<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" >

<channel>
	<title>Söyleşi &#8211; EkoYapı Dergisi</title>
	<atom:link href="https://ekoyapidergisi.org/tag/soylesi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://ekoyapidergisi.org</link>
	<description>Sorumlu Mimarlık ve Yapı Platformu</description>
	<lastBuildDate>Wed, 15 Apr 2026 22:09:49 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/03/cropped-ekoyapi_logo-32x32.png</url>
	<title>Söyleşi &#8211; EkoYapı Dergisi</title>
	<link>https://ekoyapidergisi.org</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Sürdürülebilirlik  Yaşanılabilirlikle Anlam Kazanır</title>
		<link>https://ekoyapidergisi.org/surdurulebilirlik-yasanilabilirlikle-anlam-kazanir/</link>
					<comments>https://ekoyapidergisi.org/surdurulebilirlik-yasanilabilirlikle-anlam-kazanir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editör]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 07 Dec 2025 21:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[RÖPORTAJ]]></category>
		<category><![CDATA[Dilekci Architects]]></category>
		<category><![CDATA[Durmuş Dilekci]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Sürdürülebilir Mimari]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ekoyapidergisi.org/surdurulebilirlik-yasanilabilirlikle-anlam-kazanir/</guid>

					<description><![CDATA[Durmuş Dilekci ile mimarlığın değişen rolünü, yapının zamanla kurduğu ilişkiyi, dönüşüm projelerinde geliştirdikleri stratejileri ve geleceğin mimari yaklaşımına dair öngörülerini konuştuk.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><span style="color: rgb(118, 146, 60);"><strong>‘‘Sürdürülebilirlik, bence ancak tamamlayıcısı olan “yaşanılabilirlik” ile birlikte anlam kazanıyor. Yani hem bugün hem yarın için, insan ve doğal yaşamı gözeten bir dizi karar ve eylem bütünü. Bu yüzden sürdürülebilirliği mimarlığın içine sıkıştırılmış teknik bir alt başlık olarak değil, sosyolojik, ekonomik, çevresel ve eğitsel boyutları olan bir yaşam modeli olarak görüyorum.’’&nbsp;</strong></span></p>
<p>Dilekci Architects, mimarlığı yalnızca form ve işlev üretimi olarak değil, insanın kentle, zamanla ve kendi yaşam deneyimiyle kurduğu çok katmanlı ilişkinin arayüzü olarak ele alan bir ofis. Yapının ömrünü, kentin dönüşen dinamiklerini, toplumsal sorumlulukları ve mekânın duygusal etkilerini aynı düşünsel hatta buluşturan bu yaklaşım; Dilekci’nin mimarlığa dair tutarlı, ölçülü ve zamana dirençli duruşunu görünür kılıyor. Bu söyleşide Durmuş Dilekci ile mimarlığın değişen rolünü, yapının zamanla kurduğu ilişkiyi, dönüşüm projelerinde geliştirdikleri stratejileri ve geleceğin mimari yaklaşımına dair öngörülerini konuştuk.</p>
<figure><img decoding="async" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/02/durmus_dilekci__6_1765180070.jpg" data-image="9f940nvjg2bp" width="701.550185873606" height="578" style="width: 701.55px; height: 578px;"></figure>
<p><strong>Mimarlıkla yolunuz nasıl kesişti? Bu mesleği seçmenizde sizi en çok etkileyen kişi ya da olay neydi?&nbsp;</strong></p>
<p>Belirli bir kişi ve olaydan daha çok yaşadığınız yapılı çevrenin sizde yarattığı etki diyebiliriz. Bunun cevabının çoğunlukla mimarlıkla ilişkili olduğunu bilmeden sorduğunuz sorular ve meraklar bunlar belki de… Mimarlığın mekânın-çevrenin insanın gündelik hayatını nasıl değiştirdiği ile ilgili olması. Basit görünen bir çizginin duvara, o duvarda yansıyan ışığın mutluluğa ve bir yaşam senaryosuna dönüşebilmesidir. “Güzel bina” fikrinden çok, bir yapının bütün bir yaşam biçimini dönüştürebilme ihtimali benim için çok daha anlamlı&nbsp;</p>
<hr>
<p style="text-align: center;"><span style="color: rgb(247, 150, 70);"><span style="color: rgb(118, 146, 60);"><strong>‘‘Formu ya da imajı değil; bağlamı, iklimle kurulan ilişkiyi, yerden aldığını mimarlık yoluyla oraya geri verme ihtimalini dert edinen bir mimarlık çizgisi, bu yüzden benim için hem meslek seçiminin hem de bugün hâlâ sürdürdüğüm pratiğin asıl motivasyonunu bu oluşturuyor.’’</strong></span></span></p>
<hr>
<p>Eğitim ve mesleki pratiğimde ise mimarlık; bu sezgisel ifade nin “yerin ruhu” kavramı olduğunu keşfetmemle başladı diye düşünüyorum. Mimarlığın sadece form üretmek değil, üzerinde durduğu yerin potansiyellerini keşfetmek, iklimi doğru okumak, yerel malzeme ve üretimle kurulan ilişkiyi tasarımın merkezine almak olduğunu görmek&#8230; Tasarım süreci hep aynı yerden başlar: Önce “yapının parçası olduğu hayat ve kent ile kurduğu ilişkiyi nasıl ele almalıyız?” sorusu. Formu ya da imajı değil; bağlamı, iklimle kurulan ilişkiyi, yerden aldığını mimarlık yoluyla oraya geri verme ihtimalini dert edinen bir mimarlık çizgisi, bu yüzden benim için hem meslek seçiminin hem de bugün hâlâ sürdürdüğüm pratiğin asıl motivasyonunu bu oluşturuyor.&nbsp;</p>
<p><strong>Çocukluk ya da öğrencilik döneminizden “belleğinizde kalan ilk yapı”yı hatırlıyor musunuz?&nbsp;</strong></p>
<p>Belleğimde ilk kalan, çocukluğumda ablamın elimden tutarak ara ara götürdüğü üst komşumuzun çalıştığı Seyfi Arkan’ın İzmit Halk Eğitim Merkezi binası. Burada sinema, tiyatro, sanat atölyesi dahil bir çok aktivite yapılırdı. Yapı etkileyici ama mütevaziydi; ama modern ve dengeli diliyle, herkese açık olma haliyle bende derin bir iz bırakmıştı. Geniş merdivenlerinden çıkarken, büyük camlardan süzülen ışığın içeri doluşunu, insanların aynı çatı altında öğrenmek, üretmek, kendini geliştirmek için bir araya gelişini izlerdim. O yapı, mimarlığın sadece “güzel bir kabuk” değil, halkın gelişimine ve eğitimine alan açan bir altyapı olduğunu sezdiğim ilk yer oldu.&nbsp;</p>
<p>Bir yapı, toplumla nasıl ilişki kurabilir onun cevaplarını veriyordu: Kamusallığı gerçekten kuruyor mu? İçeri adım atan herkese “burada olma hakkın var” diyebiliyor mu? Işığı, hacmi, dolaşımıyla öğrenmeyi, karşılaşmayı, dönüşümü mümkün kılıyor mu? Mimarlığa bakışım, işte o modern ve mütevazı halk eğitim merkezinin hafızamda bıraktığı bu sorularla şekillendi; hâlâ her projede, mekânın insanı ve toplumu nasıl eğitebileceğini, nasıl güçlendirebileceğini düşünmemi sağlayan şey de bu erken karşılaşma.&nbsp;</p>
<figure><img decoding="async" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/02/durmus_dilekci__4_1765180198.jpg" data-image="xwak0uhdvvps"></figure>
<p><strong>Kariyerinizin erken döneminde yaşadığınız bir dönüm noktasını bizimle paylaşır mısınız? O dönemdeki kararınız bugün hâlâ mimarlık anlayışınızda hissediliyor mu?</strong>&nbsp;</p>
<p>İTÜ’de yüksek lisans tezimi hazırladığım dönemde Hülya Yürekli hocamın açtığı perspektiften yaptığım araştırmalar ve okumalar benim için çok önemliydi. Koolhaas’ın Delirious New York ve S, M, L, XL kitaplarında tartıştığı küreselleşme, kentlerin dönüşümü ve değişen tasarım metodolojileri; aynı dönemde Nouvel’in insan duygularını kışkırtan, ruhuna işleyen rasyonel keşifleri ve MVRDV’nin mimari dışı disiplinlerle kurduğu iş birlikleri üzerinden geliştirdiği multidisipliner üretim biçimi, mimarlığa bakışımda yeni perspektifler açtı. Bu okumalar, mimarlığın yalnızca biçimsel bir eylem değil, karmaşık kent dinamiklerini, zaman boyutunu sürece dahil eden, belirsizlik ve çelişkileri de kapsayan bir düşünme zemini olduğunu anlatmaktaydı.&nbsp;</p>
<p>Bu teorik zemin, yapı ölçeğinden bağımsız olarak benim mimarlık hayatımda doğrudan bir tür sorgulamaya dönüştü. Tek işlevli, tek senaryolu planlar yerine, çakışan programlara, zamanla dönüşebilen kullanımlara ve gündelik hayatın beklenmedik karşılaşmalarına alan açan mekânlar kurmaya çalıştım.&nbsp;</p>
<p>“Artık” gibi görünen ara boşlukları, dolaşım alanlarını ve köşede kalmış hacimleri tasarımın destekleyici etkin unsurları olarak ele aldım; yalnızca temsil için üretilmiş, gösterişli ama işlevsiz her jesti bilinçli olarak geri ittim. Bugün hâlâ projelere, okumalarımın ve sorgulamalarımın izleriyle; verili programı yeniden kurmak üzerine bir yerden yaklaşıyorum.&nbsp;</p>
<hr>
<p style="text-align: center;"><span style="color: rgb(118, 146, 60);"><strong>‘‘İyi mimarlık, hız karşısında dayanıklılık ve nezaketi temsil etmeli. Zamansızlık ile güncel olmak bir terazi gibi: Biri ötekini dışlayamaz. Yapı, çağının teknolojisini ve ihtiyaçlarını karşılamalı ama modanın esiri olmamalı.&#8221;</strong></span></p>
<hr>
<figure><img decoding="async" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/02/durmus_dilekci__3_1765180234.jpg" data-image="af54b81tyvhj" width="682.4234234234234" height="422" style="width: 682.423px; height: 422px;"></figure>
<p><strong>Projelerinizde mimari dili biçimlendirirken hangi değerler sizin için değişmezdir? “Zamana dayanma” ve “uzun ömürlü olma” kaygınız tasarımda nasıl karşılık buluyor?&nbsp;</strong></p>
<p>Bir önceki cevabımın devamı niteliğinde bakmak lazım. O dönemlerdeki okumalarımda, yapıların “sonsuz” olmaması fikri benim ilgimi çekmişti. Çünkü 20. yüzyıl öncesine kadar mimarlığın tam tersine nesiller arası bilgi aktaran sonsuz nesneler olması gerçekliği vardı. Yaşadığımız dünyayı, toprağı daha fazla mimarlık için yok etmek yerine mevcut olanın öncelikle dönüşümü, ya da mecbursa yıkımı üzerinden konuyu ele almak olarak bakıyorum. Özellikle teknoloji ve iletişim döneminde, mimarlığın taştan kitap rolünün ortadan kalktığı bir zamanda daha anlaşılır gelmekte. Yeter ki yapı, bir bilinç ile yapılmış ve yıkılmadan korunabilecek altyapıya sahip olsun.&nbsp;</p>
<p>Koruma pratiğimizin giderek güçlenip neredeyse güncel yapıları bile hemen “tarihselleştirdiği” bir dönemde; yapılar bir yandan hiç olmadığı kadar hızlı eskirken, diğer yandan onları koruma refleksimiz ve birikimimiz hiç olmadığı kadar güçlü. Bu gerilim, benim için çok önemli bir soru üretiyor: Bir binayı mutlak kalıcılık iddiasıyla mı, yoksa kontrollü bir geçicilik, esneklik ve dönüşebilirlik iddiasıyla mı tasarlamalıyız? Bir projenin başarısını sadece açılış günündeki fotoğrafıyla değil, 10–20 yıl sonra nasıl yaşamaya devam ettiğini düşünmek de önemli. Yapıların da ömrü olduğunu kabul etmek, karamsarlık değil; tam tersine, tasarımı daha dürüst, daha esnek ve zamanla baş etme motivasyonu yaratacağı düşüncesi mi hâkim olmalı. Üstüne kafa yorulması gereken yeni kutsal kavramlar…&nbsp;</p>
<hr>
<p style="text-align: center;"><span style="color: rgb(118, 146, 60);"><strong>‘‘Kıyı projelerinde deniz bizim için sadece “manzara” değil, bütün kurguyu belirleyen bir omurga. Mi’Costa, Folkart Blu ve Folkart Hills gibi işlerde ilk yaptığımız şey, denizi bir cephe değil, kamusal–yarı kamusal–özel alanların ardışık dizildiği bir eksen olarak görmek’’</strong></span></p>
<hr>
<figure><img decoding="async" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/02/durmus_dilekci__1_1765180257.jpg" data-image="vczw9w8oywik"></figure>
<p><strong>Sizce iyi mimarlık, bugünün hızında ve değişen kent dokusunda neyi temsil etmeli? Bu konuda “zamansızlık” mı, “güncellik” mi daha kıymetli?&nbsp;</strong></p>
<p>İyi mimarlık, hız karşısında dayanıklılık ve nezaketi temsil etmeli. Zamansızlık ile güncel olmak bir terazi gibi: Biri ötekini dışlayamaz. Yapı, çağının teknolojisini ve ihtiyaçlarını karşılamalı ama modanın esiri olmamalı; kendi zamanına ait, zamanın ötesinde ölçülü kalmalı.</p>
<p><strong>Swissôtel Çeşme projesi, mevcut yapıyı dönüştürme biçimiyle dikkat çekiyor. Dönüştürmekle yeniden inşa etmek arasında nasıl bir çizgi çekiyorsunuz? Mevcut yapının karakterini korurken modern ihtiyaçları nasıl çözdünüz?&nbsp;</strong></p>
<p>Mevcut yapının yeniden dönüşümü bir projeyi baştan yapmaya kıyasla çok katmanlı, kompleks bir çalışma modelini mimara dayatır. Çok daha zorlayıcı ve sınırlayıcıdır.&nbsp; Otel yapısını oluşturan ana blok, 1999 öncesi deprem yönetmeliğine göre inşa edilmiş bir strüktüre sahiptir. Yapılan detaylı analizlerle güçlendirilerek yaşatılabilecek bir omurga imkânı olup olmadığını incelendik. Buna karşılık yıllar içinde eklenmiş çelik kongre hacimleri, küçük sahil yapıları ve çeşitli eklentiler hem yapının Silüetini bozmakta hem de teknik olarak sürdürülebilir görünmemekteydi. Yaklaşık %74 oranında kiriş–kolon–döşeme, %97 oranında da çekirdeği yerinde tutup güçlendirerek yaklaşık 25.650.000 kg gömülü karbon tasarrufu sağladık. Yapıyı yıkıp baştan yapmak yerine dönüştürmeyi seçerek yaklaşık 25.650 ton CO₂ tasarruf ettik; bu, 5.500’den fazla aracın bir yıllık emisyonuna ya da 60 bin ağacın 20 yıl boyunca yapacağı karbon tutumuna denk bir etki.</p>
<p>Bu yaklaşım, mimari kararları da belirledi. Mevcut yapının belleğini taşıyan kütle, denizle kurduğu ölçek ve yükseklik oranlarıyla korunurken; onu yeni bir dil ile silüet dengesi içinde gözeterek daha mütevazi bir algı yaratacak, yakın çevresiyle daha barışık bir dil ile bağlantı kurabilecek bir şekilde baştan tasarlandı. Silüeti sadeleştirmek için işlevini yitirmiş saçaklar, rastlantısal ekler ve kopuk hacimler temizlendi; yatay genişletilmiş teraslar, parapetler ve gölgede bırakılan şeffaf cepheler ile Ilıca manzarasını çerçeveleyen, mütevazi ve tutarlı bir dil kuruldu. &nbsp;</p>
<p>Bir diğer kritik çizgi de iklim ve sürdürülebilirlik üzerinden geliştirildi. Ilıca’nın rüzgâr rejimi ve güneşlenme değerleri, yeni kullanım amaçları, yeni avlular, boşluklar ve teras kurgusunu belirledi. &nbsp;</p>
<figure><img decoding="async" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/02/durmus_dilekci__7_1765180294.jpg" data-image="0jdz3adpownv"></figure>
<p><strong>Türkiye’de mevcut yapı stokunun dönüştürülmesi acil bir gündem. DDA’nın retrofit projelerinde “en çok etki yaratan az sayıdaki müdahale” prensibiniz var mı?&nbsp;</strong></p>
<p>Bize aslında bir “ileri dönüşüm” meselesi olarak bakmak daha doğru geliyor: Yapıyı sıfırlayıp yeniden üretmek yerine, mevcut omurganın içinden ikinci bir hayat çıkarmak. Bu yüzden “en çok etki yaratan az sayıdaki müdahale” gerçekten önemli. Hem gömülü karbonu, hem bütçeyi, hem de yapının belleğini koruyan birkaç kritik hamle ile eyleme geçilmeli.&nbsp;</p>
<p>Önce “Ne kadarını yıkmadan yaşatabiliriz?” sorusunu sormalıyız. Taşıyıcı sistem ve çekirdek mümkün olduğunca korunup güçlendirilerek ve yeni tasarıma yaklaşımlarına göre uyumlanarak ele alınmalı; yeni program çerçevesinde yıllar içinde yapışmış, işlevini yitirmiş eklentiler ve ağır kabuklar ortadan kaldırılmalı ve yapı hafifletilmeli. Yani ilk stratejik müdahale, yapının iskeletini yeniden kullanmak aslında.&nbsp;</p>
<p>Korunmaya değer mevcut yapılarda en büyük dönüşüm çoğu zaman plan şemasını “yeniden ele almaktan” geçiyor. Gün ışığını içe çeken boşluklar, sadeleştirilmiş koridorlar, okunaklı bir dolaşım rotası… Gün ışığı derine indiğinde ve sirkülasyon netleştiğinde, kullanıcı deneyimi dramatik biçimde iyileşiyor. Yeni bir bina yapmadan, sadece boşlukları doğru açarak ve akışı berraklaştırarak bu yapılar için yeni bir hayat vadedilebilir.</p>
<figure><img decoding="async" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/02/durmus_dilekci__2_1765180309.jpg" data-image="93xcyd91ibp0"></figure>
<p><strong>Mi’Costa ve Folkart gibi projelerde “kıyı mimarisi”ne özel bir duyarlılık hissediliyor. Denizle kurulan ilişki sizin için nasıl bir tasarım aracı? Kıyı ikliminin mimari kararlara etkisini nasıl değerlendiriyorsunuz?&nbsp;</strong></p>
<p>Kıyı projelerinde deniz bizim için sadece “manzara” değil, bütün kurguyu belirleyen bir omurga. Mi’Costa, Folkart Blu ve Folkart Hills gibi işlerde ilk yaptığımız şey, denizi bir cephe değil, kamusal–yarı kamusal–özel alanların ardışık dizildiği bir eksen olarak görmek. Bu yüzden kütleleri her zaman ufka paralel ve açık alan-gölge imkânı verecek şekilde teraslanmış halde okuyoruz; yaratılan gölge alanlar ile hem silüeti hafifletiyor, hem de her birim için kesintisiz deniz ilişkisi kuruluyor. Folkart projelerinde olduğu gibi, oluşturulan iç avlu, iklimsel bir odak olup; kuzey rüzgârlarını içeri çeken, sürpriz kadrajlarla denizi yeniden çerçeveleyen ve kamusal–özel eşiklerin okunaklı olduğu bir boşluk ve yapının etrafına şekillendiği bir tasarım omurgası oluşturuyor. &nbsp;</p>
<p>Kıyı iklimi, kararlarımızı ilk başta şekillendiriyor. Çeşme’de hâkim kuzey rüzgârları ve tuz, kütle yönlenmesinden malzeme detayına kadar her şeyi etkiliyor. Folkart Blu’daki gibi, kütleleri kuzey ve kuzeybatı panoramasını yakalayacak şekilde döndürürken, avluları rüzgâr koridoru olarak kullanıyoruz; böylece yazın pasif soğutma devreye giriyor, denizle görsel ilişki kesilmeden gölgeli, serin mikro iklimler oluşuyor. Geniş teraslar ve balkonlar, birer “dış oda” gibi çalışıyor; üstte bahçe-teras, altta gölgeli yaşam alanları üreterek iç–dış sürekliliği kuruyor.&nbsp; &nbsp;</p>
<p>Deniz kenarında malzeme seçiminde ise, tıpkı Folkart Blu’da olduğu gibi, deniz kenarı ortama dayanıklı cephe sistemleri, bakımı yönetilebilir yüzeyler ve tuzla barışık detaylar öneriliyor; cephe dilini de bu teknik gereklilikleri saklamak yerine, onların üzerinden kuruyoruz.&nbsp; &nbsp;</p>
<p>Kıyı mimarisi bizim için sadece“denize bakan” binalar tasarlamak değil; denizi yön, ışık, rüzgâr, dolaşım ve kamusal yaşamı örgütleyen bir tasarım aracı olarak kullanmak. Kütle ile topografya arasında kurduğumuz diyalog, avlu ve teras sistemleri, rüzgârı içeri alan boşluklar ve denizle kurulan kontrollü görsel temas; hepsi, o kıyı parçasına özgü ve uzun ömürlü bir mimari dil üretmek için devreye giren bileşenler.&nbsp;</p>
<hr>
<p style="text-align: center;"><strong><span style="color: rgb(118, 146, 60);">‘‘Sürdürülebilirlik, bence ancak tamamlayıcısı olan “yaşanılabilirlik” ile birlikte anlam kazanıyor. Yani hem bugün hem yarın için, insan ve doğal yaşamı gözeten bir dizi karar ve eylem bütünü.’’</span></strong></p>
<hr>
<figure><img decoding="async" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/02/durmus_dilekci__5_1765180322.jpg" data-image="a0ju5cgnm3f5"></figure>
<p><strong>Projelerinizde “sürdürülebilirlik” kavramını genellikle yenilenebilir enerji, malzeme geri dönüşümü ya da yoğun peyzaj entegrasyonu gibi teknik başlıklarda duyarız. Peki sizin için “sürdürülebilir mimarlık” kavramı daha geniş bir anlamda neyi ifade ediyor?&nbsp;</strong></p>
<p>Benim için <strong>“sürdürülebilir mimarlık” </strong>dediğimiz şey, sadece paneller, güneş kırıcılar, yeşil çatı ve buzdolabı verim sınıfından ibaret bir teknik liste değil; çok daha geniş bir yaşam modeli meselesi.&nbsp;</p>
<p>Sürdürülebilirlik, bence ancak tamamlayıcısı olan “yaşanılabilirlik” ile birlikte anlam kazanıyor. Yani hem bugün hem yarın için, insan ve doğal yaşamı gözeten bir dizi karar ve eylem bütünü. Sadece enerji tüketimini azaltmak değil; kentte kaynak kullanımını ve atığı azaltırken, yaşam kalitesini ve erişilebilirliği artırmayı hedefleyen bir yaklaşım.&nbsp; &nbsp;</p>
<p>Bu yüzden sürdürülebilirliği mimarlığın içine sıkıştırılmış teknik bir alt başlık olarak değil, sosyolojik, ekonomik, çevresel ve eğitsel boyutları olan bir yaşam modeli olarak görüyorum. Eğer bu dört ayakta karşılığı yoksa, sadece mimarideki iyi niyetli birkaç hamlenin bütüne etkisi maalesef samimi bir sonuç üretmiyor. Kavramın bu kadar politikleşmesinin sebebi de biraz bu; “yeşil”, “ekolojik”, “sürdürülebilir” gibi etiketler çoğu zaman rantı kamufle eden pazarlama araçlarına dönüşebiliyor.&nbsp; &nbsp;</p>
<p>Öte yandan, mimarlığın rolünü de abartmıyorum: Bina ölçeğindeki her doğru karar önemli, ama mimarlık çok daha büyük bir resmin küçük bir parçası. Gerçek bir sürdürülebilirlikten söz edeceksek; politik kent planlama, toplu taşıma, sosyal adalet, atık yönetimi, çalışma–yaşama mesafeleri, kentsel yaşam kalitesi gibi başlıklarla beraber düşünmek zorundayız. Tek tek “iyi” binalar yapıp, onları plansız, parçalanmış bir kent dokusuna yerleştirdiğinizde, ortaya çıkan tablo sürdürülebilir olmuyor.&nbsp; &nbsp;</p>
<p>Mimari tasarım ölçeğine dönersem; benim için sürdürülebilir mimarlık, “yer” ile kurulan ilişkiyle başlıyor. Yerin iklimsel verilerini doğru okumak, topoğrafyayı, rüzgârı, güneşi, suyu tasarımın ilk girdisi haline getirmek, mümkün olduğunca yerel malzeme ve yerel üretimle çalışmak… Yerden aldığını, yine mimarlık üzerinden oraya geri vermeye çalışmak. Bunun yanında, yapının kullanım sürecinde az enerji tüketecek pasif kararları öne almak – yani binayı ekipmanlarla “protez” gibi donatmadan, gölge, yönlenme, kesit, doğal havalandırma gibi mimari araçlarla işin büyük kısmını çözmek.&nbsp; &nbsp;</p>
<p><strong>Yapılarınızda malzeme seçiminde “doğallık, dayanıklılık ve bakım kolaylığı” dengesi nasıl kuruluyor? Hiç “malzeme sizi yönlendirdi” dediğiniz bir proje oldu mu?&nbsp;</strong></p>
<p>Tasarım biçim, malzeme, ışık ile vücut bulur. Malzeme elbette mimarinin taşıyıcı unsurlarından biridir; örneğin strüktürel ahşap ya da çıplak beton, yeri geldiğinde mimarinin anlatısını üstlenir ve kendisini&nbsp; detaylarıyla ile tarif eder. O noktada mimar, fazla olanı çekip alarak malzemenin ışıkla buluşmasına ve konuşmasına izin verir. Ama önemli olan, seçtiğin malzeme yer için uygun mu, zaman bunu taşıyabilecek mi, kullanıcı bunu koruyabilecek mi, sorularının cevaplarıdır diye düşünüyorum.&nbsp;</p>
<hr>
<p style="text-align: center;"><span style="color: rgb(118, 146, 60);"><strong>‘‘Mimarlık, sadece bina yapmak değildir; sağlam, erişilebilir, adil bir yapılı çevre üretmektir. Uzun ömür kaygısı bu yüzden etik bir meseledir: Kamusal kaynakları tüketirken nesiller arası adaleti gözetmekle ilgilidir.’’</strong></span></p>
<hr>
<p><strong>İşverenle kurulan diyalog, projenin ruhunu nasıl etkiler? “İşveren ikna olduğunda proje tamamlanmış sayılır” diyebilir misiniz?&nbsp;</strong></p>
<p>İyi diyalog, ortak bir dil ve güven üretir; projenin ruhu da orada şekillenir. Ama “ikna” bitiş değil, başlangıç çizgisidir. Yeter ki kullanıcısı en baştan belli olan projeleri konuşuyor olabilelim. İsmi yatırım projesi olan projelerde yatırımcı dediğimiz, esasında işveren kullanıcıyı ifade etmez. Dolayısıyla projenin gerçekten tamamlanması kullanıcının işveren olmasıyla mümkündür.&nbsp;</p>
<p><strong>Mimarlığın toplumsal sorumluluğu üzerine ne düşünüyorsunuz?&nbsp;</strong></p>
<p>Mimarlık, sadece bina yapmak değildir; sağlam, erişilebilir, adil bir yapılı çevre üretmektir. Uzun ömür kaygısı bu yüzden etik bir meseledir: Kamusal kaynakları tüketirken nesiller arası adaleti gözetmekle ilgilidir. Dayanıklılık, kapsayıcılık ve onarım kültürü benim için estetik bir tercih değil, toplumsal sorumluluğun tasarımdaki karşılığıdır.&nbsp;&nbsp;</p>
<p><strong>Türkiye’de mimarlık ve kentsel tasarım alanında sizi heyecanlandıran trendler nelerdir? Önümüzdeki 5-10 yıl için ne gibi değişimler öngörüyorsunuz?</strong>&nbsp;</p>
<p>Röportajda bahsettiğimiz başlıklar üzerinden gittiğimizde yakın gelecekte alttaki başlıkların daha çok konuşulacağını düşünüyorum. &nbsp;</p>
<p>• Korunabilir mevcut yapıları güçlendirme ve uyarlanabilir yeniden kullanım senaryoları.</p>
<p>• Düşük karbonlu yapım: Ahşap–hibrit sistemler, yerel malzeme ve döngüsel ekonomi.</p>
<p>• İklim uyumlu kamusal alan: Gölgeleme, su yönetimi, yaya–mikromobilite odaklı sokaklar.</p>
<p>• Veri destekli ama insan odaklı tasarım: Dijital verinin tasarıma girmesi.</p>
<p>• Proje sonrası hizmet: İşletme ve bakım süreçlerinin tasarım paketine dahil edilmesi.</p>
<p>Özetle, mimarlığın ‘daha büyük’ değil; daha akıllı ve daha uzun ömürlü bir metodolojiyle ele alınacağı bir yakın geleceğin bizi beklediğini düşünüyorum. &nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ekoyapidergisi.org/surdurulebilirlik-yasanilabilirlikle-anlam-kazanir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Enerjiyi Akıllı Yöneten Legrand Türkiye</title>
		<link>https://ekoyapidergisi.org/enerjiyi-akilli-yoneten-legrand-turkiye/</link>
					<comments>https://ekoyapidergisi.org/enerjiyi-akilli-yoneten-legrand-turkiye/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editör]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 29 May 2025 21:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[RÖPORTAJ]]></category>
		<category><![CDATA[akıllı bina]]></category>
		<category><![CDATA[dijitalleşme]]></category>
		<category><![CDATA[enerji tasarrufu]]></category>
		<category><![CDATA[geri dönüşüm]]></category>
		<category><![CDATA[Legrand Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Legrand Türkiye Grubu]]></category>
		<category><![CDATA[Legrand Türkiye Grubu CMO’su Gül Sevinç Selçuk]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Sürdürülebilirlik]]></category>
		<category><![CDATA[XD10 serisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ekoyapidergisi.org/enerjiyi-akilli-yoneten-legrand-turkiye/</guid>

