu eşsiz rol, insanla doğa arasındaki ilişkinin geleceğini belirleme üzerine kurulu bir rol. Bu muazzam ve son derece ciddiye alınması gereken bir sorumluluk.”</p>



<p>Bu genellikle sürdürülebilirlik pratiği üzerine verdiğim bir dersin sonunda gelir; sürdürülebilir tasarım için neler yapabileceğimizi anlatır, kendi işlerimizden örnekler veririm. Ama mimarın rolü açısından sorumluluk fikri, yalnızca sürdürülebilirlikten çok daha derin ve çok daha geniş.</p>



<p>Evet, sürdürülebilir eylem arayışında kilit oyuncularız, ama tek oyuncu biz değiliz. Mühendisler, danışmanlar, uzmanlar da sorumlu bir tasarım felsefesini benimsemek konusunda benzer bir yükümlülük taşırlar. Ama mimar, diğerlerinden daha keskin bir noktada durmalı. Bunu söylerken Türkiye’de ve daha pek çok ülkede bu sorumluluğun tam ağırlığının her zaman anlaşılmadığını ya da gereği gibi uygulanmadığını da biliyorum. Burada eğitimim ve meslek hayatımın ilk yıllarında İngiltere’de içselleştirdiğim bir anlayıştan yola çıkıyorum. Orada mimarın sorumluluğu kapsamlı ve tartışılmaz bir şey olarak anlaşılır. Sözleşmeye dayalıdır, kültüreldir, mimarların eğitimine yerleşiktir ve bir projeyi nasıl yönettiğinizden kamuya karşı yükümlülüğünüzü nasıl düşündüğünüze kadar her şeyi biçimlendirir.</p>



<p>Bu sorumluluk, yapılı çevrenin üretimindeki her sonuca uzanır. Doğal olarak işverenle başlar. Ama onun çok ötesine geçer: çizdiğimiz şeyi inşa edecek yapı ekibinin güvenliğine; tasarımın kullanıcıların ihtiyaçlarını çözmekteki netliğine ve titizliğine; yakın komşularla ilişkiye, daha geniş topluma. Ve nihayetinde, zamana dayanacak bir tasarım üretmek suretiyle tüm insanlığa karşı bir sorumluluk.</p>



<p>“Zamana dayanmak” derken bunu her anlamıyla kastediyorum: binanın teknik dayanıklılığı, kullanılabilirliği ve işlevsel performansı, ergonomik kalitesi ve en önemlisi güzelliği. Güzelliği en sona koyuyorum, en az önemli olduğu için değil, en yüksek hedef olduğu için. Güvenli ve işlevsel ama çirkin bir bina, kamusal alana karşı en derin yükümlülüğünde başarısız olmuş demektir.</p>



<p>Pratikte bu tür bir zihniyet her an aktif olmalı. İlk eskizden şantiyedeki son detaya kadar. Sorumluluğun “kapatılabileceği” bir an yoktur, olmamalıdır. Her aşamada ve her ölçekte görünür olması gerek.</p>



<p><strong>Sorumlu mimarlıkta malzeme seçimini nasıl değerlendiriyorsunuz? Malzeme tercihleriniz sizce yalnızca teknik bir karar mı, yoksa mimarın etik duruşunu da yansıtan bir tercih mi?</strong></p>



<p><strong>Selçuk Avcı:</strong> Bence Türkiye’de malzeme seçim süreciyle ilgili yaygın bir yanlış anlama var. İnsanlar mimarın önce bir şey tasarladığını, sonra malzeme seçtiğini varsayıyor; sanki daha sonra gelen ayrı bir aşamaymış gibi. Oysa gerçek bir mimar için malzeme tasarımdan asla ayrılmaz. En başından itibaren tek bir şeydir.</p>



<p>Bunu en geniş anlamıyla söylüyorum. Bir peyzaja, bir sokak dokusuna, mevcut bir kentsel dokuya yanıt verirken, bağlamın içinde malzemenin ne olması gerektiğine dair o kadar çok ipucu gömülüdür ki. Çoğu zaman ilk ilhamı yerin kendisi verir. Tabii ki malzemeye dair o ilk sezgi, tasarım geliştirme aşamasında sürecin içine başka taraflar girdikçe her zaman ayakta kalmaz. Ama mesele şu ki malzeme üzerine düşünme, tasarımın ilk anında başlar; sonradan gelen idari bir adımda değil.</p>



<p>Soruyu etiğe doğru genişletirsek, evet, en başından uygulanması gereken temel kriterler vardır ve bu doğrudan birinci sorudaki sorumluluk meselesine bağlanır. Bunların en acil olanı karbondur: malzemenin üretiminde, inşaat sırasında ve belki de en kritik olarak binanın işletim ömrü boyunca salınan karbon miktarı. “En kritik” diyorum, çünkü bir binanın ömrü yüzlerce yıla uzanabilir. Bunu şehirlerimizin tarihi dokusunda her yerde görüyoruz; yüzlerce yıllık, hâlâ kullanımda olan binalar. Bir binanın uzun vadeli karbon ayak izi, inşaatının karbon maliyetini çok aşar.</p>



<p>Ama malzeme seçimindeki etik karbonun ötesine geçer. Tasarladığımız şey neredeyse her zaman bir topluluk içinde, bir bağlamda geliştirilir. İşverene karşı açık sorumluluğumuzun ötesinde, en büyük sorumluluğu içinde bulunduğumuz topluma karşı taşırız. Ve bu topluluğun sınırı mahallede, şehirde, hatta ülkede bitmez. Sonuç olarak tüm gezegen bir topluluktur. Gezegenimizi sekiz milyar insanın galakside birlikte, aynı gemide yol aldığı bir “dünya gemisi” olarak düşünürsek, tüm insanlığa karşı bir sorumluluk taşırız. Önemli olan sadece zarar vermemek değil, aktif olarak gezegen için iyi şeyler yapmak.</p>



<p>Dolayısıyla bir mimar etik fikrinden kaçamaz. Kişisel bir etik anlayışı geliştirmek ve bunu tutarlı biçimde uygulamak zorundadır. Bunu tek başına, yalnızca kendi inisiyatifiyle sürdürmenin çoğu zaman zor olduğunu kabul etmek lazım. Bu yüzden meslek kuruluşlarımızın, mimarlar odasının, derneklerin oynayacağı çok önemli bir rol var. Bu etik çerçeveyi geliştirmeli, kodlamalı ve üyelerine uygulamalılar ki meslek içinde hem yön hem de hesap verebilirlik olsun. Çünkü sonuç olarak itibarlarımız birbirine bağlıdır. Herhangi birimizin davranışı, hepimize yansır.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ekoyapidergisi.org/selcuk-avci-bir-mimar-etik-fikrinden-kacamaz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çuhadaroğlu: Küresel Pazarda Cephe Sistemleri</title>
		<link>https://ekoyapidergisi.org/cuhadaroglu-cephe-sistemleri/</link>
					<comments>https://ekoyapidergisi.org/cuhadaroglu-cephe-sistemleri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editör]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 30 Apr 2026 20:44:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İŞ BİRLİĞİ İÇERİKLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[RÖPORTAJ]]></category>
		<category><![CDATA[Cephe Sistemleri]]></category>
		<category><![CDATA[Çuhadaroğlu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ekoyapidergisi.org/?p=85578</guid>

					<description><![CDATA[Çuhadaroğlu, entegre üretim altyapısı ve Ar-Ge yatırımlarıyla küresel pazarlarda büyümesini sürdürüyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<h4 class="wp-block-heading">Türkiye’de alüminyum mimari sistemleri ve cephe teknolojileri alanında köklü bir üretici olan Çuhadaroğlu, entegre üretim altyapısı ve Ar-Ge yatırımlarıyla küresel pazarlarda büyümesini sürdürüyor.</h4>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="567" height="390" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/04/Ali-Tuna-Senatli_resim1.webp" alt="" class="wp-image-85579" srcset="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/04/Ali-Tuna-Senatli_resim1.webp 567w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/04/Ali-Tuna-Senatli_resim1-300x206.webp 300w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/04/Ali-Tuna-Senatli_resim1-150x103.webp 150w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/04/Ali-Tuna-Senatli_resim1-218x150.webp 218w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/04/Ali-Tuna-Senatli_resim1-100x70.webp 100w" sizes="auto, (max-width: 567px) 100vw, 567px" /><figcaption class="wp-element-caption"><br>Çuhadaroğlu Metal Sanayi Satış ve Pazarlama Müdürü / <strong>ALİ TUNA ŞENATLI </strong></figcaption></figure>



<p>Türkiye’de alüminyum mimari sistemleri ve cephe teknolojileri alanında köklü bir üretici olan <a href="https://www.cuhadaroglu.com/" target="_blank" rel="noopener">Çuhadaroğlu Metal Sanayi</a>, son yıllarda uluslararası pazarlarda daha görünür bir strateji izliyor. Tam entegre üretim altyapısı, Ar-Ge yatırımları ve yüksek performanslı sistem çözümleriyle mimarlara ve yatırımcılara kapsamlı çözümler sunan şirket, farklı coğrafyalarda gerçekleştirdiği iş birlikleri ve fuar katılımlarıyla küresel ölçekte büyümeyi hedefliyor. Çuhadaroğlu Satış ve Pazarlama Müdürü Ali Tuna Şenatli ile şirketin üretim yaklaşımını, sürdürülebilirlik odaklı dönüşümünü ve cephe teknolojilerinin geleceğine dair öngörülerini konuştuk.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="488" height="567" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/04/cuhadaroglu_ekoyapidergisi_01.webp" alt="" class="wp-image-85580" srcset="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/04/cuhadaroglu_ekoyapidergisi_01.webp 488w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/04/cuhadaroglu_ekoyapidergisi_01-258x300.webp 258w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/04/cuhadaroglu_ekoyapidergisi_01-361x420.webp 361w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/04/cuhadaroglu_ekoyapidergisi_01-150x174.webp 150w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/04/cuhadaroglu_ekoyapidergisi_01-300x349.webp 300w" sizes="auto, (max-width: 488px) 100vw, 488px" /><figcaption class="wp-element-caption"><br>Montcalm Shoreditch City Road Hotel</figcaption></figure>



<p><strong>Çuhadaroğlu, Türkiye’de alüminyum mimari sistemleri ve cephe çözümleri alanında köklü bir üretici olarak biliniyor. Uluslararası okurlarımız için şirketin üretim yaklaşımını ve küresel pazarlardaki konumunu nasıl tanımlarsınız?</strong></p>



<p>Çuhadaroğlu, alüminyum sektörünün köklü kuruluşlarından biri olarak geri dönüşümü destekleyen, tam entegre üretim ve yüksek kalite anlayışıyla faaliyet gösteriyor. 1954 yılında temelleri atılan şirketimiz, bugün alüminyum mimari sistemler ve alüminyum profil üretimi alanlarında Türkiye’nin önemli sanayi kuruluşları arasında yer alıyor ve borsaya kote bir yapı olarak faaliyetlerini sürdürüyor.</p>



<p>Dökümden ekstrüzyona, yüzey işlemlerinden montaja kadar tüm üretim süreçlerini kendi bünyemizde entegre şekilde gerçekleştirebiliyor olmamız, projelere yüksek kalite, esneklik ve güçlü mühendislik desteği sunmamızı sağlıyor.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="660" height="756" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/04/cuhadaroglu_ekoyapidergisi-3.webp" alt="" class="wp-image-85581" srcset="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/04/cuhadaroglu_ekoyapidergisi-3.webp 660w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/04/cuhadaroglu_ekoyapidergisi-3-262x300.webp 262w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/04/cuhadaroglu_ekoyapidergisi-3-367x420.webp 367w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/04/cuhadaroglu_ekoyapidergisi-3-150x172.webp 150w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/04/cuhadaroglu_ekoyapidergisi-3-300x344.webp 300w" sizes="auto, (max-width: 660px) 100vw, 660px" /><figcaption class="wp-element-caption"><br>Montcalm Shoreditch City Road Hotel</figcaption></figure>



<p>Alüminyum mimari sistemlerimizi Interal, otomatik kapı sistemlerimizi Interax, ofis bölme çözümlerimizi Interwall, yangına, kurşuna ve bombaya dayanıklı kapı ve cephe çözümlerimizi ise Intersecure markalarımız altında geliştiriyoruz.</p>



<p>Bu entegre yapı ve Ar-Ge odaklı yaklaşım, Çuhadaroğlu’nu yalnızca bir üretici değil, aynı zamanda mimarlar ve yatırımcılar için güçlü bir çözüm ortağı konumuna taşıyor.</p>



<h4 class="wp-block-heading has-text-align-center">Cephe Sistemleri Bugün Yalnızca Bir Yapı Elemanı Değil; Enerji Performansı, Kullanıcı Konforu ve Mimari İfade Açısından Kritik Bir Rol Üstleniyor.</h4>



<p><strong>Son yıllarda Çuhadaroğlu’nun uluslararası pazarlarda daha görünür bir strateji izlediğini görüyoruz. Özellikle Amerika’da katıldığınız son sektör fuarı da bu açılımın önemli adımlarından biri oldu. Küresel pazarlara yönelik bu stratejinizin temel motivasyonları ve hedefleri neler?</strong></p>



<p>Küresel pazarlardaki büyüme stratejimizi yüksek katma değerli ürünler ve teknoloji odaklı üretim üzerine kuruyoruz. Son yıllarda ABD, Avrupa, Orta Doğu ve Kafkasya başta olmak üzere geniş bir coğrafyada fuar katılımları ve iş birlikleriyle marka görünürlüğümüzü artırdık.</p>



<p>ABD pazarı için geliştirdiğimiz kasırgaya dayanıklı sistemler ve Avrupa için tasarlanan Passive House sertifikalı ürünler bu yaklaşımın somut örnekleri arasında yer alıyor.</p>



<p>Ayrıca Kırklareli–Evrensekiz’de devreye aldığımız yeni üretim yatırımıyla birlikte IATF 16949 ve IRIS gibi uluslararası sertifikasyon süreçlerini tamamladık. Bu sayede otomotiv, raylı sistemler ve savunma sanayi gibi üst segment sektörlere de uluslararası ölçekte hizmet verebilecek daha hızlı, rekabetçi ve sürdürülebilir bir üretim altyapısı oluşturduk.</p>



<p><strong>Alüminyum cephe sistemleri bugün yalnızca teknik bir yapı elemanı değil; aynı zamanda enerji performansı, sürdürülebilirlik ve mimari ifade açısından da belirleyici bir rol oynuyor. Çuhadaroğlu’nun geliştirdiği sistemler mimarlara ve projelere nasıl bir tasarım ve performans avantajı sunuyor?</strong></p>



<p>Günümüzde <a href="https://ekoyapidergisi.org/surdurulebilir-mimaride-cephe-sistemleri/">cephe sistemleri</a> yalnızca bir yapı elemanı değil; enerji performansı, kullanıcı konforu ve mimari ifade açısından kritik bir rol üstleniyor.</p>



<p>Çuhadaroğlu sistemleri yüksek ısı yalıtımı, dayanıklılık ve estetik esneklik sağlayacak şekilde tasarlanıyor. Ar-Ge merkezimizde geliştirilen Passive House sertifikalı DS90 sistemi, binalarda enerji kayıplarını azaltırken mimarlara da geniş bir tasarım özgürlüğü sunuyor.</p>



<p>Ayrıca proje aşamasından uygulamaya kadar sunduğumuz teknik danışmanlık ve mühendislik desteği sayesinde projelerde doğru sistem seçimini kolaylaştırıyor ve uygulama süreçlerini daha verimli hale getiriyoruz.</p>



<h4 class="wp-block-heading has-text-align-center"><br>Enerji Verimliliği, Dijitalleşme ve Sürdürülebilir Malzemeler Cephe Teknolojilerinin Geleceğini Şekillendirecek.</h4>



<p><strong>Yapı sektöründe artık yalnızca ürün performansı değil; karbon ayak izi, sürdürülebilir üretim ve yaşam döngüsü performansı gibi kriterler de giderek daha belirleyici hale geliyor. Çuhadaroğlu bu dönüşüme ürün geliştirme ve üretim süreçlerinde nasıl yanıt veriyor?</strong></p>



<p>Avrupa Birliği başta olmak üzere birçok pazarda karbon ayak izi, izlenebilirlik ve regülasyon uyumu giderek daha belirleyici hale geliyor. Çuhadaroğlu olarak CBAM, EPD ve sürdürülebilirlik raporlamaları gibi uygulamalarla bu beklentilere uyum sağlayan bir üretim ve ihracat modeli benimsiyoruz.</p>



<p>Sürdürülebilirlik, üretim ve ürün geliştirme yaklaşımımızın merkezinde yer alıyor. Ana hammaddemiz olan alüminyumun %99,9 oranında geri dönüştürülebilir olması bu alandaki en önemli avantajlarımızdan biri.</p>



