<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" >

<channel>
	<title>Mimarlık &#8211; EkoYapı Dergisi</title>
	<atom:link href="https://ekoyapidergisi.org/tag/mimarlik/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://ekoyapidergisi.org</link>
	<description>Sorumlu Mimarlık ve Yapı Platformu</description>
	<lastBuildDate>Wed, 15 Apr 2026 22:08:34 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/03/cropped-ekoyapi_logo-32x32.png</url>
	<title>Mimarlık &#8211; EkoYapı Dergisi</title>
	<link>https://ekoyapidergisi.org</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Çizim Başka, Şantiye Başka: Türkiye’de Mimarlığın Görünmeyen Gerçeği</title>
		<link>https://ekoyapidergisi.org/cizim-baska-santiye-baska-turkiyede-mimarligin-gorunmeyen-gercegi/</link>
					<comments>https://ekoyapidergisi.org/cizim-baska-santiye-baska-turkiyede-mimarligin-gorunmeyen-gercegi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 14 Apr 2026 08:08:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[MAKALE]]></category>
		<category><![CDATA[Çizim ile Yapım Farkı]]></category>
		<category><![CDATA[Mimarlık]]></category>
		<category><![CDATA[Şantiye Süreci]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ekoyapidergisi.org/?p=84897</guid>

					<description><![CDATA[Türkiye’de projede çözülen detaylar, şantiyede yeniden tarif ediliyor; çizim ile yapım arasındaki fark mimarlığın belirleyici alanına dönüşüyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph"><strong>Türkiye’de projede çözülen detaylar, şantiyede yeniden tarif ediliyor; çizim ile yapım arasındaki fark mimarlığın belirleyici alanına dönüşüyor.</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Hepimizin malumu, mimarlık çoğu zaman çizimle anlatılır. Planlar, kesitler, detaylar… Her şey yerli yerinde, her şey kontrol altında görünür. Ama Türkiye’de bir projeyi gerçekten anlamak için çizime değil, şantiyeye bakmak gerekir. Çünkü şantiye bambaşka bir dünyadır. Çizimde net olan, sahada yeniden düşünülür. Malzeme her zaman zamanında gelmez, ekipler aynı ritimde çalışmaz, detaylar birebir uygulanmaz. Ve tam da bu yüzden, proje çizildiği gibi değil, yapıldığı gibi var olur. Burada mesele hata değil, gerçekliktir. Çizim her şeyi çözmez, zaten çözemez. Sadece bir çerçeve kurar. O çerçevenin içi ise sahada, çoğu zaman anlık kararlarla doldurulur.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Usta Detayı</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Türkiye’de bu durum daha belirgindir. Çünkü üretim hâlâ büyük ölçüde yerinde şekillenir. Usta detayı yorumlar, malzeme kararı değiştirir, bazen en iyi çözüm çizimde değil sahada bulunur. Bu da mimarlığı sabit bir şey olmaktan çıkarır, sürekli dönüşen bir sürece dönüştürür. Bu yüzden mimari kararlar sadece estetik değildir. Aynı zamanda pratiktir, lojistiktir, zamanlamadır. Bir kapı ölçüsü, sadece geçişi değil montajı da belirler. Bir cephe detayı, sadece görünüşü değil yapım sırasını da etkiler. Ama bu mesafe doğru okunursa, tam tersine bir imkâna da dönüşebilir. Çünkü mimarlık bazen masada değil, sahada tamamlanır. Bu yüzden belki de artık başka bir yerden bakmak gerekiyor. Şantiyeyi sürecin sonu değil, tasarımın devamı olarak görmek. Detayı sadece çizmek değil, nasıl yapılacağını da tasarlamak. Malzemeyi seçmekle yetinmeyip, sahadaki karşılığını düşünmek. Türkiye’de mimarlığın ihtiyacı biraz da bu değil mi? Daha fazla kontrol değil, daha fazla temas. Çizim ile yapım arasındaki mesafeyi kapatan değil, o mesafeyi tasarlayan bir yaklaşım.</p>



<p class="wp-block-paragraph"></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ekoyapidergisi.org/cizim-baska-santiye-baska-turkiyede-mimarligin-gorunmeyen-gercegi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Algıyı Tasarlamak: Nöromimari Yükselişte</title>
		<link>https://ekoyapidergisi.org/algiyi-tasarlamak-noromimari-yukseliste/</link>
					<comments>https://ekoyapidergisi.org/algiyi-tasarlamak-noromimari-yukseliste/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Dilhan Hız]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 24 Mar 2026 06:01:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[MAKALE]]></category>
		<category><![CDATA[MANŞET]]></category>
		<category><![CDATA[Mekan Formu]]></category>
		<category><![CDATA[Mimarlık]]></category>
		<category><![CDATA[Nöromimari]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ekoyapidergisi.org/?p=84357</guid>

					<description><![CDATA[Beyin-beden tepkilerini odağa alan nöromimari, mekânın yalnızca fiziksel değil, bilişsel ve duygusal etkilerini de tasarımın parçası haline getiriyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beyin-beden tepkilerini odağa alan nöromimari, mekânın yalnızca fiziksel değil, bilişsel ve duygusal etkilerini de tasarımın parçası haline getiriyor.</strong></p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img fetchpriority="high" decoding="async" width="1024" height="682" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/03/noromimarii-1024x682.jpg" alt="Nöromimari" class="wp-image-84358" srcset="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/03/noromimarii-1024x682.jpg 1024w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/03/noromimarii-300x200.jpg 300w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/03/noromimarii-768x512.jpg 768w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/03/noromimarii-631x420.jpg 631w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/03/noromimarii-150x100.jpg 150w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/03/noromimarii-696x464.jpg 696w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/03/noromimarii-1068x711.jpg 1068w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/03/noromimarii.jpg 1536w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p class="wp-block-paragraph">Mimarlık uzun süre mekânın formunu, işlevini ve estetiğini tartıştı. Şimdi ise başka bir katman daha ekleniyor: insanın o mekânda ne hissettiği. Nöromimari, tam da bu noktada devreye giriyor. Sinirbilim verileriyle desteklenen bu yaklaşım, ışığın, malzemenin, tavan yüksekliğinin ya da mekânsal akışın insan beyninde nasıl karşılık bulduğunu anlamaya çalışıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Artık mesele yalnızca iyi tasarlanmış bir yapı değil; kullanıcı üzerinde ölçülebilir bir etki bırakan bir mekân. Stresi azaltan hastaneler, odaklanmayı artıran ofisler, iyileşme sürecini hızlandıran iç mekânlar… Bunlar teorik değil, veriyle desteklenen tasarım hedefleri haline geliyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Özellikle sağlık yapıları, eğitim alanları ve çalışma mekânlarında nöromimari yaklaşımın etkisi giderek görünür hale geliyor. Gün ışığının kontrollü kullanımı, doğal malzeme tercihleri, görsel karmaşanın azaltılması gibi kararlar artık estetik tercih olmaktan çıkıp bilişsel performansla ilişkilendiriliyor. Ancak burada kritik bir eşik var. Nöromimari, tasarımı daha “insan odaklı” hale getirirken, aynı zamanda davranışı yönlendirme potansiyeli de taşıyor. Yani mekân sadece deneyim sunan bir arayüz değil; kullanıcıyı belirli biçimlerde hareket etmeye, düşünmeye hatta hissetmeye yönlendiren bir araç haline geliyor. Bu da mimarlık için yeni bir soruyu beraberinde getiriyor aslında. Mekânın etkisini artırmak mı, yoksa sınırını korumak mı? Görünen o ki nöromimari, mimarlığın yeni bir alt başlığı değil. Tasarımın merkezine yerleşmeye aday bir yaklaşım. Çünkü artık mesele yalnızca mekân üretmek değil; algıyı, davranışı ve deneyimi birlikte tasarlamak.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ekoyapidergisi.org/algiyi-tasarlamak-noromimari-yukseliste/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yapay Zekanın Mimarlığa 5 Büyük Etkisi</title>
		<link>https://ekoyapidergisi.org/yapay-zeka-ve-mimarlik/</link>
					<comments>https://ekoyapidergisi.org/yapay-zeka-ve-mimarlik/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editör]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 13 Mar 2026 11:30:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[MANŞET]]></category>
		<category><![CDATA[MAKALE]]></category>
		<category><![CDATA[Mimarlık]]></category>
		<category><![CDATA[Yapay Zeka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ekoyapidergisi.org/?p=82272</guid>

					<description><![CDATA[Modern dünya, dijital bir devrimin tam ortasında yer alıyor ve bu dönüşümden en çok etkilenen disiplinlerin başında mimarlık geliyor. Günümüzde yapay zeka ve mimarlık kavramları, sadece bilim kurgu filmlerinin bir parçası olmaktan çıkıp profesyonel ofislerin vazgeçilmez birer iş ortağı haline geldi.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Modern dünya, dijital bir devrimin tam ortasında yer alıyor ve bu dönüşümden en çok etkilenen disiplinlerin başında mimarlık geliyor. Günümüzde <strong>yapay zeka ve mimarlık</strong> kavramları, sadece bilim kurgu filmlerinin bir parçası olmaktan çıkıp profesyonel ofislerin vazgeçilmez birer iş ortağı haline geldi. Peki, bu teknolojik entegrasyon tasarım süreçlerini, şantiye yönetimini ve kentsel planlamayı nasıl etkiliyor? İşte 2026 vizyonuyla yapay zekanın mimarideki yeri.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="787" height="443" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/03/yapay-zeka_mimarlik.jpg" alt="" class="wp-image-82486" srcset="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/03/yapay-zeka_mimarlik.jpg 787w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/03/yapay-zeka_mimarlik-300x169.jpg 300w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/03/yapay-zeka_mimarlik-768x432.jpg 768w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/03/yapay-zeka_mimarlik-746x420.jpg 746w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/03/yapay-zeka_mimarlik-150x84.jpg 150w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/03/yapay-zeka_mimarlik-696x392.jpg 696w" sizes="(max-width: 787px) 100vw, 787px" /><figcaption class="wp-element-caption">Yapay Zeka ve Mimarlık</figcaption></figure>



<h2 class="wp-block-heading">Yapay Zeka Mimari Tasarım Sürecini Nasıl Değiştiriyor?</h2>



<p class="wp-block-paragraph">Mimarlık dünyası, veriye dayalı tasarımın altın çağını yaşıyor. Geleneksel yöntemlerde bir mimarın çevresel faktörleri, malzeme maliyetlerini ve estetik formları aynı anda optimize etmesi haftalar sürebiliyordu. Ancak <strong>yapay zeka ve mimarlık</strong> iş birliği, &#8220;Üretken Tasarım&#8221; (Generative Design) modelini hayatımıza soktu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Üretken tasarım, mimarın sisteme belirli parametreler girmesiyle başlar. Örneğin; &#8220;Arazim bu, maksimum gün ışığı istiyorum, malzeme bütçem bu kadar ve binanın rüzgar direnci yüksek olmalı.&#8221; Yapay zeka, bu kriterlere uygun binlerce farklı tasarım seçeneğini saniyeler içinde karşınıza çıkarır. Bu durum mimarı &#8220;çizim yapan&#8221; kişi olmaktan çıkarıp, &#8220;karar veren ve denetleyen&#8221; bir küratör konumuna yükseltir.</p>



<h2 class="wp-block-heading">2026 Trendleri: Yapay Zekanın 5 Büyük Etkisi</h2>



<h3 class="wp-block-heading">Üretken Tasarım ve Yapısal Optimizasyon</h3>



<p class="wp-block-paragraph">Üretken tasarım, sadece form arayışı değildir. Statik hesaplamalarda yapay zeka kullanımı, malzemenin en verimli şekilde kullanılmasını sağlayarak inşaat maliyetlerini %20 oranında düşürebilir. Bu, özellikle büyük ölçekli projelerde tonlarca çelik ve beton tasarrufu anlamına gelir.</p>