					<description><![CDATA[Legrand Türkiye CMO’su Gül Sevinç Selçuk ile pazarlama ve sürdürülebilirlik odaklı çözümleri konuştuk.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Enerji verimliliği, dijitalleşme ve sürdürülebilirlik ekseninde güçlü adımlar atan Legrand Türkiye Grubu, sadece ürün geliştirmekle kalmıyor, aynı zamanda sektör standartlarını da yeniden tanımlıyor. Legrand Türkiye Grubu CMO’su Gül Sevinç Selçuk ile gerçekleştirdiğimiz bu söyleşide; pazarlama vizyonundan akıllı bina çözümlerine, yerli üretimden karbon nötr hedeflerine kadar pek çok kritik başlığı konuştuk.&nbsp;</p>
<figure><img decoding="async" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/02/Legrand_Turkiye_Grubu_CMOsu_Gul_Sevinc_Selcuk__1748590121.jpg" data-image="d26vabc1drr9" alt="Legrand Türkiye Grubu CMO’su Gül Sevinç Selçuk" title="Legrand Türkiye Grubu CMO’su Gül Sevinç Selçuk"><figcaption>Legrand Türkiye Grubu CMO’su Gül Sevinç Selçuk</figcaption></figure>
<p><span style="color: rgb(99, 36, 35);"><strong>1990’dan bu yana Türkiye’de faaliyet gösteriyorsunuz. Dijitalleşme ve akıllı bina çözümleri günümüzün en önemli konularından biri. Legrand’ın bu alandaki stratejileri nelerdir? Türkiye pazarına yönelik özel geliştirdiğiniz akıllı çözümler var mı?&nbsp;</strong></span></p>
<p>Legrand Türkiye Grubu olarak, dijitalleşme, veri merkezleri ve akıllı bina çözümlerini geleceğin en önemli yatırım alanlarından biri olarak görüyoruz. Akıllı teknolojiler, enerji yönetiminden güvenliğe kadar pek çok alanda bireysel ve ticari kullanıcılar için büyük avantajlar sağlıyor. 2027 yılında dünya üzerinde 30 milyar internete bağlı ürün olması öngörülüyor. Bu doğrultuda, global stratejimizle uyumlu şekilde çözümler geliştiriyor ve dijitalleşmeyi tüm süreçlerimize entegre ediyoruz. Özellikle nesnelerin interneti (IoT) ve akıllı bina sistemleri konusunda yaşanan gelişmeler bina sakinlerine daha konforlu ve güvenli yaşam alanları sunuyorken Ethernet Üzerinden Güç (PoE) standartlarının yaygınlaşmasıyla, alçak gerilimli kablo altyapısına entegre edilen akıllı cihazların sayısı artıyor ve bu da binaların dijitalleşmesini hızlandırıyor. Legrand olarak endüstri liderleriyle ortak çalışmalar yürüterek, farklı bina hizmetlerini tek bir ortak altyapı üzerinden birleştiren çözümler geliştiriyoruz.&nbsp;</p>
<figure><img decoding="async" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/02/Legrand_Turkiye_1748590146.jpg" data-image="ukl0u7hkir4g" alt="Legrand Türkiye" title="Legrand Türkiye"></figure>
<hr>
<p><span style="color: rgb(63, 49, 81);"><strong>‘‘Legrand Türkiye Grubu olarak, dijitalleşme, veri merkezleri ve akıllı bina çözümlerini geleceğin en önemli yatırım alanlarından biri olarak görüyoruz. Akıllı teknolojiler, enerji yönetiminden güvenliğe kadar pek çok alanda bireysel ve ticari kullanıcılar için büyük avantajlar sağlıyor.’’&nbsp;</strong></span></p>
<hr>
<p>Türkiye pazarında, Living Now with Netatmo, Classia with Netatmo ve Livinglight with Netatmo gibi aydınlatma, perde ve priz kontrolü sağlayan akıllı IoT çözümlerimizle enerji yönetimini optimize etmeye odaklanıyoruz. Ayrıca, Netatmo Akıllı Güvenlik Sistemi ürünlerimiz olan kameralar, sensörler, sirenler, duman alarmları ile kullanıcılara güvenliği uzaktan yönetme imkânı sunuyoruz. Netatmo Akıllı Hava Durumu İstasyonu, binalarda sürdürülebilirliği destekleyen bir diğer akıllı çözüm olarak sunuluyor. Bu sistem, iç ve dış ortamdan ölçümler alarak hava kalitesi, nem ve gürültü seviyelerini izlemeye yardımcı oluyor ve kullanıcının konumu fark etmeksizin oda sıcaklıklarını kontrol edebilmeyi sağlıyor. Önümüzdeki dönemde, yapacağımız yatırımlarla, akıllı teknolojilerle enerji yönetimini daha verimli hale getirerek, sürdürülebilir ve düşük karbon ayak izine sahip binaların yaygınlaşmasına öncülük etmeyi hedefliyoruz. Hem bireysel hem de kurumsal kullanıcılar için daha güvenli, konforlu ve enerji tasarruflu bir yaşam alanı yaratma konusunda kararlıyız.</p>
<figure><img decoding="async" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/02/Legrand_Turkiye_2_1748590156.jpg" data-image="ux33moimxlbf" alt="Legrand Türkiye" title="Legrand Türkiye"></figure>
<p><span style="color: rgb(99, 36, 35);"><strong>Enerji verimliliği ve akıllı sistemlerin geleceği konusunda Türkiye’deki gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz? Önümüzdeki yıllarda Legrand olarak bu konuda çalışmalarınız nelerdir?</strong></span></p>
<p>Türkiye’de enerji verimliliği, akıllı binalar ve sürdürülebilir enerji çözümleri giderek daha fazla önem kazanıyor. Artan enerji maliyetleri, karbon salınımını azaltma hedefleri ve sürdürülebilirlik bilincinin yükselmesi hem bireysel kullanıcıları hem de kurumsal firmaları enerji tasarrufu sağlayan akıllı sistemlere yönlendiriyor. Özellikle enerji verimliliği konusunda yapılan teşvikler ve sanayi sektöründe dijitalleşmenin hızlanması, bu alandaki gelişimi destekliyor. Akıllı bina otomasyonları, enerji izleme ve yönetim sistemleri, elektrikli araç şarj istasyonları gibi teknolojiler Türkiye’de her geçen gün daha yaygın hale geliyor. Legrand Türkiye Grubu olarak biz de bu dönüşümün bir parçasıyız ve enerji verimliliğini artıran çözümler geliştirmeye devam ediyoruz.&nbsp;</p>
<figure style="float: right; margin: 0px 0px 10px 10px;"><img decoding="async" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/02/Legrand_Turkiye_3_1748590166.jpg" data-image="k4ycg4ysyqms" alt="Legrand Türkiye" title="Legrand Türkiye"></figure>
<p>Enerji kalitesi ve enerji verimliliğinin arttırılmasını sağlayan çözüm ve ürünler sunuyoruz. Konutlarda zaman saatleri, ev otomasyon sistemleri, aydınlatma yönetimi ve sensörleri ile; ticari bina ve endüstride ise aydınlatma yönetimi, düşük kayıplı yeşil transformatörler, sensörler, elektrikli araç şarj istasyonları, enerji analizörleri gibi enerjinin verimli ve kaliteli kullanılmasına katkıda bulunan ürün ve çözümlerimizden bazıları olarak örnek gösterebiliriz. İnform Elektronik firmamız tarafında güneş enerjisi ile çalışan Estia Hybrid UPS ile enerji tasarrufu sağlanabiliyor. Mühendislerimiz tarafından tasarlanan ve Türkiye’de üretilen Estia Hybrid UPS, on-grid inverter çalışma modu ile yüklerin ihtiyaç duyduğu enerjiyi güneşten sağlıyor. Bir UPS’in sahip olduğu tüm çalışma modlarının yanı sıra ayrıca on-grid, hybrit ve off-grid çalışma modlarına sahip olması ile fark yaratan Estia Hybrid UPS, yükün düşük olması durumunda solar panellerden üretilen enerjiyi şebekeye aktarıyor. Bticino markası altındaki akıllı anahtarpriz serilerinden biri olan Living Now with Netatmo ile evin elektrik tüketimi uzaktan kontrol edilebiliyor. Bu hangi cihazın ne kadar elektrik tükettiğini göstermesiyle enerjiyi daha verimli kullanma alışkanlığı da kazandıran akıllı bir çözüm.&nbsp;</p>
<hr>
<p><span style="color: rgb(63, 49, 81);"><strong>Ar-Ge çalışmalarımız kapsamında, güneş enerjisi ile çalışan hibrit kesintisiz güç kaynakları gibi yenilikçi çözümler üretiyoruz. Ayrıca, enerji tasarruflu ürünlerimizin satışını artırarak 12 milyon ton CO2 emisyonunun önüne geçmeyi planlıyoruz.</strong></span></p>
<hr>
<p>Enerji verimliliği sağlayan çözümlerimiz yeni bina projelerinin yanı sıra renovasyon projelerinde de kullanılabiliyor. Çözümlerimiz ile tasarrufu maksimize eden, genişletilebilir, verimlilik sürecini kolaylaştıran, farklı sistemler ile geniş entegrasyon yeteneklerine sahip kapsamlı bir ürün portföyü sağlıyoruz. Enerji verimliliği çözümlerimiz küçük, orta ve büyük ölçekli konutlar, ticari binalar, oteller ve veri merkezlerinin ihtiyaçlarına uygun olarak genişletilebilir.&nbsp;</p>
<figure><img decoding="async" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/02/Legrand_Turkiye_4_1748590180.jpg" data-image="re15ha3uj6ao" alt="Legrand Türkiye" title="Legrand Türkiye"></figure>
<p>Akıllı ev ürünleri, enerji ölçüm ve izleme, aydınlatma yönetimi, kesintisiz güç kaynağı, otel odası yönetim çözümleri, kuru tip dağıtım transformatörleri, elektrikli araç şarj istasyonları ve veri merkezlerine özel çözümlerimiz ile veri merkezlerinin beyaz alan ve gri alanlarında enerji verimliliğine katkıda bulunuyoruz. Önümüzdeki yıllarda özellikle bina otomasyonu, akıllı enerji yönetimi sistemleri ve yenilenebilir enerji çözümlerine odaklanacağız. Yapay zeka ve IoT destekli akıllı sistemler üzerinde daha fazla çalışarak, kullanıcıların enerji tüketimlerini daha verimli yönetmelerini sağlayacak çözümler sunmayı hedefliyoruz. Legrand Türkiye Grubu olarak hem bireysel kullanıcıların hem de işletmelerin enerji tüketimlerini daha verimli hale getirebilmeleri için akıllı ve sürdürülebilir çözümler üretmeye devam ediyoruz. Enerji verimliliği ve akıllı sistemlerin geleceği konusunda Türkiye’deki olumlu gelişmeleri memnuniyetle karşılıyor ve bu alandaki yenilikçi çözümlerimizle ülkemizin sürdürülebilirlik hedeflerine katkıda bulunmayı sürdürüyoruz.</p>
<p><span style="color: rgb(63, 49, 81);"><span style="color: rgb(99, 36, 35);"><strong>Sürdürülebilirlik her geçen gün daha önemli hale geliyor. Sürdürülebilirlik politikalarınızı Türkiye özelinde nasıl uyguluyorsunuz? Özellikle geri dönüşüm, enerji tasarrufu ve çevre dostu ürün geliştirme süreçleriniz nasıl ilerliyor?&nbsp;</strong></span></span></p>
<p>Legrand Türkiye Grubu olarak sürdürülebilirliği tüm iş süreçlerimizin merkezine yerleştiriyoruz. Üretim süreçlerimizde enerji verimliliğini artırmak için kapsamlı çalışmalar yürütüyor, çevre dostu ürünler geliştiriyor ve geri dönüşüm oranlarımızı artırmaya odaklanıyoruz. Geri dönüşüm konusunda, ürettiğimiz ürünlerde %15 geri dönüştürülmüş plastik ve %40 geri dönüştürülmüş metal kullanım oranına ulaşmayı hedefliyoruz. Bunun yanı sıra, üretim tesislerimizde atık yönetimi süreçlerimizi daha verimli hale getirerek doğaya olan etkimizi en aza indiriyoruz. Enerji tasarrufu noktasında, akıllı tüketim izleme sistemleri, bina otomasyon çözümleri ve yenilenebilir enerji kullanımını teşvik eden projeler geliştiriyoruz. Fabrikalarımızda enerji izleme sistemleri kurarak makinelerimizin verimli çalışmasını sağlıyoruz. Ayrıca, elektrikli enjeksiyon presleri gibi enerji dostu üretim ekipmanlarını kullanarak karbon ayak izimizi azaltıyoruz. Çevre dostu ürün geliştirme süreçlerimizde de yeşil enerji her zaman ön planda.&nbsp;</p>
<figure><img decoding="async" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/02/Legrand_Turkiye_5_1748590190.jpg" data-image="m7gyjp59b6o3" alt="Legrand Türkiye" title="Legrand Türkiye"></figure>
<p>Ar-Ge çalışmalarımız kapsamında, güneş enerjisi ile çalışan hibrit kesintisiz güç kaynakları gibi yenilikçi çözümler üretiyoruz. Ayrıca, enerji tasarruflu ürünlerimizin satışını artırarak 12 milyon ton CO2 emisyonunun önüne geçmeyi planlıyoruz. Legrand Türkiye olarak, 2030 yılına kadar kendi faaliyetlerimizden kaynaklanan karbon emisyonlarını %50, değer zincirimizdeki karbon salınımını ise %15 oranında azaltmayı hedefliyoruz. Green-Wellbeing ve Greener Buildings programlarımızla enerji verimliliği bilincini artırmaya, CO2 emisyonlarını düşürmeye ve karbon ayak izini azaltmaya yönelik çalışmalarımıza hız kesmeden devam edeceğiz.</p>
<p><span style="color: rgb(99, 36, 35);"><strong>Türkiye’de ilk kez üretilen yeni nesil 10kA gücündeki XD10 serisi ile standartları yeniden belirliyorsunuz. Bu ürünleri farklı kılan en önemli teknik özellikler nelerdir? Tasarım ve üretim aşamalarında ürünlerin sürdürülebilirliğini nasıl sağladınız?&nbsp;</strong></span></p>
<p>Legrand Türkiye Grubu olarak Türkiye’de ilklere imza atmaya devam ediyor ve elektrik güvenliği alanında yeni nesil koruma ürünlerimizi pazara sunuyoruz. Gebze’de bulunan üretim tesisimizde iç pazar için üretime devam ettiğimiz 4.5kA, 6kA otomatik sigortalar ve kaçak akım koruma ürünlerine ek olarak Türkiye pazarının ihtiyaçları doğrultusunda ilk defa 10kA otomatik sigorta ürünlerimizi de artık Gebze fabrikamızda üretiyoruz. Dünya lansmanı ilk kez Türkiye’de gerçekleştirilen ve hem Türkiye hem de global pazarlar için üretimine başlanan yeni modüler ürünlerimiz – 4.5kA XS4, 6kA XG6, 10kA XD10 serisi otomatik sigortalarımız ile XC10 serisi kaçak akım koruma anahtarlarımız – sayesinde, konutlar, ticari binalar ve endüstriyel tesisler gibi tüm bina tiplerinin elektrik tesisatlarını kısa devre, aşırı yük ve kaçak akım gibi elektriksel hata ve risklere karşı güvenle koruyoruz.&nbsp;</p>
<p>Yenilenen modüler ürünlerimiz ile birlikte pazara dayanıklı, güvenli, kolay kurulum imkanı sağlayan ve aksesuar çeşitliliği ile esneklik sunan yüksek performanslı, sürdürülebilir ve döngüsel ekonomiyi destekleyen daha çevreci ürünler sunuyoruz. Bunun yanı sıra, yapmış olduğumuz yatırımlarla yerli üretimi de desteklemeye devam ediyoruz. Yenilenen modüler ürünlerimiz ile pazara dayanıklı, güvenli, kolay kurulum imkanı sağlayan ve aksesuar çeşitliliği ile esneklik sunan yüksek performanslı, sürdürülebilir ve döngüsel ekonomiyi destekleyen daha çevreci ürünler sunuyoruz. Malzeme seçiminden üretim süreçlerine kadar düşük karbon ayak izi hedefiyle çalışıyor, geri dönüştürülebilir bileşenler kullanarak ürünlerimizin çevresel etkisini en aza indiriyoruz. Ayrıca, enerji tasarruflu üretim teknikleri ile fabrikamızda kaynak kullanımını optimize ederek, sürdürülebilir üretimi destekliyoruz. Bunun yanı sıra, yapmış olduğumuz yatırımlarla yerli üretimi desteklemeye devam ediyor, Türkiye’deki mühendislik ve üretim gücümüzü geliştirerek pazara en iyi çözümleri sunuyoruz.&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ekoyapidergisi.org/enerjiyi-akilli-yoneten-legrand-turkiye/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İyi Yapıların Toplamından İyi Şehir Oluşmaz</title>
		<link>https://ekoyapidergisi.org/iyi-yapilarin-toplamindan-iyi-sehir-olusmaz/</link>
					<comments>https://ekoyapidergisi.org/iyi-yapilarin-toplamindan-iyi-sehir-olusmaz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editör]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 26 May 2025 21:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[RÖPORTAJ]]></category>
		<category><![CDATA[inşaat dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[iyi mimarlık]]></category>
		<category><![CDATA[Mimarlık]]></category>
		<category><![CDATA[Nevzat Sayın]]></category>
		<category><![CDATA[Nevzat Sayın Mimarlık Hizmetleri]]></category>
		<category><![CDATA[NSMH]]></category>
		<category><![CDATA[proje]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Sürdürülebilirlik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ekoyapidergisi.org/iyi-yapilarin-toplamindan-iyi-sehir-olusmaz/</guid>