<p>Üretim süreçlerimizde enerji geri kazanımı, yağmur suyu depolama sistemleri ve yeni yüzey işlem teknolojileri gibi uygulamalarla karbon ayak izimizi azaltmayı hedefliyoruz.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="756" height="716" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/04/cuhadaroglu_Ziraat-Bank_ekoyapidergisi.webp" alt="" class="wp-image-85582" srcset="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/04/cuhadaroglu_Ziraat-Bank_ekoyapidergisi.webp 756w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/04/cuhadaroglu_Ziraat-Bank_ekoyapidergisi-300x284.webp 300w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/04/cuhadaroglu_Ziraat-Bank_ekoyapidergisi-443x420.webp 443w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/04/cuhadaroglu_Ziraat-Bank_ekoyapidergisi-150x142.webp 150w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/04/cuhadaroglu_Ziraat-Bank_ekoyapidergisi-696x659.webp 696w" sizes="auto, (max-width: 756px) 100vw, 756px" /><figcaption class="wp-element-caption"><br>Ziraat Bankası </figcaption></figure>



<p><strong>Önümüzdeki yıllarda yapı kabuğu ve cephe teknolojilerinin nasıl bir yönde gelişeceğini öngörüyorsunuz? Bu dönüşüm içinde Çuhadaroğlu’nun rolü ve hedefleri neler olacak?</strong></p>



<p>Önümüzdeki dönemde cephe teknolojilerinin enerji verimliliği, dijitalleşme ve sürdürülebilir malzemeler ekseninde gelişeceğini düşünüyoruz.</p>



<p>Interdigi markamız bünyesinde yürüttüğümüz BIM tabanlı tasarım süreçleri, düşük karbonlu üretim teknolojileri ve yüksek performanslı cephe sistemleri bu dönüşümün önemli başlıklarını oluşturuyor.</p>



<p>Çuhadaroğlu olarak Ar-Ge yatırımlarımız, dijital çözümlerimiz ve yeni üretim altyapımız sayesinde bu dönüşümde aktif rol almayı ve uluslararası pazarlarda daha güçlü bir konuma ulaşmayı hedefliyoruz.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ekoyapidergisi.org/cuhadaroglu-cephe-sistemleri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Murat Yılmaz: Eğer Binalar Ağaç Olsaydı Şehirler Orman Olurdu</title>
		<link>https://ekoyapidergisi.org/murat-yilmaz-dome-partners/</link>
					<comments>https://ekoyapidergisi.org/murat-yilmaz-dome-partners/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editör]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 29 Apr 2026 13:25:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[RÖPORTAJ]]></category>
		<category><![CDATA[Dome+Parners]]></category>
		<category><![CDATA[Mimar Röportajı]]></category>
		<category><![CDATA[Murat Yılmaz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ekoyapidergisi.org/?p=85474</guid>

					<description><![CDATA[DOME+Partners’ın sürdürülebilirlik vizyonunu ve "Doğal Mekân" kavramını anlatıyor. Mimarlıkta sorumluluk ve geleceğin tasarım bilinci üzerine özel röportaj.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Bu röportaj Türkçe Edisyonda <a href="https://www.kale.com.tr/" target="_blank" rel="noopener">KALEBODUR</a><br>İngilizce Edisyonda <a href="https://www.cuhadaroglu.com/" target="_blank" rel="noopener">ÇUHADAROĞLU</a> İş birliği ile gerçekleştirilmiştir.</p>



<p>Murat Yılmaz, DOME+Partners’ın kurucu ortağı olarak mimarlığı yalnızca yapı üretimi değil, uzun vadeli bir sorumluluk alanı olarak ele alıyor. 1997’den bu yana uluslararası ölçekte üretim yapan ofisin yaklaşımı; sürdürülebilirlik, bağlam ve etik değerler ekseninde şekilleniyor. “Doğal mekân” fikrini tasarım pratiğinin merkezine yerleştiren Murat Yılmaz ile bu sayıda Mimarlıkta Sorumluluk ve geleceğe karşı tasarım bilinci üzerine konuştuk.</p>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity"/>



<p><strong><a href="https://ekoyapidergisi.org/rams-beyond-istanbul-a-en-iyi-karma-kullanim-gelistirme-odulu/">Dome+Partners</a>’ın 1997’de başlayan yolculuğu bugün uluslararası ölçekte devam ediyor ve farklı coğrafyalarda da ofisleriniz bulunuyor. Bu süreçte ofisin tasarım yaklaşımı nasıl evrildi? Geriye dönüp baktığınızda değişmeden kalan temel ilke ne oldu? </strong></p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="756" height="506" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/04/murat_yilmaz_dome_partners_ekoyapi_8.jpg" alt="" class="wp-image-85486" srcset="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/04/murat_yilmaz_dome_partners_ekoyapi_8.jpg 756w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/04/murat_yilmaz_dome_partners_ekoyapi_8-300x201.jpg 300w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/04/murat_yilmaz_dome_partners_ekoyapi_8-628x420.jpg 628w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/04/murat_yilmaz_dome_partners_ekoyapi_8-150x100.jpg 150w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/04/murat_yilmaz_dome_partners_ekoyapi_8-696x466.jpg 696w" sizes="auto, (max-width: 756px) 100vw, 756px" /><figcaption class="wp-element-caption"><br>DOME+Partners Kurucu Ortak Murat Yılmaz</figcaption></figure>



<p>Aslında bu iki soru biraz iç içe gelişti. Uluslararası olmak ve uluslararası ölçekte ortak bir fikir üretmek bizim için birlikte düşünülmesi gereken konulardı ve en baştan kendimize şunu sorduk; “biz ne yapmak istiyoruz? neyi başarı olarak tanımlıyoruz?” Uzun süre düşündük, değerlendirdik, birçok uluslararası ve Türk mimarlık pratiğini inceledik. </p>



<p>Kendi içsel arayışımda vardığım nokta şuydu; eğer bu masaya oturuyorsak, çok ortaklı, uluslararası ölçekte çalışan, yeşil binalar üreten bir proje ve tasarım ofisi olmalıyız. Bu, benim koyduğum temel vizyondu ve 14 Eylül 1997’de bu yolculuğa çıktığımda eğer bunu yapmayacaksam neden yapıyorum diye sordum kendime. Hedef buydu ve nasıl yapılacağı ise bambaşka bir meseleydi. </p>



<h3 class="wp-block-heading has-text-align-center">Murat Yılmaz: Bir yapı, gerçeklikten kopuk bir pazarlama görseline dönüşmemeli; uzun vadeli mekânsal ve toplumsal değer üretmelidir<em>.</em></h3>



<p><strong>Bu vizyonu koyduğunuzda, bunun bir “hayal” mi yoksa somut bir yol haritası mı olduğuna nasıl karar verdiniz?</strong></p>



<p>Gençsiniz, tek başınasınız ve koyduğunuz hedef, bulunduğunuz koşulların çok ötesinde görünüyor. İnsanlar bunu idealist bir bakış olarak değerlendirebiliyor. Ama benim temel inancım şuydu; evet bu yapılabilir bir şey ama asıl soru bizim buna yetecek sabrımız var mıydı. Ben o sabrın bizde olduğuna inandım ve o günden bugüne de aynı hedefe sabit kaldık. </p>



<p>Bazen şunu söylüyorum; kendimi çok zeki, çok yetenekli biri olarak tanımlamıyorum ama 30 yıl önce verdiğim bir karar var ve ben hala o yolda yürüyorum. Sağdan soldan küçük sapmalar olsa da ana eksen hiç değişmedi. Bunun da bizi bir noktaya taşıdığına inanıyorum. Yolun neresindeyiz, yarısını geçtik mi bilmiyorum ama hala gidecek yolumuz olduğunu biliyorum.</p>



<p><strong>Bu noktada vizyon ile pratik arasında nasıl bir denge kuruyorsunuz ve bu</strong> <strong>bakış açısı mimarın rolünü nasıl</strong> <strong>tanımlıyor?</strong></p>



<p>Bu anlattıklarım biraz idari ve vizyoner bir taraf. Mesleki vizyonum ise üniversite yıllarından, hocalarımdan, birlikte çalıştığım ekiplerle ve sonrasında kendi pratiğimde şekillendi. Türkiye’de ve yurt dışında inandığım, takip ettiğim meslektaşlarıma baktığımda şunu fark ettim; biz aslında doğanın içinde bir şey yapıyoruz ve mekanın özü doğa. Biz sadece ona bir çerçeve, bir sınır koyuyoruz; yaşamak, korunmak, ısınmak, mahremiyet sağlamak için. O sınırla birlikte doğa mekana dönüşüyor. </p>



<p>Bu noktada mimarın hedefi ne olmalı diye düşündüğümüzde ise doğaya en az zarar veren, sürdürülebilir, en az enerjiyle var olabilen mekanlar üretmek olduğunu görüyoruz. Ben hep şunu düşündüm; “eğer binalar ağaç olsaydı, şehirler orman olurdu”. İnancım şu; binalar da bir ağaç gibi kendi ekolojisini kurabilir, enerjisini alabilir, dönüştürebilir, nefes alabilir. Teknolojiye ihtiyacı var ama sonuçta bu mümkün.</p>



<p>Bu düşünceyle tasarımımızın temelini “doğal mekan” kavramı üzerine kurduk. Ofisimizin ismi de buradan geliyor; “Dome” doğal mekanın kısaltması. Elbette farklı isim alternatifleri vardı ama geçmişten bugüne değişmeyen şey doğal mekan fikri oldu ve gelecekte de bunu üretmeye devam edeceğiz.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="756" height="422" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/04/murat_yilmaz_dome_partners_ekoyapi_5.jpg" alt="" class="wp-image-85487" srcset="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/04/murat_yilmaz_dome_partners_ekoyapi_5.jpg 756w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/04/murat_yilmaz_dome_partners_ekoyapi_5-300x167.jpg 300w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/04/murat_yilmaz_dome_partners_ekoyapi_5-752x420.jpg 752w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/04/murat_yilmaz_dome_partners_ekoyapi_5-150x84.jpg 150w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/04/murat_yilmaz_dome_partners_ekoyapi_5-696x389.jpg 696w" sizes="auto, (max-width: 756px) 100vw, 756px" /><figcaption class="wp-element-caption">DOME+Partners Proje Görseli</figcaption></figure>



<p><strong>“Doğal mekân” kavramının sınırları </strong><strong>sizce nerede başlıyor, nerede biti</strong><strong>yor? Türkiye ve yurtdışındaki projeleriniz</strong><strong>de bu yaklaşımı hayata geçirirken </strong><strong>karşılaştığınız temel zorluklar neler?</strong></p>



<p>Bazen kendime soruyorum; doğal mekan fikri nereye kadar gidebilir? Mesela uzay da bir doğa. Uzayda doğal bir mekan tasarlamak beni çok heyecanlandırıyor. Orada hava yok, sıcaklık ekstrem, bambaşka teknolojik veriler var ama yine de orası da bir doğa. Bu hedef hem idari hem tasarımsal olarak beni hala motive ediyor. </p>



<p>Bu mesleği seçmemin temel sebebi de bu. Yaşamak, kazanmak, hayatı sürdürmek her meslekte mümkün ama mimarlıkta bunu yaparken aynı zamanda faydalı olabileceğimi hissediyorum. Elbette her zaman yüzde yüz başaramıyorsunuz; bazen yüzde on, bazen yüzde seksen. Ama denemeye devam ediyoruz.</p>



<p>Türkiye özelinde karşılaştığımız en büyük engellerden biri finansman ve bütçe, ikincisi kültür; az ama değerli üretmekle çok ama değersiz üretmek arasındaki farkı hala tam olarak oturtabilmiş değiliz. Üçüncüsü ise siyasi yapı ve bu aslında gayrimenkul üzerinden beslenen bir sistem ve tasarıma, yoğunluğa ve mekansal değere ciddi zarar veriyor. </p>



<p>Dünyada durum nasıl diye baktığımızda ise fark çok net; Türkiye’de arsa-yapı değeri oranı yaklaşık 1’e 3, Londra’da bu oran 1’e 28, New York’ta 1’e 18, Singapur’da 1’e 12 civarında. Biz bu değeri yakalayamadığımız sürece yapılan tasarımlar pazarlama görseline dönüşüyor ve gerçeklikle bağını koparıyor. Yurt dışında yaptığımız projelerde bu orana daha fazla yaklaşabiliyoruz. </p>



<p>Özellikle kültür projelerinde yüzde 80–90 seviyelerine çıkabiliyoruz. Örneğin, Almanya’da yaptığımız bazı projelerde 1’e 8’e kadar ulaştık, üstelik maliyet farkı çok yüksek değil; yüzde 20–30, bilemediniz 50 ama değer bambaşka bir noktaya çıkıyor. Türkiye’de ise bu finansal ve değersel yapı, hayal ettiğimiz noktaya ulaşmamızı zorlaştırıyor. Yine de bu ülke bizim ülkemiz ve her geçen gün daha iyiye gittiğine inanıyorum. Biz de bu sürecin içinde görevimizi yapmaya çalışıyoruz.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="756" height="504" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/04/murat_yilmaz_dome_partners_ekoyapi_7.jpg" alt="" class="wp-image-85489" srcset="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/04/murat_yilmaz_dome_partners_ekoyapi_7.jpg 756w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/04/murat_yilmaz_dome_partners_ekoyapi_7-300x200.jpg 300w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/04/murat_yilmaz_dome_partners_ekoyapi_7-630x420.jpg 630w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/04/murat_yilmaz_dome_partners_ekoyapi_7-150x100.jpg 150w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/04/murat_yilmaz_dome_partners_ekoyapi_7-696x464.jpg 696w" sizes="auto, (max-width: 756px) 100vw, 756px" /><figcaption class="wp-element-caption">DOME+Partners Proje Görseli</figcaption></figure>



<p><strong>Mimarlıkta Sorumluluk (Stewardship in Architecture) kavramı, mimarlığı yalnızca nasıl değil; neden ve kimin için </strong><strong>üretildiği üzerinden de sorguluyor. </strong><strong>DOME+Partners bu sorumluluk anlayışını kendi mimarlık pratiğinde nasıl yorumluyor?</strong></p>



<p>Bu noktada değindiğiniz mimarlıkta sorumluluk kavramı bizim için çok önemli. Sorumluluk yalnızca “nasıl” değil, “neden” ve “kimin için” üretildiğiyle ilgili. Biz sadece yatırımcı için değil; şehir, mahalle, toplum ve dünya için üretim yapıyoruz.</p>



<p>Dome+Partners’ta bu sorumluluk anlayışının temelinde vizyon var, geleceğe inanmak ve faydalı olacağına inanmak var. Bugün, özellikle gençlerde ciddi bir umutsuzluk görüyorum. Oysa tarih bize şunu gösteriyor; medeniyetin ibresi sürekli yer değiştirir-bir dönem Bağdat merkezdir, bir dönem İstanbul, bir dönem Avrupa, bugün Asya. Bu döngü içinde yaşadığımız zamanı iyi anlamak ve geleceğe dair umudu kaybetmemek gerekiyor. </p>



<p>Bu umut ve inanç olmadan ne tasarım, ne kültür, ne finans anlamlı sonuçlar üretiyor. Kısaca en çok tıkandığımız nokta, geleceğe dair inancın kaybolduğu anlar… Benim kendi motivasyonum, bu dönemde yaşadığım için böyle olduğum bilinci. İnsan her dönemde pozitif bir duruş geliştirebilir.</p>



<p><strong>Bu bakış açısı pratiğin ölçeğini nasıl</strong> <strong>etkiliyor?</strong></p>



<p>Fiziksel ölçekte şunu fark ettik; tek tek iyi binalar yapmak yetmiyor ve ortak bir mekân anlayışı yoksa, bu yapıların toplam etkisi zayıf kalıyor. Bu yüzden kentsel tasarım ve master plan kavramlarını pratiğimizin merkezine aldık. Depremi öngörme, sosyallik, kültür ve değer üretimi ancak bütüncül planlamaylamümkün.</p>



<p>Şu anda İstanbul’da bir bölgenin kentsel dönüşüm sürecinde danışmanlık yapıyoruz ve parça parça müdahaleler yerine, 50 yıllık bir perspektifle bütüncül planlama yapılması gerektiğini anlatmaya çalışıyoruz. Çünkü insanlar evlerinde değil, sokakta yaşar. Londra’yı değerli kılan da dairelerin içi değil, sokağın sunduğu yaşamdır.</p>



<p>Bu ölçekte bir planlamada bütüncül yaklaşım ve çalışma çok belirleyici ve mimarın farkı da burada ortaya çıkıyor; emek, bilgi ve vizyoner kararlar&#8230; Türkiye’de kaçırdığımız şey, yaşam alanları üretimindeki sorun aslında finans değil; emeksizlik. Bu da değeri düşürüyor. Buradaki değeri sadece finansal olmamalı, yaşam değeri olarak düşünmek gerekiyor.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="756" height="480" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/04/murat_yilmaz_dome_parners_ekoyapi_4.jpg" alt="" class="wp-image-85490" srcset="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/04/murat_yilmaz_dome_parners_ekoyapi_4.jpg 756w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/04/murat_yilmaz_dome_parners_ekoyapi_4-300x190.jpg 300w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/04/murat_yilmaz_dome_parners_ekoyapi_4-662x420.jpg 662w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/04/murat_yilmaz_dome_parners_ekoyapi_4-150x95.jpg 150w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/04/murat_yilmaz_dome_parners_ekoyapi_4-696x442.jpg 696w" sizes="auto, (max-width: 756px) 100vw, 756px" /><figcaption class="wp-element-caption">DOME+Partners Proje Görseli</figcaption></figure>