<h3 class="wp-block-heading">İklim Krizi ve Enerji Verimliliği Analizi</h3>



<p class="wp-block-paragraph">2026 yılı itibarıyla sürdürülebilirlik bir tercih değil, yasal bir zorunluluktur. <strong>Yapay zeka ve mimarlık</strong> entegrasyonu, binaların enerji tüketimini daha inşa edilmeden simüle eder. AI algoritmaları, bölgenin son 50 yıllık hava durumunu analiz ederek, binanın soğutma yükünü en aza indirecek cephe tasarımlarını otomatik olarak önerir.</p>



<h3 class="wp-block-heading">Kullanıcı Deneyimi ve Mekan Analizi</h3>



<p class="wp-block-paragraph">Yapay zeka, insanların mekan içindeki hareketlerini analiz edebilir. Bir alışveriş merkezi veya ofis projesinde, insanların en çok hangi koridorları kullandığı, nerelerde vakit geçirdiği veri olarak işlenir. Bu veriler ışığında mimarlar, kullanıcı deneyimini en üst seviyeye çıkaran &#8220;yaşayan mekanlar&#8221; tasarlar.</p>



<h3 class="wp-block-heading">Şantiye Yönetimi ve İş Güvenliği</h3>



<p class="wp-block-paragraph">AI sadece masa başında değil, sahada da varlık gösteriyor. Görüntü işleme teknolojisine sahip dronlar, şantiyeyi her gün tarayarak BIM (Yapı Bilgi Modellemesi) ile karşılaştırır. Bir hata varsa anında tespit edilir. Ayrıca, kask takmayan veya tehlikeli bölgeye giren personeli tespit ederek iş kazalarını önler.</p>



<h3 class="wp-block-heading">Akıllı Şehir Planlama</h3>



<p class="wp-block-paragraph">Tekil binalardan kentsel ölçeğe geçtiğimizde, yapay zekanın trafik yönetimi, atık toplama ve altyapı verimliliği üzerindeki etkisini görüyoruz. Mimarlar ve şehir plancıları, AI kullanarak daha dirençli ve &#8220;akıllı&#8221; şehir ekosistemleri kurguluyor.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Geleceğin Mimarisinde Yapay Zekanın Rolü ve Etik Tartışmalar</h2>



<p class="wp-block-paragraph">Sektör paydaşlarının en çok merak ettiği konu: &#8220;Yapay zeka mimarların işini elinden alacak mı?&#8221; Bu soruya verilecek en doğru yanıt, teknolojinin bir amaç değil, araç olduğudur. <strong><a href="https://ekoyapidergisi.org/yapay-zek-binalarda-enerji-tuketimini-yeniden-tanimliyor/">Yapay zeka</a> ve mimarlık</strong> ilişkisi, insanın yaratıcı zekası ile makinenin muazzam işlem gücünün birleşmesidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ancak bu noktada bazı etik sorular da gündeme geliyor: &#8220;AI tarafından tasarlanan bir binanın telif hakkı kime aittir?&#8221; veya &#8220;Algoritmaların tek tipleştirdiği bir mimari dünya mı bizi bekliyor?&#8221; 2026 yılı, bu soruların hukuksal çerçevelerle yanıtlandığı bir yıl olacak.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Dijital Dönüşüme Hazır mısınız?</h2>



<p class="wp-block-paragraph">Sonuç olarak, mimarlık mesleği tarihinin en büyük kabuk değişimlerinden birini yaşıyor. <strong>Yapay zeka ve mimarlık</strong> arasındaki bağ güçlendikçe, daha sürdürülebilir, daha güvenli ve daha estetik yaşam alanlarına kavuşacağız. Bu teknolojik hıza ayak uyduran, AI araçlarını tasarım sürecine entegre eden mimarlar ve ofisler, küresel rekabette bir adım önde olacaklar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Unutmayın, gelecek dijitalle inşa ediliyor ve bu yapının temellerinde yapay zekanın izleri var.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ekoyapidergisi.org/yapay-zeka-ve-mimarlik/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İntema, Kalamış’ta Yeni Mekânıyla Tasarım Anlayışını Genişletiyor</title>
		<link>https://ekoyapidergisi.org/intema-kalamis-ta-yeni-mek-niyla-tasarim-anlayisini-genisletiyor/</link>
					<comments>https://ekoyapidergisi.org/intema-kalamis-ta-yeni-mek-niyla-tasarim-anlayisini-genisletiyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 20 Jan 2026 21:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İŞ BİRLİĞİ İÇERİKLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[inova]]></category>
		<category><![CDATA[intema kalamış]]></category>
		<category><![CDATA[intema mağaza]]></category>
		<category><![CDATA[Mimarlık]]></category>
		<category><![CDATA[sürdürülebilir tasarım]]></category>
		<category><![CDATA[ücretsiz proje desteği]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ekoyapidergisi.org/intema-kalamis-ta-yeni-mek-niyla-tasarim-anlayisini-genisletiyor/</guid>

					<description><![CDATA[İntema, mutfak tasarımında benimsediği çağdaş ve işlevsel yaklaşımı, Bağdat Caddesi hattında konumlanan Kalamış’taki yeni satış noktasıyla İstanbul’daki tasarım ağına ekliyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<figure><img decoding="async" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/02/intema_1768905919.jpg" data-image="f7otrpgub3kr"></figure>
<p>Eczacıbaşı Topluluğu’nun modüler mutfak markası İntema’nın Kalamış’taki yeni satış noktası, iki kata yayılan modern ve ferah mimarisiyle dikkat çekiyor. Vitrin bölümünde Inova modeli yer alırken, alt katta yedi farklı mutfak modeli ile birlikte çamaşır odası konsepti sergileniyor. Kuplu ve kulpsuz tasarımlar, geniş malzeme ve renk seçenekleri, ahşap dokulu yüzeyler ile ankastre ürünlerle donatılmış örnek mutfaklar ziyaretçilere ilham veren bir keşif alanı sunuyor.</p>
<p>Her detayında İntema’nın fonksiyonelliği estetik dokunuşlarla birleştiren tasarım vizyonunu yansıtan Kalamış yetkili satıcısı, kullanıcılarına kişiye özel profesyonel mimarlık ve ücretsiz projelendirme hizmeti de sağlıyor. Böylece ziyaretçiler hem ürünleri yakından inceleyebiliyor hem de kendi yaşam alanlarını profesyonel yönlendirmeler eşliğinde planlama fırsatı buluyor.</p>
<p>İntema’nın öne çıkan koleksiyonları arasında Inova, yenilikçi malzeme kullanımı ve çağdaş çizgileriyle ön plana çıkıyor. Sürdürülebilir malzemelerle üretilen ve modern yaşamın ihtiyaçlarına uygun akıllı depolama çözümleri sunan Inova, markanın fonksiyonelliği estetikle buluşturan yaklaşımının güçlü bir temsilcisi olarak vitrinde yer alıyor.</p>
<p><strong>İntema Genel Müdürü Sibel Batur</strong>, yeni satış noktasının markanın kullanıcılarıyla daha yakın temas kurma hedefini güçlendirdiğini belirterek sözlerini şöyle sürdürüyor: “<em>İntema olarak tasarımda yenilikçi yaklaşımımızı, uzman mimar ekibimizin deneyimiyle birleştirerek yaşam alanlarına değer katmayı önemsiyoruz. Kalamış’taki yeni satış noktamız, yalnızca ürünlerimizi sergilediğimiz bir satış noktası değil; kullanıcılarımızın farklı tasarım ve fonksiyon çözümlerini deneyimleyerek keşfedebilecekleri bir ilham alanı olarak kurgulandı. İntema olarak satış ağımızı genişletmeye ve ziyaretçilerimizi hayallerindeki mutfaklarla buluşturmaya devam edeceğiz</em>.”</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ekoyapidergisi.org/intema-kalamis-ta-yeni-mek-niyla-tasarim-anlayisini-genisletiyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Seranit ile Ahşap Doku Etkisi</title>
		<link>https://ekoyapidergisi.org/seranit-ile-ahsap-doku-etkisi/</link>
					<comments>https://ekoyapidergisi.org/seranit-ile-ahsap-doku-etkisi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editör]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 08 Dec 2025 21:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İŞ BİRLİĞİ İÇERİKLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[ÜRÜN]]></category>
		<category><![CDATA[ahşap doku]]></category>
		<category><![CDATA[finewood]]></category>
		<category><![CDATA[mekan]]></category>
		<category><![CDATA[Mimarlık]]></category>
		<category><![CDATA[seranit]]></category>
		<category><![CDATA[sürdürülebilir yapı ürünleri]]></category>
		<category><![CDATA[tasarım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ekoyapidergisi.org/seranit-ile-ahsap-doku-etkisi/</guid>

					<description><![CDATA[Porselen ve seramiğin üstün dayanıklılığını doğanın estetiğiyle birleştiren Seranit, ahşap görünümlü koleksiyonlarıyla mekanlara sıcaklık katıyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<figure><img decoding="async" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/02/wood_1765020617.jpg" data-image="chcijgimxgri"></figure>
<p>Yaşam alanlarında doğaya dönüş trendi hızla yükselirken, Seranit bu ihtiyaca estetik ve fonksiyonelliği bir arada sunan zengin ahşap görünümlü seramik koleksiyonuyla yanıt veriyor. &#8220;Ahşap Görünümlü Seramikler&#8221; seçkisi, ahşabın huzur veren atmosferini arayan ancak seramiğin bakım kolaylığından ve dayanıklılığından vazgeçemeyenler için tasarlandı.</p>
<p>Seranit’in ileri teknolojiyle ürettiği bu özel seriler; su, nem ve çizilmelere karşı hassas olan doğal ahşabın aksine, banyolardan bahçelere kadar her alanda güvenle kullanılabiliyor.</p>
<p><strong>Mekanlara Derinlik Katan Modern Dokunuşlar</strong></p>
<p>Seranit, geniş ebat seçenekleri ve doğal renk paletleriyle ahşabın en yalın halini mekanlara taşıyor.</p>
<p>Finewood: Ahşabın iç ısıtan dokusunu ve sıcak tonlarını 20&#215;120, 30&#215;120 ve 60&#215;120 ebat seçenekleriyle sunan Finewood, yatak odasından salona kadar evin her köşesinde kullanılabiliyor.</p>
<p>Naturalwood: Kahverenginin üç farklı tonunu doğal dokuyla buluşturan seri, 20&#215;120 ve 60&#215;120 ebatlarıyla hem dar hem de geniş mekanlarda bütünsel bir görünüm sağlıyor.</p>
<p>Marwood ve Oakwood: Kahvenin en doğal tonlarını zemin ve duvarlara taşıyan bu iki seri, doğala en yakın dokusuyla gerçek ahşabı aratmıyor. Üç farklı ebat seçeneği sunan Marwood ve dayanıklılığı estetikle birleştiren Oakwood; iç mekanlardan dış mekanlara kesintisiz bir geçiş ve yıllara meydan okuyan bir kullanım ömrü vadediyor.</p>
<p><strong>Tasarıma Sanat Katan Nostaljik Yansımalar</strong></p>
<p>Klasik ahşap görünümünün ötesine geçen Seranit, tasarım odaklı serileriyle de dikkat çekiyor.</p>
<p>Marküteri: Farklı renklerdeki ahşap kaplamaların iç içe geçirilmesiyle yapılan geleneksel oyma sanatından ilham alan Marküteri serisi, 60&#215;60 ebadıyla romantik ve nostaljik mekanlar yaratmak isteyenler için mükemmel bir seçenek sunuyor.</p>
<p>Countrywood: Country tarzın samimiyetini altıgen formun modernliğiyle birleştiren seri, porselen seramikte sıra dışı bir tasarım dili oluşturuyor.</p>
<p>Artwood: &#8220;Porselende ahşap tasarımı bir sanattır&#8221; mottosuyla geliştirilen Artwood, 14,5&#215;60 ince ebadıyla özellikle küçük mekanlarda zarif ve ferah çözümler sunuyor.</p>
<p>Seranit, ahşabın doğal huzurunu hijyen ve dayanıklılık avantajıyla birleştirerek, yaşam alanlarında sürdürülebilir ve estetik bir atmosfer yaratmaya devam ediyor.</p>
<p></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ekoyapidergisi.org/seranit-ile-ahsap-doku-etkisi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mimarlık, Sadece Yapılar Değil, Yaşam Biçimleri Önerir</title>
		<link>https://ekoyapidergisi.org/mimarlik-sadece-yapilar-degil-yasam-bicimleri-onerir/</link>
					<comments>https://ekoyapidergisi.org/mimarlik-sadece-yapilar-degil-yasam-bicimleri-onerir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editör]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 05 Oct 2025 21:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[RÖPORTAJ]]></category>
		<category><![CDATA[Beeoffice]]></category>
		<category><![CDATA[Burcu Sevinç]]></category>
		<category><![CDATA[Mimarlık]]></category>
		<category><![CDATA[Sürdürülebilir Mimari]]></category>
		<category><![CDATA[Sürdürülebilir Mimarlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ekoyapidergisi.org/mimarlik-sadece-yapilar-degil-yasam-bicimleri-onerir/</guid>