					<description><![CDATA[Nevzat Sayın ile mimarlığın bugünkü sorunlarını ve gelecek vizyonunu konuştuğumuz özel bir söyleşi gerçekleştirdik.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Mimarlığın yalnızca estetik bir mesele değil, toplumsal, kültürel ve etik bir sorumluluk olduğunu savunan Nevzat Sayın, Türkiye’de mimarlığın karşı karşıya olduğu temel sorunları yıllardır açık bir dille ortaya koyuyor. Yatırım odaklı bakış açısının kentsel dokuyu nasıl dönüştürdüğünden, sürdürülebilirlik kavramının içi boşaltılmış kullanımına kadar birçok konuda eleştirel bir perspektif sunan Sayın, iyi mimarlığın ancak ihtiyaçlara doğru yanıt üretebildiğinde anlam kazandığını vurguluyor. Bu kapsamda, Nevzat Sayın ile mimarlığın bugünkü sorunlarını ve gelecek vizyonunu konuştuğumuz özel bir söyleşi gerçekleştirdik.</p><figure><img decoding="async" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/02/NEVZAT_SAYIN_1748331121.jpg" data-image="yieg4qv3dcgb" alt="Nevzat Sayın" title="Nevzat Sayın"><figcaption>Nevzat Sayın</figcaption></figure>
<p><span style="color: rgb(63, 49, 81);"><strong>Günümüz inşaat dünyasında sizi en çok endişelendiren şey nedir? Bu durumun yalnızca sonuçları değil, kökeniyle ilgili ne düşünüyorsunuz? Ve mimarların, bu yapısal sorunlar içinde gerçekten bir şeyleri dönüştürme gücü olduğuna inanıyor musunuz?&nbsp;</strong></span></p>
<p>Gerçek gereksinimlerle değil, yatırım nesnesi olarak inşaatların inanılmaz sayıda artması kentsel dokunun canına okuyan sonuçlar doğuruyor. Mimarlık siparişle oluştuğu, sipariş ise yatırımcılardan geldiği için mimarların iyi mimarlık üretmekten başka yapabileceği bir şey yok. Ama ne yazık ki ne kadar iyi bir mimarlık olursa olsun iyi yapıların toplamından iyi bir şehir oluşturulamıyor.&nbsp;</p><figure><img decoding="async" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/02/Lapis_Han_Ofis_Yapisi_1748331256.jpg" data-image="n01glylggu5t" alt="Lapis Han Ofis Yapısı" title="Lapis Han Ofis Yapısı"><figcaption>Lapis Han Ofis Yapısı</figcaption></figure><hr>
<p><span style="color: rgb(99, 36, 35);"><strong>‘‘GERÇEK GEREKSİNİMLERLE DEĞİL, YATIRIM NESNESİ OLARAK İNŞAATLARIN İNANILMAZ SAYIDA ARTMASI KENTSEL DOKUNUN CANINA OKUYAN SONUÇLAR DOĞURUYOR. MİMARLIK SİPARİŞLE OLUŞTUĞU, SİPARİŞ İSE YATIRIMCILARDAN GELDİĞİ İÇİN MİMARLARIN İYİ MİMARLIK ÜRETMEKTEN BAŞKA YAPABİLECEĞİ BİRŞEY YOK AMA NE YAZIK Kİ NE KADAR İYİ BİR MIMARLIK OLURSA OLSUN İYİ YAPILARIN TOPLAMINDAN İYİ BIR ŞEHİR OLUŞTURULAMIYOR.&#8221;</strong></span></p><hr>
<p><span style="color: rgb(63, 49, 81);"><strong>Mimarlığın niteliği, çoğu zaman onu finanse eden zihniyetle belirleniyor. Sizce Türkiye’de yatırımcı ve müteahhitler mimarları ne kadar anlıyor? Bu zihniyeti dönüştürmek için mimarların yapabileceği bir şey var mı, yoksa bu başka bir kültürel mesele mi?&nbsp;</strong></span></p>
<p>Çok az sayıdaki yatırımcı ve yapımcı iyi mimarlık peşinde. Onların anladığı iyi mimarlık ise kendilerine göre iyi olan. Eğer yasal zorunluluk olmasa mimari proje hizmeti alan yatırımcı ve yapımcı sayısı şimdiki sayının onda birine iner. Bu nedenle mimari proje için ödeme yapmak çok zor geliyor ve çok düşük hizmet bedelleri teklif ediliyor. Mimarların çoğu da bu pazarlıklarda düşük hizmet bedellerine razı oluyor. Mimarların bu konuda dirençli olması proje hizmetinin niteliğini doğrudan etkiler.&nbsp;</p><figure><img decoding="async" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/02/Istanbul_Bilgi_Universitesi_1748331274.jpg" data-image="e5fql3j3yez4" alt="İstanbul Bilgi Üniversitesi" title="İstanbul Bilgi Üniversitesi"><figcaption>İstanbul Bilgi Üniversitesi</figcaption></figure>
<p><span style="color: rgb(63, 49, 81);"><strong>Sürdürülebilirlik günümüz mimarlığının en çok konuşulan kavramlarından biri. Ama sizce mimarlık gerçekten doğaya verdiği zararın bedelini ödeyebilir mi? Ya da mimarlığın doğaya karşı böyle bir borcu ödeyebileceğine inanmak, biraz fazla mı iyimser bir çaba?&nbsp;</strong></span></p>
<p>Mimarlık olması gerektiği gibi yapıldığında “sürdürülebilirlik” konusu ayrıca bir konu olmaktan çıkar. Çünkü bu konu iyi mimarlığın asal meselelerinden biridir. Bugünkü kullanımıyla “sürdürülebilirlik” ise içi boş bir moda söylem gibi geliyor kulağımıza. Mimarlık yatırım nesneleri üretmekten gereksinimlere cevap üretmeye geçtiğinde doğayla çelişik olmaktan kurtulur.&nbsp;</p><figure><img decoding="async" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/02/Istanbul_Bilgi_Universitesi_2_1748331289.jpg" data-image="8ekhnuie7fgr" alt="İstanbul Bilgi Üniversitesi" title="İstanbul Bilgi Üniversitesi"><figcaption>İstanbul Bilgi Üniversitesi</figcaption></figure><hr>
<p><span style="color: rgb(99, 36, 35);"><strong>‘‘ÇOK AZ SAYIDAKİ YATIRIMCI VE YAPIMCI İYİ MİMARLIK PEŞİNDE. ONLARIN ANLADIĞI İYİ MİMARLIK İSE KENDİLERİNE GÖRE İYİ OLAN. EĞER YASAL ZORUNLULUK OLMASA MİMARİ PROJE HİZMETİ ALAN YATIRIMCI VE YAPIMCI SAYISI ŞİMDİKİ SAYININ ONDA BİRİNE İNER.’’</strong></span></p><hr>
<p><span style="color: rgb(63, 49, 81);"><strong>Sizin bir projeniz ve yıllar sonra sizinle konuşuyor. Size ne dese ‘tamam, doğru yapmışım’ dersiniz? Hangi cümle, sizin için mimar olarak bir yapının huzurunu tanımlar?&nbsp;</strong></span></p>
<p>“Burada ve böyle olmaktan memnunum” dese sevinirdim. Böyle dediklerini düşünüyor ve seviniyorum.</p><figure><img decoding="async" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/02/Gebze_23_Nisan_Bilim_ve_Sanat_Merkezi_1748331306.jpg" data-image="1cvye60st9pm" alt="Gebze 23 Nisan Bilim ve Sanat Merkezi" title="Gebze 23 Nisan Bilim ve Sanat Merkezi"><figcaption>Gebze 23 Nisan Bilim ve Sanat Merkezi</figcaption></figure>
<p><span style="color: rgb(63, 49, 81);"><strong>Bir mimar olarak tanınmak, zamanla bir fikir insanına, hatta bir duruşa dönüşmek anlamına geliyor. Bu tanınmışlık durumu sizin üretim sürecinizi nasıl etkiliyor? Böyle bir temsil yükü sizde bir baskı mı yaratıyor, yoksa bir sorumluluğa dönüşüp sizi besliyor mu?&nbsp;</strong></span></p>
<p>Nasıl tanındığınıza bağlı olarak biliniyor ve bu bilgiye sahip insanlarla karşılaştığınızda doğru bildiklerinizi anlatmak için gerekli zamanı kazanıyorsunuz. Karar verici olmanızı sağlayan bir ayrıcalık bu durum yetki üretmenizi sağlamasının yanı sıra sorumluluk da yüklüyor. İç içe geçen bu yetki ve sorumluluk her seferinde yeni katmanlarla giderek artıyor.</p><figure><img decoding="async" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/02/Gebze_23_Nisan_Bilim_ve_Sanat_Merkezi_2_1748331321.jpg" data-image="qp9mza2jvnpe" alt="Gebze 23 Nisan Bilim ve Sanat Merkezi" title="Gebze 23 Nisan Bilim ve Sanat Merkezi"><figcaption>Gebze 23 Nisan Bilim ve Sanat Merkezi</figcaption></figure>
<p><span style="color: rgb(63, 49, 81);"><strong>TRT2 gibi kültürel odaklı ulusal bir kanalda mimarlık programı yapmak birçok kişiye “niş” bir iş gibi görünebilir. Sizce mimarlığı bu kadar geniş ve erişilebilir bir mecraya taşımak neden bu kadar değerli? MİM’in bir kitap ya da sergi olarak hayata geçirilmesini hiç düşündünüz mü?</strong></span></p>
<p>Mimarlık üzerine konuşmak çok geniş bir alanda düşünce üretmek demek. Çoğu zaman sadece yapılan bir şeymiş gibi anlaşılan mimarlığın düşünsel alt yapısını görünür kılmayı önemsediğim için yaptığım işi değerli buluyordum.&nbsp;</p><figure><img decoding="async" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/02/Mazi_Evi_1748331342.jpg" data-image="2ruwiusz3xsi" alt="Mazı Evi" title="Mazı Evi"><figcaption>Mazı Evi</figcaption></figure><p>Televizyon kanallarının kullandığı yüzeysel dilin dışında anlamlı, derin ve anlaşılır bir günlük dil ile mimarlık konuşmak güzeldi. MİM’i kitaplaştırmak konuşuldu ama ben ikna olmadım çünkü sanki o işin dili yazmak değil de konuşmaktı.&nbsp;</p><figure><img decoding="async" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/02/Balcova_Cemevi_1748331357.jpg" data-image="nkk1v9ieqsfd" alt="Balçova Cemevi" title="Balçova Cemevi"><figcaption>Balçova Cemevi</figcaption></figure><hr>
<p><span style="color: rgb(99, 36, 35);"><strong>‘‘MİMARLIK OLMASI GEREKTİĞİ GİBİ YAPILDIĞINDA ‘SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK’ KONUSU AYRICA BİR KONU OLMAKTAN ÇIKAR. ÇÜNKÜ BU KONU İYİ MİMARLIĞIN ASAL MESELELERİNDEN BİRİDİR.</strong></span></p><hr>
<figure><img decoding="async" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/02/The_Seed_1748331379.jpg" data-image="ufoe5iwwkbjz" alt="The Seed" title="The Seed"><figcaption>The Seed</figcaption></figure><p><span style="color: rgb(63, 49, 81);"><strong>Santral İstanbul Çağdaş Sanatlar Müzesi, NSMH ve EAA gibi iki güçlü mimarlık ofisinin ortak üretimi olarak mimarlık camiasında özel bir yere sahip. Tasarım süreçlerinde iş bölümü ve fikir alışverişi nasıl şekillendi? Farklı mimari yaklaşımların bir araya gelmesi projenin niteliğini nasıl etkiledi?</strong></span></p>
<p>Benden farklı düşüncelere sahip mimarlarla çalışmayı önemsiyorum. Çalışma süreci çok daha eğlenceli ve verimli gelişiyor. Özellikle bizim gibi aceleci işverenlerin olduğu bir ülkede bu verimlilik daha da önemli.</p><figure><img decoding="async" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/02/Umur_Basim_Dudullu_1748331400.jpg" data-image="stvpbcqc69ml" alt="Umur Basım Dudullu" title="Umur Basım Dudullu"><figcaption>Umur Basım Dudullu</figcaption></figure><p> O sıradaki yoğunluklarımıza göre neyi kimin yapacağını belirleyip, düşüncesini birlikte ürettikten sonra proje sürecini taraflardan biri üstlenip yürütüyordu.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ekoyapidergisi.org/iyi-yapilarin-toplamindan-iyi-sehir-olusmaz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Fikirlerle Didişmeden Hakikat Olmaz</title>
		<link>https://ekoyapidergisi.org/fikirlerle-didismeden-hakikat-olmaz/</link>
					<comments>https://ekoyapidergisi.org/fikirlerle-didismeden-hakikat-olmaz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editör]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 26 May 2025 21:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[RÖPORTAJ]]></category>
		<category><![CDATA[barınma]]></category>
		<category><![CDATA[barınma krizi]]></category>
		<category><![CDATA[kentleşme]]></category>
		<category><![CDATA[kentleşme hızı]]></category>
		<category><![CDATA[Mimarlık]]></category>
		<category><![CDATA[mimarlık tarihi ve kuramı]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Uğur Tanyeli]]></category>
		<category><![CDATA[şehirleşme]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ekoyapidergisi.org/fikirlerle-didismeden-hakikat-olmaz/</guid>