<p><strong>Malzeme ve sistem ilişkisine bakışınız bu noktada nasıl şekilleniyor?</strong></p>



<p>Sorun malzemede değil, sistemde diyebilirim. Örneğin bir cephede hangi taşı kullandığınızdan çok, o taşı hangi sistemle kullandığınız önemli. Sistem yanlışsa, dünyanın en iyi tasarımını da yapsanız sonuç iyi olmuyor. Biz projelerimize her zaman sistemle başlarız, sonra malzemeye geçeriz. Avrupa’da cephe firmalarının güçlü olmasının sebebi de bu; sistem üretirler. Bizde ise malzemeler farklı yerlerden geldiğinde sistem kurgulanmadığı için sonuç zayıflıyor. Bu yüzden danışmanlık ve süpervizyon hizmetini çok önemsiyoruz.</p>



<h3 class="wp-block-heading has-text-align-center">Murat Yılmaz: Sorumlu mimarlık yalnızca “nasıl” değil, “neden” ve “kimin için” üretildiğiyle de ilgili. Biz sadece yatırımcı için değil; şehir, mahalle, toplum ve dünya için üretim yapıyoruz.</h3>



<p>Malzeme üreticilerinin sorumluluğu ise bence inovasyon. Ayrıca yeni bir malzeme üretmekten çok, mevcut malzemeyi daha dayanıklı, daha sürdürülebilir ve sistemle uyumlu hâle getirmek de önemli. Japonya bu konuda çok iyi bir örnek; deprem gerçeğinden yola çıkarak hafif, yanmaz ve dayanıklı yapı kabukları geliştirdiler.</p>



<p>Biz de yeni bir malzeme seçerken en kritik soruyu soruyoruz; “zamana ne kadar dayanıyor? iki yıl sonra ne oluyor?” Ayrıca üreticinin ürününün arkasında durması, uygulama sonrası süreci sahiplenmesi çok önemli. Bu bilinç olmayan markalarla çalışmamayı tercih ediyoruz. Özetle, iyi tasarım sadece güzel çizmekle bitmiyor. Sonuna kadar yönetmek, sorumluluk almak ve zamana karşı dayanıklı mekânlar üretmek gerekiyor.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="756" height="360" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/04/murat_yilmaz_dome_partners_ekoyapi_2.jpg" alt="" class="wp-image-85491" srcset="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/04/murat_yilmaz_dome_partners_ekoyapi_2.jpg 756w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/04/murat_yilmaz_dome_partners_ekoyapi_2-300x143.jpg 300w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/04/murat_yilmaz_dome_partners_ekoyapi_2-150x71.jpg 150w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/04/murat_yilmaz_dome_partners_ekoyapi_2-696x331.jpg 696w" sizes="auto, (max-width: 756px) 100vw, 756px" /><figcaption class="wp-element-caption">DOME+Partners Proje Görseli</figcaption></figure>



<p><strong>Türkiye’de dijital teknolojileri erken benimseyen ofislerden biri olmanız, tasarım ve uygulama süreçlerinizi nasıl dönüştürdü? Dijital araçların mimari kalite üzerindeki rolünü nasıl değerlendiriyorsunuz?</strong></p>



<p>Bu gerçekten güzel bir soru. Ben üniversitedeyken kâğıt, eskiz ve rapido ile çalışıyorduk; çizim, zihnimizdeki modelin yalnızca fotoğrafıydı. Sonra 2D AutoCAD geldi, süreç hızlandı ama hâlâ iki boyutluydu ve mimarlıkta harcadığımız emeğin bazen %50’si, bazen %70–80’i koordinasyon ve revizyona gidiyordu. Çakışmalar, hatalar, tekrarlar… Bu da hem emeği hem de kaliteyi düşürüyordu.</p>



<p>BIM ve Revit’le ilk kez 2003–2004 gibi tanıştık ve 2010’dan sonra tüm mimari üretimi bu sistem üzerinden yapmaya başladık. Çok disiplinli bir modelde çalışmak hataları ciddi şekilde azaltıyor ve gerçek bir ortak çalışma ortamı yaratıyor. Bu sayede kontrole harcadığımız zamanı tasarıma aktarabiliyoruz ve yüksek kalitede hızlı üretim yapabiliyoruz.&nbsp;</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="756" height="376" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/04/murat_yilmaz_dome_partners_ekoyapi_1.jpg" alt="" class="wp-image-85492" srcset="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/04/murat_yilmaz_dome_partners_ekoyapi_1.jpg 756w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/04/murat_yilmaz_dome_partners_ekoyapi_1-300x149.jpg 300w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/04/murat_yilmaz_dome_partners_ekoyapi_1-150x75.jpg 150w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/04/murat_yilmaz_dome_partners_ekoyapi_1-696x346.jpg 696w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/04/murat_yilmaz_dome_partners_ekoyapi_1-324x160.jpg 324w" sizes="auto, (max-width: 756px) 100vw, 756px" /><figcaption class="wp-element-caption">DOME+Partners Proje Görseli</figcaption></figure>



<p><strong>İklim krizi ve kaynak kısıtlarının mimarlığı yeniden tanımladığı bir dönemdeyiz. Sürdürülebilir ve sorumlu bir mimarlık pratiği kurmak isteyen genç mimarlara en önemli tavsiyeniz ne olurdu?</strong></p>



<p>Aslında baştan beri söylediğim bir şey var; mimarlık ne kadar gerçekçi bir meslek olsa da, mutlaka bir ideale ihtiyaç duyar. Benim idealim, binanın bir ağaç gibi çalışabilmesi&#8230; Bu, bugün için tam anlamıyla mümkün değil belki ama bu bir hayal de değil, bir gerçeklik. Sadece zamana ve teknolojiye ihtiyacı var. O yüzden genç mimarlara şunu söyleyebilirim, “bu basamaklardan birinde mutlaka yer alın, vazgeçmeyin. En büyük tehlikenin ümitsizlik olduğunu unutmayın. Bugün&nbsp; belki ağacın %10’unu yapabiliyoruz ama yarın %20’sini, %30’unu yapabiliriz. İnanıyorum ki bir gün yaşam mekânları gerçekten bir ağaç gibi davranacak&#8230;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ekoyapidergisi.org/murat-yilmaz-dome-partners/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Büyükkent Mimarlık</title>
		<link>https://ekoyapidergisi.org/buyukkent-mimarlik/</link>
					<comments>https://ekoyapidergisi.org/buyukkent-mimarlik/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editör]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 23 Apr 2026 09:30:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[RÖPORTAJ]]></category>
		<category><![CDATA[MANŞET]]></category>
		<category><![CDATA[çağdaş mimarlık]]></category>
		<category><![CDATA[iç mimari]]></category>
		<category><![CDATA[Konut Projeleri]]></category>
		<category><![CDATA[Sürdürülebilir Mimari]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ekoyapidergisi.org/?p=85306</guid>

					<description><![CDATA["Bağlamla kurulan ilişki tasarımın başlangıç noktasıdır" diyen Büyükkent Mimarlık, konut projelerinde kentsel ölçekte çalışmalar yapıyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>BAĞLAMLA KURULAN İLİŞKİ TASARIMIN BAŞLANGIÇ NOKTASIDIR.</strong></p>



<figure class="wp-block-image size-large is-style-default"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="437" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/04/buyukkent_mimarlar-1024x437.jpeg" alt="Büyükkent Mimarlık mimarları" class="wp-image-85317" srcset="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/04/buyukkent_mimarlar-1024x437.jpeg 1024w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/04/buyukkent_mimarlar-300x128.jpeg 300w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/04/buyukkent_mimarlar-768x327.jpeg 768w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /><figcaption class="wp-element-caption">Kurucu Ortaklar: Bülent Sandık, Volkan Çelik ve Gökhan Tuz (Soldan sağa)</figcaption></figure>



<p>İstanbul merkezli <a href="https://buyukkentmimarlik.com/" data-type="link" data-id="https://buyukkentmimarlik.com/" target="_blank" rel="noopener">Büyükkent Mimarlık</a>, mimarlar Gökhan Tuz, Volkan Çelik ve Bülent Sandık tarafından kurulan ve farklı ölçeklerde mimari üretim gerçekleştiren bir tasarım ofisi. Büyükkent Mimarlık ile mimarlık pratiğini şekillendiren tasarım prensiplerini, malzeme yaklaşımını ve son dönem projelerini konuştuk.</p>



<h4 class="wp-block-heading">Büyükkent Mimarlık; mimarlık, iç mekan tasarımı, proje yönetimi ve danışmanlık gibi farklı ölçek ve disiplinlerde üretim yapan çok katmanlı bir yapıya sahip. Bu çok disiplinli yaklaşım, bir projeyi en başından ele alış biçiminizi ve tasarım kararlarınızı nasıl şekillendiriyor? Disiplinler arası bu yapı, mimari bütünlüğü nasıl etkiliyor?</h4>



<p>Büyükkent Mimarlık’ta çok disiplinli yapı, projeye yalnızca farklı uzmanlıkların katkı sunduğu bir organizasyon modeli değil; tasarımın en başından itibaren karar alma biçimini belirleyen temel bir yaklaşımdır. Mimarlık, iç mekân tasarımı, proje yönetimi ve danışmanlık süreçlerini birbirinden bağımsız aşamalar olarak değil, eş zamanlı ve birbirini besleyen katmanlar olarak ele alıyoruz. Bu sayede tasarım kararları yalnızca mekânsal ölçekte değil; yapım süreci, kullanım senaryoları ve uzun vadeli işletme perspektifleriyle birlikte şekilleniyor. Disiplinler arası bu yapı, mimari bütünlüğü zayıflatan değil; aksine projeyi daha tutarlı ve dengeli kılan bir etki yaratıyor.</p>



<figure class="wp-block-image size-full is-style-default"><img loading="lazy" decoding="async" width="1787" height="2560" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/04/sirbistan_ofis-1-scaled.jpeg" alt="Sırbistanda modern ofis binası" class="wp-image-85309" srcset="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/04/sirbistan_ofis-1-scaled.jpeg 1787w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/04/sirbistan_ofis-1-209x300.jpeg 209w" sizes="auto, (max-width: 1787px) 100vw, 1787px" /></figure>



<h4 class="wp-block-heading">Konut, ticari ve kentsel ölçekte oldukça farklı tipolojilerde projeler üretiyorsunuz.<br>Ölçek ya da program değişse de, tasarıma başlarken sizi heyecanlandıran ve Büyükkent Mimarlık’ın yaklaşımını tanımlayan temel tasarım prensipleri neler oluyor?</h4>



<p>Ölçek ya da program ne olursa olsun, tasarıma başlarken bizi en çok heyecanlandıran şey bağlamla kurulan ilişkidir. Arsanın kentsel konumu, çevresiyle kuracağı diyalog, kullanıcı profili ve gündelik yaşam senaryoları her projede yeniden okunur. Ofisimizin yaklaşımını tanımlayan temel prensipler; yalın ama güçlü mekânsal kurgu, işlevsel netlik, ölçülü ifade ve uzun ömürlü tasarım kararları olarak özetlenebilir. Program değişse de bu prensipler tasarımın omurgasını oluşturmaya devam eder.</p>



<h4 class="wp-block-heading">Özellikle konut projelerinizde, yüksek yoğunluk koşullarına rağmen ferah, dengeli ve yaşanabilir mekanlar üretme yaklaşımınız dikkat çekiyor. Yoğunluk, açıklık ve gündelik yaşam kalitesi arasında kurduğunuz bu denge, tasarım sürecinde hangi mekansal araçlarla mümkün oluyor?</h4>



<p>Yüksek yoğunluklu konut projelerinde temel hedefimiz, metrekarelerden çok mekânsal kaliteye odaklanmak. Doğru planlama kararları, geçirgen kütle kurguları, doğal ışık ve havalandırmayı önceleyen yerleşimler bu dengeyi kurmamızı sağlıyor. Ortak alanların yalnızca dolaşım alanı olarak değil, sosyal mekânlar olarak kurgulanması; açık, yarı açık ve kapalı mekânlar arasında süreklilik kurulması gündelik yaşam kalitesini artıran önemli araçlar arasında yer alıyor. Yoğunluğu bastırmak yerine, onu kontrollü ve okunabilir bir mekânsal organizasyona dönüştürmeyi önemsiyoruz.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/04/parfum_showroom.jpeg" alt="" class="wp-image-85310"/></figure>



<h4 class="wp-block-heading">Projelerinizde sürdürülebilirlik, çoğu zaman sonradan eklenen bir performans kriteri gibi değil; tasarımın doğal bir parçası olarak okunuyor. Büyükkent Mimarlık için sürdürülebilirliği gerçekten “doğru yapmak”, tasarım ve uygulama pratiğinde ne anlama geliyor?</h4>



<p>Bizim için sürdürülebilirlik, projeye sonradan eklenen teknik bir performans kriteri değil; tasarımın başlangıç noktasında ele alınması gereken temel bir sorumluluk. “Doğru yapmak”, iklim verilerini doğru okumak, yapının doğal kaynaklarla kurduğu ilişkiyi optimize etmek ve gereksiz tüketimi en baştan azaltmak anlamına geliyor. Aynı zamanda sürdürülebilirliği yalnızca çevresel değil; ekonomik ve sosyal boyutlarıyla da ele alıyoruz. Uzun ömürlü, bakım gereksinimi düşük ve zamana dirençli yapılar üretmek bu yaklaşımın ayrılmaz bir parçası.</p>



<h3 class="wp-block-heading">Malzeme, yalnızca bir yapı bileşeni değil; zamanla yaşlanan, eskiyen ve iz bırakan bir unsur. Sizce bir malzemenin “doğru” seçilmiş olması ne anlama gelir? Dayanıklılık, estetik ve çevresel sorumluluk arasında nasıl bir öncelik sıralaması yapıyorsunuz?</h3>



<p>Malzeme seçimi, bir yapının karakterini belirleyen en kritik kararlardan biridir. “Doğru” malzeme; yalnızca estetik olarak güçlü değil, zaman içinde yaşlanmayı kabul eden, bağlamına uyumlu ve çevresel etkisi gözetilmiş malzemedir. Dayanıklılık, estetik ve çevresel sorumluluk arasında katı bir hiyerarşi kurmaktan ziyade, bu üç başlığın dengeli bir bütün oluşturmasını önemsiyoruz. Malzemenin zamanla kazandığı izlerin, yapının hikâyesine katkı sunmasını değerli buluyoruz.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/04/buyukkent_okul.jpeg" alt="" class="wp-image-85311"/></figure>



<h4 class="wp-block-heading"><a href="https://ekoyapidergisi.org/tasarim-sinirini-dijital-dunyaya-nasil-uzatabiliriz/" data-type="post" data-id="34294">Dijital üretim araçları</a> ve görselleştirme teknikleri, bugün mimarlıkta yalnızca bir temsil aracı olmaktan çıkıp tasarımın aktif bir parçası haline geliyor.&nbsp;</h4>



<h4 class="wp-block-heading">CGI ve görsel anlatı, Büyükkent Mimarlık’ta tasarım kararlarını nasıl etkiliyor? Mekanı henüz inşa edilmeden “hissettirmek” sizin için ne ifade ediyor?</h4>



<p>Dijital üretim araçları ve görselleştirme teknikleri yalnızca bir sunum aracı değil; tasarım sürecinin aktif bir parçası. CGI ve görsel anlatı, mekânsal kararları test etmemize; ışık, malzeme ve ölçek ilişkilerini henüz inşa edilmeden deneyimlememize olanak tanıyor. Mekânı “hissettirmek”, bizim için yalnızca etkileyici bir görsel üretmek değil; kullanıcının mekânla kuracağı ilişkiyi önceden kurgulamak anlamına geliyor.</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/04/buyukkent_basaksehir-1024x576.jpeg" alt="" class="wp-image-85312" srcset="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/04/buyukkent_basaksehir-1024x576.jpeg 1024w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/04/buyukkent_basaksehir-300x169.jpeg 300w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/04/buyukkent_basaksehir-768x432.jpeg 768w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/04/buyukkent_basaksehir-1536x864.jpeg 1536w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/04/buyukkent_basaksehir-2048x1152.jpeg 2048w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/04/buyukkent_basaksehir-747x420.jpeg 747w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/04/buyukkent_basaksehir-150x84.jpeg 150w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/04/buyukkent_basaksehir-696x392.jpeg 696w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/04/buyukkent_basaksehir-1068x601.jpeg 1068w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/04/buyukkent_basaksehir-1920x1080.jpeg 1920w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<h4 class="wp-block-heading">Son dönem projelerinize baktığınızda, bugün Büyükkent Mimarlık’ın tasarım yaklaşımını ve değerlerini en iyi yansıttığını düşündüğünüz proje hangisi? Bu projede alınan hangi tasarım kararları sizin için belirleyici oldu?</h4>