					<description><![CDATA[M﻿imarlık sadece bina yapmak değildir... Bu cümleyi pek çok kez duymuş olmalıyız ancak mimar Burcu Sevinç’in mesleki yaklaşımında bu söz gerçekten yerini buluyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>Mimarlık sadece bina yapmak değildir&#8230; Bu cümleyi pek çok kez duymuş olmalıyız ancak mimar Burcu Sevinç’in mesleki yaklaşımında bu söz gerçekten yerini buluyor. Beoffice’in kurucu ortağı, mimar ve aynı zamanda eğitmen olan Sevinç, mimarlığı bir düşünüş tarzı, toplumsal sorumluluk ve etik bir yaklaşım olarak ele alıyor. Bu röportajda; mimarlık eğitiminden kadın olmanın meslekteki zorluklarına, sürdürülebilirlik kavramının ne denli derinlikli olduğundan uluslararası bir ödülün heyecanına kadar pek çok konuyu konuştuk.&nbsp;</strong></p><figure><img decoding="async" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/02/burcu_sevinc_yilmaz_1761564519.jpg" data-image="uulumdmg2jho"></figure>
<p><strong>İstanbul’da çeşitli mimarlık ofislerinde çalıştınız ve 2016-2017 yılları arasında Emre Arolat Architects’te mimar olarak görev aldınız. Emre Arolat Architects’te mimar olarak çalışmak size neler kattı? Bu dönemin sizi hem entelektüel hem mesleki anlamda nasıl şekillendirdiğini düşünüyorsunuz?&nbsp;</strong></p>

<p>Emre Arolat Architects’te geçirdiğim dönem, mesleki yolculuğumda bir dönüm noktasıydı. Bu ofiste kısa bir süre dahi olsa çalışmak, yalnızca teknik becerilerimi değil, mimarlık mesleğine dair kavramsal yaklaşımımı da derinden etkiledi. Birbirinden farklı ölçeklerde ve fonksiyonlarda çeşitli işlerin içinde bulunma fırsatı yakalamış olmak, mimarlığın sadece yapı üretimi değil, aynı zamanda bir düşünme biçimi olduğunu daha iyi kavramama olanak tanıdı.</p>
<p>Emre Arolat’ın mimarlığı ele alış biçimi, bağlamla kurduğu özgün ilişkiler, malzeme seçimindeki titizlik ve mekânın deneyimlenişine verdiği önem, kendi tasarım yaklaşımımın şekillenmesinde önemli bir referans noktası oldu. Hâlen o yıllardan ve ofiste geçirdiğim süreçten bahsederken Emre Arolat Mimarlığı bir mimarlık okulu olarak tanımlar, geçirdiğim sürecin benim için yoğun eğitsel arka planından bahsederim. Bu süreçte çok yönlü düşünme, eleştirel bakış geliştirme ve tasarımın entelektüel arka planını sorgulama alışkanlıkları kazandım.</p>
<p>Elbette belirtmeden geçemeyeceğim önemli bir nokta daha var. Burada geçirdiğim süreç, Rıfat Yılmaz ve Süleyman Yıldız ile tanışma ve birlikte çalışma fırsatını bana vererek, 2017 yılında kurduğumuz Beoffice’in temellerini oluşturdu.</p>
<figure><img decoding="async" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/02/BEEOFFICE_2_1759743615.png" data-image="99jtjlt3lsfp"></figure>
<p><strong>Türkiye’de mimarlık mesleğinde kadın olmanın getirdiği avantajlar ve zorluklar sizce neler? Sizin bu anlamda kişisel deneyimlerinizden doğan gözlemleriniz var mı? Mimarlık dünyasında daha fazla kadının söz sahibi olabilmesi sizce neler yapılmalı?&nbsp;</strong></p>
<p>Bu yüzyılda, bu dünya da ve toplumlarda hâlen herhangi bir meslek grubunu “kadın” kimliği üzerinden sorguluyor olmak sızı yaratıyor. Mesleği erkek üzerinden düşünmüyoruz veya meslekte umut vadeden erkekler diye bir ödül yok örneğin. Virginia Woolf, 1929 yılında kimlik ve varoluş üzerine düşüncelerini belirttiği Kendime Ait Bir Oda kitabında şöyle diyor: “Sadece kabuğumu delebilmem için çelikten pençelerim ve pirinçten gagam olmalıydı.” Woolf, o yıllarda kadınların yazar, sanatçı, düşünür olarak var olabilmeleri için sıradan bir azim değil; neredeyse doğaya aykırı bir güç, direnç ve dayanıklılık gerektiğini anlatıyor. Toplumun erkek egemen yapısının içinde, kadınların kendilerini ifade edebilmek için adeta savaşmak zorunda kaldıklarını söylüyor. Bu, kadın olmanın zorluklarını ve bu zorluklara karşı ne denli güçlü bir duruş gerektiğini mecazi bir dille ortaya koyuyor. O 1929 yılından bahsediyor, bense — sanki, ne yazık ki — benzer hislerle 2025.</p>
<p>Türkiye’de mimarlık mesleğinde kadın olmak, hem görünmez bariyerlerle mücadele etmeyi hem de bu mesleği dönüştürme gücüne sahip olmayı aynı anda içeriyor. Çelikten pençeler ve pirinçten gaga ile kabuğu kırabiliriz, yeni ve çok daha iyi olasılıklar yaratabiliriz. Kadın mimarlar olarak tasarım süreçlerinde, şantiyelerde ya da karar alma mekanizmalarında zaman zaman cinsiyete dayalı önyargılarla karşılaşabiliyoruz. Bu durum, bireysel olarak özgüvenli ve dirençli olmayı zorunlu kılarak öğretiyor. İstisnalar yok mu? Elbette var. Profesyonel olarak geçen 10 küsur senede çok duyarlı, cinsiyetçi bir tutum sergilemekten imtina eden işverenlerle de karşılaştım; kendileriyle çalışmak da her zaman çok daha verimli oldu.</p>
<p>Öte yandan, kadın mimarların empati yeteneği, çok yönlü düşünme becerisi ve ayrıntılara gösterdiği özen gibi niteliklerin proje üretiminde değerli katkılar sağladığını düşünüyorum. Bu özellikler yalnızca estetik değil, aynı zamanda insan odaklı ve sürdürülebilir mekânlar üretme konusunda da belirleyici olabiliyor.</p>
<p>Kendi deneyimimden yola çıkarak söyleyebilirim ki, farklı zorluklara rağmen kadın olmanın sağladığı bakış açısı tasarım sürecime her zaman derinlik kattı. Kadınların mimarlık dünyasında daha fazla söz sahibi olabilmesi için kadın liderliğinde tasarım platformlarının desteklenmesi ve toplumsal cinsiyet eşitliğini gözeten mesleki politikaların hayata geçirilmesi gerektiğine inanıyorum. Ayrıca, başarı hikâyelerinin görünür kılınması, genç kadın mimarlar için ilham verici bir zemin oluşturacaktır.</p>
<figure><img decoding="async" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/02/BEEOFFICE_3_1759743703.png" data-image="so3shfxqzune"></figure>
<p><strong>Sürdürülebilirlik günümüz mimarlığının en çok konuşulan kavramlarından biri. Ama sizce mimarlık gerçekten doğaya verdiği zararın bedelini ödeyebilir mi? Ya da mimarlığın doğaya karşı böyle bir borcu ödeyebileceğine inanmak, biraz fazla iyimser bir çaba mı?&nbsp;</strong></p>
<p>Bu çok derinlikli bir soru. Bir kez daha, bu kez okuyan herkese ben sormak isterim: Sizce ödeyebilir mi?Yürüdüğümüz yollarda dahi izlerimiz kalırken, yaşamın kendisi evrende izler bırakırken, bence bütünüyle ödeyebileceğimize inanmak çok iyimser bir bakış açısı olarak kalır. Çünkü inşa etmenin kendisi zaten doğaya bir müdahale anlamına geliyor. Ancak bu gerçekle yüzleşmek, mimarlığın tamamen elini çekmesi gerektiği anlamına da gelmiyor. Aksine, bu durum mimarlığa daha sorumlu, daha ölçülü ve daha bütüncül bir yaklaşım geliştirme sorumluluğu yüklüyor. Öncelikle, sürdürülebilirlik kavramını bugün pek çoklarının kullandığı bir “pazarlama stratejisi” veya bir “etiket” olmaktan çıkarmalı; kavramın özünü düşünerek tasarım kimliğimizi ve stratejilerimizi dönüştürmeliyiz. Hatta üst yönetimlerce bunun zorunlu kılınması gerektiğini, bu konuda çeşitli teşviklerin hayata geçirilmesi gerektiğini de düşünüyorum. Sürdürülebilirlik sadece enerji verimliliği ya da malzeme seçimiyle sınırlı değil; bir yapının yaşam döngüsünü, çevresiyle kurduğu ilişkiyi, hatta sosyal adaleti gözeten bir yaklaşımla ele alınmalı. Bu da ancak mimarlığın doğaya karşı bir borcu olduğunu kabul ederek ve bu borcu hafifletmeye çalışarak mümkün olabilir.</p>
<figure><img decoding="async" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/02/BEEOFFICE_4_1759743730.png" data-image="dfqg5xqa31ns"></figure>
<p><strong>Beoffice’i 2017 yılında Rıfat Yılmaz ve Süleyman Yıldız ile kurdunuz. Sürdürülebilirlik ve çevresel duyarlılık Beoffice’in tasarım anlayışında ne kadar yer alıyor? Özellikle bu konuda projelerinizde somut olarak ne tür uygulamalar yapıyorsunuz?</strong></p>
<p>Beoffice’i, Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesi Kampüs Tasarım Yarışması’ndan aldığımız 1.’lik ödülünün vesilesiyle kurduk. Daha öncesinde zaten aynı mimarlık ofisinde çalışan ekip arkadaşları idik ve birlikte çeşitli ölçek ve fonksiyonlarda üretimler yapmış, bazılarının inşa süreçlerini yakından takip ederek hayata geçtiğini görmüştük. Hatta bazı projeleri, yaşam döngülerinin içinde, bu kez kullanıcı kimliğiyle deneyimleme ve tüm süreci çeşitli yönleri, eleştirel bakış açılarıyla tartışma fırsatı bulmuştuk.</p>
<p>Beoffice’i kurarken, ölçek veya işlev fark etmeksizin, yalnızca estetik ya da fonksiyonel çözümler üretmeyi değil; aynı zamanda çevresiyle dengeli ilişkiler kuran yapılar tasarlamayı hedefledik. Sürdürülebilirlik bizim için bir sonuç değil, tasarım sürecinin başından itibaren var olan bir öncelik. Hatta çoğunlukla projeye başladığımız andan itibaren “sürdürülebilirlik bağlamında sözümüz ne?” gibi bir soru sormaksızın, mimari düşünsel arka planımızda zaten var olan ve bizi bu bilinçle yönlendiren bir öncelik. Dolayısıyla bu kavram Beoffice’in tasarım anlayışında merkezde duruyor; yalnızca çevresel değil, sosyal ve ekonomik sürdürülebilirlik anlamında da kapsayıcı bir yaklaşımla ele alıyoruz.</p>
<p>Her bir projeyi; zaman, mekân, iklim, insan, malzeme, kullanım-kullanıcı gibi akla gelebilecek tüm yönleriyle ele alıyor ve uzun analiz, araştırma, sorgulama ve tartışma süreçleri geçiriyoruz. Projenin bulunduğu yere ait olması, bunu yaparken kentle ve kültürle iyi ilişkiler kurmasına ve hatta gelecek projeksiyonda çevresini de dönüştürmesine, referans olabilmesine çabalıyoruz. Pasif enerji tasarımı ilkelerini uygulamaya çalışıyor; doğal havalandırma, gün ışığı kullanımı ve yerel malzeme tercihine öncelik veriyoruz. Bunun yanında geri dönüştürülebilir ya da düşük karbon ayak izine sahip malzemeler kullanmaya özen gösteriyoruz.</p>
<p>Sürdürülebilirliğin ölçülebilir ve tekrarlanabilir bir değer olması için sürekli öğreniyor, araştırıyor ve tasarımlarımızı bu bilgilerle güncelliyoruz. Çünkü inanıyoruz ki mimarlık, sadece yapılar değil, aynı zamanda yaşam biçimleri önerir. Ve bu yaşam biçimleri doğaya saygılı olduğu ölçüde geleceğe umut verebilir.</p>
<figure><img decoding="async" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/02/BEEOFFICE_4_1759743751.png" data-image="hnco1uhhy3at"></figure>
<p><strong>Beoffice olarak, 2025 Haziran ayında Europe 40 Under 40 ödülünü kazanmak büyük bir başarı. Avrupa’nın en iyi 40 genç mimarı arasında yer almak sizi nasıl etkiledi? Avrupa gibi geniş bir coğrafya da Türkiye’yi temsil etmek sizin için ne ifade ediyor?&nbsp;</strong></p>
<p>Europe 40 Under 40 ödülünü almak, ekip olarak yürüttüğümüz çalışmaların uluslararası ölçekte karşılık bulduğunu görmek açısından son derece anlamlıydı. Bizler için, ölçek fark etmeksizin, her iş biricik ve her işe harcanan emek de biricik. Bu ödül sadece mimari üretimimizin beğenildiğini değil, aynı zamanda temsil ettiğimiz değerlerin — çevresel duyarlılık, bağlamla kurulan güçlü ilişki ve kullanıcı odaklı tasarım gibi — daha geniş bir coğrafya da yankı bulduğunu gösterdi. Uzunca sorgulamalar, tartışmalar ve mesailerle geçen, bir meslek tanımından ziyade bizler için bir yaşam biçimini ifade eden, yapmaya çalıştığımız mimarlığın ödüllendirilmesi ilham verici. Bu ödül sadece bir başarı değil, aynı zamanda bulunduğumuz coğrafyanın, kültürel çeşitliliğin ve mimarlığa kattığımız özgün perspektifin görünür olması anlamına geliyor. Mimarlığın evrensel dilini konuşurken, yerelden gelen referansları da korumanın ne kadar değerli olduğunu bu süreçte bir kez daha gördük.</p>
<p>Bu ödül bize yalnızca cesaret değil, aynı zamanda daha büyük bir motivasyon kazandırdı. Umarım hem kadın, hem genç meslektaşlarım için de umut vadedici bir ödül olarak okunur, onlara da ilham kaynağı olur.</p>
<p><strong>2010 yılından bu yana ulusal ve uluslararası tasarım atölyeleri düzenleyerek Türkiye’nin farklı kentlerinde ve Afrika’da atölye serisi gerçekleştirdiniz. </strong><strong>Afrika’daki atölyelerde özellikle hangi temalar üzerinde duruyorsunuz? Bu temalar mimarlık pratiğinizde nasıl bir yer tutuyor?&nbsp;</strong></p>
<p>2010 yılında Yıldız Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi’ne başladım. Sanıyorum, mesleğimizin çok yönlü, çok kültürlü, araştırma ve sorgulama ile beslenen bir yapısı olduğunu ilk kez okulun ilk günü, tanışma dersinde fark ettim. Üniversite eğitiminde, öğrenci–öğretmen ve öğrenci–öğrenci arasındaki informal öğrenme biçiminin çok kıymetli olduğunu düşünüyorum. Bu yıllarda dönem arkadaşlarımızla birlikte çeşitli öğrenci yarışmalarına katıldık ve bazı ödüllere layık görüldük. Bu süreç yalnızca üretmek değil, öğrendiğimizi aktarma isteğini de beraberinde getirdi. Bu motivasyonla Bursa’da bir köy okulunda çocuklarla birlikte, geri dönüşüm malzemeleriyle çevre sorunlarına yönelik çözümler üzerine maket çalışmaları yaptığımız bir atölye düzenledik. Aynı yıl, Yıldız’da çeşitli sponsorların desteğiyle, malzeme bilgimizi artırmaya yönelik atölyeler organize ettik. 2014 yılında AIESEC değişim programı ile Tunus’a giderek üç ay boyunca yerel öğrencilerle kent, mimarlık, ekoloji ve turizm üzerine atölye çalışmaları yürüttüm. Beoffice olarak da İstanbul’da üniversite öğrencileriyle söyleşiler ve atölyeler düzenleyerek karşılıklı öğrenme ortamları yaratmaya devam ettik. Bugün bu paylaşım pratiği, Bursa Uludağ Üniversitesi’nde proje stüdyosu yürütücüsü olarak sürüyor. Bu etkileşimler elbette ki bizim mimarlık pratiğimizi de besliyor. Biz sadece bildiklerimizi aktarmıyoruz; aynı zamanda yeni fikirler ediniyor, farklı bakış açılarıyla besleniyor ve her defasında yeniden öğreniyoruz. Bana ve Beoffice’e ifade alanı yarattığınız için ben teşekkür ederim.&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ekoyapidergisi.org/mimarlik-sadece-yapilar-degil-yasam-bicimleri-onerir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ulysses de Santi ile Lucas Simões; Brezilya Modernizmini Sanatla Buluşturuyorlar</title>
		<link>https://ekoyapidergisi.org/ulysses-de-santi-ile-lucas-sim-es-brezilya-modernizmini-sanatla-bulusturuyorlar/</link>
					<comments>https://ekoyapidergisi.org/ulysses-de-santi-ile-lucas-sim-es-brezilya-modernizmini-sanatla-bulusturuyorlar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editör]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 03 Sep 2025 21:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[RÖPORTAJ]]></category>
		<category><![CDATA[brezilya sanatı]]></category>
		<category><![CDATA[Lightness & Tension]]></category>
		<category><![CDATA[los angeles christie's sergi]]></category>
		<category><![CDATA[Lucas Simões]]></category>
		<category><![CDATA[Mimarlık]]></category>
		<category><![CDATA[mobilya tasarımı]]></category>
		<category><![CDATA[tasarım]]></category>
		<category><![CDATA[Ulysses de Santi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ekoyapidergisi.org/ulysses-de-santi-ile-lucas-sim-es-brezilya-modernizmini-sanatla-bulusturuyorlar/</guid>