					<description><![CDATA[Prof. Dr. Uğur Tanyeli ile yaptığımız söyleşide kentsel politikadan toplumsal eşitsizliğe, mekânsal adalete uzanan pek çok konuyu konuştuk.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Mimarlık, sadece yapı inşa etmek değil; geçmişi anlamak, bugünü sorgulamak ve geleceği tartışmaktır. Türkiye’de mimarlık kuramı, tarihi ve eleştirisi denince akla gelen ilk isimlerden biri olan Prof. Dr. Uğur Tanyeli ile gerçekleştirdiğimiz bu söyleşi, yalnızca mimarlığın sınırlarını değil; kentsel politika, toplumsal eşitsizlik ve demokratik yönetişim gibi geniş bir çerçeveyi de içine alıyor. Tanyeli, mimarlığın “mucize çözümler sunan bir disiplin değil, toplumsal yapının bir parçası” olduğunu hatırlatırken, bizleri ezber bozan sorularla yüzleştiriyor. Bu söyleşi; yalnızca akademik bir bakış değil, aynı zamanda düşünmeye ve tartışmaya davet.&nbsp;&nbsp;</p>
<figure><img decoding="async" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/02/PROF._DR._UGUR_TANYELI_1748332523.jpg" data-image="7f41zacqquda" alt="Prof. Dr. Uğur Tanyeli" title="Prof. Dr. Uğur Tanyeli"><figcaption>Prof. Dr. Uğur Tanyeli</figcaption></figure>
<p><span style="color: rgb(63, 49, 81);"><strong>Uğur Bey, kariyeriniz boyunca Türkiye’de mimarlık tarihine, kuramına ve eleştirisine pek çok katkıda bulundunuz. Ancak kendi mimarlık yolculuğunuzun başlangıç noktasına dönersek, sizi bu alanda en çok etkileyen, bu kararı verirken sizi en çok etkileyen düşünce ya da deneyim ne oldu?&nbsp;</strong></span></p>
<p>Mimar olmaya daha ilkokulda karar vermiştim. Bu kararı verirken çok özel veya parlak bir mantıkla düşündüğümü söyleyemem. Mimarlığa ve mimarlık yapıtlarına ilgim vardı; ailemin kimi üyelerinin de böyle bir ilgisi ve hatta amatör düzeyde de olsa bilgisi vardı diyebilirim. Mimarlık tarihçisi ve kuramcısı olmaya ise mimarlık öğrenimimi yaparken karar verdim ve uyguladım. Dolayısıyla rastlantılarla yol aldığımı söyleyemem. Ne olmayı amaçladıysam onu oldum.</p>
<hr>
<p><span style="color: rgb(99, 36, 35);"><strong>‘‘MİMARLIK TARİHÇİSİ VE DÜŞÜNÜR PROF. DR. UĞUR TANYELİ, BU SÖYLEŞİDE BİZLERİ EZBER BOZAN BİR DÜŞÜNCE YOLCULUĞUNA ÇIKARIYOR. MİMARLIĞIN TOPLUMSAL GÜCÜNÜ, KENTLEŞME POLİTİKALARI VE BARINMA KRİZİNİN ÇOK KATMANLI DOĞASINI TARTIŞIYOR. ONUN İÇİN DÜŞÜNMEK, ÖĞRENMEK DEĞİL; FİKİRLERLE MÜCADELE ETMEK ANLAMINA GELİYOR.’’&nbsp;</strong></span></p>
<hr>
<p><span style="color: rgb(63, 49, 81);"><strong>Kentlerin en büyük zenginliklerinden biri, barındırdıkları toplumsal ve kültürel çeşitlilik. Ancak bu çeşitlilik, kimi zaman çatışmaları da beraberinde getirebilir. Sizce, kentlerdeki çeşitliliği olumlu bir güç haline getirmek için hangi adımlar atılmalı? Toplumsal uyumu artırmak ve kentsel yaşam kalitesini yükseltmek adına, yerel yönetimlerden mimarlara kadar hangi aktörlerin nasıl bir rol üstlenmesi gerektiğini düşünüyorsunuz?&nbsp;</strong></span></p>
<p>Kentlerin içerdiği toplumsal çeşitlilik her çağda ve her yerde hem bir avantajdır, olumlu değerdir, hem de dezavantajdır, sayısız sorunun da kaynağını oluşturur. Sadece olumluluklarla tanımlı bir çoğullaşma hiçbir yerde mümkün değil. Londra da, New York da, Berlin de bu kutupsallıktan etkilenir. Uyumu artırmak için mimarlar ne yapabilir diye soruyorsanız, pek az şey yapabilirler diyeceğim.&nbsp;</p><p>Mimarlık toplumsallığı değiştirir, ama her toplumsal pratik toplumsallık üzerinde farklı biçimlerde olumlu veya olumsuz etki yapar. Mimarlık o toplumsal pratiklerden sadece biri. Onlara egemen olan bir güç odağı değil. Mimarlığın mucizevi sonuçlar üretmediği aşikar. Örneğin, ekonomik yapılanma mimarlardan daha az etkili değil. Kişi başına ulusal gelir miktarının az veya çok oluşu, gelirin hızlı ya da yavaş artışı mimarların kendi meslek alanlarında yapabilecekleri katkıdan tabii ki daha etkilidir.&nbsp;</p>
<p>Dolayısıyla, yoksul ülkeler toplumsal çoğullaşma bağlamında sorunlarla baş etmek için daha az imkana sahiptir. Gelir dağılımı açısından bakarsanız, altla üst gelir arası çok açıksa, kimi toplumsal gruplar huzur içinde olmazlar. Sorunlar kaçınılmaz olarak ortaya çıkar. Fırsat eşitliği kuşkusuz daha da önemlidir. Daha iyi koşullara ulaşmak için elinizde fırsatlar varsa, mevcut kötü durumunuzdan daha az rahatsız olursunuz; bir gün gelip sizin de bir imkan bulup koşullarınızı düzeltebileceğiniz umuduyla davranırsınız. 19. yüzyıl ABD metropollerinde alt gelir grupları ve ülkeye yeni gelenler daha iyi bir gelecek umuduyla huzur bulurlar. Sözgelimi, ABD’nin iç bölgelerine, batıya doğru taşınır, yerleşime yeni açılan yörelerde çıkış şansı bulma fırsatları ararlar. Orada bu fırsatı bulabilirler de… Sorun bu fırsatları bulma olasılığının küçük olduğu yerlerde çıkar.&nbsp;&nbsp;</p>
<figure><img decoding="async" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/02/Barinma_krizi_1748332552.jpg" data-image="v91zpji4rojr" alt="Barınma krizi" title="Barınma krizi"></figure>
<p><span style="color: rgb(99, 36, 35);"><span style="color: rgb(63, 49, 81);"><strong>Türkiye’de kentleşme hızını ve büyüme dinamiklerini göz önünde bulundurursak, gelecekte estetik değerlerle uyumlu, daha yaşanabilir şehirler ortaya çıkması için hangi yapısal değişikliklerin gerçekleşmesi gerekiyor? Şehirleşme sürecinde ekonomiyi ve yaşam kalitesini dengeleyecek hangi politikalar öncelikli olmalı?</strong></span></span></p>
<p>Türkiye’nin güncel kentleşme hızı popüler kültürde sanıldığının aksine bugün artık çok yüksek bile değil. İstatistiklere göre bugün artık nüfusun %80’i kentlerde yaşıyor. 1927’de kabaca %20 ’si kentliydi. Üstelik dünyanın her yerinde kentleşme kasabalara doğru değil, metropollere doğru. Küçük kentler değil, büyük kentler daha yüksek tempoyla büyüyor. Çünkü oralarda daha fazla fırsat ve imkan var. Türkiye’de de o oluyor. Sadece bize özgü bir dertle baş etmeye çalışmıyoruz. Bundan çıkan sonuç şu: kentler bağlamında olumlu bir şeyler yapılmasını bekliyorsak, önce yerel yönetimin özerkliğini kurmamız, merkezi yönetimin yerele müdahalelerini minimize etmemiz gerekir. Ülkeler demokratik kentsel yönetim mekanizmalarıyla daha iyi çalışabilir hale gelir.&nbsp;</p>
<p>Anlamlı kentsel politikalar ve çözümler üretmek için yerel yönetimleri çalışır duruma getirmek gerekir. Hiçbir ülkede başka bir çözümü bugüne kadar bulabilen yok. Umarım, bir gün gelir bu gerçeği bu ülkenin insanları da fark eder. Bu bağlamda öncelikle neler yapılabilir diyorsanız, yapılabileceklerin sınırı yok. Neleri öncelikle yapmak isteyen bir kentli kitle varsa ve onunla doğrudan demokratik ilişki içinde bulunan bir yerel yönetiminiz varsa, onlar öncelikle yapılabilir. Özetle, Uğur Tanyeli’nin çok parlak(!) fikirlerini uygularsak çözüm buluruz diyemeyeceğim.&nbsp;</p>
<p><span style="color: rgb(63, 49, 81);"><strong>Günümüz Türkiye’sinde siyasetin mimari üzerindeki etkileri, kentleşme ve ekonomik tercihler bağlamında nasıl şekilleniyor? Bu sürecin yapı kalitesine ve kentsel dokunun bütünlüğüne olan yansımaları hakkında ne düşünüyorsunuz?&nbsp;</strong></span></p>
<p>Yukarıdaki yanıtım tam da bunu anlatıyor. Siyaset mimarlık üzerinde etkilidir. Hatta mimarlığın bizatihi siyasallığında söz eden Lefevbre gibi önemli kuramcılar var. Ama siyaset Türkiye’deki genel inancın aksine, bazı “çok akıllı, yüce önderler”in bize verdiği buyruklar değildir. Siyaset bugün her toplumsal öznenin gündelik yaşamının içinde kaçınılmaz olarak vardır. Seçim yapmaktan ibaret değildir. Daha önemlisi, hepimizin birbirinden farklı düşünme ve davranma özgürlüğünü kullanması demektir. Yerel yönetimlerin özerk, yani kendi kendisini yönetebilme imkanına sahip olması demektir.&nbsp;</p><p>Bu imkan yoksa, kentinizi nasıl yöneteceğinizi, kendi özgül kentsel çıkarlarınızı nasıl koruyacağınızı siz belirlemiyorsunuzdur. O&#8217;Zaman hiçbir sorun çözülemez. Türkiye bu gerçeği belediyecilik tarihimizin yaklaşık iki yüzüncü yılı içinde bile henüz tam anlamıyla kavramış değil. Olması gereken başka ülkelerde de olan şeydir. Amsterdam’ı Amsterdamlılar, Münih’i Münihliler, Milano’yu Milanolular yönetir. Kendi fiziksel ve toplumsal çevrelerine ilişkin kararları onlar verir. Onların vermesi engellenirse daima yanlış yapılır. Ancak sorunlarla doğrudan yüz yüze olanlar o sorunları çözebilirler, oraya dışarıdan bakanlar ve müdahale edenler çözemezler. Kaldı ki kentli toplumu ikna edemezler. Oysa her kentsel sorun ancak demokratik ikna mekanizmaları aracılığıyla çözülebilir.&nbsp;</p>
<hr>
<p><span style="color: rgb(63, 49, 81);"><span style="color: rgb(99, 36, 35);"><strong>‘‘KENTLER BAĞLAMINDA OLUMLU BİR ŞEYLER YAPILMASINI BEKLİYORSAK, ÖNCE YEREL YÖNETİMİN ÖZERKLİĞİNİ KURMAMIZ, MERKEZİ YÖNETİMİN YERELE MÜDAHALELERİNİ MİNİMİZE ETMEMİZ GEREKİR.’’</strong></span></span></p>
<hr>
<p><span style="color: rgb(63, 49, 81);"><strong>Bugüne dek yazdığınız kitaplar, sadece mimarlık tarihi ve kuramı üzerine değil, aynı zamanda Türkiye’nin sosyal, kültürel ve siyasi dönüşümlerine dair derinlikli analizler de içeriyor. Yazar olarak bu eserlerin ortaya çıkış sürecinde, sizi en çok yönlendiren motivasyon neydi? Okuyucularınızda nasıl bir farkındalık uyandırmayı hedeflediniz?&nbsp;</strong></span></p>
<p>Hemen her ciddi akademisyenin, düşünürün, tarihçinin motivasyonunu veren, kendisinden önce söylenmiş olan sözlerden yola çıkmasıdır. Düşünce daha önce düşünülmüşler sayesinde üretilir. Çok parlak bir zekanın aklına zihinsel bir vakumda birden geliveren parlak fikirlerle ortaya çıkmaz. Sizden önce söylenmişlerin eleştirel okumalarını yapmayı öncelikle gerektirir. Sizden önce yapılmış yorumların, üretilmiş fikirlerin ne kadar geçerli olduğunu sorgulamak dışında bir yolu yoktur.&nbsp;</p><p>Dolayısıyla her yazdığımda zaten kabul görmüş mevcut düşünceleri tartışmak, masaya yatırmak, sorgulamak, alternatif açıklamalar bulmak için uğraşırım. Okuyuculardan benim söylediklerimi de aynen bu şekilde insafsızca okumalarını beklerim. Her söylediğime iman etmelerini değil, onlarda hiçbir söylenmiş sözün mutlak doğrunun bir ifadesi olmayacağı ve inanılır bile olmayabileceği kuşkusunu uyandırmasını beklerim. Osmanlıca yaklaşık mealen şöyle bir geç 19. yüzyıl şiiri var: “Hakikat yıldırımı fikirlerin çarpışmasıyla ortaya çıkar”. Buna bir ek de yapabilirim: Düşünmek fiili, fikirlerin öğrenilmesi ve kabul edilip benimsenmesi süreci değildir. Onlarla didişmek anlamına gelir. Ben de bunu becermeye çabalıyorum. Okuyucularımdan da bunu beklerim.</p>
<figure><img decoding="async" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/02/Korku_Metropolu_Istanbul_1748332565.jpg" data-image="f3bth5lilqzz" alt="Korku Metropolü İstanbul" title="Korku Metropolü İstanbul"></figure>
<p><span style="color: rgb(63, 49, 81);"><strong>Barınma krizi küresel bir sorun. Sizce barınma krizini anlamak için hangi toplumsal, kültürel ve politik faktörleri önünde bulundurmalıyız? Ayrıca, bu krizi çözmeye yönelik kentleşme politikalarının hangi temel prensipler doğrultusunda yeniden ele alınması gerektiğini düşünüyorsunuz?&nbsp;</strong></span></p>
<p>Sorduğunuz soru dünyayı nasıl kurtarabiliriz gibi bir anlam taşıyor. İlk cevabım “bilmiyorum” olacak. Her ülkede ve yerde, her özel durumda bunun farklı yanıtları verilir de o nedenle. Örneğin, bugün ABD’de barınma sorunları içinde tek ailelik banliyö konutu başlı başına bir dert tanımlar. Kişileri kamusal alandan, onun aktivitelerinden uzaklaştırır, kadınları bir anlamda eviyle AVM arasına hapseder. Oysa Türkiye’de barınma sorunu tam aksi doğrultuda tezahür eder. Herkesin idealini bahçeli tek aile evi süsler. Orada sorun olan burada çözümmüş gibi gözükür. Japonya’da gençler sadece dokuz metrekarelik bir odada ve konutta tek başlarına yaşamak isterler, ama İtalyan gençleri aileleriyle birlikte 40 yaşına kadar yaşayabilirler.&nbsp;</p><p>Türkiye’deyse dokuz metrekarelik konut hiçbir gencin barınma idealini oluşturmaz. Diyelim ki, dört arkadaş geniş bir apartman dairesini kiralayarak yaşamayı yeğlerler. Ama bekar bir erkek pek çok kentte hala aile apartmanında daire kiralamakta zorlanır. Örnekler çoğaltılabilir. Hindistan’da, Peru’da kente yeni gelenler kendilerine derme çatma bir gecekondu yaparak barınabilirler, bugünkü Türkiye’de en yoksullar bile kendi barınaklarını artık kendileri yapmaz.&nbsp;</p>
<hr>
<p><span style="color: rgb(99, 36, 35);"><strong>HEMEN HER CİDDİ AKADEMİSYENİN, DÜŞÜNÜRÜN, TARİHÇİNİN MOTİVASYONUNU VEREN, KENDİSİNDEN ÖNCE SÖYLENMİŞ OLAN SÖZLERDEN YOLA ÇIKMASIDIR. DÜŞÜNCE DAHA ÖNCE DÜŞÜNÜLMÜŞLER SAYESINDE ÜRETİLİR.&nbsp;&nbsp;</strong></span></p>
<hr>
<p>O eski çırpıştırma gecekondu artık ortadan kalktı. Bunların hepsi birer barınma krizi semptomu. Özetle barınma sorunu her yerde farklı, metropollüler için farklı, küçük kent sakinleri için farklı, toplumsal grupların beklentileri farklı, imkanları farklı, sorunları farklı. Ben Türkiye için, İstanbul için, hatta örneğin Silivri için bile bir reçete veremem. Tekrarlayayım: Bilmiyorum, çünkü basit ve kestirme cevap yok.&nbsp;</p><p>Hızlı ve herkesi memnun edecek çözüm de yok. Arsa spekülatörünü mutlu eden çözüm ev sahibi olmak isteyen orta halliyi etmez. Yatırımcıyı mutlu eden mimarı etmez. Yoksulu eden varlıklıyı etmez. O zaman tek bir çözüm olasılığı vardır: Farklı çıkar ve talep gruplarını aynı fikirlerde bütünleştirecek değil, demokratik bir uzlaşma zemini üzerinde belirli alanlarla sınırlı konsensuslar kurabilecek diyalog ortamlarında bir araya getirmek dışında çözüm kalmaz. Bu da burada ifade ettiğim kadar kolay bir iş değildir ne yazık ki…</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ekoyapidergisi.org/fikirlerle-didismeden-hakikat-olmaz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>B2B İletişime Yeni Bir Soluk Geldi Shift İletişim’in Yolculuğu</title>
		<link>https://ekoyapidergisi.org/b2b-iletisime-yeni-bir-soluk-geldi-shift-iletisim-in-yolculugu/</link>
					<comments>https://ekoyapidergisi.org/b2b-iletisime-yeni-bir-soluk-geldi-shift-iletisim-in-yolculugu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editör]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 20 Mar 2025 21:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[RÖPORTAJ]]></category>
		<category><![CDATA[B2B İletişim]]></category>
		<category><![CDATA[İletişim]]></category>
		<category><![CDATA[İletişim Hizmetleri]]></category>
		<category><![CDATA[Lebriz Akdeniz]]></category>
		<category><![CDATA[Melis Öner]]></category>
		<category><![CDATA[Shift İletişim]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ekoyapidergisi.org/b2b-iletisime-yeni-bir-soluk-geldi-shift-iletisim-in-yolculugu/</guid>