<p>Son dönem projelerimiz arasında, ofisin tasarım yaklaşımını ve değerlerini en açık biçimde yansıtan işlerden biri Başakşehirde yapmış olduğumuz Konut Projesi. Proje, bulunduğu kentsel bağlamla kurduğu güçlü ilişki, abartıdan uzak ama karakterli kütle dili ve kullanıcıyı merkeze alan mekânsal kurgusuyla öne çıkıyor. Plan şemasındaki netlik, açık ve kapalı alanlar arasında kurulan dengeli süreklilik ve malzeme seçimlerindeki bilinçli tutum tasarımın belirleyici unsurları oldu. Aynı zamanda projenin uygulama süreci boyunca ilk tasarım fikriyle tutarlı biçimde hayata geçirilmesi, bizim için bu çalışmanın en önemli kazanımlarından biri.</p>



<h4 class="wp-block-heading">Büyükkent Mimarlık’ın yeni projeleri ve gelecek planlamalarından bahsedebilir misiniz? Önümüzdeki dönemde farklı coğrafyalarda üretim yapma ve farklı iş birlikleri kurma fikrine nasıl yaklaşıyorsunuz?</h4>



<p>Büyükkent Mimarlık olarak önümüzdeki dönemde, farklı ölçek ve programlarda üretmeye devam ederken; farklı coğrafyalarda proje geliştirme ve yeni iş birlikleri kurma fikrine oldukça açık bir noktadayız. Farklı kültürel, iklimsel ve kentsel bağlamlarda tasarım yapmak, ofisin mimari vizyonunu besleyen ve üretim biçimini dönüştüren önemli bir deneyim alanı sunuyor. Her yeni bağlam, tasarım dilimizi yeniden sorgulamak ve geliştirmek için bir fırsat. Bu çeşitliliğin, ofisin uzun vadeli üretim kalitesini güçlendirdiğine inanıyoruz.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ekoyapidergisi.org/buyukkent-mimarlik/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>MEKANSAL NETLİK: Jeyan Ülkü ile Ofisin Yeniden Tanımı</title>
		<link>https://ekoyapidergisi.org/jeyan-ulku-ile-ofisin-yeniden-tanimi/</link>
					<comments>https://ekoyapidergisi.org/jeyan-ulku-ile-ofisin-yeniden-tanimi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editör]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 20 Apr 2026 13:35:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[RÖPORTAJ]]></category>
		<category><![CDATA[MANŞET]]></category>
		<category><![CDATA[iç mimari]]></category>
		<category><![CDATA[Jeyan Ülkü]]></category>
		<category><![CDATA[Ofis Mimarisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ekoyapidergisi.org/?p=85190</guid>

					<description><![CDATA[Jeyan Ülkü, Hibrit Çalışma Kültürünü Mekansal Netlik, Esneklik Ve Kullanıcı Odaklı Bir Yaklaşımla Yeniden Tanımlıyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<h2 class="wp-block-heading">Jeyan Ülkü, Hibrit Çalışma Kültürünü Mekansal Netlik, Esneklik Ve Kullanıcı Odaklı Bir Yaklaşımla Yeniden Tanımlıyor.</h2>



<figure class="wp-block-image size-large is-resized is-style-default"><img loading="lazy" decoding="async" width="811" height="1024" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/04/jeyan_ulku_portre-811x1024.jpeg" alt="" class="wp-image-85208" style="aspect-ratio:0.7917525773195876;width:375px;height:auto" srcset="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/04/jeyan_ulku_portre-811x1024.jpeg 811w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/04/jeyan_ulku_portre-238x300.jpeg 238w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/04/jeyan_ulku_portre-768x970.jpeg 768w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/04/jeyan_ulku_portre-1216x1536.jpeg 1216w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/04/jeyan_ulku_portre-1621x2048.jpeg 1621w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/04/jeyan_ulku_portre-333x420.jpeg 333w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/04/jeyan_ulku_portre-150x189.jpeg 150w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/04/jeyan_ulku_portre-300x379.jpeg 300w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/04/jeyan_ulku_portre-696x879.jpeg 696w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/04/jeyan_ulku_portre-1068x1349.jpeg 1068w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/04/jeyan_ulku_portre-1920x2425.jpeg 1920w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/04/jeyan_ulku_portre-scaled.jpeg 2027w" sizes="auto, (max-width: 811px) 100vw, 811px" /><figcaption class="wp-element-caption">Jeyan Ülkü</figcaption></figure>



<p>Mimarlığın yalnızca form üretmekle sınırlı kalmayıp, yaşam ve çalışma biçimlerini yeniden tanımladığı bir eşikteyiz. Bu söyleşide <a href="https://jumimarlik.com/" data-type="link" data-id="https://jumimarlik.com/" target="_blank" rel="noopener">Jeyan Ülkü</a> ile mekânsal netlik, kavramsal yaklaşım ve hibrit çalışma modellerinin ofis tasarımı üzerindeki dönüştürücü etkilerini ele alıyoruz. 2000’li yılların başından bu yana kurumsal mekânlar odağında gelişen pratiği; bağlamsal duyarlılığı, kullanıcı deneyimini merkeze alan yaklaşımı ve farklı ölçeklerde ürettiği projeler aracılığıyla uluslararası ölçekte güçlü bir görünürlük kazanmıştır. Söyleşi boyunca, çağdaş ofis mimarlığının mevcut dinamiklerini ve yakın geleceğe dair potansiyel yönelimlerini çok katmanlı bir perspektifle değerlendiriyoruz.</p>



<h6 class="wp-block-heading"><br><strong>2000 yılından bu yana özellikle kurumsal mekânlar üzerine üretim yapıyorsunuz. Bugün Jeyan Ülkü Mimarlık’ın tasarım yaklaşımını nasıl tanımlarsınız? 20. yüzyıl modernizminin işlevsellik ve yalınlık ilkeleri, sizin pratiğinizde nasıl güncel ve çağdaş bir karşılık buluyor?</strong></h6>



<p><strong><br></strong>Pratiğimizi tarif ederken özellikle vurguladığımız temel yaklaşım, tasarım sürecine nasıl başladığımızla ilgilidir. Bizim için bir proje, çizimle değil; dinlemeyle başlar. Kurumu, organizasyonel yapıyı, çalışma biçimlerini, gündelik alışkanlıkları ve beklentileri çok katmanlı bir şekilde anlamadan tasarım üretmeyi doğru bulmuyoruz. Bu nedenle sürecin başlangıcını, analitik bir okuma ve güçlü bir kavrayış zemini olarak ele alıyoruz.</p>



<p>Bu yaklaşım, zaman içinde kendi tasarım dilimizin de doğal olarak şekillenmesini sağladı. Modernizmin işlevsellik ve yalınlık ilkeleri, hâlâ bizim için güçlü bir referans noktasıdır. Ancak bu referansları doğrudan tekrar etmek yerine, günümüzün değişen ihtiyaçları ve çalışma kültürü içinde yeniden yorumluyoruz. İşlevselliği yalnızca teknik bir gereklilik olarak değil, kullanıcı deneyimini güçlendiren ve mekânsal performansı artıran bir araç olarak ele alıyoruz.</p>



<p>Yalınlık ise bizim için bir azaltma pratiğinden öte, özün ortaya çıkarılmasıdır. Gereksiz olanın ayıklanmasıyla birlikte mekân, kendi içsel netliğini ve dengesini doğal olarak kurar. Bu süreç, tasarımın hem kavramsal hem de mekânsal olarak tutarlı ve sürdürülebilir bir bütünlük kazanmasını sağlar.</p>



<h6 class="wp-block-heading"><strong>Sizin için mimarlıkta kavram ile mekansal deneyim arasındaki ilişki nasıl kuruluyor? Soyut bir fikri kullanıcı tarafından sezgisel olarak algılanan bir atmosfere dönüştürme sürecinizi nasıl tarif edersiniz?</strong></h6>



<p>Bizim için kavram çoğu zaman tasarımın başlangıcında tanımlanan sabit bir fikir değil; süreç içinde, kullanıcıyı anlamaya başladıkça ortaya çıkan bir yapı. İnsanların nasıl çalıştığını, nasıl iletişim kurduğunu ve mekandan ne beklediğini gördükçe, o projeye ait “hikaye” kendiliğinden şekilleniyor.</p>



<p>Sonrasında bu hikayeyi mekana çevirirken çok doğrudan anlatımlar yerine daha sezgisel bir dil kurmaya çalışıyoruz. Işık, malzeme, renk ve doku bu noktada devreye giriyor; ama asıl önemli olan, kullanıcının bunu fark etmeden hissetmesi.</p>



<p>Örneğin Good Job Games projesinde çıkış noktamız; klasik ofis kurgusunun ötesine geçen, üniversite kampüsü hissi taşıyan, akışkan ve keşfi teşvik eden bir çalışma ortamıydı. Bu yaklaşımı doğrudan temsil etmek yerine, mekân içinde kurgulanan ana galeriyi bir kampüs içi toplanma alanı, bir “agora” olarak ele aldık. Farklı kotlar arasındaki ilişkiler, karşılaşmaları ve dolaşımı destekleyen geçişler ve mekânsal sürprizler aracılığıyla bu hissi deneyimsel olarak ortaya koyduk.</p>



<p>Yves Rocher ofisinde ise doğa ve bilim arasındaki dengeyi, malzeme seçimleri ve renk paleti üzerinden daha sakin ve rafine bir atmosferle ele aldık. Doğayı birebir temsil etmek yerine, hissini mekana taşıdık.</p>



<p>Aslında bu süreç biraz “görünmeyeni tasarlamak” gibi. Kullanıcının tarif etmese bile doğru hissettiği bir atmosfer yaratmak, kavramın mekânsal deneyime dönüşmesi demek.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/04/good_job_game_office.jpeg" alt="" class="wp-image-85209"/><figcaption class="wp-element-caption">Good Job Games Ofis Projesi</figcaption></figure>



<h6 class="wp-block-heading"><strong>Projelerinizde dikkat çeken mekansal netlik ve sadelik, günümüzün görsel yoğunluk çağında bilinçli bir tavır gibi görünüyor. Sizin için <em>“okunabilir mekan” </em>ne anlama geliyor? Bu yaklaşım bugün neden daha kritik?</strong></h6>



<p><strong><br></strong>Günümüzün artan görsel ve mekânsal yoğunluğu içinde, sadelik ve netlik artık bir tercih değil; temel bir gereklilik hâline gelmiştir. Tasarım sürecinde bu durumu bilinçli bir yaklaşım olarak ele alıyor, mekânsal kurguyu bu ihtiyaç doğrultusunda şekillendiriyoruz.</p>



<p>Bizim için “okunabilir mekân”, kullanıcının mekânı zorlanmadan kavrayabilmesi anlamına gelir. Yönlenmenin, duraklamanın ve mekânın sunduğu imkânların sezgisel olarak anlaşılabildiği, açık ve anlaşılır bir kurgu hedefliyoruz.</p>



<p>Bugün bu daha da önemli çünkü yaşam biçimlerimiz çok değişti. İş ve özel hayat arasındaki sınırlar giderek belirsizleşiyor. Aynı mekan içinde farklı roller üstleniyoruz. Böyle bir ortamda karmaşık ve yorucu alanlar yerine daha sade ve net kurgulara ihtiyaç duyuyoruz.</p>



<p>Biz de tasarım sürecinde plan organizasyonundan malzeme kullanımına kadar her kararı bu netliği destekleyecek şekilde ele alıyoruz. Çünkü sadelik aslında kullanıcıya konfor sağlıyor.</p>



<h6 class="wp-block-heading"><strong>Hibrit çalışma modelleriyle birlikte sabit masalar ve kapalı ofisler geri planda kalıyor. Sizce ofis bugün evin sunamadığı hangi deneyimi sunmalı? Bu dönüşüm mekansal kurguyu nasıl değiştiriyor?</strong></h6>



<p><strong><br></strong>Çalışma biçimlerinin hızla dönüşüm geçirdiği günümüzde, ofisin rolünü yeniden tanımlamak kaçınılmazdır. Artık <a href="https://ekoyapidergisi.org/calisanlar-icin-esnek-ofis-tasarimi-nasil-olmali/" data-type="link" data-id="https://ekoyapidergisi.org/calisanlar-icin-esnek-ofis-tasarimi-nasil-olmali/">ofisi</a> yalnızca bir çalışma mekânı olarak ele almak yeterli değildir.</p>



<p>Bugün ofisin en temel değeri; birlikte üretimi, etkileşimi ve bilgi paylaşımını mümkün kılmasıdır. İnsanların bir araya geldiği, fikir alışverişinde bulunduğu ve spontane karşılaşmaların gerçekleştiği bir ortam oluşturmak, tasarımın ana hedeflerinden biridir.</p>



<h6 class="wp-block-heading">Bu doğrultuda, ofisi statik bir yapıdan ziyade; değişen ihtiyaçlara uyum sağlayabilen, kullanıcıyı destekleyen ve kolektif üretimi teşvik eden dinamik bir sistem olarak ele alıyoruz.<br><strong><br>Tasarım sürecine başlamadan önce kurum kültürünü anlamanın altını çiziyorsunuz. Bir şirketin kültürünü mekansal olarak nasıl “okursunuz”? Bu katman göz ardı edildiğinde ne kaybedilir?</strong></h6>



<p><strong><br></strong>Bir mekânın gerçekten ait olduğu kurumu temsil edebilmesi, çoğu zaman görünmeyen katmanların doğru okunmasıyla mümkündür. Bizim için tasarım süreci de tam olarak bu noktada başlar.</p>



<p>Projeye yaklaşırken yalnızca ihtiyaç programını değil; kurumun çalışma biçimlerini, düşünme şeklini ve gündelik pratiklerini anlamaya odaklanıyoruz. Çünkü kurum kültürü, çoğunlukla yazılı tanımların ötesinde; iletişim biçimlerinde, alışkanlıklarda ve insanların bir araya gelme şekillerinde kendini gösterir.</p>



<p>Örneğin Good Job Games projesinde ekip, bilinçli olarak geleneksel ofis kurgusundan uzaklaşmak istiyordu. Daha enerjik, sosyal ve gündelik hayatla iç içe bir çalışma ortamı tarif ediyorlardı. Bu doğrultuda mekânı, kampüs hissi taşıyan; dolaşımı teşvik eden ve karşılaşmaların doğal olarak gerçekleştiği bir kurgu üzerinden ele aldık.</p>



<p>Benzer şekilde Boston Consulting Group ofisinde, pandemi sonrası değişen çalışma alışkanlıklarına yanıt verebilen daha dengeli ve esnek bir mekânsal yapı kurguladık. Farklı kullanıcı profillerine göre çeşitlenen alanlar, bu yaklaşımın temelini oluşturdu.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/04/brown_foreman.jpeg" alt="" class="wp-image-85210"/><figcaption class="wp-element-caption"><br>Brown Forman Ofis Projesi</figcaption></figure>



<p>Yves Rocher projesinde ise marka kimliği doğrudan tasarımın çıkış noktasıydı. Doğa ve bilim arasındaki dengeyi, mekânsal dile aktararak sakin ve rafine bir atmosfer oluşturmayı hedefledik.</p>



<p>Bu katmanlar göz ardı edildiğinde ortaya çıkan sonuç çoğunlukla teknik olarak doğru, ancak bağlamsal derinliği olmayan mekânlar olur. Oysa bizim yaklaşımımızda tasarımın asıl değeri; mekânın kullanıcıyla kurduğu ilişkide ve deneyimsel karşılığında ortaya çıkar.</p>



<h6 class="wp-block-heading"><strong>__</strong><strong><br></strong><em>Good Job Games Offices projesiniz, kampüs benzeri kurgusu ve sosyal etkileşimi teşvik eden yapısıyla uluslararası platformlarda da dikkat çekti; özellikle World Architecture Festival (WAF) ve IF Design Award gibi prestijli programlarda görünürlük kazandı.</em><strong><br></strong><strong><br></strong><strong>Sizce bu projeyi küresel ölçekte öne çıkaran temel tasarım kararı neydi? Oyun kültürünü mimari dile aktarırken hangi mekansal stratejiler belirleyici oldu? Uluslararası jüri perspektifinden bakıldığında projenin hangi yönü evrensel, hangi yönü yerel?</strong></h6>



<p>Bu projede en baştan aldığımız kritik karar, “ofis” kavramını yeniden düşünmek oldu. Mevcut ofis, ortak iç bahçeye sahip iki müstakil konut yapısından oluşuyordu. Taşınılacak yeni yapı ise 6 metre tavan yüksekliği ve yaklaşık 12 metre iç galeri boşluğu ile tanımlanan, tipolojik olarak oldukça farklı bir ticari hacimdi. Bu iki farklı mekânsal karakteri klasik bir ofis kurgusuna indirgemek yerine, kullanıcıların aidiyet geliştirebileceği, daha gündelik ve yaşanan bir mekânsal organizasyon oluşturmayı hedefledik. Bu doğrultuda projeyi bir ofisten çok, kampüs hissi taşıyan bir yaşam alanı olarak ele aldık.</p>