					<description><![CDATA[Ulysses de Santi ile Lucas Simões, Brezilya modernizminin zarafetini, bugünün düşünsel ve mekânsal diliyle yeniden yorumluyorlar.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<figure><img decoding="async" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/02/roptj22_1756925121.jpg" data-image="de0hzghnze3n"></figure>
<p>Ulysses de Santi, Lucas Simões ve Joaquim Tenreiro&#8217;nin eserleri, 5–19 Eylül 2025 tarihleri arasında Los Angeles&#8217;taki Christie&#8217;s galerisinde açılan &#8220;Lightness &#038; Tension&#8221; adlı sergide bir araya geliyor. Bu sergi, Brezilya modernizminin öncüsü Tenreiro ile çağdaş sanatçı Simões&#8217;in eserlerini bir araya getirerek, geçmiş ve bugünün tasarım anlayışları arasında bir diyalog kurmayı amaçlıyor. Serginin küratörlüğünü üstlenen Ulysses de Santi, bu sergiyle Brezilya&#8217;nın zanaatkârlık, form ve yapısal gerilim temalarındaki yaratıcı mirasını vurgulamayı hedefliyor. Jesse Dorris’in bu iki başarılı isimle Interior Design için yaptığı röportajın önemli bölümerini sizler için derledik…</p>
<p><strong>“Ulysses, tasarım koleksiyonculuğu ve küratörlük ilgini nasıl tetikledi?”</strong></p>
<p><strong>Ulysses de Santi:</strong></p>
<p>“İlgi alanım henüz bunu ifade edecek sözcüklerim yokken, sezgisel bir şekilde başladı. Beni gerçekten etkileyen ilk parça bir Jorge Zalszupin çay arabasıydı. Kavisleri, malzemesi ve teknik zekâsıyla hem zarif hem işlevseldi; duygusal ama sofistike. O parça bana Brezilya modernizminin çok daha büyük dünyasının kapılarını açtı.”</p>
<p><strong>“Lucas, sanat pratiğinden işlevsel tasarıma geçişin arkasındaki motivasyon neydi?”</strong></p>
<p><strong>Lucas Simões:</strong></p>
<p>“Mekana dair yerleştirmeler ve heykeller üreten sanat pratiğim, mimarlık geçmişimle şekilleniyor. Zaman içinde stüdyomda kendim için mobilya ve araçlar tasarlamaya başladım, aynı malzemeleri ve teknikleri kullandım. Bu süreç, form, işlev ve anlamı bütünleştirme isteğimi besledi; estetik olduğu kadar günlük yaşama dair anlamı olan objeler üretmek istedim.”</p>
<p><strong>“Bu işbirliği nasıl başladı?”</strong></p>
<p><strong>Lucas Simões: </strong></p>
<p>“Ulysses’le uzun zamandır tanışıyoruz; birbirimizin işlerinden haberdardık ama birlikte çalışmak fikri yalnızca stüdyoma geldiğinde doğdu.”</p>
<p><strong>Ulysses de Santi:</strong></p>
<p>“On yılı aşkın süredir tarihsel parçalar üzerine çalışıyorum; koleksiyon kuruyorum, nadir parçaları buluyorum, doğrulama sürecimi geliştiriyorum… Ama bir noktada bu konuşmayı genişletmek gerektiğini hissettim. Modernist mirasın yeni yaratımlara nasıl ilham verebileceğini ve çağdaş çalışmanın geçmişi nasıl yeniden çerçeveleyebileceğini görmek istedim. Lucas’ın işleri nostalji ya da benzetim değil, sanatsal pratiğinden doğuyor; kavramsal bir titizlik ve biçimsel netlik taşıyor. Yine de o eserlerde tarihi parçaların da sahip olduğu varoluşsal duruşu hissediyorum.”</p>
<figure><img decoding="async" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/02/roptj33_1756925176.jpg" data-image="cvjmr66mowtu"></figure>
<p>&nbsp;<strong>“Sergi tasarımının ilham kaynağı neydi?”</strong></p>
<p><strong>Ulysses de Santi:</strong></p>
<p>&nbsp;“Mekânsal konsept, yakın bir iş birliği içinde geliştirildi. Lucas’ın önerdiği yaklaşım hem heykelsi hem de kendi sanatsal diliyle derin bir şekilde bağlantılıydı. Yürüyüş ağları üzerine kurulu bir ekspografi oluşturdu; platformlar zeminin üzerinde süzülüyormuş gibi görünüyordu ve küçük kum yığınlarıyla hafifçe yükseltilmişti. Altlarında ise ziyaretçinin yolunu yönlendiren beton bir yürüyüş yolu uzanıyordu. Minimal bir müdahaleydi ama inanılmaz bir yoğunluğa sahipti. Kum, beton, metal ağlar gibi malzemeler, Lucas’ın pratiğinin merkezinde yer alıyor ve birlikte, parçaları boğmadan sessizce yere oturtan bir peyzaj oluşturuyor. Amaç hiçbir zaman bir anlatıyı dayatmak değildi; eserler arasındaki diyalogun doğal bir şekilde açığa çıkabileceği bir yapı yaratmaktı.”</p>
<p><strong>Lucas Simões:</strong></p>
<p>“Sergideki bazı eserler, yakın zamanda yaptığım heykelsi seri Dormentes (Uyuyanlar)’dan doğdu; bunlar arasında şezlong ve lounge sandalye de bulunuyor. Formel sürekliliklerinin ötesinde, bu sergide en etkileyici bulduğum şey, heykelsi sürecin kendisini ortaya koymaya verilen vurgu. Kalıbın bazı unsurlarını kasıtlı olarak nihai parçalara dâhil ediyorum. Bu artık bir artık değil, objelerin nasıl üretildiğini gösteren bütünsel bir bileşen. Benim için bu şeffaflık, esere başka bir anlam katmanı ekliyor. İzleyiciyi yalnızca tamamlanmış formla etkileşime girmeye değil, aynı zamanda arkasındaki emek, inşa süreci ve dönüşüm üzerine düşünmeye davet ediyor.”</p>
<p><strong>Fotoğraf: Caio Gallucci</strong></p>
<figure><img decoding="async" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/02/roptj11_1756925228.jpg" data-image="6lc3gy5khxlp"></figure>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ekoyapidergisi.org/ulysses-de-santi-ile-lucas-sim-es-brezilya-modernizmini-sanatla-bulusturuyorlar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İyi Yapıların Toplamından İyi Şehir Oluşmaz</title>
		<link>https://ekoyapidergisi.org/iyi-yapilarin-toplamindan-iyi-sehir-olusmaz/</link>
					<comments>https://ekoyapidergisi.org/iyi-yapilarin-toplamindan-iyi-sehir-olusmaz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editör]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 26 May 2025 21:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[RÖPORTAJ]]></category>
		<category><![CDATA[inşaat dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[iyi mimarlık]]></category>
		<category><![CDATA[Mimarlık]]></category>
		<category><![CDATA[Nevzat Sayın]]></category>
		<category><![CDATA[Nevzat Sayın Mimarlık Hizmetleri]]></category>
		<category><![CDATA[NSMH]]></category>
		<category><![CDATA[proje]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Sürdürülebilirlik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ekoyapidergisi.org/iyi-yapilarin-toplamindan-iyi-sehir-olusmaz/</guid>