					<description><![CDATA[Lebriz Akdeniz ve Melis Öner ile Shift İletişim’in kuruluş hikayesini, sunduğu hizmetleri ve B2B iletişiminde nasıl fark yarattıklarını konuştuk.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><em><span style="color: rgb(127, 127, 127);">“Shift İletişim, B2B markalarının iletişim dünyasında güçlü bir hikâye yaratmasını, doğru stratejilerle hedef kitlelerine ulaşmasını ve sektörde kalıcı bir yer edinmesini sağlamak için yola çıktı.”&nbsp;</span></em></p>
<p>İletişim, yalnızca mesaj iletmek değil; anlam yaratmak, güven inşa etmek ve sürdürülebilir bağlar kurmak sanatıdır. B2B dünyasında güçlü bir marka olabilmek için stratejik ve yenilikçi bir iletişim yaklaşımına ihtiyaç var. İşte tam da bu noktada Lebriz Akdeniz ve Melis Öner tarafından kurulan Shift İletişim, sektörden gelen deneyimi yaratıcı bakış açısıyla birleştirerek markalara özel çözümler sunuyor. Bu röportajda, Shift İletişim’in kuruluş hikayesini, sunduğu hizmetleri ve B2B iletişiminde nasıl fark yarattıklarını konuştuk.</p><figure><img decoding="async" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/02/Melis_Oner_ve_Lebriz_Akdeniz__1742542995.jpg" data-image="w498u61xjyit" alt="Melis Öner ve Lebriz Akdeniz" title="Melis Öner ve Lebriz Akdeniz"><figcaption>Melis Öner ve Lebriz Akdeniz </figcaption></figure>
<p><span style="color: rgb(63, 49, 81);"><strong>Uzun yıllar yapı sektöründe önde gelen firmalarda görev yaptıktan sonra kendi şirketinizi kurma kararı aldınız. Bu kararın ardında nasıl bir süreç var? Yola çıkış hikayenizi anlatır mısınız? Shift İletişimi nasıl bir içgörüyle hayata geçirdiniz?</strong></span></p>
<p>Shift, profesyonel ve kişisel düzlemde kurulmuş güçlü bir dostluktan ve ortak bir vizyondan doğdu. Markamız; sahada kazanılmış bilgi, sektöre duyulan tutku ve yılların getirdiği deneyimin birleşimiyle şekillendi. Kurucular olarak, uzun yıllar boyunca global markaların B2B iletişim ve pazarlama süreçlerini yönettik. Üretimden sahaya, teknik ekiplerden müşterilere kadar tüm paydaşları yakından tanıdık. Markaların nasıl büyüdüğünü, hangi zorluklarla karşılaştığını ve itibarlarını nasıl inşa ettiklerini birebir deneyimledik. Yedi yıl boyunca yapı sektöründe aynı çatı altında çalışarak, birlikte ürettik. Sonrasında farklı şirketlerde ve pozisyonlarda deneyimlerimizi çeşitlendirirken, pazarlama ve iletişimin dönüşen dinamiklerini yakından takip ettik.&nbsp;</p><hr>
<p><span style="color: rgb(99, 36, 35);"><strong>İLETİŞİM HİZMETLERİ BAŞLIĞI ALTINDA, PR VE MEDYA İLİŞKİLERİ, İÇERİK GELİŞTİRME VE DÜŞÜNCE LİDERLİĞİ GİBİ ALANLARDA MARKALARIN İTİBARINI GÜÇLENDİRİYORUZ.</strong></span></p><hr>
<p>Bugün, tüm bu bilgi ve birikimi birleştirerek Shift’i kurduk. B2B dünyasının, endüstrinin, özellikle niş pazarların ve teknik iletişimin kendine özgü zorluklarını, iletişim ve pazarlama ekiplerinin ihtiyaçlarını biliyoruz. Çünkü biz de o dünyadan geliyoruz. Yaklaşımımız net. İletişimi sadece bir anlatı değil, aynı zamanda bağ kurma ve değer yaratma sanatı olarak görüyoruz. Bu bağın hem içeride hem dışarıda güçlü biçimde kurulması ve sürdürülebilir kılınması gerekir. Sektöründe etkili bir konuma ulaşmak ve bir hikâye yaratmak isteyen markaların güncel, iyi tasarlanmış, etki yaratan iletişim ve pazarlama stratejileri oluşturması lazım. Biz tam da bu noktada devreye giriyoruz. Bu açıdan Shift bizim için yalnızca bir danışmanlık şirketi değil; aynı zamanda çok yönlü bir stratejik dönüşüm merkezi. Dijital çağın olanaklarını yaratıcı bakış açımızla harmanlayarak, B2B markalarına güç katmak, büyümelerine rehberlik etmek ve endüstri dünyasına yaratıcılık ile ilham getirmeyi hedefledik.</p><figure><img decoding="async" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/02/Shift_Iletisim_1742543051.jpg" data-image="l0nwvyevhlev" alt="Shift İletişim" title="Shift İletişim"></figure>
<p><span style="color: rgb(63, 49, 81);"><strong>Müşterilerinize hangi alanlarda hizmet vereceksiniz?&nbsp;</strong></span></p>
<p>Shift İletişim ile özellikle B2B sektöründe faaliyet gösteren şirketlere, iletişim ve pazarlama alanında kapsamlı ve yenilikçi çözümler sunmak için yola çıktık. İçinde bulunduğumuz dijital çağda; çağın olanaklarını, deneyimlerimizi ve yaratıcı bakış açımızla harmanlayarak iletişim dünyasında 360 derece hizmet edebilecek bir sistem oluşturduk. Markaların ihtiyaçlarını anlayan ve onlara özel stratejiler geliştiren bir yaklaşım benimsedik. Verdiğimiz hizmetleri, marka stratejisi oluşturma, pazarlama iletişimi, iletişim hizmetleri ve stratejik gelişim olarak 4 başlık altında topladık. Marka Stratejisi; şirketlerin kimliklerini netleştirmelerine, sektördeki konumlarını güçlendirmelerine ve hedef kitleleriyle anlamlı bir bağ kurmalarına yardımcı oluyoruz. Marka hikayesi oluşturma, değer önerisini belirleme ve marka dilini şekillendirme gibi adımları, yaratıcı ve stratejik bir bakış açısıyla yönetiyoruz. Bu süreçte, markaların sadece bugünü değil, yarını da düşünerek hareket etmelerini sağlıyoruz.</p>
<p>Pazarlama İletişimi; markaların hedef kitleleriyle etkili bir şekilde iletişim kurmalarını sağlayacak entegre stratejiler geliştiriyoruz. Dijital pazarlama, geleneksel medya çözümleri, sosyal medya yönetimi ve etkinlik iletişimi gibi alanlarda, markaların seslerini doğru kanallarla duyurmalarına destek oluyoruz. Bu sayede, markaların hem online hem de offline dünyada tutarlı bir görünüm yaratmalarını sağlıyoruz. İletişim Hizmetleri başlığı altında, PR ve medya ilişkileri, içerik geliştirme ve düşünce liderliği gibi alanlarda markaların itibarını güçlendiriyoruz. Medya ile kurulan doğru ilişkiler, etkili içerik stratejileri ve sektörde öncü bir ses olma yolunda attıkları adımlarla, markaların güvenilirliklerini artırmalarına katkıda bulunuyoruz.</p><figure><img decoding="async" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/02/Shift_Iletisim_2_1742543188.jpg" data-image="xh9fzpffuxzc" alt="Shift İletişim" title="Shift İletişim"></figure>
<p>Stratejik Gelişim alanında ise, kurum içi iletişimi güçlendirmeye odaklanıyoruz. İşveren markası oluşturma, lider iletişimi, mentorluk ve takım koçluğu gibi çözümlerle, yöneticilerin ve ekiplerin performanslarını üst seviyeye taşımalarına destek oluyoruz. Bu sayede, şirketlerin hem iç hem de dış iletişimlerinde uyum sağlamalarını ve sürdürülebilir bir başarı elde etmelerini hedefliyoruz. Yönetici ya da takım dinamiklerini güçlendiren farklı eğitimler ve workshoplarla kurum içi iletişimi üst seviyeye taşıyoruz. Özetle, Shift İletişim olarak, B2B sektöründeki markaların iletişim ihtiyaçlarını derinlemesine analiz ediyor, onların hedeflerine ulaşmaları için doğru stratejilerle yanlarında yer alıyoruz. Uzman ekibimizle, markaların kendi sektörlerinde öne çıkmalarını ve uzun vadeli, sürdürülebilir bir başarı elde etmelerini sağlıyoruz.</p>
<p><span style="color: rgb(63, 49, 81);"><strong>Birlikte çalıştığınız markalara ne katacaksınız? B2B sektörde nasıl fark yaratacaksınız?&nbsp;</strong></span></p>
<p>B2B dünyasında fark yaratmak, yalnızca iletişim ve pazarlama stratejileriyle değil, aynızamanda markaların ihtiyaçlarını derinden anlayarak onlara özel çözümler üretmekle mümkün. Biz, Shift ile markalara sadece bir hizmet sağlayıcısı değil, aynı zamanda markaların yol arkadaşı olmayı hedefliyoruz. B2B sektöründe uzun yıllara dayanan deneyimimiz, müşterilerimizin hedef kitleleriyle daha anlamlı ve kalıcı bağlar kurmalarına ışık tutuyor. Peki bunu nasıl yapıyoruz? Öncelikle, her markanın kendine özgü bir hikayesi olduğuna inanıyoruz. Bu hikâyeyi doğru bir şekilde anlatmak, hedef kitleyle duygusal bir bağ kurmanın en etkili yolu. Bu nedenle, içerik pazarlaması ve hikâye anlatımı konusunda özel stratejiler geliştiriyoruz. Markaların sadece ürünlerinin teknik özelliklerini değil, aynı zamanda değerlerini ve misyonlarını da doğru bir şekilde aktarmalarına yardımcı oluyoruz.</p><figure><img decoding="async" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/02/Shift_Iletisim_3_1742543244.jpg" data-image="xzxh7drszu4x" alt="Shift İletişim" title="Shift İletişim"></figure><hr>
<p><span style="color: rgb(99, 36, 35);"><strong>YENİLİKÇİ VE HİBRİT ÇÖZÜMLERİMİZLE, MARKALARIN İLETİŞİM VE PAZARLAMA SÜREÇLERİNİ SADECE BUGÜNÜN İHTİYAÇLARINA DEĞİL, TRENDLERE DE UYGUN ŞEKİLDE TASARLIYORUZ.</strong></span></p><hr>
<p>Ayrıca, B2B’de pazarlama ekiplerinin, satış ya da operasyon gibi diğer ekiplerle uyumu da büyük önem taşıyor. Biz, ekiplerin birbiriyle uyumlu çalışmasını sağlayacak eğitim programları ve workshop’lar da düzenliyoruz. Böylece markaların hem iç hem de dış iletişimlerinde tutarlılık sağlamalarına destek oluyoruz. Yenilikçi ve hibrit çözümlerimizle, markaların iletişim ve pazarlama süreçlerini sadece bugünün ihtiyaçlarına değil, trendlere de uygun şekilde tasarlıyoruz. Örneğin, dijital dönüşümün hızla ilerlediği bu dönemde, markaların online ve offline kanalları entegre bir şekilde kullanmalarını sağlıyoruz. Bu bütüncül yaklaşım, müşterilerimizin rekabette bir adım öne çıkmalarını sağlıyor. Sonuç olarak, bizim için her marka bir ortaklık fırsatı. Müşterilerimizin başarısını kendi başarımız olarak görüyoruz. Bu nedenle, onların ihtiyaçlarını anlamak, stratejik çözümler sunmak ve sürekli gelişimlerine katkıda bulunmak için var gücümüzle çalışıyor, üretiyoruz. B2B sektöründe sürdürülebilir başarı elde etmek isteyen markalar için, yalnızca bir hizmet sağlayıcısı değil, güvenilir bir yol arkadaşıyız. Yaklaşımızı incelemek isteyenler web sitemizi ziyaret edebilir.&nbsp;</p><figure><img decoding="async" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/02/Lebriz_Akdeniz_1742543129.jpg" data-image="b4oc428m3ryy" alt="Lebriz Akdeniz" title="Lebriz Akdeniz"></figure><p><span style="color: rgb(63, 49, 81);"><strong><u>Lebriz Akdeniz</u></strong></span></p><p>Anadolu Üniversitesi’nde İnşaat Mühendisliği lisans eğitimini, Marmara Üniversitesi’nde Stratejik Marka Yönetimi Yüksek Lisansını tamamladı. 28 yıl süreyle yapı sektöründe Türk Ytong’un kurumsal iletişim ve pazarlama süreçlerini yönetti. Halkla ilişkiler, pazarlama, dijital pazarlama ve işveren markası gibi alanlarda deneyim kazandı, ödüllü projelere imza attı. 2023 yılından bu yana iletişim danışmanlığı yapmakta, mentor, moderatör ve konuşmacı olarak deneyimlerini paylaşmaktadır. Türkiye Halkla İlişkiler Derneği üyesidir.</p><figure><img decoding="async" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/02/Melis_Oner__1742543317.jpg" data-image="x7ct2tyf6tpi" alt="Melis Öner" title="Melis Öner"></figure><p><span style="color: rgb(63, 49, 81);"><strong><u>Melis Öner&nbsp;</u></strong></span></p><p>Marmara Üniversitesi’nde Gazetecilik lisans eğitimini ve aynı üniversitede Halkla İlişkiler ve Tanıtım yüksek lisansını tamamladı. 22 yıllık kurumsal deneyimi süresince, TRT, Med Yapım, Türk Ytong, Wilo Türkiye gibi önde gelen markaların pazarlama ve iş geliştirme süreçlerini yönetti. 2019’dan beri profesyonel koçluk ve pazarlama danışmanlığı yapmakta, şirketlere iletişim ve liderlik eğitimleri vermektedir. ICF ve EMCC onaylı koçluk sertifikalarına ve “PCC” ve “Senior Practitioner” unvanına ve takım koçluğu sertifikasına sahip olup, üniversitelerde konuk konuşmacı olarak da yer almaktadır.&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ekoyapidergisi.org/b2b-iletisime-yeni-bir-soluk-geldi-shift-iletisim-in-yolculugu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sürdürülebilirlik Tasarım Felsefemizin Merkezinde Yer Alıyor</title>
		<link>https://ekoyapidergisi.org/surdurulebilirlik-tasarim-felsefemizin-merkezinde-yer-aliyor/</link>
					<comments>https://ekoyapidergisi.org/surdurulebilirlik-tasarim-felsefemizin-merkezinde-yer-aliyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editör]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 19 Mar 2025 21:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[RÖPORTAJ]]></category>
		<category><![CDATA[Mimar Güneş Gökçek]]></category>
		<category><![CDATA[rggA Mimarlık]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Sürdürülebilirlik]]></category>
		<category><![CDATA[tasarım]]></category>
		<category><![CDATA[Yapay Zeka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ekoyapidergisi.org/surdurulebilirlik-tasarim-felsefemizin-merkezinde-yer-aliyor/</guid>