<p>Girişte kurguladığımız ana galeri alanını bir “sokak” olarak düşünmek, tasarımın temel çıkış noktasıydı. Bu omurga etrafında konumlanan işlevler; kafeterya, sosyal alanlar ve geçiş mekânları; kendi ölçeklerinde tanımlanmış, küçük yapılar gibi ele alındı. Amaç, kullanıcının mekân içinde dolaşırken sürekli değişen deneyimlerle karşılaşması ve keşif duygusunun sürekliliğinin sağlanmasıydı. Bu yaklaşım, oyun dünyasının dinamizmini doğrudan temsil etmek yerine, mekânsal deneyim üzerinden aktarmamıza olanak tanıdı.</p>



<p>Farklı kotlar arasında kurulan ilişkiler; merdivenlerin yalnızca bir sirkülasyon elemanı olmanın ötesine geçerek buluşma ve etkileşim alanlarına dönüşmesi, köprüler ve ara platformlarla kurulan bağlantılar, bu akışkan yapıyı güçlendiren temel unsurlar oldu. Mekânın tekil bir merkezden okunması yerine, parça parça keşfedilen bir deneyim sunması, tasarımın öncelikli hedeflerinden biriydi.</p>



<p>Doğal ışık ve peyzaj unsurları da bu kurgunun ayrılmaz bir parçası olarak ele alındı. İç mekânda “dış mekân” hissini destekleyen yeşil dokular, yarı açık alanlar ve teraslarla birlikte mekânsal süreklilik güçlendirildi. Özellikle girişte konumlanan ağaç etrafında kurgulanan oturma alanı, projenin hem fiziksel hem de sosyal odağı olarak tanımlandı.</p>



<p>Oyun kültürünü mimariye aktarırken doğrudan temsillerden bilinçli olarak kaçındık. Bunun yerine, bu kültürün temel dinamiklerini — esneklik, etkileşim, spontane karşılaşmalar ve bireysel<strong> </strong>ile kolektif üretim arasındaki dengeyi — mekânsal organizasyona yansıttık. Bu doğrultuda, farklı çalışma senaryolarına olanak tanıyan, dönüşebilir ve kullanıcıya seçim özgürlüğü sunan bir sistem kurguladık.</p>



<p>Projenin uluslararası ölçekte karşılık bulmasının temel nedenlerinden birinin bu yaklaşım<strong> </strong>olduğunu düşünüyoruz.&nbsp;</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/04/informa_ofis.jpeg" alt="" class="wp-image-85211"/><figcaption class="wp-element-caption">Informa Ofis Projesi</figcaption></figure>



<h6 class="wp-block-heading"><strong>Akademik paylaşımlarınız ve profesyonel pratiğiniz ışığında, önümüzdeki on yıl içinde ofis tasarımında en belirleyici kırılma noktası ne olacak? Mimarlık pratiği bu dönüşüme bugünden nasıl hazırlanmalı?</strong></h6>



<p>Bugün ofis tasarımına baktığımızda, aslında daha geniş ölçekli bir dönüşümün parçası olduğunu açıkça görüyoruz. Bu durum, yakın geleceğe dair yönelimleri de net biçimde ortaya koyuyor. Önümüzdeki dönemde en belirleyici değişimin, fiziksel ve dijital dünyaların giderek daha fazla iç içe geçmesiyle gerçekleşeceğini öngörüyoruz. Artık yalnızca mekân değil, kullanıcı deneyimini bütüncül olarak ele alan bir tasarım yaklaşımı söz konusu.</p>



<p>Bu dönüşüm, mimarlığın üretim biçimlerini de doğrudan etkiliyor. Tasarım süreçleri; teknoloji, malzeme inovasyonu ve veri odaklı yaklaşımlar doğrultusunda yeniden tanımlanırken, mimarlık farklı disiplinlerle daha entegre çalışan, çok katmanlı bir üretim alanına evriliyor.</p>



<p>Bu bağlamda, yeni araçları ve düşünme biçimlerini benimsemek, disiplinler arası iş birliklerine açık olmak kritik önem taşıyor. Mimarlık giderek bireysel bir üretim pratiğinden uzaklaşarak, teknolojiyle şekillenen kullanıcı alışkanlıkları ve beklentiler doğrultusunda kolektif ve sürekli gelişen bir tasarım alanına dönüşüyor. Bu dönüşüm, mimarlığı yalnızca mekân üretmekten öte, yaşamı kurgulayan bütüncül bir pratiğe taşıyor.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ekoyapidergisi.org/jeyan-ulku-ile-ofisin-yeniden-tanimi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>METEX DESIGN: Sinan Kafadar ile Zamana Karşı Mimarlık Üzerine</title>
		<link>https://ekoyapidergisi.org/metex-design-sinan-kafadar/</link>
					<comments>https://ekoyapidergisi.org/metex-design-sinan-kafadar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editör]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 17 Apr 2026 12:38:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[RÖPORTAJ]]></category>
		<category><![CDATA[MAKALE]]></category>
		<category><![CDATA[MANŞET]]></category>
		<category><![CDATA[Metex design]]></category>
		<category><![CDATA[mimari malzeme]]></category>
		<category><![CDATA[sinan kafadar]]></category>
		<category><![CDATA[Yapay Zeka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ekoyapidergisi.org/?p=85145</guid>

					<description><![CDATA[Metex Design kurucusu Sinan Kafadar ile zamansız mimarlık, malzeme seçimi ve sürdürülebilir tasarım anlayışı üzerine derinlemesine bir söyleşi.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Sinan Kafadar, <a href="https://metexdesign.com" data-type="link" data-id="https://metexdesign.com" target="_blank" rel="noopener">Metex Design</a>’ın kurucusu olarak mimarlığı yalnızca yapı üretimi değil, bağlam, malzeme ve zamanla kurulan bir ilişki olarak ele alıyor.</p>



<p>Türkiye’den Londra’ya uzanan projeleriyle ofis, çağdaş mimarlığı uzun ömürlü tasarım anlayışıyla buluşturuyor. Bu sayıda Sinan Kafadar ile zamansız mimarlık, sürdürülebilirlik ve tasarımın değişen üretim kültürü üzerine konuştuk.</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-large is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" width="920" height="1024" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/04/Sinan_Kafadar_Fotograf_1-1-920x1024.jpg" alt="" class="wp-image-85183" style="aspect-ratio:0.8984432913269088;width:442px;height:auto" srcset="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/04/Sinan_Kafadar_Fotograf_1-1-920x1024.jpg 920w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/04/Sinan_Kafadar_Fotograf_1-1-270x300.jpg 270w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/04/Sinan_Kafadar_Fotograf_1-1-768x855.jpg 768w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/04/Sinan_Kafadar_Fotograf_1-1-377x420.jpg 377w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/04/Sinan_Kafadar_Fotograf_1-1-150x167.jpg 150w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/04/Sinan_Kafadar_Fotograf_1-1-300x334.jpg 300w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/04/Sinan_Kafadar_Fotograf_1-1-696x774.jpg 696w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/04/Sinan_Kafadar_Fotograf_1-1-1068x1188.jpg 1068w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/04/Sinan_Kafadar_Fotograf_1-1.jpg 1331w" sizes="auto, (max-width: 920px) 100vw, 920px" /><figcaption class="wp-element-caption">Sinan Kafadar</figcaption></figure>
</div>


<p>&#8220;<em>Mimarlık zamana karşı direnen yapılar üretilebildiği ölçüde kalıcıdır.</em>&#8220;</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="641" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/04/metex_design_londra-1024x641.jpg" alt="" class="wp-image-85150" srcset="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/04/metex_design_londra-1024x641.jpg 1024w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/04/metex_design_londra-300x188.jpg 300w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/04/metex_design_londra-768x481.jpg 768w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/04/metex_design_londra-1536x961.jpg 1536w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/04/metex_design_londra-2048x1281.jpg 2048w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/04/metex_design_londra-671x420.jpg 671w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/04/metex_design_londra-150x94.jpg 150w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/04/metex_design_londra-696x435.jpg 696w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/04/metex_design_londra-1068x668.jpg 1068w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/04/metex_design_londra-1920x1201.jpg 1920w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /><figcaption class="wp-element-caption">Metex Desgin &#8211; THE NEWMAN HOTEL, AĞUSTOS 2021, 3D GÖRSEL</figcaption></figure>



<h5 class="wp-block-heading"><strong>Metex Design projelerinde sıkça gördüğümüz yalın ama güçlü detay dili, zamansızlıkla nasıl bir ilişki kuruyor? Sizce bir yapının “zamansız” olmasını sağlayan temel unsur nedir?<br></strong></h5>



<p>Bu sorunun cevabı, zihnimde uzun süredir dolaşan bir ikilemi içeriyor. İkilemin ilk tarafı şu: İnsanlık tarihinden günümüze ulaşabilmiş yapıların büyük bir kısmı nitelikli mimarlık örnekleri. Çocukluğumuzdan itibaren çevremizdeki önemli ve tarihî yapılarla tanıştıkça şunu fark ettik: Bir bina zamana direnerek ayakta kalabiliyorsa ve hâlâ etkileyici görünüyorsa, onu tasarlayan mimar yalnızca kendi dönemi için değil, uzun yıllar yaşayacak bir yapı üretmeyi hedeflemiştir. Üniversite yıllarında da bize uzun ömürlü ve kalıcı yapılar tasarlamak öğretilirdi. Bu yaklaşım bugün de benim için çok güçlü bir referans. Tasarım yaparken hâlâ “zamansız olsun” ve mimarisi ya da iç mimari özellikleriyle “kalıcı olsun” düşüncesiyle hareket ediyorum.</p>



<p>İkilemin ikinci tarafı ise yaşadığımız çağın gerçekliği. 21. yüzyılın ikinci çeyreğinde, görsel zenginliğin adeta bir tufan gibi üzerimizden aktığı bir dünyada yaşıyoruz. Gün içinde tüm iletişim kanalları üzerinden dünyanın dört bir yanındaki tasarımlar gözümüzün önünden büyük bir hızla geçiyor. Bugün beğendiğimiz bir yapının görselini yarın unutabiliyoruz; çünkü yeni gün yeni bir görsel gösteriyle başlıyor. Bu nedenle tasarımın ve hatta mimarlığın zamansızlıkla ilişkisi de sorgulanır hâle geldi. Acaba yapılar gerçekten bizim hissettiğimiz kadar kalıcı mı? Yoksa çağımızın tüketim kültürünün bir parçası olarak “beğendiysen kullan, yenisi çıkınca yenisini yaparız” anlayışına mı teslim oluyoruz? Bugün zamansızlık kavramını tam da bu gerilim içinde yeniden düşünmek gerektiğine inanıyorum.</p>



<h5 class="wp-block-heading"><strong>Son yıllarda sürdürülebilirlik, neredeyse her projede kullanılan bir kavram hâline geldi. Sizce mimarlıkta sürdürülebilirlik, bir “etiket” olmaktan çıkıp ne zaman gerçek bir tasarım kriterine dönüşüyor?</strong></h5>



<p><strong><br></strong>“Sürdürülebilirlik” kavramını üç başlık altında ele alıyorum.</p>



<p>Birincisi, yapının kendisinin sürdürülebilir olmasıdır. Yani binada kullanılan malzemelerin fiziksel koşullardan etkilenmeden, bozulmadan ve mümkün olduğunca uzun süre sağlam kalabilmesi gerekir. Yapının uzun ömürlü olması sürdürülebilirliğin temel şartlarından biridir.</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="866" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/04/metex_design_the_newman_hotel-1024x866.jpg" alt="" class="wp-image-85151" srcset="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/04/metex_design_the_newman_hotel-1024x866.jpg 1024w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/04/metex_design_the_newman_hotel-300x254.jpg 300w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/04/metex_design_the_newman_hotel-768x649.jpg 768w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/04/metex_design_the_newman_hotel-1536x1299.jpg 1536w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/04/metex_design_the_newman_hotel-2048x1732.jpg 2048w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/04/metex_design_the_newman_hotel-497x420.jpg 497w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/04/metex_design_the_newman_hotel-150x127.jpg 150w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/04/metex_design_the_newman_hotel-696x589.jpg 696w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/04/metex_design_the_newman_hotel-1068x903.jpg 1068w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/04/metex_design_the_newman_hotel-1920x1624.jpg 1920w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /><figcaption class="wp-element-caption">THE NEWMAN HOTEL, ŞUBAT 2026, AÇILIŞ SONRASI FOTOĞRAFI</figcaption></figure>



<p>İkincisi, kullanılan malzemenin üretim biçimidir. Malzemenin doğayla barışık yöntemlerle üretilmesi; tedariği, işlenmesi ve üretim sürecinin çevresel açıdan sorumlu olması gerekir.</p>



<p>Üçüncüsü ise yapının ömrünü tamamlaması sonrasında ortaya çıkan artığın, yani molozun ya da yapı bileşenlerinin yeniden kullanılabilir olmasıdır. Bir malzemenin ya da yapısal öğenin yaşam döngüsünün sonunda tekrar değerlendirilebilmesi sürdürülebilirliğin en önemli boyutlarından biridir.</p>



<p>Bence sürdürülebilirlik ancak bu üç ölçüt aynı anda düşünülmeye başlandığında bir etiket olmaktan çıkar ve gerçek bir tasarım kriterine dönüşür.</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="641" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/04/metex_design_victoria-1024x641.jpeg" alt="" class="wp-image-85152" srcset="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/04/metex_design_victoria-1024x641.jpeg 1024w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/04/metex_design_victoria-300x188.jpeg 300w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/04/metex_design_victoria-768x481.jpeg 768w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/04/metex_design_victoria-1536x961.jpeg 1536w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/04/metex_design_victoria-2048x1281.jpeg 2048w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/04/metex_design_victoria-671x420.jpeg 671w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/04/metex_design_victoria-150x94.jpeg 150w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/04/metex_design_victoria-696x435.jpeg 696w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/04/metex_design_victoria-1068x668.jpeg 1068w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/04/metex_design_victoria-1920x1201.jpeg 1920w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /><figcaption class="wp-element-caption">71 VICTORIA STREET HOTEL PROJECT</figcaption></figure>



<h5 class="wp-block-heading"><strong>Yerel bağlamda üretilen mimarlık ile uluslararası ölçekte konumlanan projeler arasında tasarım kararlarını belirleyen dinamikler sizce nasıl değişiyor? Metex Design bu iki üretim alanı arasında nasıl bir tasarım dili kuruyor?</strong></h5>



<p><strong><br></strong>Bu soruyu Türkiye ve yurt dışı ayrımı üzerinden değil, projenin bulunduğu yerin coğrafi, iklimsel ve kültürel özellikleri üzerinden tanımlamayı daha doğru buluyorum. Bizim için tasarım kararlarını asıl belirleyen unsurlar bunlar. Yapının bulunduğu arsanın fiziksel çevresi, iklim koşulları, kent dokusu, tarihsel arka planı ve kültürel bağlamı tasarımın yönünü belirliyor. Dolayısıyla Metex Design’ın kurduğu dil, yerel olanla uluslararası olan arasında bir karşıtlık kurmaktan çok, her projeyi kendi bağlamı içinde doğru okumaya dayanıyor.</p>



<h5 class="wp-block-heading"><strong>Metex Design’ın Londra’da hayata geçirdiği ve hâlen devam eden projeler hakkında kısaca bilgi verebilir misiniz? Bu projelerin, ofisin tasarım yaklaşımını, karar alma süreçlerini ve uluslararası bağlamdaki konumlanmasını nasıl şekillendirdiğini nasıl değerlendiriyorsunuz?</strong></h5>



<p><strong><br></strong>Londra’da mimari projesini üstlendiğimiz Fitzrovia bölgesindeki <a href="https://thenewman.com" data-type="link" data-id="https://thenewman.com" target="_blank" rel="noopener">The Newman Hotel</a>, Şubat 2026 itibarıyla açıldı. Bunun dışında üç farklı mevcut yapının da mimari planlama ve dış cephe tasarım süreçlerini sürdürüyoruz.</p>



<p>Bu yapıların tamamı Londra merkezinde, tarihî yapılarla çevrili alanlarda yer alıyor. Bu nedenle tasarım kurgumuzda temel yaklaşımımız; bulunduğu çevreyle uyumlu, çevresindeki yapılara saygılı ancak aynı zamanda çağdaş ve modern mimari niteliklerini koruyan yapılar üretmek. Londra’daki bu projeler, ofis olarak uluslararası bağlamda nasıl konumlandığımızı daha net görmemizi sağladı. Aynı zamanda karar alma süreçlerimizi de daha hassas, bağlam odaklı ve çok katmanlı bir noktaya taşıdı.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/04/metex_design_brickmakers_hotel.jpg" alt="" class="wp-image-85153"/><figcaption class="wp-element-caption"><br>LONDRA GREAT MARLBOROUGH STREET HOTEL, SOHO LONDON</figcaption></figure>