					<description><![CDATA[Nevzat Sayın ile mimarlığın bugünkü sorunlarını ve gelecek vizyonunu konuştuğumuz özel bir söyleşi gerçekleştirdik.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Mimarlığın yalnızca estetik bir mesele değil, toplumsal, kültürel ve etik bir sorumluluk olduğunu savunan Nevzat Sayın, Türkiye’de mimarlığın karşı karşıya olduğu temel sorunları yıllardır açık bir dille ortaya koyuyor. Yatırım odaklı bakış açısının kentsel dokuyu nasıl dönüştürdüğünden, sürdürülebilirlik kavramının içi boşaltılmış kullanımına kadar birçok konuda eleştirel bir perspektif sunan Sayın, iyi mimarlığın ancak ihtiyaçlara doğru yanıt üretebildiğinde anlam kazandığını vurguluyor. Bu kapsamda, Nevzat Sayın ile mimarlığın bugünkü sorunlarını ve gelecek vizyonunu konuştuğumuz özel bir söyleşi gerçekleştirdik.</p><figure><img decoding="async" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/02/NEVZAT_SAYIN_1748331121.jpg" data-image="yieg4qv3dcgb" alt="Nevzat Sayın" title="Nevzat Sayın"><figcaption>Nevzat Sayın</figcaption></figure>
<p><span style="color: rgb(63, 49, 81);"><strong>Günümüz inşaat dünyasında sizi en çok endişelendiren şey nedir? Bu durumun yalnızca sonuçları değil, kökeniyle ilgili ne düşünüyorsunuz? Ve mimarların, bu yapısal sorunlar içinde gerçekten bir şeyleri dönüştürme gücü olduğuna inanıyor musunuz?&nbsp;</strong></span></p>
<p>Gerçek gereksinimlerle değil, yatırım nesnesi olarak inşaatların inanılmaz sayıda artması kentsel dokunun canına okuyan sonuçlar doğuruyor. Mimarlık siparişle oluştuğu, sipariş ise yatırımcılardan geldiği için mimarların iyi mimarlık üretmekten başka yapabileceği bir şey yok. Ama ne yazık ki ne kadar iyi bir mimarlık olursa olsun iyi yapıların toplamından iyi bir şehir oluşturulamıyor.&nbsp;</p><figure><img decoding="async" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/02/Lapis_Han_Ofis_Yapisi_1748331256.jpg" data-image="n01glylggu5t" alt="Lapis Han Ofis Yapısı" title="Lapis Han Ofis Yapısı"><figcaption>Lapis Han Ofis Yapısı</figcaption></figure><hr>
<p><span style="color: rgb(99, 36, 35);"><strong>‘‘GERÇEK GEREKSİNİMLERLE DEĞİL, YATIRIM NESNESİ OLARAK İNŞAATLARIN İNANILMAZ SAYIDA ARTMASI KENTSEL DOKUNUN CANINA OKUYAN SONUÇLAR DOĞURUYOR. MİMARLIK SİPARİŞLE OLUŞTUĞU, SİPARİŞ İSE YATIRIMCILARDAN GELDİĞİ İÇİN MİMARLARIN İYİ MİMARLIK ÜRETMEKTEN BAŞKA YAPABİLECEĞİ BİRŞEY YOK AMA NE YAZIK Kİ NE KADAR İYİ BİR MIMARLIK OLURSA OLSUN İYİ YAPILARIN TOPLAMINDAN İYİ BIR ŞEHİR OLUŞTURULAMIYOR.&#8221;</strong></span></p><hr>
<p><span style="color: rgb(63, 49, 81);"><strong>Mimarlığın niteliği, çoğu zaman onu finanse eden zihniyetle belirleniyor. Sizce Türkiye’de yatırımcı ve müteahhitler mimarları ne kadar anlıyor? Bu zihniyeti dönüştürmek için mimarların yapabileceği bir şey var mı, yoksa bu başka bir kültürel mesele mi?&nbsp;</strong></span></p>
<p>Çok az sayıdaki yatırımcı ve yapımcı iyi mimarlık peşinde. Onların anladığı iyi mimarlık ise kendilerine göre iyi olan. Eğer yasal zorunluluk olmasa mimari proje hizmeti alan yatırımcı ve yapımcı sayısı şimdiki sayının onda birine iner. Bu nedenle mimari proje için ödeme yapmak çok zor geliyor ve çok düşük hizmet bedelleri teklif ediliyor. Mimarların çoğu da bu pazarlıklarda düşük hizmet bedellerine razı oluyor. Mimarların bu konuda dirençli olması proje hizmetinin niteliğini doğrudan etkiler.&nbsp;</p><figure><img decoding="async" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/02/Istanbul_Bilgi_Universitesi_1748331274.jpg" data-image="e5fql3j3yez4" alt="İstanbul Bilgi Üniversitesi" title="İstanbul Bilgi Üniversitesi"><figcaption>İstanbul Bilgi Üniversitesi</figcaption></figure>
<p><span style="color: rgb(63, 49, 81);"><strong>Sürdürülebilirlik günümüz mimarlığının en çok konuşulan kavramlarından biri. Ama sizce mimarlık gerçekten doğaya verdiği zararın bedelini ödeyebilir mi? Ya da mimarlığın doğaya karşı böyle bir borcu ödeyebileceğine inanmak, biraz fazla mı iyimser bir çaba?&nbsp;</strong></span></p>
<p>Mimarlık olması gerektiği gibi yapıldığında “sürdürülebilirlik” konusu ayrıca bir konu olmaktan çıkar. Çünkü bu konu iyi mimarlığın asal meselelerinden biridir. Bugünkü kullanımıyla “sürdürülebilirlik” ise içi boş bir moda söylem gibi geliyor kulağımıza. Mimarlık yatırım nesneleri üretmekten gereksinimlere cevap üretmeye geçtiğinde doğayla çelişik olmaktan kurtulur.&nbsp;</p><figure><img decoding="async" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/02/Istanbul_Bilgi_Universitesi_2_1748331289.jpg" data-image="8ekhnuie7fgr" alt="İstanbul Bilgi Üniversitesi" title="İstanbul Bilgi Üniversitesi"><figcaption>İstanbul Bilgi Üniversitesi</figcaption></figure><hr>
<p><span style="color: rgb(99, 36, 35);"><strong>‘‘ÇOK AZ SAYIDAKİ YATIRIMCI VE YAPIMCI İYİ MİMARLIK PEŞİNDE. ONLARIN ANLADIĞI İYİ MİMARLIK İSE KENDİLERİNE GÖRE İYİ OLAN. EĞER YASAL ZORUNLULUK OLMASA MİMARİ PROJE HİZMETİ ALAN YATIRIMCI VE YAPIMCI SAYISI ŞİMDİKİ SAYININ ONDA BİRİNE İNER.’’</strong></span></p><hr>
<p><span style="color: rgb(63, 49, 81);"><strong>Sizin bir projeniz ve yıllar sonra sizinle konuşuyor. Size ne dese ‘tamam, doğru yapmışım’ dersiniz? Hangi cümle, sizin için mimar olarak bir yapının huzurunu tanımlar?&nbsp;</strong></span></p>
<p>“Burada ve böyle olmaktan memnunum” dese sevinirdim. Böyle dediklerini düşünüyor ve seviniyorum.</p><figure><img decoding="async" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/02/Gebze_23_Nisan_Bilim_ve_Sanat_Merkezi_1748331306.jpg" data-image="1cvye60st9pm" alt="Gebze 23 Nisan Bilim ve Sanat Merkezi" title="Gebze 23 Nisan Bilim ve Sanat Merkezi"><figcaption>Gebze 23 Nisan Bilim ve Sanat Merkezi</figcaption></figure>
<p><span style="color: rgb(63, 49, 81);"><strong>Bir mimar olarak tanınmak, zamanla bir fikir insanına, hatta bir duruşa dönüşmek anlamına geliyor. Bu tanınmışlık durumu sizin üretim sürecinizi nasıl etkiliyor? Böyle bir temsil yükü sizde bir baskı mı yaratıyor, yoksa bir sorumluluğa dönüşüp sizi besliyor mu?&nbsp;</strong></span></p>
<p>Nasıl tanındığınıza bağlı olarak biliniyor ve bu bilgiye sahip insanlarla karşılaştığınızda doğru bildiklerinizi anlatmak için gerekli zamanı kazanıyorsunuz. Karar verici olmanızı sağlayan bir ayrıcalık bu durum yetki üretmenizi sağlamasının yanı sıra sorumluluk da yüklüyor. İç içe geçen bu yetki ve sorumluluk her seferinde yeni katmanlarla giderek artıyor.</p><figure><img decoding="async" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/02/Gebze_23_Nisan_Bilim_ve_Sanat_Merkezi_2_1748331321.jpg" data-image="qp9mza2jvnpe" alt="Gebze 23 Nisan Bilim ve Sanat Merkezi" title="Gebze 23 Nisan Bilim ve Sanat Merkezi"><figcaption>Gebze 23 Nisan Bilim ve Sanat Merkezi</figcaption></figure>
<p><span style="color: rgb(63, 49, 81);"><strong>TRT2 gibi kültürel odaklı ulusal bir kanalda mimarlık programı yapmak birçok kişiye “niş” bir iş gibi görünebilir. Sizce mimarlığı bu kadar geniş ve erişilebilir bir mecraya taşımak neden bu kadar değerli? MİM’in bir kitap ya da sergi olarak hayata geçirilmesini hiç düşündünüz mü?</strong></span></p>
<p>Mimarlık üzerine konuşmak çok geniş bir alanda düşünce üretmek demek. Çoğu zaman sadece yapılan bir şeymiş gibi anlaşılan mimarlığın düşünsel alt yapısını görünür kılmayı önemsediğim için yaptığım işi değerli buluyordum.&nbsp;</p><figure><img decoding="async" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/02/Mazi_Evi_1748331342.jpg" data-image="2ruwiusz3xsi" alt="Mazı Evi" title="Mazı Evi"><figcaption>Mazı Evi</figcaption></figure><p>Televizyon kanallarının kullandığı yüzeysel dilin dışında anlamlı, derin ve anlaşılır bir günlük dil ile mimarlık konuşmak güzeldi. MİM’i kitaplaştırmak konuşuldu ama ben ikna olmadım çünkü sanki o işin dili yazmak değil de konuşmaktı.&nbsp;</p><figure><img decoding="async" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/02/Balcova_Cemevi_1748331357.jpg" data-image="nkk1v9ieqsfd" alt="Balçova Cemevi" title="Balçova Cemevi"><figcaption>Balçova Cemevi</figcaption></figure><hr>
<p><span style="color: rgb(99, 36, 35);"><strong>‘‘MİMARLIK OLMASI GEREKTİĞİ GİBİ YAPILDIĞINDA ‘SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK’ KONUSU AYRICA BİR KONU OLMAKTAN ÇIKAR. ÇÜNKÜ BU KONU İYİ MİMARLIĞIN ASAL MESELELERİNDEN BİRİDİR.</strong></span></p><hr>
<figure><img decoding="async" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/02/The_Seed_1748331379.jpg" data-image="ufoe5iwwkbjz" alt="The Seed" title="The Seed"><figcaption>The Seed</figcaption></figure><p><span style="color: rgb(63, 49, 81);"><strong>Santral İstanbul Çağdaş Sanatlar Müzesi, NSMH ve EAA gibi iki güçlü mimarlık ofisinin ortak üretimi olarak mimarlık camiasında özel bir yere sahip. Tasarım süreçlerinde iş bölümü ve fikir alışverişi nasıl şekillendi? Farklı mimari yaklaşımların bir araya gelmesi projenin niteliğini nasıl etkiledi?</strong></span></p>
<p>Benden farklı düşüncelere sahip mimarlarla çalışmayı önemsiyorum. Çalışma süreci çok daha eğlenceli ve verimli gelişiyor. Özellikle bizim gibi aceleci işverenlerin olduğu bir ülkede bu verimlilik daha da önemli.</p><figure><img decoding="async" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/02/Umur_Basim_Dudullu_1748331400.jpg" data-image="stvpbcqc69ml" alt="Umur Basım Dudullu" title="Umur Basım Dudullu"><figcaption>Umur Basım Dudullu</figcaption></figure><p> O sıradaki yoğunluklarımıza göre neyi kimin yapacağını belirleyip, düşüncesini birlikte ürettikten sonra proje sürecini taraflardan biri üstlenip yürütüyordu.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ekoyapidergisi.org/iyi-yapilarin-toplamindan-iyi-sehir-olusmaz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Fikirlerle Didişmeden Hakikat Olmaz</title>
		<link>https://ekoyapidergisi.org/fikirlerle-didismeden-hakikat-olmaz/</link>
					<comments>https://ekoyapidergisi.org/fikirlerle-didismeden-hakikat-olmaz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editör]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 26 May 2025 21:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[RÖPORTAJ]]></category>
		<category><![CDATA[barınma]]></category>
		<category><![CDATA[barınma krizi]]></category>
		<category><![CDATA[kentleşme]]></category>
		<category><![CDATA[kentleşme hızı]]></category>
		<category><![CDATA[Mimarlık]]></category>
		<category><![CDATA[mimarlık tarihi ve kuramı]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Uğur Tanyeli]]></category>
		<category><![CDATA[şehirleşme]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ekoyapidergisi.org/fikirlerle-didismeden-hakikat-olmaz/</guid>