					<description><![CDATA[rggA Mimarlık’ın kurucusu Güneş Gökçek ile ofisin yaratıcı tasarım süreçlerini,felsefi ve pratik vizyonu, ayrıca önümüzdeki dönemde hayata geçirecekleri projeler üzerine kapsamlı bir söyleşi gerçekleştirdik.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>rggA Mimarlık, mimarlık pratiği üzerine araştırma, düşünme ve üretme amacıyla 2014 yılında Ankara’da kuruldu. Kurucusu Mimar Güneş Gökçek öncülüğünde, ofis bugüne kadar hem ulusal hem de uluslararası alanda başarılı projelere imza attı. Büyük ölçekli kentsel projelerden tek konut ölçeğine kadar geniş bir yelpazede çalışmalar gerçekleştiren rggA Mimarlık, karma kullanımlı yapılar, oteller ve konut projeleriyle sektörde kendine sağlam bir yer edindi. Ofis, tasarımlarında kalite, maliyet ve zaman yönetimini ön planda tutarak, sunduğu proje hizmetlerinde mesleki kontrollük, saha yönetimi ve danışmanlık hizmetleri gibi tüm süreçleri baştan sona yönetiyor. rggA Mimarlık’ın kurucusu Güneş Gökçek ile keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik.&nbsp;</p>
<figure><img decoding="async" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/02/Mimar_Gunes_Gokcek_1742471445.jpg" data-image="5agc51gh6xa2" alt="Mimar Güneş Gökçek" title="Mimar Güneş Gökçek"><figcaption>Mimar Güneş Gökçek</figcaption></figure>
<p><span style="color: rgb(63, 49, 81);"><strong>rggA Mimarlık’ı sizden dinlemek isteriz. Faaliyet alanlarınız, tasarım ilkeleriniz, ekibiniz vb. hakkında bilgi alabilir miyiz?</strong></span></p>
<p>Yurt içi ve yurt dışı projelerle geçen yaklaşık 15 yılın ardından, 2014 yılında rggA Mimarlığı kurduk. rggA Mimarlık’ı kurarken temel motivasyonumuz, mimarlık üzerine araştırma yapmak, düşünmek, üretmek ve eleştirel bir tasarım ortamı yaratmaktı. Mimari tasarımda işlevsellik, bağlam ve sadeliği ön planda tutan, sürdürülebilir ve yenilikçi çözümler üretmeyi hedefleyen bir mimarlık ofisiyiz. Ankara merkezli olan ofisimiz; karma kullanımlı yapılar, oteller ve konut projeleri başta olmak üzere, Ar-Ge merkezleri, kültür yapıları ve üniversite kampüslerine kadar geniş bir yelpazede hizmet veriyor. Tasarımcısı olduğumuz projelerde, proje tasarımından saha yönetimine, mesleki kontrollükten danışmanlığa kadar tüm proje süreçlerini uçtan uca yönetiyoruz.&nbsp;</p>
<hr>
<p><span style="color: rgb(99, 36, 35);"><strong>ANKARA MERKEZLİ OLAN OFİSİMİZ; KARMA KULLANIMLI YAPILAR, OTELLER VE KONUT PROJELERİ BAŞTA OLMAK ÜZERE, AR-GE MERKEZLERİ, KÜLTÜR YAPILARI VE ÜNİVERSİTE KAMPÜSLERİNE KADAR GENİŞ BİR YELPAZEDE HİZMET VERİYOR.&nbsp;</strong></span></p>
<hr>
<p>Tasarım anlayışımız; paydaş entegrasyonunu merkeze alan katılımcı bir metodolojiye dayanır.  Bu süreçte müşteriler, kullanıcılar, mühendisler ve yüklenicilerle sürekli iletişim ve iş birliği içinde çalışarak, projenin her aşamasında kalite ve işlevselliği sağlıyoruz. Deneyimli mimarlar, mühendisler ve genç, dinamik tasarımcılardan oluşan ekibimizle, yatırımların hedeflenen maliyet ve sürede hayata geçmesi için çalışıyoruz.<br></p>
<figure><img decoding="async" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/02/rggA_Mimarlik_1742470986.jpg" data-image="kwz37gkx22k9" alt="312 Vista, AW Architects - rggA, Fotoğraf: Florian Holzherr" title="312 Vista, AW Architects - rggA, Fotoğraf: Florian Holzherr"><figcaption>312 Vista, AW Architects &#8211; rggA, Fotoğraf: Florian Holzherr</figcaption></figure>
<p><span style="color: rgb(63, 49, 81);"><strong>Sürdürülebilirlik, her alanda olduğu gibi mimarlıkta giderek önem kazanan bir konu haline geliyor. Siz sürdürülebilir tasarım ilkelerini nasıl uyguluyorsunuz ve bu konudaki görüşleriniz nelerdir?</strong></span></p>
<p>Sürdürülebilirlik, rggA Mimarlık’ın tasarım felsefesinin merkezinde yer alıyor. Her projede; çevresel, ekonomik ve sosyal sürdürülebilirlik faktörlerini bir arada değerlendiriyoruz. Proje arazisinin doğal verilerini ve iklim analizlerini kullanarak, enerji verimliliği yüksek ve karbon ayak izi düşük yapılar tasarlıyoruz. Malzeme seçiminde yerel ve geri dönüştürülebilir malzemeler tercih ederek doğaya minimum zarar veren çözümler geliştirmeye çalışıyoruz.</p>
<hr>
<p><span style="color: rgb(99, 36, 35);"><strong>&nbsp;MALZEME SEÇİMİNDE YEREL VE GERİ DÖNÜŞTÜRÜLEBİLİR MALZEMELER TERCİH EDEREK DOĞAYA MİNİMUM ZARAR VEREN ÇÖZÜMLER GELİŞTİRMEYE ÇALIŞIYORUZ.&nbsp;</strong></span></p>
<hr>
<p>Pasif iklimlendirme stratejileri, güneş ışığı optimizasyonu ve doğal havalandırma gibi tekniklerle enerji ihtiyacını minimize ediyoruz. Bu bağlamda, sürdürülebilirlik, sadece bir tasarım aracı değil, aynı zamanda geleceğe karşı bir sorumluluk olarak gördüğümüz ve içselleştirdiğimiz bir tasarım yaklaşımı olarak öne çıkıyor.<br></p>
<figure><img decoding="async" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/02/rggA_Mimarlik_2_1742471014.jpg" data-image="ilhsjo5m82m9" alt="31/23 Ticari Yapı, Fotoğraf: Duygu Tüntaş" title="31/23 Ticari Yapı, Fotoğraf: Duygu Tüntaş"><figcaption>31/23 Ticari Yapı, Fotoğraf: Duygu Tüntaş</figcaption></figure>
<p><span style="color: rgb(63, 49, 81);"><strong>Teknolojik gelişmelerin mimarlık mesleğine yansıması nasıl olacak? Özellikle son dönemde çok gündemde olan ‘Yapay Zekâ’ uygulamalarını mesleki anlamda nasıl değerlendiriyorsunuz?</strong></span></p>
<p>Teknolojinin mimarlık alanında devrim niteliğinde değişimlere yol açtığını gözlemliyoruz. BIM teknolojisinin, parametrik tasarım ve yapay zekâ destekli analiz araçları sayesinde projeleri hem daha verimli hem de daha yenilikçi hale getirdiği ortada.</p>
<p>Yapay Zekâ (AI), özellikle veri analizinde ve tasarım optimizasyonunda büyük bir potansiyele sahip. Bu noktada gelişmeleri dikkatle takip ediyoruz. Ancak, AI araçlarının insan yaratıcılığı ve mimarlık vizyonunu ikame etmeyeceğini, sadece destekleyici bir rol oynayacağını düşünüyoruz. Bu nedenle teknolojiyi, tasarım süreçlerini zenginleştiren bir araç olarak görüyor ve mümkün olduğunca kullanıyoruz.</p>
<figure><img decoding="async" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/02/rggA_Mimarlik_3_1742471028.jpg" data-image="wmgu1wg0k9sg" alt="Kızılelma Karma Kullanımlı Proje" title="Kızılelma Karma Kullanımlı Proje"><figcaption>Kızılelma Karma Kullanımlı Proje</figcaption></figure>
<p><span style="color: rgb(63, 49, 81);"><strong>Türkiye’deki ve uluslararası projelerde yönetmelikler ve standartlar arasında nasıl bir denge kuruyorsunuz? Özellikle IBC, NFPA gibi uluslararası standartlar hakkında bilgi verebilir misiniz ve bu standartlarla çalışmak ne tür zorluklar ve avantajlar sağlıyor?</strong></span></p>
<figure><img decoding="async" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/02/rggA_Mimarlik_4_1742471052.jpg" data-image="g6uwrc1cl02i" alt="Antalya Karma Kullanımlı Proje" title="Antalya Karma Kullanımlı Proje"><figcaption>Antalya Karma Kullanımlı Proje</figcaption></figure>
<p>Elbette, her proje için olmazsa olmaz olan lokal yönetmelikleri ve standartları uygulamak. Bununla birlikte regülasyonların görece daha serbest olduğu coğrafyalarda uluslararası normları uyguluyoruz. Türkiye’de ise özellikle yabancı yatırımcıların veya yabancı kullanıcıların hedeflendiği projelerde sigorta, iş sağlığı gibi sağlanması gereken global standartlar olduğunda bu konu öncelik kazanıyor. Tasarımda Uluslararası standartlarla çalışmak, global ölçekte sürdürülebilir, güvenli ve yüksek kaliteli yapılar tasarlamamıza olanak tanıyor. Açıkçası bir denge kurmamız gerekmiyor çünkü malesef Türkiyedeki yönetmeliklerin önceliği çok farklı.&nbsp;</p>
<figure><img decoding="async" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/02/rggA_Mimarlik_5_1742471072.jpg" data-image="1c8z0busscxo" alt="Halepçe, Irak İslami Kompleks" title="Halepçe, Irak İslami Kompleks"><figcaption>Halepçe, Irak İslami Kompleks </figcaption></figure>
<p>Daha çok imar haklarını belirleme mantığında çalışan bir yönetmelik. Yapısal güvenlik, acil durum ve tahliye güvenliği, sağlık ve çevresel güvenlik, erişilebilirlik gibi tasarım kalitesini etkileyen konularda ise çok yetersiz. Bu noktada IBC (International Building Code) bizler için iyi bir referans kaynak. Yangın güvenliğinde ise durum biraz daha farklı. Özellikle Türkiye’de Binaların Yangından Korunması için yayınlanan yönetmelik uluslararası literatürün çevirisi ve yorumundan doğduğu için teknik olarak yeterli oluyor. Hatta zaman zaman daha sıkı olduğunu da düşünebiliriz.&nbsp;&nbsp;</p>
<hr>
<p><span style="color: rgb(99, 36, 35);"><strong>AI ARAÇLARININ İNSAN YARATICILIĞI VE MİMARLIK VİZYONUNU İKAME ETMEYECEĞİNİ, SADECE DESTEKLEYİCİ BİR ROL OYNAYACAĞINI DÜŞÜNÜYORUZ.</strong></span></p>
<hr>
<p>Yine de bazı durumlarda yerel izin süreçleri ve bazı detayların yerel koşullara adapte edilmesi gibi kriterlerle karşılaşabiliyoruz. Ancak rggA Mimarlık olarak, bu standartlara hakim ekibimiz sayesinde projeleri başarıyla tamamlıyoruz.<br></p>
<p><span style="color: rgb(63, 49, 81);"><strong>Üniversite kampüsleri, oteller ve konutlar konusundaki uzmanlığınızla biliniyorsunuz. Katılımcı tasarım anlayışınızın büyük ölçekli projelerde nasıl bir rol oynadığını anlatabilir misiniz? Tasarım süreçlerine uygularken ne tür yöntemler kullanıyorsunuz?</strong></span></p>
<p>Katılımcı tasarım, rggA Mimarlık’ın büyük ölçekli projelerde başarıyla uyguladığı temel metodolojilerden biridir. Bu anlayış, projenin kullanıcılarının, paydaşlarının ve teknik ekiplerinin sürece aktif katılımını sağlar. Sözgelimi üniversite kampüslerinde akademisyenler ve öğrencilerle, zincir otel markalarında ise işletme yöneticileri ile sürekli diyalog halindeyiz.&nbsp;</p>
<figure><img decoding="async" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/02/rggA_Mimarlik_6_1742471111.jpg" data-image="ss5qbelriqvf" alt="Öniz Yaşam Konutları, Fotoğraf: Güneş Gökçek" title="Öniz Yaşam Konutları, Fotoğraf: Güneş Gökçek"><figcaption>Öniz Yaşam Konutları, Fotoğraf: Güneş Gökçek </figcaption></figure>
<p>Yine marka konut projelerinde, pazarlama danışmanları ile ve zaman zaman onların yönetiminde oluşturulan fokus gruplarla projenin programı oluşturulurken çok yönlü analizler yapabiliyoruz. Bu noktada ortaya çıkan sonuç ile sınırlı kalmak yerine, zaman içinde değişim senaryoları öngörmek ve bu senaryolara uygun bir temel tasarım prensibi oluşturmak da projenin esnekliği noktasında önemli bir tasarım kriteri.&nbsp;&nbsp;</p>
<hr>
<p><span style="color: rgb(99, 36, 35);"><strong>TASARIMDA ULUSLARARASI STANDARTLARLA ÇALIŞMAK, GLOBAL ÖLÇEKTE SÜRDÜRÜLEBİLİR, GÜVENLİ VE YÜKSEK KALİTELİ YAPILAR TASARLAMAMIZA OLANAK TANIYOR.</strong></span></p>
<hr>
<p>Bu kriter bize göre sürdürülebilirlik konusunda da en etkin çalışan prensiplerden biridir. Bugünün ihtiyaçlarını karşılarken, gelecek kullanım senaryolarının kendi ihtiyaçlarını karşılama yeteneğinin önüne geçmemek gerekir.</p>
<figure><img decoding="async" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/02/rggA_Mimarlik_7_1742471155.jpg" data-image="g83nw3b7canp" alt="Karatekin Üniversitesi, Kütüphane, Fotoğraf: Karatekin Ü. Yapı İşleri" title="Karatekin Üniversitesi, Kütüphane, Fotoğraf: Karatekin Ü. Yapı İşleri"><figcaption>Karatekin Üniversitesi, Kütüphane, Fotoğraf: Karatekin Ü. Yapı İşleri</figcaption></figure>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ekoyapidergisi.org/surdurulebilirlik-tasarim-felsefemizin-merkezinde-yer-aliyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tasarım Süreçlerimizde Sürdürülebilirliği Ön Planda Tutuyoruz</title>
		<link>https://ekoyapidergisi.org/tasarim-sureclerimizde-surdurulebilirligi-on-planda-tutuyoruz/</link>
					<comments>https://ekoyapidergisi.org/tasarim-sureclerimizde-surdurulebilirligi-on-planda-tutuyoruz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editör]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 19 Mar 2025 21:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[RÖPORTAJ]]></category>
		<category><![CDATA[iç mimarlık]]></category>
		<category><![CDATA[Mimarlık]]></category>
		<category><![CDATA[proje]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Studio86 Interiors]]></category>
		<category><![CDATA[Sürdürülebilirlik]]></category>
		<category><![CDATA[tasarım]]></category>
		<category><![CDATA[Yapay Zeka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ekoyapidergisi.org/tasarim-sureclerimizde-surdurulebilirligi-on-planda-tutuyoruz/</guid>

					<description><![CDATA[Studio86 Interiors firma ortakları Betül Çöloğlu, Furkan Çöloğlu ve Başak Doyum ile, son yıllarda öne çıkan trendler hakkında keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Studio86 Interiors, yaratıcı ve fonksiyonel tasarımlarla mekânları dönüştüren bir ofis olarak, mimarlık ve iç mekân tasarımı alanlarında sunduğu özgün çözümlerle dikkat çekiyor. Ticari ve konut projelerindeki başarıları, detaylara verdikleri önem ve farklı disiplinleri birleştirme becerisiyle öne çıkan ofis, müşterilerine sadece bir mekân değil, bir deneyim sunuyor. Ayrıca Studio86 Interiors, tasarım sürecine olan yaklaşımında, her mekânın kimliğini ve fonksiyonelliğini ön planda tutuyor.</p><figure><img decoding="async" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/02/Basak_Doyum_Betul_Cologlu_Furkan_Cologlu_1742472187.jpg" data-image="7in208c0w0ni" alt="Başak Doyum, Betül Çöloğlu, Furkan Çöloğlu" title="Başak Doyum, Betül Çöloğlu, Furkan Çöloğlu"><figcaption>Başak Doyum, Betül Çöloğlu, Furkan Çöloğlu</figcaption></figure>
<p>Studio86 Interiors firma ortakları Betül Çöloğlu, Furkan Çöloğlu ve Başak Doyum ile, tasarım süreçlerinin nasıl şekillendiği ve iç mekân tasarımında son yıllarda öne çıkan trendler hakkında keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik.<span style="color: rgb(63, 49, 81);"><strong><br></strong></span><span style="color: rgb(63, 49, 81);"><strong>Studio86’yı sizden dinlemek isteriz. Faaliyet alanlarınız, tasarım ilkeleriniz, ekibiniz vb. hakkında bilgi alabilir miyiz?</strong></span></p><ol></ol>
<p>2013 yılında kurulan Ankara merkezli Studio86 Interiors, mimarlık, iç mimarlık ve ürün tasarımı alanlarında faaliyet gösteren multidisipliner bir tasarım stüdyosudur. Yurt içinde ve yurt dışında çeşitli ölçeklerde konut ve ticari projeleri başarıyla tamamladık.&nbsp;</p><figure><img decoding="async" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/02/Studio86_Interiors_1742472657.jpg" data-image="z5wg3zby9ie6" alt="Studio86 Interiors" title="Studio86 Interiors"></figure><p>Ekibimiz, farklı departmanlara ayrılmış ve çoğunlukla iç mimarlardan oluşan genç, dinamik profesyonellerden meydana gelmektedir. Tasarım süreçlerimizde ergonomi, estetik ve sürdürülebilirliği ön planda tutuyoruz.&nbsp;</p><figure style="float: right; margin: 0px 0px 10px 10px;"><img decoding="async" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/02/Republic_Ofis_1742473031.jpg" data-image="7x0l0ei8ctsl" alt="Republic Ofis" title="Republic Ofis"><figcaption>Republic Ofis</figcaption></figure><p>Bu ilkeler doğrultusunda geliştirdiğimiz projeler, ofisimizin kendine özgü tasarım dilini oluşturmaktadır. Ekibimizin her bir üyesi, bu vizyon çerçevesinde çalışmakta olup, yenilikçi ve yaratıcı tasarımlar üretmeyi amaçlıyoruz.&nbsp;</p>
<p><span style="color: rgb(63, 49, 81);"><strong>Sürdürülebilirlik, her alanda olduğu gibi mimarlıkta giderek önem kazanan bir konu haline geliyor. Siz sürdürülebilir tasarım ilkelerini nasıl uyguluyorsunuz ve bu konudaki görüşleriniz nelerdir?</strong></span></p>