<h5 class="wp-block-heading"><strong>Projelerinizde malzeme, estetik bir kararın ötesinde yapının performansını ve ömrünü belirleyen bir unsur olarak ele alınıyor. Metex Design için doğru malzemeyi seçmek ne anlama geliyor?</strong></h5>



<p><strong><br></strong>Metex Design için doğru malzeme seçimi yalnızca estetik bir tercih değildir; yapının ömrünü, performansını ve çevresel etkisini belirleyen temel bir karardır. Bu nedenle malzeme seçiminde birkaç ana ilkeye dikkat ediyoruz: Malzeme kalıcı olmalı; yaşlanma biçimi ve uzun dönem performansı bilinmeli; denenmemiş ve zaman içinde nasıl davranacağı öngörülemeyen malzemelere mesafeli yaklaşılmalı. Ayrıca malzemenin, az önce sözünü ettiğim üç anlamda da sürdürülebilir olması gerekiyor. Yani hem uzun ömürlü olacak, hem doğayla barışık üretilecek, hem de kullanım ömrü sonunda yeniden değerlendirilebilir olacak.</p>



<figure class="wp-block-image size-large is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="965" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/04/metex_design_great_george-1024x965.jpeg" alt="" class="wp-image-85176" style="aspect-ratio:1.0611507838791758;width:587px;height:auto" srcset="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/04/metex_design_great_george-1024x965.jpeg 1024w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/04/metex_design_great_george-300x283.jpeg 300w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/04/metex_design_great_george-768x724.jpeg 768w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/04/metex_design_great_george-1536x1448.jpeg 1536w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/04/metex_design_great_george-446x420.jpeg 446w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/04/metex_design_great_george-150x141.jpeg 150w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/04/metex_design_great_george-696x656.jpeg 696w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/04/metex_design_great_george-1068x1007.jpeg 1068w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/04/metex_design_great_george.jpeg 1600w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /><figcaption class="wp-element-caption"><br>Tarihi Ön Cephe</figcaption></figure>



<h5 class="wp-block-heading"><strong>Yapay zekâ ve veri temelli tasarım yaklaşımlarının mimarlık pratiğinde giderek daha belirleyici hâle geldiği bir dönemde, Metex Design bu teknolojileri hangi aşamalarda kullanıyor ve bu araçlar ofisin tasarım kararlarını nasıl yeniden tanımlıyor?</strong></h5>



<p><strong><br></strong><a href="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/03/yapay-zeka-mimarlik.webp" data-type="attachment" data-id="82273">Yapay zekâ</a> araçlarını ofisimizde kullanıyoruz; ancak bu kullanımın temel ilkesi çok net: Yapay zekâ tasarıma müdahale etmemeli, hiçbir çizgiyi değiştirmemeli. Biz bu teknolojileri tasarım sürecinin yerine geçen bir araç olarak değil; modelleme tamamlandıktan sonra açıların oluşturulması, hızlı ve görsel açıdan güçlü üç boyutlu çıktıların alınması, film ve sunum materyallerinin hazırlanması gibi alanlarda bir yardımcı olarak kullanıyoruz.</p>



<p>Bu nedenle yapay zekâ bizim için doğrudan tasarım kararlarını belirleyen bir unsur değil; daha çok projelendirme, görselleştirme ve sunum hazırlama süreçlerinin hızını ve verimliliğini etkileyen bir araç. Başka bir deyişle, tasarımın özünü değil, tasarımın ifade edilme ve aktarılma biçimini dönüştürüyor.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ekoyapidergisi.org/metex-design-sinan-kafadar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yeşil Olmamak  Artık En Büyük Risk</title>
		<link>https://ekoyapidergisi.org/yesil-bina-olmamak-artik-en-buyuk-risk/</link>
					<comments>https://ekoyapidergisi.org/yesil-bina-olmamak-artik-en-buyuk-risk/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editör]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 16 Feb 2026 21:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[RÖPORTAJ]]></category>
		<category><![CDATA[ÇEDBİK]]></category>
		<category><![CDATA[Emre Ilıcalı]]></category>
		<category><![CDATA[Green Building]]></category>
		<category><![CDATA[Yeşil Bina]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ekoyapidergisi.org/yesil-olmamak-artik-en-buyuk-risk/</guid>