					<description><![CDATA[Prof. Dr. Uğur Tanyeli ile yaptığımız söyleşide kentsel politikadan toplumsal eşitsizliğe, mekânsal adalete uzanan pek çok konuyu konuştuk.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Mimarlık, sadece yapı inşa etmek değil; geçmişi anlamak, bugünü sorgulamak ve geleceği tartışmaktır. Türkiye’de mimarlık kuramı, tarihi ve eleştirisi denince akla gelen ilk isimlerden biri olan Prof. Dr. Uğur Tanyeli ile gerçekleştirdiğimiz bu söyleşi, yalnızca mimarlığın sınırlarını değil; kentsel politika, toplumsal eşitsizlik ve demokratik yönetişim gibi geniş bir çerçeveyi de içine alıyor. Tanyeli, mimarlığın “mucize çözümler sunan bir disiplin değil, toplumsal yapının bir parçası” olduğunu hatırlatırken, bizleri ezber bozan sorularla yüzleştiriyor. Bu söyleşi; yalnızca akademik bir bakış değil, aynı zamanda düşünmeye ve tartışmaya davet.&nbsp;&nbsp;</p>
<figure><img decoding="async" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/02/PROF._DR._UGUR_TANYELI_1748332523.jpg" data-image="7f41zacqquda" alt="Prof. Dr. Uğur Tanyeli" title="Prof. Dr. Uğur Tanyeli"><figcaption>Prof. Dr. Uğur Tanyeli</figcaption></figure>
<p><span style="color: rgb(63, 49, 81);"><strong>Uğur Bey, kariyeriniz boyunca Türkiye’de mimarlık tarihine, kuramına ve eleştirisine pek çok katkıda bulundunuz. Ancak kendi mimarlık yolculuğunuzun başlangıç noktasına dönersek, sizi bu alanda en çok etkileyen, bu kararı verirken sizi en çok etkileyen düşünce ya da deneyim ne oldu?&nbsp;</strong></span></p>
<p>Mimar olmaya daha ilkokulda karar vermiştim. Bu kararı verirken çok özel veya parlak bir mantıkla düşündüğümü söyleyemem. Mimarlığa ve mimarlık yapıtlarına ilgim vardı; ailemin kimi üyelerinin de böyle bir ilgisi ve hatta amatör düzeyde de olsa bilgisi vardı diyebilirim. Mimarlık tarihçisi ve kuramcısı olmaya ise mimarlık öğrenimimi yaparken karar verdim ve uyguladım. Dolayısıyla rastlantılarla yol aldığımı söyleyemem. Ne olmayı amaçladıysam onu oldum.</p>
<hr>
<p><span style="color: rgb(99, 36, 35);"><strong>‘‘MİMARLIK TARİHÇİSİ VE DÜŞÜNÜR PROF. DR. UĞUR TANYELİ, BU SÖYLEŞİDE BİZLERİ EZBER BOZAN BİR DÜŞÜNCE YOLCULUĞUNA ÇIKARIYOR. MİMARLIĞIN TOPLUMSAL GÜCÜNÜ, KENTLEŞME POLİTİKALARI VE BARINMA KRİZİNİN ÇOK KATMANLI DOĞASINI TARTIŞIYOR. ONUN İÇİN DÜŞÜNMEK, ÖĞRENMEK DEĞİL; FİKİRLERLE MÜCADELE ETMEK ANLAMINA GELİYOR.’’&nbsp;</strong></span></p>
<hr>
<p><span style="color: rgb(63, 49, 81);"><strong>Kentlerin en büyük zenginliklerinden biri, barındırdıkları toplumsal ve kültürel çeşitlilik. Ancak bu çeşitlilik, kimi zaman çatışmaları da beraberinde getirebilir. Sizce, kentlerdeki çeşitliliği olumlu bir güç haline getirmek için hangi adımlar atılmalı? Toplumsal uyumu artırmak ve kentsel yaşam kalitesini yükseltmek adına, yerel yönetimlerden mimarlara kadar hangi aktörlerin nasıl bir rol üstlenmesi gerektiğini düşünüyorsunuz?&nbsp;</strong></span></p>
<p>Kentlerin içerdiği toplumsal çeşitlilik her çağda ve her yerde hem bir avantajdır, olumlu değerdir, hem de dezavantajdır, sayısız sorunun da kaynağını oluşturur. Sadece olumluluklarla tanımlı bir çoğullaşma hiçbir yerde mümkün değil. Londra da, New York da, Berlin de bu kutupsallıktan etkilenir. Uyumu artırmak için mimarlar ne yapabilir diye soruyorsanız, pek az şey yapabilirler diyeceğim.&nbsp;</p><p>Mimarlık toplumsallığı değiştirir, ama her toplumsal pratik toplumsallık üzerinde farklı biçimlerde olumlu veya olumsuz etki yapar. Mimarlık o toplumsal pratiklerden sadece biri. Onlara egemen olan bir güç odağı değil. Mimarlığın mucizevi sonuçlar üretmediği aşikar. Örneğin, ekonomik yapılanma mimarlardan daha az etkili değil. Kişi başına ulusal gelir miktarının az veya çok oluşu, gelirin hızlı ya da yavaş artışı mimarların kendi meslek alanlarında yapabilecekleri katkıdan tabii ki daha etkilidir.&nbsp;</p>
<p>Dolayısıyla, yoksul ülkeler toplumsal çoğullaşma bağlamında sorunlarla baş etmek için daha az imkana sahiptir. Gelir dağılımı açısından bakarsanız, altla üst gelir arası çok açıksa, kimi toplumsal gruplar huzur içinde olmazlar. Sorunlar kaçınılmaz olarak ortaya çıkar. Fırsat eşitliği kuşkusuz daha da önemlidir. Daha iyi koşullara ulaşmak için elinizde fırsatlar varsa, mevcut kötü durumunuzdan daha az rahatsız olursunuz; bir gün gelip sizin de bir imkan bulup koşullarınızı düzeltebileceğiniz umuduyla davranırsınız. 19. yüzyıl ABD metropollerinde alt gelir grupları ve ülkeye yeni gelenler daha iyi bir gelecek umuduyla huzur bulurlar. Sözgelimi, ABD’nin iç bölgelerine, batıya doğru taşınır, yerleşime yeni açılan yörelerde çıkış şansı bulma fırsatları ararlar. Orada bu fırsatı bulabilirler de… Sorun bu fırsatları bulma olasılığının küçük olduğu yerlerde çıkar.&nbsp;&nbsp;</p>
<figure><img decoding="async" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/02/Barinma_krizi_1748332552.jpg" data-image="v91zpji4rojr" alt="Barınma krizi" title="Barınma krizi"></figure>
<p><span style="color: rgb(99, 36, 35);"><span style="color: rgb(63, 49, 81);"><strong>Türkiye’de kentleşme hızını ve büyüme dinamiklerini göz önünde bulundurursak, gelecekte estetik değerlerle uyumlu, daha yaşanabilir şehirler ortaya çıkması için hangi yapısal değişikliklerin gerçekleşmesi gerekiyor? Şehirleşme sürecinde ekonomiyi ve yaşam kalitesini dengeleyecek hangi politikalar öncelikli olmalı?</strong></span></span></p>
<p>Türkiye’nin güncel kentleşme hızı popüler kültürde sanıldığının aksine bugün artık çok yüksek bile değil. İstatistiklere göre bugün artık nüfusun %80’i kentlerde yaşıyor. 1927’de kabaca %20 ’si kentliydi. Üstelik dünyanın her yerinde kentleşme kasabalara doğru değil, metropollere doğru. Küçük kentler değil, büyük kentler daha yüksek tempoyla büyüyor. Çünkü oralarda daha fazla fırsat ve imkan var. Türkiye’de de o oluyor. Sadece bize özgü bir dertle baş etmeye çalışmıyoruz. Bundan çıkan sonuç şu: kentler bağlamında olumlu bir şeyler yapılmasını bekliyorsak, önce yerel yönetimin özerkliğini kurmamız, merkezi yönetimin yerele müdahalelerini minimize etmemiz gerekir. Ülkeler demokratik kentsel yönetim mekanizmalarıyla daha iyi çalışabilir hale gelir.&nbsp;</p>
<p>Anlamlı kentsel politikalar ve çözümler üretmek için yerel yönetimleri çalışır duruma getirmek gerekir. Hiçbir ülkede başka bir çözümü bugüne kadar bulabilen yok. Umarım, bir gün gelir bu gerçeği bu ülkenin insanları da fark eder. Bu bağlamda öncelikle neler yapılabilir diyorsanız, yapılabileceklerin sınırı yok. Neleri öncelikle yapmak isteyen bir kentli kitle varsa ve onunla doğrudan demokratik ilişki içinde bulunan bir yerel yönetiminiz varsa, onlar öncelikle yapılabilir. Özetle, Uğur Tanyeli’nin çok parlak(!) fikirlerini uygularsak çözüm buluruz diyemeyeceğim.&nbsp;</p>
<p><span style="color: rgb(63, 49, 81);"><strong>Günümüz Türkiye’sinde siyasetin mimari üzerindeki etkileri, kentleşme ve ekonomik tercihler bağlamında nasıl şekilleniyor? Bu sürecin yapı kalitesine ve kentsel dokunun bütünlüğüne olan yansımaları hakkında ne düşünüyorsunuz?&nbsp;</strong></span></p>
<p>Yukarıdaki yanıtım tam da bunu anlatıyor. Siyaset mimarlık üzerinde etkilidir. Hatta mimarlığın bizatihi siyasallığında söz eden Lefevbre gibi önemli kuramcılar var. Ama siyaset Türkiye’deki genel inancın aksine, bazı “çok akıllı, yüce önderler”in bize verdiği buyruklar değildir. Siyaset bugün her toplumsal öznenin gündelik yaşamının içinde kaçınılmaz olarak vardır. Seçim yapmaktan ibaret değildir. Daha önemlisi, hepimizin birbirinden farklı düşünme ve davranma özgürlüğünü kullanması demektir. Yerel yönetimlerin özerk, yani kendi kendisini yönetebilme imkanına sahip olması demektir.&nbsp;</p><p>Bu imkan yoksa, kentinizi nasıl yöneteceğinizi, kendi özgül kentsel çıkarlarınızı nasıl koruyacağınızı siz belirlemiyorsunuzdur. O&#8217;Zaman hiçbir sorun çözülemez. Türkiye bu gerçeği belediyecilik tarihimizin yaklaşık iki yüzüncü yılı içinde bile henüz tam anlamıyla kavramış değil. Olması gereken başka ülkelerde de olan şeydir. Amsterdam’ı Amsterdamlılar, Münih’i Münihliler, Milano’yu Milanolular yönetir. Kendi fiziksel ve toplumsal çevrelerine ilişkin kararları onlar verir. Onların vermesi engellenirse daima yanlış yapılır. Ancak sorunlarla doğrudan yüz yüze olanlar o sorunları çözebilirler, oraya dışarıdan bakanlar ve müdahale edenler çözemezler. Kaldı ki kentli toplumu ikna edemezler. Oysa her kentsel sorun ancak demokratik ikna mekanizmaları aracılığıyla çözülebilir.&nbsp;</p>
<hr>
<p><span style="color: rgb(63, 49, 81);"><span style="color: rgb(99, 36, 35);"><strong>‘‘KENTLER BAĞLAMINDA OLUMLU BİR ŞEYLER YAPILMASINI BEKLİYORSAK, ÖNCE YEREL YÖNETİMİN ÖZERKLİĞİNİ KURMAMIZ, MERKEZİ YÖNETİMİN YERELE MÜDAHALELERİNİ MİNİMİZE ETMEMİZ GEREKİR.’’</strong></span></span></p>
<hr>
<p><span style="color: rgb(63, 49, 81);"><strong>Bugüne dek yazdığınız kitaplar, sadece mimarlık tarihi ve kuramı üzerine değil, aynı zamanda Türkiye’nin sosyal, kültürel ve siyasi dönüşümlerine dair derinlikli analizler de içeriyor. Yazar olarak bu eserlerin ortaya çıkış sürecinde, sizi en çok yönlendiren motivasyon neydi? Okuyucularınızda nasıl bir farkındalık uyandırmayı hedeflediniz?&nbsp;</strong></span></p>
<p>Hemen her ciddi akademisyenin, düşünürün, tarihçinin motivasyonunu veren, kendisinden önce söylenmiş olan sözlerden yola çıkmasıdır. Düşünce daha önce düşünülmüşler sayesinde üretilir. Çok parlak bir zekanın aklına zihinsel bir vakumda birden geliveren parlak fikirlerle ortaya çıkmaz. Sizden önce söylenmişlerin eleştirel okumalarını yapmayı öncelikle gerektirir. Sizden önce yapılmış yorumların, üretilmiş fikirlerin ne kadar geçerli olduğunu sorgulamak dışında bir yolu yoktur.&nbsp;</p><p>Dolayısıyla her yazdığımda zaten kabul görmüş mevcut düşünceleri tartışmak, masaya yatırmak, sorgulamak, alternatif açıklamalar bulmak için uğraşırım. Okuyuculardan benim söylediklerimi de aynen bu şekilde insafsızca okumalarını beklerim. Her söylediğime iman etmelerini değil, onlarda hiçbir söylenmiş sözün mutlak doğrunun bir ifadesi olmayacağı ve inanılır bile olmayabileceği kuşkusunu uyandırmasını beklerim. Osmanlıca yaklaşık mealen şöyle bir geç 19. yüzyıl şiiri var: “Hakikat yıldırımı fikirlerin çarpışmasıyla ortaya çıkar”. Buna bir ek de yapabilirim: Düşünmek fiili, fikirlerin öğrenilmesi ve kabul edilip benimsenmesi süreci değildir. Onlarla didişmek anlamına gelir. Ben de bunu becermeye çabalıyorum. Okuyucularımdan da bunu beklerim.</p>
<figure><img decoding="async" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/02/Korku_Metropolu_Istanbul_1748332565.jpg" data-image="f3bth5lilqzz" alt="Korku Metropolü İstanbul" title="Korku Metropolü İstanbul"></figure>
<p><span style="color: rgb(63, 49, 81);"><strong>Barınma krizi küresel bir sorun. Sizce barınma krizini anlamak için hangi toplumsal, kültürel ve politik faktörleri önünde bulundurmalıyız? Ayrıca, bu krizi çözmeye yönelik kentleşme politikalarının hangi temel prensipler doğrultusunda yeniden ele alınması gerektiğini düşünüyorsunuz?&nbsp;</strong></span></p>
<p>Sorduğunuz soru dünyayı nasıl kurtarabiliriz gibi bir anlam taşıyor. İlk cevabım “bilmiyorum” olacak. Her ülkede ve yerde, her özel durumda bunun farklı yanıtları verilir de o nedenle. Örneğin, bugün ABD’de barınma sorunları içinde tek ailelik banliyö konutu başlı başına bir dert tanımlar. Kişileri kamusal alandan, onun aktivitelerinden uzaklaştırır, kadınları bir anlamda eviyle AVM arasına hapseder. Oysa Türkiye’de barınma sorunu tam aksi doğrultuda tezahür eder. Herkesin idealini bahçeli tek aile evi süsler. Orada sorun olan burada çözümmüş gibi gözükür. Japonya’da gençler sadece dokuz metrekarelik bir odada ve konutta tek başlarına yaşamak isterler, ama İtalyan gençleri aileleriyle birlikte 40 yaşına kadar yaşayabilirler.&nbsp;</p><p>Türkiye’deyse dokuz metrekarelik konut hiçbir gencin barınma idealini oluşturmaz. Diyelim ki, dört arkadaş geniş bir apartman dairesini kiralayarak yaşamayı yeğlerler. Ama bekar bir erkek pek çok kentte hala aile apartmanında daire kiralamakta zorlanır. Örnekler çoğaltılabilir. Hindistan’da, Peru’da kente yeni gelenler kendilerine derme çatma bir gecekondu yaparak barınabilirler, bugünkü Türkiye’de en yoksullar bile kendi barınaklarını artık kendileri yapmaz.&nbsp;</p>
<hr>
<p><span style="color: rgb(99, 36, 35);"><strong>HEMEN HER CİDDİ AKADEMİSYENİN, DÜŞÜNÜRÜN, TARİHÇİNİN MOTİVASYONUNU VEREN, KENDİSİNDEN ÖNCE SÖYLENMİŞ OLAN SÖZLERDEN YOLA ÇIKMASIDIR. DÜŞÜNCE DAHA ÖNCE DÜŞÜNÜLMÜŞLER SAYESINDE ÜRETİLİR.&nbsp;&nbsp;</strong></span></p>
<hr>
<p>O eski çırpıştırma gecekondu artık ortadan kalktı. Bunların hepsi birer barınma krizi semptomu. Özetle barınma sorunu her yerde farklı, metropollüler için farklı, küçük kent sakinleri için farklı, toplumsal grupların beklentileri farklı, imkanları farklı, sorunları farklı. Ben Türkiye için, İstanbul için, hatta örneğin Silivri için bile bir reçete veremem. Tekrarlayayım: Bilmiyorum, çünkü basit ve kestirme cevap yok.&nbsp;</p><p>Hızlı ve herkesi memnun edecek çözüm de yok. Arsa spekülatörünü mutlu eden çözüm ev sahibi olmak isteyen orta halliyi etmez. Yatırımcıyı mutlu eden mimarı etmez. Yoksulu eden varlıklıyı etmez. O zaman tek bir çözüm olasılığı vardır: Farklı çıkar ve talep gruplarını aynı fikirlerde bütünleştirecek değil, demokratik bir uzlaşma zemini üzerinde belirli alanlarla sınırlı konsensuslar kurabilecek diyalog ortamlarında bir araya getirmek dışında çözüm kalmaz. Bu da burada ifade ettiğim kadar kolay bir iş değildir ne yazık ki…</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ekoyapidergisi.org/fikirlerle-didismeden-hakikat-olmaz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tasarım Süreçlerimizde Sürdürülebilirliği Ön Planda Tutuyoruz</title>
		<link>https://ekoyapidergisi.org/tasarim-sureclerimizde-surdurulebilirligi-on-planda-tutuyoruz/</link>
					<comments>https://ekoyapidergisi.org/tasarim-sureclerimizde-surdurulebilirligi-on-planda-tutuyoruz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editör]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 19 Mar 2025 21:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[RÖPORTAJ]]></category>
		<category><![CDATA[iç mimarlık]]></category>
		<category><![CDATA[Mimarlık]]></category>
		<category><![CDATA[proje]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Studio86 Interiors]]></category>
		<category><![CDATA[Sürdürülebilirlik]]></category>
		<category><![CDATA[tasarım]]></category>
		<category><![CDATA[Yapay Zeka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ekoyapidergisi.org/tasarim-sureclerimizde-surdurulebilirligi-on-planda-tutuyoruz/</guid>