<ol></ol>
<p>Sürdürülebilirlik, mimaride estetik ve fonksiyonun ötesinde, çevresel bilinç ve uzun ömürlülük olarak karşımıza çıkıyor. Doğal malzemeler ve ekolojik yapı elemanlarını projelerimize entegre ederek sürdürülebilir tasarım ilkelerini benimsiyoruz. Geri dönüştürülebilir malzemeler kullanarak, projelerimizin çevresel etkilerini minimize ediyoruz.&nbsp;</p><p>Tasarım ilkelerimiz arasında enerji verimliliği, su tasarrufu ve atık yönetimi önemli bir yer tutuyor. Mimarlık ve iç mimariyi bir sanat olarak görmenin yanı sıra, çevreye duyarlı ve uzun ömürlü yapılar üretmeyi hedefliyoruz. Estetik kompozisyonlarımızı, çevreye saygılı ve sürdürülebilir bir duruş ile birleştiriyoruz.</p>
<p>Böylece, teknik ve sanatsal boyutları harmanlayarak hem görsel olarak çarpıcı hem de çevresel açıdan sorumlu mekânlar yaratmayı amaçlıyoruz.</p><figure><img decoding="async" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/02/Armada_Praxis_Satis_Ofisi_1742472728.jpg" data-image="kbbr4a9jz2qn" alt="Armada Praxıs Satış Ofisi" title="Armada Praxıs Satış Ofisi"><figcaption>Armada Praxıs Satış Ofisi</figcaption></figure><p><span style="color: rgb(63, 49, 81);"><strong>Teknolojik gelişmelerin mimarlık mesleğine yansıması nasıl olacak? Özellikle son dönemde çok gündemde olan ‘Yapay Zekâ’ uygulamalarını mesleki anlamda nasıl değerlendiriyorsunuz?</strong></span></p>

<ol></ol>
<p>Teknolojik gelişmeler, günümüzde mimarlık mesleğinin geleceğini şekillendiriyor ve yapay zekâ uygulamaları önemli bir rol oynuyor.&nbsp;</p><hr><p><span style="color: rgb(99, 36, 35);"><strong>DOĞAL MALZEMELER VE EKOLOJİK YAPI ELEMANLARINI PROJELERİMİZE ENTEGRE EDEREK SÜRDÜRÜLEBİLİR TASARIM İLKELERİNİ BENİMSİYORUZ</strong></span></p><hr><p>Bu teknolojileri yakından takip ediyor ve çeşitli uygulamaları deniyoruz. Yapay zekâ, fikirlerimizi hızlıca eskizlere dönüştürerek tasarım sürecimizi hızlandırıyor.&nbsp;</p><figure><img decoding="async" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/02/Opr._Dr._Guven_Gorkem_Klinik_1742472749.jpg" data-image="d4ks8r46gzea" alt="Opr. Dr. Güven Görkem Klinik" title="Opr. Dr. Güven Görkem Klinik"><figcaption>Opr. Dr. Güven Görkem Klinik</figcaption></figure><p>Ancak, bu teknolojilerin sağladığı desteği ilham kaynağı olarak görüp, nihai tasarımların yaratımında insan yaratıcılığının ve profesyonel deneyimin önemini korumayı sürdürüyoruz.&nbsp;</p><hr><p><span style="color: rgb(99, 36, 35);"><strong>TASARIM İLKELERİMİZ ARASINDA ENERJİ VERİMLİLİĞİ, SU TASARRUFU VE ATIK YÖNETİMİ ÖNEMLİ BİR YER TUTUYOR.</strong></span></p><hr><p>Bu uygulamalar, tasarım sürecimize katkı sağlarken, profesyonel dokunuşumuzu hızlandırıyor. </p><p><span style="color: rgb(63, 49, 81);"><strong>İç mekân tasarımında son yıllarda öne çıkan trendler hakkında ne düşünüyorsunuz? Bu trendlerin hangilerini projelerinizde benimsiyorsunuz?</strong></span></p>


<ol></ol>
<p>Son yıllarda iç mekân tasarımında yenilikçi ve özgün yaklaşımlar öne çıkıyor. Mekanlar, yalnızca form ve yapı oluşturmaktan öte, kullanıcı deneyimini zenginleştiren alanlar olarak ele alınıyor.&nbsp;</p><figure><img decoding="async" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/02/Bodrum_Seba_Green_Ozel_Konut_1742472770.jpg" data-image="dwdgscatcjp5" alt="Bodrum Seba Green, Özel Konut" title="Bodrum Seba Green, Özel Konut"><figcaption>Bodrum Seba Green, Özel Konut</figcaption></figure><p>Malzeme çeşitliliği ve yaratıcı birleşimler, yeni imkanlar sunarak tasarım sürecini dönüştürüyor. Bu özgür tasarım ortamında karakterli mekanlar yaratmaya odaklanıyoruz.&nbsp;</p><figure><img decoding="async" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/02/Studio86_Interiors_Ofisi_1742472794.jpg" data-image="564i2k7swdwi" alt="Studio86 Interiors Ofisi" title="Studio86 Interiors Ofisi"><figcaption>Studio86 Interiors Ofisi</figcaption></figure><p>Projelerimizde, cesur ve özgün tasarım yaklaşımlarını benimseyerek hem görsel hem de işlevsel açıdan ilham verici ortamlar oluşturuyoruz.&nbsp;</p><hr><p><span style="color: rgb(99, 36, 35);"><strong>PROJELERİMİZDE, CESUR VE ÖZGÜN TASARIM YAKLAŞIMLARINI BENİMSEYEREK HEM GÖRSEL HEM DE İŞLEVSEL AÇIDAN İLHAM VERİCİ ORTAMLAR OLUŞTURUYORUZ.</strong></span></p><hr><p>Mekanlarımızda estetik ile fonksiyonelliği harmanlayarak, kullanıcıya duygusal ve mekânsal bir bütünlük sunmayı amaçlıyoruz. Bu yenilikçi tasarım anlayışı, projelerimizin ruhunu yansıtıyor.</p><figure style="float: right; margin: 0px 0px 10px 10px;"><img decoding="async" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/02/Prof._Dr._Hakan_Ozsoy_Klinik_1742472817.jpg" data-image="fs9z29wvxki7" alt="Prof. Dr. Hakan Özsoy Klinik" title="Prof. Dr. Hakan Özsoy Klinik"><figcaption>Prof. Dr. Hakan Özsoy Klinik</figcaption></figure>

<p><span style="color: rgb(63, 49, 81);"><strong>Tasarımlarınıza kişisel dokunuşlar eklerken, müşterilerinizin ihtiyaçlarına ve özgün detaylarına nasıl odaklanıyorsunuz? Bu dengeyi sağlamak adına hangi kriterleri göz önünde&nbsp;bulunduruyorsunuz?</strong></span></p>
<p>Tasarım sürecinde, müşterilerimizin ihtiyaç ve taleplerini dikkatle değerlendiriyoruz. Bu bilgiler, projenin ilk aşamasında çok değerlidir ve tasarım yaklaşımımızı belirler. Tüm projelerimizde kullanıcılarla iş birliği yaparak kişisel dokunuşlar ekliyoruz.&nbsp;</p><p>Özel tasarım detaylarıyla&nbsp;müşterilerimizi şaşırtmayı ve memnun etmeyi hedefliyoruz. Konvansiyonel sınırları zorlayarak, mekanların potansiyelini maksimize etmeyi seviyoruz. Malzemelerden aksesuarlara kadar her unsuru özenle seçiyor ve estetik ile işlevselliği bir araya getiriyoruz.&nbsp;</p><figure><img decoding="async" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/02/BH-01_Yatak_Basligi_1742472847.jpg" data-image="kqspq3r6kfz9" alt="BH-01 Yatak Başlığı" title="BH-01 Yatak Başlığı"><figcaption>BH-01 Yatak Başlığı</figcaption></figure><p>Renk ve desen kullanımında özgünlüğe önem veriyor, mekânsal kompozisyonları sanat eseri gibi tasarlıyoruz. Her projede, tekrardan kaçınarak yenilikçi materyal ve ergonomik çözümlerle kullanıcı ile bağımızı güçlendirmeyi amaçlıyoruz.&nbsp;</p><hr><p><span style="color: rgb(99, 36, 35);"><strong>RENK VE DESEN KULLANIMINDA ÖZGÜNLÜĞE ÖNEM VERİYOR, MEKÂNSAL KOMPOZİSYONLARI SANAT ESERİ GİBİ TASARLIYORUZ.&nbsp;</strong></span></p><hr><p>Bu, Studio86 ekibinin yaratıcı ve ilham verici mekanlar sunma ilkesinin bir yansımasıdır.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ekoyapidergisi.org/tasarim-sureclerimizde-surdurulebilirligi-on-planda-tutuyoruz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kullanıcıya Bağlamıyla İlişki Kurabilen Yaşam Alanları Üretiyoruz</title>
		<link>https://ekoyapidergisi.org/kullaniciya-baglamiyla-iliski-kurabilen-yasam-alanlari-uretiyoruz/</link>
					<comments>https://ekoyapidergisi.org/kullaniciya-baglamiyla-iliski-kurabilen-yasam-alanlari-uretiyoruz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editör]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Jan 2025 21:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[RÖPORTAJ]]></category>
		<category><![CDATA[A Tasarım Mimarlık]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Sürdürülebilirlik]]></category>
		<category><![CDATA[TürkSMD]]></category>
		<category><![CDATA[Yüksek Mimar Ali Osman Öztürk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ekoyapidergisi.org/kullaniciya-baglamiyla-iliski-kurabilen-yasam-alanlari-uretiyoruz/</guid>

					<description><![CDATA[Yüksek Mimar Ali Osman Öztürk, 2021 itibarıyla Türk Serbest Mimarlar Derneği (TSMD) Başkanlığı görevini sürdürüyor ve kendisiyle keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><em>Yüksek Mimar Ali Osman Öztürk, 1987 yılında ODTÜ Mimarlık Bölümü&#8217;nden mezun olduktan sonra 1997 yılında kurduğu A Tasarım Mimarlık, çeşitli alanlarda projeler üreterek önemli yapılar ortaya koyuyor. Armada, İstanbul Uluslararası Finans Merkezi Ziraat Bankası Genel Müdürlüğü ve TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi gibi projelerle tanınan A Tasarım, nitelikli yaşam alanları yaratmaya odaklanıyor. Ali Osman Öztürk, 2021 itibarıyla Türk Serbest Mimarlar Derneği (TSMD) Başkanlığı görevini sürdürüyor ve kendisiyle keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik.&nbsp;</em></p><figure><img decoding="async" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/02/Ali_Osman_Ozturk_1736256603.jpg" data-image="hystvjsurast" alt="Yüksek Mimar Ali Osman Öztürk" title="Yüksek Mimar Ali Osman Öztürk"><figcaption>Yüksek Mimar Ali Osman Öztürk</figcaption></figure><p><span style="color: rgb(99, 36, 35);"><span style="color: rgb(63, 49, 81);"><strong>Orta Doğu Teknik Üniversitesi Mimarlık Bölümü&#8217;nden mezun olduktan ve yüksek lisansınızı tamamladıktan sonra, edindiğiniz akademik deneyim A Tasarım Mimarlık&#8217;ı kurma sürecinizi nasıl etkiledi? Bu süreç Türkiye Serbest Mimarlar Derneği’nin başkanı olarak derneğin çalışmalarına nasıl yansıdı?</strong></span></span></p>

<p>Mimarlık eğitimim ve akademik geçmişim, A Tasarım Mimarlık’ı kurma sürecimde çok önemli bir rol oynadı. ODTÜ’deki lisans eğitimim, mimarlığa bakışımı genişletti ve farklı disiplinlerden beslenerek mekânı çok boyutlu bir şekilde yorumlamama olanak tanıdı. Yüksek lisansım sırasında edindiğim derinlikli teorik bilgi, özellikle tasarım süreçlerimi daha sorgulayıcı ve kavramsal bir çerçeveye oturtmamı sağladı. A Tasarım Mimarlık’ı kurarken elbette aldığım eğitim bana cesaret verdi; mimarlığın biçimsel ve teorik bilgisini ofiste pratiğe dökerken akademik temelden yararlandım.</p><hr><p><span style="color: rgb(99, 36, 35);"><strong>TÜRKİYE’DE MİMARLIK MESLEĞİNİN GELECEĞİ UMUT VERİCİ OLSA DA ÖNÜMÜZDE BAZI CİDDİ ZORLUKLAR DA BULUNUYOR.&nbsp;</strong></span></p><hr><p>Türk Serbest Mimarlar Derneği (TSMD) Başkanlığı, mimarlık pratiğimin toplumsal ve mesleki boyutlarını daha da genişletti. Dernekle yürüttüğüm çalışmalar, mesleki dayanışma ve mimarın toplumdaki rolü konusunda daha bilinçli bir yaklaşım geliştirmemi sağladı. Mimarların özgünlüklerini ve yaratıcılıklarını ortaya koymaları için özgür bir ortam yaratma fikri, her iki ortamda da önceliğim oldu. </p><figure><img decoding="async" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/02/Beytepe_1736256845.jpg" data-image="892iieclifrx" alt="Beytepe" title="Beytepe"><figcaption>Beytepe</figcaption></figure>

<p><span style="color: rgb(63, 49, 81);"><strong>TürkSMD’nin 19. Dönem Başkanı olarak göreve başlamanızdan bu yana geçen süreyi değerlendirdiğinizde Türkiye’de mimarlık mesleğinin geleceği hakkında ne düşünüyorsunuz? Gelecek nesil mimarların karşılaşabileceği zorluklar neler olacak?</strong></span></p>
<p>TürkSMD Başkanı olarak geçirdiğim bu süre, ülkemizin mimarlık pratiğine dair çok değerli gözlemler yapmamı sağladı. Türkiye’de mimarlık mesleğinin geleceği umut verici olsa da önümüzde bazı ciddi zorluklar da bulunuyor. Hızla değişen ekonomik ve sosyal yapılar, sürdürülebilir kalkınma, şehirleşme ve ekolojik denge gibi faktörler, gelecek nesil mimarların tasarım anlayışlarını doğrudan etkileyecek. Bununla birlikte, dijital teknolojilerin yükselişi, yapay zekâ ve 3D yazıcılar gibi yenilikler, tasarım süreçlerini dönüştürürken, mimarlar için tasarım bilgisi yeterli olmayacak, bunun yanında teknik ve sosyal sorumluluklar konusunda da daha derin bir bilgiye sahip olmalarını gerekecek. Gelecek nesil mimarların, sürdürülebilir çözümler üretme, toplumsal sorunlara duyarlı projeler geliştirme ve teknolojiyle entegrasyonu sağlama noktasında mesleği sürdürebilmek adına bizlerden çok daha yetkin olmaları gerektiğini düşünüyorum.</p>
<p><span style="color: rgb(63, 49, 81);"><strong>Sürdürülebilirlik, her alanda olduğu gibi mimarlıkta da giderek önem kazanan bir konu haline geliyor. Siz sürdürülebilir tasarım ilkelerini nasıl uyguluyorsunuz ve bu konudaki görüşleriniz nelerdir?</strong></span></p>
<p>Benim için sürdürülebilir tasarım, çevreye duyarlı, insan sağlığını gözeten ve toplumsal faydayı önceleyen bir yaklaşımı ifade eder. Projelerimizde de mimarlığın geleceği için, enerji verimliliği, doğal taş, geri dönüştürülmüş malzemeler gibi doğal malzeme kullanımı, su ve hava kalitesi gibi unsurları mutlaka göz önünde bulundurmaya; teknoloji ve ekonomik durumlar izin verdiği sürece sürdürülebilir yapılar üretmeye gayret ediyoruz.&nbsp;<span style="color: rgb(99, 36, 35);"><strong><br></strong></span></p><figure><img decoding="async" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/02/Beytepe_2_1736256863.jpg" data-image="f2draecq27ti" alt="Beytepe" title="Beytepe"><figcaption>Beytepe</figcaption></figure><hr><p><span style="color: rgb(99, 36, 35);"><strong>BENİM İÇİN SÜRDÜRÜLEBİLİR TASARIM, ÇEVREYE DUYARLI, İNSAN SAĞLIĞINI GÖZETEN VE TOPLUMSAL FAYDAYI ÖNCELEYEN BİR YAKLAŞIMI İFADE EDER.&nbsp;</strong></span></p><hr><p><span style="color: rgb(63, 49, 81);"><strong>Ülkemizin yapı malzeme sektörü hakkındaki değerlendirmeniz nedir? Hayalinizdeki her malzemeyi bulabiliyor musunuz? Çevreye duyarlı malzemeler konusundaki düşünceleriniz nelerdir?</strong></span></p>

<p>Türkiye’de malzeme sektörü, geçmişten günümüze önemli bir gelişim kaydetti, ancak hala dünya çapında benzer büyüklükteki pazarlarla kıyaslandığında eksiklikler mevcut. Yenilikçi ve çevreye duyarlı malzemeler konusunda henüz arzu ettiğimiz çeşitlilikte değiliz. Bu noktada, yerli üretimin arttırılması, yerel malzemelerin daha yaygın kullanılması ve geri dönüşümlü malzemelerin yaygınlaştırılması çok önemli. Hayal ettiğimiz malzemeyi mevcut pazarda bulamamak kimi zaman da yaratıcı çözümler geliştirmemize sebep oluyor, bu durumu birçok projemizde tecrübe ettik.</p><figure><img decoding="async" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/02/Beytepe_3_1736256873.jpg" data-image="aix5t38qg5zm" alt="Beytepe" title="Beytepe"><figcaption>Beytepe</figcaption></figure>
<p><span style="color: rgb(63, 49, 81);"><strong>A Tasarım Mimarlık, kentsel tasarım, karma kullanım, konut, ticaret, ofis, konaklama, eğitim ve kültür gibi birçok alanda proje hizmeti sunuyor. Son dönem projeleriniz veya tasarımlarınız nelerdir?</strong></span></p>
<p>A Tasarım Mimarlık olarak son dönemde özellikle karma kullanım projelerine ağırlık verdik. Bu tür projeler, kent yaşamını daha sürdürülebilir ve işlevsel hale getirmek için çok büyük bir potansiyele sahip. Kentsel alanlarda hem ticaretin hem de konutun bir arada bulunabileceği çözümler üreterek, kullanıcıya yeni ve bağlamıyla ilişki kurabilen yaşam alanları üretiyoruz. </p>
<p><span style="color: rgb(63, 49, 81);"><strong>Teknolojik gelişmelerin mimarlık mesleğine yansımaları nasıl olacak? Özellikle son dönemde çok gündemde olan ‘Yapay Zeka’ uygulamalarını mesleki anlamda nasıl değerlendiriyorsunuz?</strong></span></p>
<p>Teknolojik gelişmeler, mimarlık pratiğini hızla dönüştürmekte. Yapay zekâ, özellikle tasarım süreçlerinde büyük bir potansiyel sunuyor fakat burada önemli olan, teknolojiyi doğru bir şekilde ve gerektiği kadar tasarıma entegre edebilmek. Yapay zekâ, veri analizi yaparak, mimarlara daha verimli, daha estetik ve fonksiyonel çözümler sunsa da bu teknolojilerin meslek pratiğimizde insan faktörünü ve yaratıcılığı aşmaması gerektiğini düşünmekteyim.<span style="color: rgb(63, 49, 81);"><strong></strong></span><span style="color: rgb(63, 49, 81);"><strong>&nbsp;</strong></span></p><hr><p><span style="color: rgb(63, 49, 81);"><strong><span style="color: rgb(99, 36, 35);"><strong>HAYAL ETTİĞİMİZ MALZEMEYİ MEVCUT PAZARDA BULAMAMAK KİMİ ZAMAN DA YARATICI ÇÖZÜMLER GELİŞTİRMEMİZE SEBEP OLUYOR.</strong></span></strong></span></p><hr><p><span style="color: rgb(63, 49, 81);"><strong>TürkSMD olarak iki yılda bir düzenlediğiniz Mimarlık Ödülleri, Türkiye&#8217;deki mimarlık dünyasına olan etkisini nasıl değerlendiriyorsunuz? Verdiğiniz ödüller, mimarların çalışmalarına ne açıdan katkı sağlıyor?</strong></span></p>