					<description><![CDATA[Çevre Dostu Yeşil Binalar Derneği (ÇEDBİK) Başkanı Emre Ilıcalı ile gerçekleştirdiğimiz bu kapsamlı söyleşide  pek çok kritik başlığı ele aldık.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’de yapı sektörünün sürdürülebilirlik ekseninde geçirdiği dönüşüm, yalnızca teknik çözümlerle değil; vizyon, politika ve iş birlikleriyle şekilleniyor. <a href="https://www.cedbik.org/" target="_blank" rel="noopener">Çevre Dostu Yeşil Binalar Derneği</a> (ÇEDBİK) Başkanı <a href="https://ekoyapidergisi.org/yesil-bina-sertifika-sistemlerinin-onemi-ve-turkiye-deki-durumu/">Emre Ilıcalı</a> ile gerçekleştirdiğimiz bu kapsamlı söyleşide; 2026 yılı önceliklerinden mevcut yapı stokunun dönüşümüne, YES-TR sertifikasının rolünden karbon ve gömülü karbon gündemine, yeşil finansmandan greenwashing tartışmalarına kadar pek çok kritik başlığı ele aldık. Ilıcalı, sürdürülebilirliğin artık “iyi niyetli örnekler” üretmenin ötesine geçtiğini vurgularken, sektörün tamamını kapsayan, ölçülebilir ve kalıcı bir dönüşüm için atılması gereken adımları tüm boyutlarıyla değerlendirdi.</p>
<figure><img decoding="async" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/02/cedbik_baskan_emre_ilicali_1771325247.jpg" height="459" width="637.4506769825919" alt="İş insanı, sürdürülebilirlik ve yeşil projeler konusunda uzman, ofis ortamında profesyonel duruş ser." style="width: 637.451px; height: 459px;" data-image="a1ppwdvjffbz"  ><figcaption>Çevre Dostu Yeşil Binalar Derneği (ÇEDBİK) Başkanı Emre Ilıcalı</figcaption></figure>
<p><strong>ÇEDBİK’in 2026 yılı öncelikli hedefleri hakkında bilgi alabilir miyiz?</strong></p>
<p>2026’da ÇEDBİK olarak odağımızı üç ana hatta topluyoruz: mevcut bina stokunun dönüşümünü hızlandırmak, karbon ve yaşam döngüsü yaklaşımını sektörde ana akıma taşımak ve finansman–mevzuat bağlantısıyla ölçeklenebilir etkiyi arttırmak. Çünkü artık sürdürülebilirlikte yalnızca “iyi örnekler” üretmenin ötesine geçmemiz gerekiyor; asıl hedef, bu yaklaşımı sektörün tamamına yayacak mekanizmaları kurmak. Biz 2026’yı, bu dönüşümün standart, erişilebilir ve uygulanabilir hale geldiği bir kırılım yılı olarak görüyoruz.</p>
<p>Bu çerçevede özellikle Türkiye’nin iklim hedefleriyle uyumlu şekilde, Bakanlığın geliştirdiği YES-TR sertifikasının yaygınlaşması kritik bir fırsat alanı. YES-TR’nin en önemli katkısı, sürdürülebilir yapı yaklaşımını yalnızca “gönüllülük” alanından çıkarıp, ulusal ölçekte yaygınlaşmaya uygun bir çerçeveye dönüştürmesi. ÇEDBİK olarak biz de bu yapının hem tanıtımında hem de doğru anlaşılması ve sahaya sağlıklı aktarılmasında aktif rol üstlenmeyi çok önemsiyoruz. Çünkü standartların başarısı yalnızca “yazılmasıyla” değil, uygulamada doğru yorumlanması, doğru denetlenmesi ve doğru ölçülmesiyle belirleniyor.</p>
<p>Bu noktada ÇEDBİK’in 2026’daki rolünü iki başlıkta tarif edebilirim: Birincisi, YES-TR’nin sektörde daha geniş kabul görmesi için iletişim, farkındalık ve paydaş buluşmaları tarafında güçlü bir destek sunmak. Geliştiriciler, yatırımcılar, tasarım ekipleri, danışmanlar, tedarikçiler ve yerel yönetimler açısından, YES-TR’nin “ne olduğu” kadar “nasıl uygulanacağı” konusu da çok değerli. Biz burada, sürdürülebilir bina kavramını teorik bir hedef olmaktan çıkarıp, herkes için daha anlaşılır ve uygulanabilir hale getirecek bir köprü rolü üstleneceğiz.</p>
<p>İkincisi ise süreç kalitesi: ÇEDBİK olarak 2026’da kapasite geliştirme tarafını çok büyütmek istiyoruz. Yani yalnızca bir standardı anlatmak değil; sahada uygulayan tüm aktörlerin aynı dili konuşmasını sağlamak. Bunun içinde eğitim programları, iyi uygulama örneklerinin çoğaltılması, pilot projelerle öğrenme döngüsünün hızlandırılması ve özellikle denetim–doğrulama kültürünün güçlendirilmesi var. Çünkü sürdürülebilirlik iddiası, ancak ölçülebilir performansla anlam kazanıyor.</p>
<p>Bir diğer öncelik alanımız da mevcut bina stokunun dönüşümü. Yeni binalar için sürdürülebilirlik yaklaşımını kurgulamak görece daha kolay; ama Türkiye’nin asıl meselesi, milyonlarca metrekarelik mevcut yapı stoğu. 2026’da ÇEDBİK olarak burada “tek tek bina” yaklaşımının ötesinde, program yaklaşımına odaklanacağız. Yani bina tipolojilerine göre hızlı tarama yöntemleri, etkili müdahale paketleri, ölçüm-doğrulama (M&amp;V) yaklaşımı ve finansman modelleriyle birlikte ele alınan daha büyük ölçekli dönüşüm çerçeveleri Çünkü gerçek etki, bu işin ölçeklenmesiyle mümkün.</p>
<p>Aynı şekilde karbon gündemi de 2026’da daha merkezde olacak. Sadece operasyonel enerji performansı değil; artık giderek daha fazla yaşam döngüsü, malzeme seçimi, gömülü karbon ve karbon verisi konuşacağız. Bu başlıklar yakın gelecekte “tercih” olmaktan çıkıp “zorunluluk” haline gelecek. ÇEDBİK’in burada rolü; sektörün bu dönüşüme hazırlıklı olmasını sağlayacak şekilde bilgi altyapısını, uygulama kapasitesini ve farkındalığı güçlendirmek.</p>
<p>Son olarak finansman ve mevzuat boyutunu da çok önemsiyoruz. Çünkü sürdürülebilirlik yalnızca teknik bir konu değil; aynı zamanda ekonomik bir model ve risk yönetimi meselesi. 2026’da bankalarla, yerel yönetimlerle ve kamu kurumlarıyla daha yakın çalışarak sürdürülebilir projelerin erişilebilir finansmanla desteklenmesini, performansın izlenmesini ve iyi örneklerin çoğalmasını hedefliyoruz.</p>
<p>Özetle 2026 için bizim hedefimiz sadece “daha fazla sertifika” değil; daha fazla gerçek dönüşüm. Daha fazla ölçülen, doğrulanan, daha düşük enerji tüketen, daha düşük karbonlu ve daha sağlıklı binaların Türkiye’de standart hale gelmesi. YES-TR gibi ulusal çerçevelerin bu dönüşümde çok kritik bir kaldıraç olacağına inanıyoruz ve ÇEDBİK olarak bu sürecin hem yaygınlaşmasında hem de sahada doğru uygulanmasında aktif sorumluluk almaya hazırız.</p>
<figure><img decoding="async" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/02/cedbik_yesil_bina_1771325283.jpg" alt="Yeşil alanlar ve sürdürülebilirlik vurgusu ile doğa dostu yapı projeleri." data-image="x4g83e1lq2u7"  > </figure>
<p><strong>Türkiye, yeşil bina sertifikasyonu ve sürdürülebilir kentleşme konusunda dünya genelinde nerede konumlanıyor? Ülke olarak geliştirmemiz gereken stratejiler nelerdir?</strong></p>
<p>Türkiye’nin yeşil bina sertifikasyonu ve sürdürülebilir kentleşme konusundaki yerini ben genel olarak kötü görmüyorum. Son 10–15 yılda ciddi bir ilerleme var. Sertifikalı bina sayısı arttı, sektörde bilgi birikimi oluştu, yatırımcı tarafında farkındalık yükseldi. Yani Türkiye bu konuda tamamen geriden gelen bir ülke değil. Ama şunu da açık söylemek lazım, dünya çok hızlandı ve artık çıta yükseldi. Türkiye’nin de artık bir üst seviyeye çıkması gerekiyor.</p>
<p>Bence burada en kritik konu kentsel dönüşüm. Çünkü Türkiye’de sürdürülebilirlik konuşacaksak, asıl etkiyi yeni yapılan birkaç projeden değil, dönüşecek olan devasa yapı stokundan alacağız. Bugün milyonlarca konut yenileniyor, daha da yenilenecek. Eğer bu süreç sadece dayanıklılık üzerinden ilerlerse, enerji verimliliği, karbon, su yönetimi ve sağlıklı iç mekân gibi başlıklar ikinci plana atılırsa, biz aslında geleceğin çevresel yükünü bugünden büyütmüş oluruz. Deprem güvenliği tabii ki tartışmasız bir öncelik ama bu binaları aynı zamanda verimli ve düşük karbonlu yapmak zorundayız. Çünkü bugün yapılan her yanlış, önümüzdeki 30–50 yılın enerji faturası olarak geri dönüyor. Bir diğer konu da gayrimenkul sektörünün bu işe daha samimi yaklaşması. Türkiye’de sektör güçlü, hızlı ve üretken. Ama bazen sürdürülebilirlik hâlâ biraz vitrin işi gibi kalabiliyor. Proje anlatımlarında sürdürülebilirlik çok güzel anlatılıyor ama iş uygulamaya geldiğinde performans takibi, gerçek tüketim verisi, işletme kalitesi, karbon hesabı gibi konular aynı seviyede güçlü olmayabiliyor. Oysa dünyada artık bu iş sadece “iyi niyet” değil. Ölçülen, kanıtlanan, doğrulanan bir performans bekleniyor. Bizde de bu tarafın güçlenmesi gerekiyor.</p>
<p>Bu noktada ülke olarak geliştirmemiz gereken stratejiler bence çok net. Birincisi, kentsel dönüşümde sürdürülebilirlik kriterlerini standart hale getirmek. Yani bu iş bir opsiyon değil, dönüşümün doğal parçası olmalı. İkincisi, sertifika almak kadar o binanın gerçekten nasıl çalıştığını önemsemek. Enerji tüketiyor mu, ne kadar tüketiyor, suyu nasıl kullanıyor, kullanıcı konforu nasıl, bunları konuşmak lazım. Üçüncüsü de finansman tarafı. Bankaların, yatırımcıların ve kamunun doğru projeyi desteklemesi gerekiyor. Çünkü sürdürülebilirlik yaygınlaşacaksa bu ancak doğru teşvikle ve doğru yönlendirmeyle olur.</p>
<p>Son olarak şu da var. Dünya artık sadece enerji verimliliğini değil, karbon meselesini çok daha ciddi şekilde masaya koyuyor. Sadece binayı çalışırken daha az enerji harcar hale getirmek yetmiyor. Malzeme seçimi, yaşam döngüsü, gömülü karbon gibi konular giderek daha önemli hale geliyor. Türkiye’nin buraya da hazırlanması gerekiyor. Çünkü bu sadece çevre meselesi değil, aynı zamanda rekabet meselesi. Özellikle uluslararası iş yapan şirketler için bu konular giderek daha belirleyici olacak.</p>
<p>Sonuç olarak, Türkiye’nin geldiği yer fena değil. Ama daha iyi olmak zorundayız. Çünkü elimizde çok büyük bir fırsat var. Kentsel dönüşüm gibi bir alan, doğru yönetilirse Türkiye’yi sürdürülebilir şehircilikte çok ileri bir noktaya taşıyabilir. Yanlış yönetilirse de geleceğin sorunlarını bugünden inşa etmiş oluruz.</p>
<figure><img decoding="async" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/02/kent_cedbik_1771325307.jpg" alt="Yeşil olmayan şehir manzarası, sürdürülebilirlik ve çevre riskleri üzerine önemli bir uyarı." data-image="6cvt4g7fqcnn"  > </figure>
<p><strong>Sektör paydaşları yeşil binaları nasıl değerlendiriyor? Yatırımcılar yeşil binaları bir maliyet kalemi olarak mı görüyor yoksa uzun vadede bir tasarruf olduğunun bilinci yerleşti mi?</strong></p>
<p>Sektör paydaşlarının yeşil binalara bakışı son yıllarda ciddi şekilde değişti. Eskiden daha çok “iyi bir ekstra” gibi görülüyordu. Bugün ise özellikle büyük yatırımcılar ve kurumsal firmalar için yeşil bina artık bir tercih değil, giderek bir gereklilik haline geliyor. Çünkü piyasa beklentisi değişti, kullanıcı profili değişti, finansman tarafı değişti, hatta mevzuatın yönü bile değişti.</p>
<p>Yatırımcıların “yeşil bina maliyettir” yaklaşımının artık çok güçlü bir karşılığı kalmadığını düşünüyorum. Evet, bazı önlemler ilk yatırımda bir farka yol açabiliyor. Ama işin bütünüyle baktığımızda asıl maliyet, yeşil yapmamak. Çünkü verimsiz bir bina uzun yıllar boyunca daha fazla enerji tüketiyor, daha yüksek işletme gideri çıkarıyor, daha hızlı değer kaybediyor ve daha zor kiralanıyor. Yani yatırımcı bugün küçük bir maliyetten kaçarken, yarın çok daha büyük bir maliyeti sırtlanmak zorunda kalabiliyor.</p>
<p>Bir de şu var, bu iş artık sadece tasarruf meselesi değil, açıkça bir risk meselesi. Enerji fiyatları artıyor, karbon konusu gündemde büyüyor, bankalar sürdürülebilirlik kriterlerine daha fazla bakıyor, kiracılar da daha seçici hale geliyor. Eğer yatırımcı bu dönüşümü ciddiye almazsa, elindeki varlık zamanla daha düşük kalitede ve daha riskli bir varlık haline geliyor. Bu da değerlemeye yansıyor. Finansmana erişimde zorluklar çıkıyor. Satışta likiditeyi etkiliyor. Kiracı bulmayı zorlaştırıyor. Yani yatırımcı açısından “yeşil bina maliyet mi?” sorusu artık biraz eski bir soru. Asıl soru şu: Yeşil olmayan bina ileride ne kadar sorun çıkaracak?</p>
<p>Bence en kritik nokta yatırımcının bu konuya samimi yaklaşması. Çünkü sürdürülebilirlik bazen hâlâ pazarlama diliyle konuşulabiliyor. Broşürde çok güzel duruyor ama binanın gerçekten nasıl çalıştığı, ne kadar enerji tükettiği, kullanıcı konforu, işletme performansı gibi konularda aynı özen olmayabiliyor. Halbuki piyasa artık bunu yavaş yavaş görüyor. Sadece etiket değil, gerçek performans bekliyor.</p>
<p>Şunu net söyleyebilirim: Bugün sürdürülebilirliği önemsemeyen yatırımcı, gelecekte istemeyeceği durumlarla karşılaşabilir. Regülasyon baskısı artabilir, finansman maliyeti yükselebilir, bazı projeler değer kaybedebilir, hatta bazı varlıklar yük haline gelebilir. O yüzden bu konu artık sadece çevre duyarlılığı değil, yatırımın geleceğini koruma konusu. Ben yatırımcılar açısından bunu bir fırsat olarak görüyorum. Doğru yapan, hem maliyetini yönetir hem riskini azaltır hem de varlığının değerini korur.</p>
<figure><img decoding="async" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/02/insaat_yikim_1771325323.jpg" alt="Yeşil olmayan binalar ve sürdürülebilir yapıların önemi hakkında bilgi. Yeşil bina yatırımlarının ar." data-image="dmo8e6oya3nm"  > </figure>
<p><strong>Yeni binaları yeşil yapmak nispeten daha kolay. Ancak Türkiye’deki asıl sorun devasa sayıdaki mevcut yapı stoku. Mevcut binaların enerji verimli hale getirilmesi konusunda ÇEDBİK’in nasıl bir yol haritası izliyor?</strong></p>
<p>Yeni binaları yeşil yapmak gerçekten daha kolay. Çünkü proje daha en baştan kurgulanırken doğru hedefleri koyabiliyorsunuz, tasarım kararlarını ona göre alabiliyorsunuz. Ama Türkiye’nin asıl sahası mevcut bina stoğu. Sayı çok büyük ve bu binaların önemli bir kısmı hem enerji açısından verimsiz, hem de konfor ve sağlık açısından bugünün beklentilerinin gerisinde kalıyor. O yüzden ÇEDBİK olarak biz bu konuyu artık “niş bir alan” gibi değil, ülkenin en temel dönüşüm gündemi olarak görüyoruz.</p>
<p>Burada en kritik nokta şu: Mevcut yapı stoğu sadece sismik risk taşımıyor, aynı zamanda çevresel adaptasyon riski de taşıyor. Yani sadece deprem güvenliği değil, enerji tüketimi, aşırı sıcaklar, su stresi, şehirlerde ısı adası etkisi gibi konular da bu binaların geleceğini belirleyecek. Biz ÇEDBİK olarak bunu daha güçlü anlatmaya çalışıyoruz. Çünkü kentsel dönüşüm süreçleri sadece “yıkıp yeniden yapmak” değil, doğru kurgulanırsa Türkiye için çok büyük bir çevresel dönüşüm fırsatı.</p>
<p>Yol haritamızda birkaç temel başlık var. Birincisi, kentsel dönüşüm projelerinde sürdürülebilirlik kriterlerinin işin başından itibaren yer alması. Bugün dönüşüm çoğu zaman dayanıklılık odağında ilerliyor, bu doğal. Ama aynı binayı yeniden yapıyorsak, onu aynı zamanda düşük enerji tüketen, daha iyi yalıtımlı, daha verimli sistemlere sahip, daha sağlıklı ve daha düşük karbonlu şekilde yapmak zorundayız. Yoksa biz aslında geleceğin enerji maliyetini ve karbon yükünü bugünden inşa etmiş oluyoruz.</p>
<p>İkinci olarak, mevcut binalarda sadece “büyük ve pahalı yenileme” değil, uygulanabilir ve hızlı etki eden adımların da yaygınlaşması gerekiyor. Yani her bina için en büyük yatırımı yapmak şart değil. Önce iyi bir tarama, doğru önceliklendirme ve bina tipolojilerine göre akıllı çözümlerle başlanabilir. Isıtma-soğutma sistemlerinin iyileştirilmesi, otomasyon, aydınlatma, yalıtım gibi paketlerle çok hızlı sonuç alınabiliyor. Önemli olan, bunun sistematik hale gelmesi.</p>
<p>Üçüncü başlık ise finansman ve ölçek. Bu iş tek tek bina bazında ilerlerse çok yavaş gider. Bizim burada program yaklaşımına ihtiyacımız var. Belediyelerin, bankaların, kamu tarafının devreye girdiği, belli tipolojilere göre standart çözümlerin ve finansman modellerinin oluşturulduğu bir yapı. ÇEDBİK olarak biz de hem bu işin iletişimini güçlendirmeye, hem de sahada uygulanabilir modellerin oluşmasına katkı vermeye çalışıyoruz.</p>
<p>Ayrıca burada performans takibi de çok önemli. Çünkü verimlilik sadece projede yazmakla olmuyor, işletmede ortaya çıkıyor. Yani binanın gerçekten ne kadar enerji tükettiğini görmek, doğrulamak, iyileştirmek gerekiyor. Bu kültür yerleşmeden, mevcut stokta gerçek bir dönüşüm yakalamak zor.</p>
<p>Özetle ÇEDBİK olarak mevcut yapı stokunu sadece bir “yenileme problemi” olarak değil, bir “ülke dönüşümü” meselesi olarak görüyoruz. Kentsel dönüşüm sürecini doğru yönetebilirsek hem deprem güvenliğini artırırız, hem de Türkiye’nin enerji ve karbon yükünü ciddi şekilde azaltırız. Bizim hedefimiz de bu dönüşümü daha doğru tarif etmek, daha görünür yapmak ve daha uygulanabilir hale getirmek</p>
<figure><img decoding="async" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/02/cedbik_yesil_binalar_1771325352.jpg" alt="En Büyük Risk - Sürdürülebilirlik ve enerji verimliliği vurgusu." data-image="l7je35vqkmdc"  > </figure>
<p><strong>2053 Net Sıfır emisyon hedefi doğrultusunda, inşaat sektörünün üzerine düşen en büyük sorumluluk nedir? Gömülü karbon konusunu Türkiye gündemine nasıl taşıyacaksınız?</strong></p>
<p>2053 Net Sıfır hedefi doğrultusunda inşaat sektörünün en büyük sorumluluğu çok açık. Çünkü inşaat ve yapı sektörü, dünyada toplam emisyonların yaklaşık yüzde 40’ına kadar uzanan bir etkiye sahip. Yani bu hedefe ulaşmak istiyorsak, binaları ve inşaatı dönüştürmeden bunu başarmamız mümkün değil. Burada sadece enerji verimliliği değil, artık çok daha geniş bir resim var. Binanın tasarımından malzemesine, şantiyeden işletmesine kadar bütün kararlar bu hedefin parçası olmak zorunda.</p>
<p>Bu noktada gömülü karbon konusu çok kritik. Çünkü biz yıllarca daha çok operasyonel karbonu konuştuk. Yani binayı kullanırken daha az enerji harcasın, daha az yakıt yaksın, daha az elektrik tüketsin. Bu önemli ama artık yetmiyor. Bir binanın daha inşa edilmeden önce, malzeme üretiminde ve yapım sürecinde ortaya çıkan karbonu da yönetmek zorundayız. Çimento, demir-çelik, alüminyum, cam gibi temel malzemeler burada işin merkezinde. Açıkçası gömülü karbon konusu artık sadece çevre gündemi değil, aynı zamanda rekabet ve ihracat gündemi.</p>
<p>Çünkü Avrupa Birliği’nin CBAM mekanizmasıyla birlikte bu konu daha da kritik hale geldi. Türkiye’nin ihracatında çok önemli yeri olan sektörler ve malzeme grupları, karbon açısından daha görünür ve daha takip edilir bir döneme girdi. Yani düşük karbonlu üretim yapamayan, karbon verisini yönetemeyen tarafın rekabet gücü zamanla zayıflayabilir. Bu da yalnızca tek bir fabrikanın problemi değil, ülkenin ekonomik sürdürülebilirliğiyle de ilgili bir konu.</p>
<p>Burada şunu net söylemek lazım. Gömülü karbon meselesi özellikle imalat sanayi tarafından çok yakından takip edilmesi gereken bir konu. Çünkü malzemenin üretildiği yer orası. Ama aynı zamanda inşaat ve gayrimenkul sektörünün de bu konuyu “tasarımın ana konusu” haline getirerek talebi bu yönde artırması gerekiyor. Yani üretici tarafı dönüşecekse, bunu iten şeylerden biri de piyasa talebi olacak. Tasarım ekipleri ve yatırımcılar “daha düşük karbonlu malzeme ve sistem” talep ettikçe, sektör de o yöne doğru daha hızlı evrilecek.</p>
<p>ÇEDBİK olarak bizim rolümüz burada çok net. Biz bu konunun hem teknik boyutunu hem de mevzuat ve piyasa etkisini sektörün daha iyi anlamasını sağlamak istiyoruz. Gömülü karbonun yeşil bina sertifika sistemlerindeki yansımalarını daha görünür hale getirmek, aynı zamanda yerel ve uluslararası mevzuatta bunun nasıl bir karşılığı olduğunu anlatmak ve farkındalığı artırmak önceliklerimiz arasında. Çünkü sektör bu konuyu sadece “uzak bir gelecek” gibi görürse geç kalır. Halbuki bu dönüşüm başladı ve giderek hızlanacak.</p>
<p>Özetle, 2053 hedefi açısından inşaat sektörünün sorumluluğu sadece daha verimli bina yapmak değil. Daha az karbonla üretmek, daha az karbonla inşa etmek ve bu yaklaşımı artık normal kabul etmek. Gömülü karbon da bunun en kritik parçalarından biri. Biz de ÇEDBİK olarak bu konuyu daha anlaşılır hale getirmek, daha fazla konuşulur hale getirmek ve sektörün dönüşümünü hızlandırmak için aktif şekilde çalışacağız.</p>
<figure><img decoding="async" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/02/cedbik_yesil_binar2_1771325367.jpg" data-image="796owy9pndrp" /></figure>
<p><strong>Yeşil binaların finansmanında “Yeşil Mortgage” veya uluslararası fonların rolü nedir? Bankaların bu konudaki yaklaşımı ne durumda?</strong></p>
<p>Yeşil binaların finansmanında hem Yeşil Mortgage gibi ürünlerin hem de uluslararası fonların aslında çok önemli bir rolü var. Çünkü dünyada sürdürülebilirlik tarafında gerçekten ciddi bir finansman akışı var. Yani doğru projeyi ortaya koyduğunuzda, düşük karbon, enerji verimliliği, dayanıklılık gibi başlıkları net şekilde gösterebildiğinizde uluslararası ölçekte erişilebilecek büyük kaynaklar mevcut. Bu aslında sektör için çok büyük bir fırsat.</p>
<p>Ama açık konuşmak gerekirse Türkiye’de gayrimenkul sektörü bu finansman imkanlarını henüz yeterince çeşitlendirebilmiş değil. Bunda hem piyasa koşullarının hem de yapısal bazı eksiklerin etkisi var. Sürdürülebilirlik kriterlerinin projelerde standart bir şekilde tanımlanması ve ölçülmesi konusu hâlâ tam oturmuş değil. Finans tarafı da bu alanda ürün geliştirmeye başladı ama henüz piyasada güçlü ve ölçekli bir karşılık oluşmuş değil.</p>
<p>Yeşil Mortgage tarafında Türkiye’de bazı denemeler yapıldı. Bankalar bu konuda adım attı, ürünler konuşuldu. Ama etkisi açıkçası çok sınırlı kaldı. Bugün geldiğimiz noktada ise özellikle konut kredilerindeki daralma nedeniyle sektör daha çok temel finansmana erişim sorunlarına odaklanıyor. Bu da Yeşil Mortgage gibi daha nitelikli ürünlerin gündeme gelmesini zorlaştırıyor.</p>
<p>Buna rağmen ben bu tablonun kalıcı olmadığını düşünüyorum. Çünkü dünyada sürdürülebilirlik finansmanı çok net bir yön haline geldi. Karbon, enerji verimliliği ve iklim riski artık finansal risk olarak görülüyor. Bankaların da bu dönüşümün dışında kalması mümkün değil. Önümüzdeki dönemde finans sektörünün bu alanda daha cesur ve daha kapsamlı açılımlar yapacağını düşünüyorum.</p>
<p>ÇEDBİK olarak biz de burada daha aktif bir rol üstlenmeyi hedefliyoruz. Özellikle uluslararası fonlara erişimde, bu fonların talep ettiği teknik kriterlerin doğru anlaşılması ve projelere doğru şekilde entegre edilmesi konusunda sektöre destek olmayı planlıyoruz. Yani sadece “finansman var” demek değil, bu finansmana erişebilmek için gerekli olan teknik çerçeveyi, performans göstergelerini ve doğrulama süreçlerini daha anlaşılır hale getirmek istiyoruz. Böylece hem bankalar hem yatırımcılar için sürdürülebilir projelerin finansmanı daha erişilebilir ve daha güvenilir hale gelebilir. dünyada bu işin kaynağı var, ilgisi var. Türkiye’de ise henüz bu potansiyeli tam kullanamıyoruz. ÇEDBİK olarak amacımız da bu boşluğu biraz olsun kapatmak ve sürdürülebilir projelerin finansmanla daha güçlü şekilde buluşmasına katkı vermek</p>
<figure><img decoding="async" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/02/cedbik_emre-ilicali_1_1771325383.jpg" data-image="huh89e6btswq" /></figure>
<p><strong>Greenwashing kavramı artık mimarlık ve inşaat sektörü için de ciddi bir tartışma başlığı. Sizce bu sınır bugün yeterince net mi?</strong></p>
<p>Bence greenwashing sınırı bugün hâlâ tam net değil. Hatta bu yüzden konu giderek büyüyor. Çünkü sürdürülebilirlik artık çok popüler bir alan ve herkes bu dilin içinde olmak istiyor. Ama bazı projelerde sürdürülebilirlik gerçekten işin içine gömülmüş bir yaklaşımken, bazılarında daha çok “sunumda iyi dursun” seviyesinde kalabiliyor. Bu da doğal olarak güven sorununu artırıyor.</p>
<p>Aslında sınırı netleştiren şey çok basit: ölçüm ve kanıt. Yani bir bina gerçekten daha az enerji tüketiyor mu, suyu daha verimli kullanıyor mu, karbonunu düşürüyor mu, kullanıcıya daha sağlıklı bir ortam sağlıyor mu… Bunlar ölçülüp gösterilebiliyorsa greenwashing riski azalıyor. Ama sadece güzel görseller, iddialı cümleler ve birkaç sembolik uygulama üzerinden “yeşil” deniyorsa, orada problem başlıyor.</p>
<p>Bir de şu var, greenwashing sadece pazarlama tarafında olmuyor. Bazen iyi niyetle başlanıyor ama süreç doğru yönetilmediği için sonuç yine zayıf kalabiliyor. Mesela proje tasarımda iddialı başlıyor ama uygulamada malzeme değişiyor, işletmede sistemler doğru çalıştırılmıyor, performans takip edilmiyor. Bu durumda da ortaya çıkan şey, kağıt üzerinde iyi ama gerçek hayatta zayıf bir sürdürülebilirlik oluyor.</p>
<p>Benim görüşüm şu: Önümüzdeki dönemde bu sınır daha netleşecek. Çünkü mevzuat tarafı daha fazla devreye giriyor, finans kuruluşları daha fazla veri istiyor, kiracılar ve kullanıcılar daha fazla sorguluyor. Yani “etiket” dönemi yavaş yavaş kapanıyor, “performans” dönemi başlıyor.</p>
<p>ÇEDBİK olarak bizim burada durduğumuz yer de belli. Biz sürdürülebilirlik iddiasının daha şeffaf, daha ölçülebilir ve daha doğrulanabilir hale gelmesi gerektiğini savunuyoruz. Greenwashing’i azaltmanın yolu, daha fazla denetim baskısı değil sadece, aynı zamanda sektöre doğru yöntemi öğretmek, iyi örnekleri çoğaltmak ve performans kültürünü normalleştirmek. Çünkü sürdürülebilirlik gerçekten sahada karşılığı olan bir iş olursa, greenwashing de kendiliğinden alan kaybeder.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ekoyapidergisi.org/yesil-bina-olmamak-artik-en-buyuk-risk/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Trendlerin Ötesinde,  Yaşanmışlığın İzinde</title>
		<link>https://ekoyapidergisi.org/trendlerin-otesinde-yasanmisligin-izinde/</link>
					<comments>https://ekoyapidergisi.org/trendlerin-otesinde-yasanmisligin-izinde/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editör]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 09 Feb 2026 21:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[RÖPORTAJ]]></category>
		<category><![CDATA[Yeşim Kozanlı, Yeşim Kozanlı Mimarlık, Yapı Malzemeleri, Sürdürülebilir Mimari]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ekoyapidergisi.org/trendlerin-otesinde-yasanmisligin-izinde/</guid>