					<description><![CDATA[Studio86 Interiors firma ortakları Betül Çöloğlu, Furkan Çöloğlu ve Başak Doyum ile, son yıllarda öne çıkan trendler hakkında keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Studio86 Interiors, yaratıcı ve fonksiyonel tasarımlarla mekânları dönüştüren bir ofis olarak, mimarlık ve iç mekân tasarımı alanlarında sunduğu özgün çözümlerle dikkat çekiyor. Ticari ve konut projelerindeki başarıları, detaylara verdikleri önem ve farklı disiplinleri birleştirme becerisiyle öne çıkan ofis, müşterilerine sadece bir mekân değil, bir deneyim sunuyor. Ayrıca Studio86 Interiors, tasarım sürecine olan yaklaşımında, her mekânın kimliğini ve fonksiyonelliğini ön planda tutuyor.</p><figure><img decoding="async" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/02/Basak_Doyum_Betul_Cologlu_Furkan_Cologlu_1742472187.jpg" data-image="7in208c0w0ni" alt="Başak Doyum, Betül Çöloğlu, Furkan Çöloğlu" title="Başak Doyum, Betül Çöloğlu, Furkan Çöloğlu"><figcaption>Başak Doyum, Betül Çöloğlu, Furkan Çöloğlu</figcaption></figure>
<p>Studio86 Interiors firma ortakları Betül Çöloğlu, Furkan Çöloğlu ve Başak Doyum ile, tasarım süreçlerinin nasıl şekillendiği ve iç mekân tasarımında son yıllarda öne çıkan trendler hakkında keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik.<span style="color: rgb(63, 49, 81);"><strong><br></strong></span><span style="color: rgb(63, 49, 81);"><strong>Studio86’yı sizden dinlemek isteriz. Faaliyet alanlarınız, tasarım ilkeleriniz, ekibiniz vb. hakkında bilgi alabilir miyiz?</strong></span></p><ol></ol>
<p>2013 yılında kurulan Ankara merkezli Studio86 Interiors, mimarlık, iç mimarlık ve ürün tasarımı alanlarında faaliyet gösteren multidisipliner bir tasarım stüdyosudur. Yurt içinde ve yurt dışında çeşitli ölçeklerde konut ve ticari projeleri başarıyla tamamladık.&nbsp;</p><figure><img decoding="async" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/02/Studio86_Interiors_1742472657.jpg" data-image="z5wg3zby9ie6" alt="Studio86 Interiors" title="Studio86 Interiors"></figure><p>Ekibimiz, farklı departmanlara ayrılmış ve çoğunlukla iç mimarlardan oluşan genç, dinamik profesyonellerden meydana gelmektedir. Tasarım süreçlerimizde ergonomi, estetik ve sürdürülebilirliği ön planda tutuyoruz.&nbsp;</p><figure style="float: right; margin: 0px 0px 10px 10px;"><img decoding="async" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/02/Republic_Ofis_1742473031.jpg" data-image="7x0l0ei8ctsl" alt="Republic Ofis" title="Republic Ofis"><figcaption>Republic Ofis</figcaption></figure><p>Bu ilkeler doğrultusunda geliştirdiğimiz projeler, ofisimizin kendine özgü tasarım dilini oluşturmaktadır. Ekibimizin her bir üyesi, bu vizyon çerçevesinde çalışmakta olup, yenilikçi ve yaratıcı tasarımlar üretmeyi amaçlıyoruz.&nbsp;</p>
<p><span style="color: rgb(63, 49, 81);"><strong>Sürdürülebilirlik, her alanda olduğu gibi mimarlıkta giderek önem kazanan bir konu haline geliyor. Siz sürdürülebilir tasarım ilkelerini nasıl uyguluyorsunuz ve bu konudaki görüşleriniz nelerdir?</strong></span></p>

<ol></ol>
<p>Sürdürülebilirlik, mimaride estetik ve fonksiyonun ötesinde, çevresel bilinç ve uzun ömürlülük olarak karşımıza çıkıyor. Doğal malzemeler ve ekolojik yapı elemanlarını projelerimize entegre ederek sürdürülebilir tasarım ilkelerini benimsiyoruz. Geri dönüştürülebilir malzemeler kullanarak, projelerimizin çevresel etkilerini minimize ediyoruz.&nbsp;</p><p>Tasarım ilkelerimiz arasında enerji verimliliği, su tasarrufu ve atık yönetimi önemli bir yer tutuyor. Mimarlık ve iç mimariyi bir sanat olarak görmenin yanı sıra, çevreye duyarlı ve uzun ömürlü yapılar üretmeyi hedefliyoruz. Estetik kompozisyonlarımızı, çevreye saygılı ve sürdürülebilir bir duruş ile birleştiriyoruz.</p>
<p>Böylece, teknik ve sanatsal boyutları harmanlayarak hem görsel olarak çarpıcı hem de çevresel açıdan sorumlu mekânlar yaratmayı amaçlıyoruz.</p><figure><img decoding="async" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/02/Armada_Praxis_Satis_Ofisi_1742472728.jpg" data-image="kbbr4a9jz2qn" alt="Armada Praxıs Satış Ofisi" title="Armada Praxıs Satış Ofisi"><figcaption>Armada Praxıs Satış Ofisi</figcaption></figure><p><span style="color: rgb(63, 49, 81);"><strong>Teknolojik gelişmelerin mimarlık mesleğine yansıması nasıl olacak? Özellikle son dönemde çok gündemde olan ‘Yapay Zekâ’ uygulamalarını mesleki anlamda nasıl değerlendiriyorsunuz?</strong></span></p>

<ol></ol>
<p>Teknolojik gelişmeler, günümüzde mimarlık mesleğinin geleceğini şekillendiriyor ve yapay zekâ uygulamaları önemli bir rol oynuyor.&nbsp;</p><hr><p><span style="color: rgb(99, 36, 35);"><strong>DOĞAL MALZEMELER VE EKOLOJİK YAPI ELEMANLARINI PROJELERİMİZE ENTEGRE EDEREK SÜRDÜRÜLEBİLİR TASARIM İLKELERİNİ BENİMSİYORUZ</strong></span></p><hr><p>Bu teknolojileri yakından takip ediyor ve çeşitli uygulamaları deniyoruz. Yapay zekâ, fikirlerimizi hızlıca eskizlere dönüştürerek tasarım sürecimizi hızlandırıyor.&nbsp;</p><figure><img decoding="async" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/02/Opr._Dr._Guven_Gorkem_Klinik_1742472749.jpg" data-image="d4ks8r46gzea" alt="Opr. Dr. Güven Görkem Klinik" title="Opr. Dr. Güven Görkem Klinik"><figcaption>Opr. Dr. Güven Görkem Klinik</figcaption></figure><p>Ancak, bu teknolojilerin sağladığı desteği ilham kaynağı olarak görüp, nihai tasarımların yaratımında insan yaratıcılığının ve profesyonel deneyimin önemini korumayı sürdürüyoruz.&nbsp;</p><hr><p><span style="color: rgb(99, 36, 35);"><strong>TASARIM İLKELERİMİZ ARASINDA ENERJİ VERİMLİLİĞİ, SU TASARRUFU VE ATIK YÖNETİMİ ÖNEMLİ BİR YER TUTUYOR.</strong></span></p><hr><p>Bu uygulamalar, tasarım sürecimize katkı sağlarken, profesyonel dokunuşumuzu hızlandırıyor. </p><p><span style="color: rgb(63, 49, 81);"><strong>İç mekân tasarımında son yıllarda öne çıkan trendler hakkında ne düşünüyorsunuz? Bu trendlerin hangilerini projelerinizde benimsiyorsunuz?</strong></span></p>


<ol></ol>
<p>Son yıllarda iç mekân tasarımında yenilikçi ve özgün yaklaşımlar öne çıkıyor. Mekanlar, yalnızca form ve yapı oluşturmaktan öte, kullanıcı deneyimini zenginleştiren alanlar olarak ele alınıyor.&nbsp;</p><figure><img decoding="async" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/02/Bodrum_Seba_Green_Ozel_Konut_1742472770.jpg" data-image="dwdgscatcjp5" alt="Bodrum Seba Green, Özel Konut" title="Bodrum Seba Green, Özel Konut"><figcaption>Bodrum Seba Green, Özel Konut</figcaption></figure><p>Malzeme çeşitliliği ve yaratıcı birleşimler, yeni imkanlar sunarak tasarım sürecini dönüştürüyor. Bu özgür tasarım ortamında karakterli mekanlar yaratmaya odaklanıyoruz.&nbsp;</p><figure><img decoding="async" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/02/Studio86_Interiors_Ofisi_1742472794.jpg" data-image="564i2k7swdwi" alt="Studio86 Interiors Ofisi" title="Studio86 Interiors Ofisi"><figcaption>Studio86 Interiors Ofisi</figcaption></figure><p>Projelerimizde, cesur ve özgün tasarım yaklaşımlarını benimseyerek hem görsel hem de işlevsel açıdan ilham verici ortamlar oluşturuyoruz.&nbsp;</p><hr><p><span style="color: rgb(99, 36, 35);"><strong>PROJELERİMİZDE, CESUR VE ÖZGÜN TASARIM YAKLAŞIMLARINI BENİMSEYEREK HEM GÖRSEL HEM DE İŞLEVSEL AÇIDAN İLHAM VERİCİ ORTAMLAR OLUŞTURUYORUZ.</strong></span></p><hr><p>Mekanlarımızda estetik ile fonksiyonelliği harmanlayarak, kullanıcıya duygusal ve mekânsal bir bütünlük sunmayı amaçlıyoruz. Bu yenilikçi tasarım anlayışı, projelerimizin ruhunu yansıtıyor.</p><figure style="float: right; margin: 0px 0px 10px 10px;"><img decoding="async" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/02/Prof._Dr._Hakan_Ozsoy_Klinik_1742472817.jpg" data-image="fs9z29wvxki7" alt="Prof. Dr. Hakan Özsoy Klinik" title="Prof. Dr. Hakan Özsoy Klinik"><figcaption>Prof. Dr. Hakan Özsoy Klinik</figcaption></figure>

<p><span style="color: rgb(63, 49, 81);"><strong>Tasarımlarınıza kişisel dokunuşlar eklerken, müşterilerinizin ihtiyaçlarına ve özgün detaylarına nasıl odaklanıyorsunuz? Bu dengeyi sağlamak adına hangi kriterleri göz önünde&nbsp;bulunduruyorsunuz?</strong></span></p>
<p>Tasarım sürecinde, müşterilerimizin ihtiyaç ve taleplerini dikkatle değerlendiriyoruz. Bu bilgiler, projenin ilk aşamasında çok değerlidir ve tasarım yaklaşımımızı belirler. Tüm projelerimizde kullanıcılarla iş birliği yaparak kişisel dokunuşlar ekliyoruz.&nbsp;</p><p>Özel tasarım detaylarıyla&nbsp;müşterilerimizi şaşırtmayı ve memnun etmeyi hedefliyoruz. Konvansiyonel sınırları zorlayarak, mekanların potansiyelini maksimize etmeyi seviyoruz. Malzemelerden aksesuarlara kadar her unsuru özenle seçiyor ve estetik ile işlevselliği bir araya getiriyoruz.&nbsp;</p><figure><img decoding="async" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/02/BH-01_Yatak_Basligi_1742472847.jpg" data-image="kqspq3r6kfz9" alt="BH-01 Yatak Başlığı" title="BH-01 Yatak Başlığı"><figcaption>BH-01 Yatak Başlığı</figcaption></figure><p>Renk ve desen kullanımında özgünlüğe önem veriyor, mekânsal kompozisyonları sanat eseri gibi tasarlıyoruz. Her projede, tekrardan kaçınarak yenilikçi materyal ve ergonomik çözümlerle kullanıcı ile bağımızı güçlendirmeyi amaçlıyoruz.&nbsp;</p><hr><p><span style="color: rgb(99, 36, 35);"><strong>RENK VE DESEN KULLANIMINDA ÖZGÜNLÜĞE ÖNEM VERİYOR, MEKÂNSAL KOMPOZİSYONLARI SANAT ESERİ GİBİ TASARLIYORUZ.&nbsp;</strong></span></p><hr><p>Bu, Studio86 ekibinin yaratıcı ve ilham verici mekanlar sunma ilkesinin bir yansımasıdır.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ekoyapidergisi.org/tasarim-sureclerimizde-surdurulebilirligi-on-planda-tutuyoruz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