					<description><![CDATA[SERANİT iş birliğiyle hazırladığımız bu söyleşide Yeşim Kozanlı ile; malzemenin dilinden lüksün yeniden tanımına, mekânsal sezgiden dijital araçların tasarım sürecine etkisine uzanan kapsamlı bir sohbet gerçekleştirdik.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>Günümüz iç mimarlık pratiğinde sürdürülebilirlik çoğu zaman yalnızca malzeme seçimine indirgenirken, Yeşim Kozanlı Mimarlık bu kavramı zamanla değer kazanan mekânlar üretme sorumluluğu üzerinden okuyor. Ofisin yaklaşımı; trendlerden bağımsız, dayanıklılığı ve zamansızlığı merkeze alan, ışık–renk–doku birlikteliğiyle duyusal bir atmosfer kuran bütüncül bir tasarım dili öneriyor. Yerel üretimle kurulan bağ ve el işçiliğinin çağdaş yöntemlerle buluşturulması ise bu dili daha da güçlendiriyor. Bu söyleşide Yeşim Kozanlı Mimarlık ile; malzemenin dilinden lüksün yeniden tanımına, mekânsal sezgiden dijital araçların tasarım sürecine etkisine uzanan kapsamlı bir sohbet gerçekleştirdik.</strong></p>
<figure><img decoding="async" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/02/yesim_kozanli_1770726330.jpg" data-image="dp9v40wohpgf"><figcaption>Yeşim Kozanlı</figcaption></figure>
<p><strong><br></strong><strong>Ofisinizin tasarım dilini oluşturan çekirdek felsefe nedir? Bu felsefeyi projelerinizde somut olarak nerelerde görüyoruz?</strong></p>
<p>Tasarım pratiğimizin çekirdeğinde, mekânı yaşanmışlık, duygu ve zaman katmanlarıyla birlikte ele almak yer alıyor. Her projeyi, yere, bağlama ve kullanıcıya kulak vererek ilerleyen bir yolculuk olarak kurguluyoruz. Bu yaklaşım, mekânsal organizasyondan malzeme ve doku seçimlerine, ışığın kullanımı ve dolaşım senaryolarına kadar her ölçekte somutlaşıyor. Projelerimizde öne çıkan ortak özellik, her bağlam için yeniden yapılan dikkatli okuma ve mekânla kurulan özgün ilişki biçimi. Bu süreç, mekânın zaman içinde dönüşmesine ve kullanıcıyla birlikte anlam üretmesine açık, esnek bir yapı kurmamıza da imkân tanıyor.</p>
<figure><img decoding="async" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/02/Swissotel_Living_2_1770726387.jpg" data-image="f7qayalbm8n7"><figcaption>Swissotel Living </figcaption></figure>
<hr>
<p>‘‘Bizim için gerçek lüks hızlı tüketilmeyen, zamanla derinleşen ve kullanıcıyla birlikte anlam kazanan mekânlar yaratabilmekte yatıyor.’’</p>
<hr>
<p><strong>Malzeme sizin için neyi ifade ediyor? Güncel projelerinizde tekrar tekrar kullandığınız ya da özellikle keşfetmek istediğiniz malzeme türleri var mı? Malzeme seçiminde sizin için en belirleyici ölçüt nedir?</strong></p>
<p>Malzemeyi hem sanatsal bağlamda estetikle ilişkilendiriyor hem de mimari açıdan hikâye taşıyan, yaşlanan ve mekânla birlikte dönüşen bir unsur olarak ele alıyoruz. Malzemenin kendi doğasının ve olanaklarının görünür olmasını önemsiyoruz; bu görünürlük, mekâna zamansızlık hissi kazandıran temel unsurlardan biri hâline geliyor. Doğal taşlar, ahşap, tekstil ve yerel üretim teknikleriyle sıkça çalışıyoruz; çünkü bu malzemeler mekânla güçlü bir bağ kuruyor ve kullanım süreciyle birlikte derinleşen bir karakter sunuyor. Güncel projelerde yerel el işçiliğini çağdaş üretim yöntemleriyle bir araya getirmek özellikle ilgimizi çekiyor. Malzeme seçiminde en belirleyici ölçütümüz ise, bulunduğu bağlamla ve kullanım senaryosuyla kurduğu dürüst ilişki.</p>
<figure><img decoding="async" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/02/Swissotel_Living_1_1770726400.jpg" data-image="hu09n8a8hd07"><figcaption>Swissotel Living </figcaption></figure>
<p><strong>Bugün sürdürülebilirlik mimarlık ve iç mimarlığın en çok konuşulan başlıklarından biri. Siz sürdürülebilirliği çok boyutlu bir kavram olarak ele alıyorsunuz. Lüks projelerde bu yaklaşımı hayata geçirmek ne ölçüde mümkün?</strong></p>
<p>Sürdürülebilirliği teknik performansın ötesine geçen; etik, kültürel ve uzun vadeli bir sorumluluk alanı olarak ele alıyoruz. Lüks projelerde bu yaklaşım hem mümkün hem de giderek daha anlamlı hâle geliyor. Dayanıklı ve zamansız tasarım kararları almak, yerel üreticilerle çalışmak, gereksiz tüketimi azaltmak ve mekânın yıllar içinde değerini koruyacak bir yapı kurmak bu anlayışın temel adımlarını oluşturuyor. Aynı zamanda sürdürülebilirlik, mekânın bakım, kullanım ve dönüşüm süreçlerini de kapsayan bütüncül bir düşünme biçimini gerektiriyor. Bizim için gerçek lüks hızlı tüketilmeyen, zamanla derinleşen ve kullanıcıyla birlikte anlam kazanan mekânlar yaratabilmekte yatıyor.</p>
<figure><img decoding="async" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/02/Swissotel_Living_4_1770726416.jpg" data-image="47t0y6hq7xi4"><figcaption>Swissotel Living </figcaption></figure>
<hr>
<p></p>
<p style="text-align: center;">‘‘Ofis olarak mesleki bilgi ve deneyimimiz arttıkça, yeni fikirler geliştirme ve mimarlık alanında söylem üretme alanlarımız da genişliyor.’’</p>
<hr>
<p><strong>Son yıllarda iç mimaride öne çıkan trendleri sormak isteriz. Size göre hangileri kalıcı, hangileri geçici?</strong></p>
<p>Trendleri yakından takip ediyoruz ancak onları birebir uygulamak yerine her proje için süzgeçten geçirerek yeniden yorumluyoruz. Doğallık, mekânsal sadelik, iyi oranlar ve dengeli ışık kullanımı gibi kavramların zamana dirençli ve kalıcı olduğuna inanıyoruz. Buna karşılık, yalnızca ilk bakışta etki yaratmayı hedefleyen ve bağlamla yeterince ilişki kurmayan eğilimler genellikle kısa ömürlü oluyor. Kalıcılığı belirleyen unsur trendlerin mekânın kendi hikâyesi, bağlamı ve kullanım biçimiyle kurduğu uyum.</p>
<p><strong>Rengin mekânda yarattığı duygusal etkiyi nasıl okuyorsunuz? Bir projede doğru renk paletini belirlerken sizi yönlendiren kriterler neler?</strong></p>
<p>Renk, mekânın ruhunu doğrudan etkileyen güçlü bir araç. Renk paletini belirlerken önce mekânın ışığını, bulunduğu coğrafyayı ve kullanıcı deneyimini dikkate alıyoruz. Doğru renk paletine ulaşma süreci çoğunlukla sezgisel bir okumayla, hikâyenin bizi götürdüğü yerden başlıyor; ardından bu sezgisel yaklaşım teknik kararlarla netleşiyor. Örneğin suyun iyileştirici etkisini ele aldığımız projelerde mint ve yumuşak yeşil tonlarına yönelirken, Kaş Radisson gibi bağlamlarda toprağın ve peyzajın tonlarını mekâna taşımayı tercih ediyoruz.</p>
<p>Bu noktada, içeriye dışarıyı mı taşımak istediğimizi yoksa içeride bambaşka bir atmosfer mi kuracağımızı, dünyanın hangi hissini çağırmak istediğimizi, motiflerin ve tüm bileşenlerin birbiriyle nasıl konuşacağını tek tek değerlendiriyoruz. Bizim için doğru renk, mekânda uzun süre kalındığında bile yormayan ve mekânla doğal bir bağ kuran renktir.</p>
<figure><img decoding="async" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/02/XO_Cape_Arnna_1_1770726435.jpg" data-image="3jojg1c5ye8m"><figcaption>XO Cape Arnna</figcaption></figure>
<p><strong>Yapay zekâ ve dijital tasarım araçlarının mimarlıkta yaygınlaşması hakkındaki düşünceniz nedir? Sizce bu teknolojiler mimari üretimi zenginleştiriyor mu, yoksa tasarım sezgisini törpülüyor mu?</strong></p>
<p>Dijital araçlar ve yapay zekâ, iyi kullanıldığında tasarım sürecini zenginleştiren güçlü destekler sunuyor. Ancak bunları sezginin yerine koymak yerine, sezgiyi besleyen araçlar olarak görmek gerekiyor. Biz bu teknolojileri araştırma, 3D eskizler yoluyla alternatif üretme ve görselleştirme aşamalarında kullanıyoruz; nihai kararlar hâlâ mekânsal deneyim ve insan ölçeği üzerinden şekilleniyor. Tasarımın kalbi hâlâ mekânı yaşanmışlık, duygu ve zaman katmanlarıyla birlikte ele almakta yatıyor.</p>
<p><strong>Ulusal ve uluslararası birçok ödüle layık görülen projeleriniz var. Bu ödüller sizin için bir sonuç mu, yoksa tasarım sürecinizi besleyen bir motivasyon kaynağı mı? Ödül süreçlerinin üretim pratiğinize nasıl bir katkısı olduğunu düşünüyorsunuz?</strong></p>
<p>Mimarlık ve tasarım, kentleri ve yaşam çevrelerini biçimlendiren; toplumsal hayatın bugünü ve geleceği üzerinde doğrudan etkisi olan bir alan. Bizler de bu alanda üretim yapan kişiler olarak, bilgi birikimimizi yaratıcılıkla birleştirerek hem meslek pratiğine hem de Türkiye’deki mimarlık ortamının uluslararası görünürlüğüne katkı sunmayı önemsiyoruz.</p>
<p>Tasarım ödüllerinin, mesleki katkıların görünür kılınmasında ve mimarlık ortamının gelişiminde önemli bir işlevi olduğunu düşünüyorum. Güncel mimarlık ve tasarım kültürünü canlı tutarak yenilikçi fikirlerin ve tasarımların önünü açıyorlar. Aynı zamanda kamusal alanda mimarlık bilincini artırıyor ve ülkemizde üretilen mimari çalışmaların uluslararası platformlarda tanınmasına aracılık ediyorlar.&nbsp;</p>
<p>Ofis olarak mesleki bilgi ve deneyimimiz arttıkça, yeni fikirler geliştirme ve mimarlık alanında söylem üretme alanlarımız da genişliyor. Aldığımız ödülleri, bu fikirlerin meslek ortamında yankı bulmasını sağlayan önemli bir mecra olarak görüyoruz. Biz ödülleri yalnızca bir başarının teyidi olarak görmüyoruz. Aynı zamanda meslektaşlarımıza yeni bakış açıları kazandıran ve üretimi teşvik eden bir motivasyon kaynağı olarak görüyoruz.</p>
<p>Ödülleri bir sonuçtan çok, yapılan işin farklı ölçeklerde görünürlük kazanması olarak görüyorum. Elbette motive edici etkileri var; ancak tasarım sürecini yönlendiren temel unsur hiçbir zaman ödül hedefi olmuyor. Ödül süreçleri, geriye dönüp projelere eleştirel bir gözle bakmamıza ve pratiğimizi yeniden değerlendirmemize imkân tanıyor. Bu yönüyle, üretimi besleyen ve düşünsel derinliği artıran bir geri bildirim alanı yaratıyorlar.</p>
<figure><img decoding="async" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/02/XO_Cape_Arnna_4_1770726452.jpg" data-image="6qmjozvqvu9m"><figcaption>XO Cape Arnna</figcaption></figure>
<p><strong>Son dönemde üzerinde çalıştığınız projeler hakkında bilgi almak isteriz.&nbsp;</strong></p>
<p>Son dönemde ağırlıklı olarak otel ve konaklama projeleri üzerinde çalışıyoruz; Londra’dan Dubai’ye, İstanbul Boğazı’ndan Prag’a uzanan farklı coğrafyalarda, her yere özgü hikâyeleri merkeze alan tasarımlar geliştiriyoruz. Bu projelerde mekânsal deneyimi zenginleştiren sanat entegrasyonları ve farklı uzmanlık alanlarıyla kurulan iş birlikleri önemli bir yer tutuyor. Her proje, bulunduğu bağlamla birlikte yeni bir düşünme biçimine imkan tanıyor.</p>
<p>Bu süreç, ofisimizin yalnızca mekânlar ve duyusal deneyimler tasarlayan değil, aynı zamanda kurumsal kimlik üreten bir yapı olarak gelişmesine yönelik yeni bir alan açtı. Bir iç mimarlık ve mimarlık ofisinin tasarımı bütüncül biçimde ele alabilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Artık tasarladığımız mekânların yalnızca fiziksel ve duyusal kurgusunu değil, bu yaklaşımı servis tasarımına doğru genişleten bir üretim pratiğine evriliyoruz.</p>
<hr>
<p style="text-align: center;"><strong><span style="color: rgb(79, 97, 40);">‘‘Bir mekân bana “hâlâ kullanılıyorum, hâlâ seviliyorum ve eskidikçe güzelleşiyorum” dese, bu benim için yeterlidir.’’</span></strong></p>
<hr>
<p><strong>Sizin bir projeniz ve yıllar sonra sizinle konuşuyor. Size ne dese ‘tamam, doğru yapmışım’ dersiniz? Hangi cümle, sizin için mimar olarak bir yapının huzurunu tanımlar?&nbsp;</strong></p>
<p>Bir mekân bana “hâlâ kullanılıyorum, hâlâ seviliyorum ve eskidikçe güzelleşiyorum” dese, bu benim için yeterlidir. Bir yapının huzuru, içinde bulunan insanlara kendilerini rahat ve ait hissettirebilmesinde yatıyor. Zamanla anlam kazanan, aceleyle tüketilmeyen mekânlar üretmek benim tasarım anlayışımın özü. Bir tasarımcı olarak ise, tamamladığım bir projede en çok keyif aldığım an o mekânın insanlar tarafından gerçekten kullanıldığını, hayatlarının akışı içine karıştığını görmek. İnsanların orada vakit geçirirken rahatladıklarını, kendilerini iyi hissettiklerini ve mekânla sessiz, zahmetsiz bir bağ kurduklarını yüz ifadelerinden, duruşlarından ve hareketlerinden okuyabilmek benim için tasarımın en anlamlı karşılığı.&nbsp;</p>
<p></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ekoyapidergisi.org/trendlerin-otesinde-yasanmisligin-izinde/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