<p>TürkSMD Mimarlık Ödülleri, ülkemizdeki mimarlık pratiğinin gelişimine önemli katkılar sağlıyor. Ödüller, mimarları yalnızca mesleki anlamda değil, aynı zamanda toplumsal ve çevresel sorumluluklar noktasında da daha duyarlı olmaya teşvik ediyor. Bu ödüller mesleki rekabeti teşvik ederken hem genç mimarların önünü açıyor hem de deneyimli isimlerin başarılarını takdir etme fırsatı sunuyor.</p><figure><img decoding="async" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/02/Beytepe_4_1736256889.jpg" data-image="utiuhlnokdf9" alt="Beytepe" title="Beytepe"><figcaption>Beytepe</figcaption></figure>
<p><span style="color: rgb(63, 49, 81);"><strong>Mimarlık Ödülleri’nde beş farklı dalda ödül verilmesi, bu alanların mimarlık dünyası içindeki çeşitliliği yansıtıyor. TürkSMD Ödülleri’nde jüriler ödülleri verirken ve projeleri değerlendirirken dikkate aldığı kriterler nelerdir?</strong></span></p>
<p>TürkSMD Mimarlık Ödülleri için jüri, projeleri değerlendirirken öncelikle yaratıcılık ve yenilikçilik, fonksiyonellik, çevresel ve toplumsal duyarlılık, estetik değer ve zaman-mekân ilişkisi gibi kriterlere odaklanır. Her bir projenin özgünlüğü, işlevselliği ve çevre ile uyumu önemli değerlendirme unsurlarıdır. Ayrıca projelerin, toplumsal fayda sağlaması ve kullanıcı deneyimini gözetmesi de büyük önem taşır. TürkSMD Ödülleri, mimarlık dünyasında yenilikçi düşünceleri teşvik ederek, mesleki gelişime katkı sağlamak ve sektördeki çeşitliliği takdir etmek amacıyla önemli bir platformdur.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ekoyapidergisi.org/kullaniciya-baglamiyla-iliski-kurabilen-yasam-alanlari-uretiyoruz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Projelerimizi Sertifika Alabilecek Standartlarda Planlıyoruz</title>
		<link>https://ekoyapidergisi.org/projelerimizi-sertifika-alabilecek-standartlarda-planlaniyoruz/</link>
					<comments>https://ekoyapidergisi.org/projelerimizi-sertifika-alabilecek-standartlarda-planlaniyoruz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editör]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 08 Jul 2024 21:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[RÖPORTAJ]]></category>
		<category><![CDATA[Avcı Architects]]></category>
		<category><![CDATA[Selçuk Avcı]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Sürdürülebilir]]></category>
		<category><![CDATA[Yapay Zeka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ekoyapidergisi.org/projelerimizi-sertifika-alabilecek-standartlarda-planlaniyoruz/</guid>

					<description><![CDATA[Avcı Architects kurucusu Selçuk Avcı ile kariyer yolculuğu ve mimarlık üzerine derin bir söyleşi gerçekleştirdik. Sözleşimizin sponsoru VELUX oldu.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Avcı Architects’in tasarladığı herhangi bir bina minimum LEED Gold seviyesini zaten sağlıyor, çünkü bir cepheyi tasarlarken katmanları, oryantasyonu, mevsimsel ve coğrafi etkileri dikkate almaksızın yapamıyoruz, başka türlüsü bizim için mümkün değil.</p>
<figure><img decoding="async" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/02/Selcuk_Avci__1720510200.jpg" data-image="vug6cyvopfgo" alt="Selçuk Avcı" title="Selçuk Avcı"><figcaption>Selçuk Avcı</figcaption></figure>
<p>Uzun yıllar yurt dışında yaşayan ve İngiltere’nin yanı sıra birçok ülkeye değerli yapılar kazandıran, 2007 yılında ülkesinde Londra ofisinin şubesini açan sürdürülebilir mimarlık konusunun Türkiye’de gündeme gelmesinde ve gelişmesinde önemli katkıları olan değerli mimarımız Avcı Architects kurucusu Selçuk Avcı ile kariyer yolculuğu ve mimarlık üzerine kapsamlı bir söyleşi gerçekleştirdik. </p>
<p><span style="color: rgb(63, 49, 81);"><strong>Türkiye’de mimarlık ve yapı sektörü sizi yakından tanıyor. Ancak Selçuk Avcı’nın kariyer yolculuğunu kısaca bir de sizden dinlemek isteriz. </strong></span></p>
<p>Tasarıma hep ilgi duydum ve bu ilgimi mühendislik ile karşılayacağımı düşünerek Bath Üniversitesi’nde elektrik mühendisliği okumayı tercih ettim ancak çok kısa sürede istediğimin bu olmadığını fark ederek 1979 yılında aynı üniversitede entegre tasarım ağırlıklı Bina Mühendisliği ve Mimarlık isimli yeni açılan bölüme yatay geçiş yaptım. Yaklaşık sekiz sene süren üniversite eğitimimden sonra kariyerime ve hayatıma, daha fazla uluslararası tecrübe edinebileceğim Londra’da devam etmeye karar verdim ve dünyanın en büyük mühendislik firmalarından Arup’ta işe başladım. Yeni mezun bir genç olarak oldukça büyük projelerde önemli görevler üstlendim. 1989 yılında henüz Arup’ta çalışıyorken kendi ofisimi açmaya karar vermiştim.&nbsp;</p>
<figure><img decoding="async" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/02/Turkiye_Muteahhitler_Birligi_Merkez_Binasi_2_1720510241.jpg" data-image="3jedyu4iflqb" alt="Türkiye Müteahhitler Birliği Merkez Binası" title="Türkiye Müteahhitler Birliği Merkez Binası"><figcaption>Türkiye Müteahhitler Birliği Merkez Binası</figcaption></figure>
<p>Kendime güvenim ve tecrübem vardı ve sonunda eşimle (Sanja Jurca Avcı) Avcı &#038; Jurca Architects isimli mimarlık ofisimizi açtık. Bir süre sonra ofisimiz büyüdü, uluslararası projeler yapmaya ve tanınmaya başladık. O süreçte doğu ve güney Avrupa’da projeler hayata geçirdik. 2007 yılında Markus Lehto’yla birlikte, büyük ölçekli kentsel projelerde stratejik düşünme hizmeti sağlayan gayrimenkul danışmanlık şirketi Urbanista’yı İstanbul’da kurduk. Mimar lık ofisiyle tasarımlar yaparken Urbanista ile yatırımcılara mimari tasarım öncesi gayrimenkul yatırım hizmeti vermeye başladık. Urbanista Türkiye’de tanındıkça bunun yanı sıra mimari proje işleri de gelmeye başladı ve Avcı Architects’in bir ayağını Türkiye’de açmaya karar verdik. Bu süreçte işler daha çok bu bölgelerde gelişmeye başladıkça, İstanbul stüdyomuz büyüdü ve giderek tasarım işlerini buradan yapmaya karar verdik.</p>
<figure><img decoding="async" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/02/Turkiye_Muteahhitler_Birligi_Merkez_Binasi_1720510225.jpg" data-image="3twv63n2z1r5" alt="Türkiye Müteahhitler Birliği Merkez Binası" title="Türkiye Müteahhitler Birliği Merkez Binası"><figcaption>Türkiye Müteahhitler Birliği Merkez Binası</figcaption></figure>
<hr>
<p><span style="color: rgb(99, 36, 35);"><strong>MİMARLIK OFİSİYLE TASARIMLAR YAPARKEN URBANISTA İLE YATIRIMCILARA MİMARİ TASARIM ÖNCESİ GAYRİMENKUL YATIRIM HİZMETİ VERMEYE BAŞLADIK. URBANISTA TÜRKİYE’DE TANINDIKÇA MİMARİ PROJE İŞLERİ DE GELMEYE BAŞLADI VE AVCI ARCHITECTS’İN BİR AYAĞINI TÜRKİYE’DE AÇMAYA KARAR VERDİK.</strong></span></p>
<hr>
<p><span style="color: rgb(63, 49, 81);"><strong>Türkiye’de tanınmanız çok özel bir proje olan TMB projesi ile oldu. Bu projede yaşadığınız süreç hakkında neler söylersiniz?&nbsp;</strong></span></p>
<p>Türkiye Müteahhitler Birliği’nin Ankara’daki genel merkez binası projesi bizim için ve Türkiye için özel bir proje oldu. Labirent yeraltı soğutma sistemi Türkiye’de ilk kez bu projede kullanıldı. Proje LEED Platin sertifikasına layık görüldü ve uluslararası birçok ödül aldı. TMB projesi bizim için de farklı deneyimler edindiğimiz bir proje oldu. Türkiye’de ekolojik tasarımda uzmanlaşmış bir mühendislik hizmeti verebilecek firma olmadığından ekibi Londra’dan getirdik. Ekolojik tasarımların arkasında tecrübeli ve bilinçli bir teknik destek yoksa uygulanması pek mümkün olmaz, bu nedenle biz projeyi riske atmayarak ekibi son derece iyi kurguladık. Ayrıca bu bilgiyi ve teknolojiyi Türk mühendislerine de öğretebilmek için Londralı ekibi lokal bir mühendisle bir araya getirdik. Bu noktada işveren desteği çok önemliydi ve işverenin Türkiye’nin en önemli müteahhitlerinin olması gereken desteği almamızı sağladı ve sonuç olarak hem tasarım hem inşa süreci dahil olmak üzere oldukça başarılı bir proje ortaya çıktı. Performans açısından ise hedeflenenin çok üzerinde bir başarı elde edildi. LEED Gold hedeflenirken LEED Platin’e ulaşıldı. Labirent sistemi bu yüksek performansın en önemli nedeniydi. O dönemde bu sistem Türkiye’deki ilk, dünyadaki ise iki üç projeden birisiydi. Ancak işverenlerin böyle yeniliklere açık olması çok önemli, Türkiye’de bu bakış açısına sahip işverenlerin yetersiz oluşu ve biz mimarların bu konularda ikna etme çabasına girmemiz bizi çok yoruyor. TMB’de vizyoner bir işveren olmasaydı bu proje olamazdı. </p>
<hr>
<p><span style="color: rgb(99, 36, 35);"><strong>TÜRKİYE’Yİ ARTIK TANIYOR VE ANLIYORUM, FAKAT BİRÇOK YÖNÜNÜ BENİMSEMEKTE GÜÇLÜK ÇEKİYORUM. BURADA PROFESYONELLİK ANLAYIŞI OLDUKÇA FARKLI VE BU DURUM HALA KENDİMİ YABANCI HİSSETMEME NEDEN OLUYOR. ANCAK, TÜRKİYE’DEKİ MİMARİ PROFESYONELLİĞİ YÜKSELTMEK İÇİN YOĞUN BİR ÇABA HARCADIĞIMI SÖYLEYEBİLİRİM.</strong></span></p>
<hr>
<p><span style="color: rgb(63, 49, 81);"><strong>Balans Güneşli’de özel bir projeydi bu projenizle ilgili bilgi alabilir miyiz? </strong></span></p>
<p>Evet Balans Güneşli projesi oldukça özeldi. İlk evvela Urbanista olarak işveren’e bu bölgede ne gibi bir yatırım yapılması gerektiğini ve çeşitli seçeneklerin potansiyellerini deneyimleyen bir çalışma sunduk. Bu çalışmanın sonunda mimar olarak projeyi tasarlamamızı istediler. Projenin ana fikri, esas olarak işlevini yitirmiş sanayi komplekslerinden oluşan bir alanda kentsel bir çevre yaratmaktı. Bu nedenle mevcut bir sokak ağı bulunmuyordu. İlk olarak, ana yaklaşım bu kentsel sokak ve yaya yolu ağını, merkezi avluya dengeli bir şekilde güneş ışığının girmesini sağlamak için açılı yerleştirilen, nispeten düşük katlı ve insan ölçeğinde binalarla oluşturmaktı. Proje de adını buradan aldı. Projenin en yüksek kısmı, projenin imajını tanımlamada ikonik bir rol üstlenmesi hem de ortadaki avluya gölge yapmama sı için cadde cephesine yerleştirildi. Kule, hem sakinlere hem de ofis kullanıcılarına kolayca erişilebilen yeşil alanlar sağlamak için “mahalle terasları” ve “yüksek hacimli bahçeler” ile tasarlandı. Proje eğer bir sertifikasyon sürecine girseydi LEED Gold derecesinde sertifika alabilirdi. Avcı Architects’in tasarladığı herhangi bir bina minimum LEED Gold seviyesini zaten sağlıyor, çünkü bir cepheyi tasarlarken katmanları, oryantasyonu, mevsimsel ve coğrafi etkileri dikkate almaksızın yapamıyoruz, başka türlüsü bizim için mümkün değil. Başlangıç noktası olarak bu standartları belirliyor ve standartları düşürmeden tasarım yapıyoruz. Bu herhangi bir yerde de proje yapıyorsak da geçerli. Şu anda yoğunlukla Afrika’da çalışıyoruz ve bu projelerde de aynı durum geçerli. Bu projelerde de sertifika alınmak istense, LEED sertifikası oldukça kolay elde edilebilir. Örneğin, şu anda üzerinde çalıştığımız kongre merkezinin çatısını tamamen güneş paneli ile kaplamayı planlıyoruz. Bu arada kredi fonları’da, projeleri bu yöne doğru çekiyor. Artık uluslararası bir fon, yapacağınız proje belirli bir seviyede sürdürülebilirliği sağlamıyorsa o projeye kredi vermiyor.</p>
<figure><img decoding="async" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/02/Balansli_Gunesli_1720510262.jpg" data-image="rajic7ajj1d0" alt="Balanslı Güneşli" title="Balanslı Güneşli"><figcaption>Balanslı Güneşli</figcaption></figure>
<hr>
<p><span style="color: rgb(99, 36, 35);"><strong>İNGİLTERE’DE BİR PROJE YAPARKEN BÜYÜK BİR KEYİF ALIYORUM VE RAHATLIYORUM. ÇÜNKÜ ORADA İŞLERİ YÖNETEN PROFESYONEL BİR PROJE YÖNETİMİ EKİBİ VAR. TÜRKİYE’DE İSE BU ROL GENELLİKLE İŞVERENE DÜŞÜYOR.</strong></span></p>
<hr>
<p><span style="color: rgb(99, 36, 35);"><span style="color: rgb(63, 49, 81);"><strong>Türkiye’de mimari profesyonellik ve sürdürülebilirlik konularını yurt dışı projelerdeki deneyimlerinizle karşılaştırdığınızda ortaya nasıl bir tablo çıkıyor? </strong></span></span></p>
<p>Türkiye’yi artık tanıyor ve anlıyorum, fakat birçok yönünü benimsemekte güçlük çekiyorum. Burada profesyonellik anlayışı oldukça farklı ve bu durum hala kendimi yabancı hissetmeme neden oluyor. Ancak, Türkiye’deki mimari profesyonelliği yükseltmek için yoğun bir çaba harcadığımı söyleyebilirim. Bu alanda kalıcı bir iz bırakmak ve katkı sağlamak istiyorum. Aynı zamanda, sürdürülebilirlik konusunda da etkili olmayı hedefliyorum. Bence sürdü rülebilirlik asla göz ardı edilmemeli. Ama ne yazık ki, son dönemde Türkiye’de bu alanda geçmişteki, (benim Türkiye’ye ilk çalışmaya başladığım sıralarda) heyecan ve dinamizmi göremiyoruz. Yurt dışındaki mimarların çalışma yöntemleri oldukça farklı&#8230; Mesela, İngiltere’de bir proje yaparken büyük bir keyif alıyorum ve rahatlıyorum. Çünkü orada işleri yöneten profesyonel bir proje yönetimi ekibi var. Türkiye’de ise bu rol genellikle işverene düşüyor. Afrika’daki projelerimizde bile mimarın fikirlerine daha çok değer verildiğini hissediyorum. Birçok Afrika ülkelerinde karşılaştığımız iş ortaklarının algıları oldukça yüksek bir seviyede ve mimarın fikirlerine büyük önem veriliyor. Türkiye’deki durum oldukça yorucu ama özellikle son on yılda, yeterli olmasa da bu konuda bir değişim var. Fakat bu değişim daha radikal olmalı; değişim mimarlık eğitiminden başlamalı. Türkiye’de çok sayıda mimarlık okulu var, ancak değerli eğitim kadroları yetiştiremediğimiz bu kadar okula gerçekten ihtiyaç var mı? Bu konuları sorgulamalıyız.</p>
<p><span style="color: rgb(63, 49, 81);"><strong>Türkiye’de sürdürülebilir projelere yönelik mevcut durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?</strong></span></p>
<p>Türkiye’de yaptırımlar olmadığı sürece sürdürülebilir projelere yatırım yapmanın tercih edilmediğini görüyoruz. Bence, sürdürülebilirliğe uygun binaların üretilmesi olmazsa olmaz hale getirilmediği sürece bu durum böyle devam edecek. Türkiye’de bu konuda birçok zorlukla karşılaşılıyor. Bu nedenle, sürdürülebilir binaların zorunlu hale getirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Örneğin, İngiltere’de artık BREEAM veya LEED hakkında fazla konuşulmuyor çünkü yönetmelikler bu konuda yeterli düzenlemeleri içeriyor. Dolayısıyla, gereksinimleri karşılamak için ekstra çaba harcamanıza gerek kalmıyor; yönetmelikler sizi zaten o noktaya yönlendiriyor. Seçim işverene bırakılmıyor. Türkiye’de Deprem Yönetmeliği dışında bir zorunluluk yok ve onu da gördüğümüz gibi zaten uygulamıyorlar. Bu nedenle, Kahramanmaraş depremlerinde her yer yıkıldı. Muhtemelen bir yönetmelik çıksa bile uygulamamanın bir yolunu buluruz diye düşünüyorum. Bu durum aslında daha çok işverenlerin yaklaşımından kaynaklanıyor. Bu uygulamaları gereksiz masraf olarak görüyorlar. Mimarlar sürdürülebilirliği her zaman uygulamak ister; bu zaten mesleğin doğasında var. Ama bir mimardan bu açıdan yaratıcılık beklenmediği sürece, mimar neden kendini zorlasın ki? Sürdürülebilirlik ve ekolojik tasarım açısından böyle bir beklenti olmadığı için, istisnalar dışında, birçok mimar da ilgilenmiyor.</p>
<figure><img decoding="async" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/02/Maslak_Ofis_Renovasyonu_1720510289.jpg" data-image="zltse1l2u1vr" alt="Maslak Ofis Renovasyonu" title="Maslak Ofis Renovasyonu"><figcaption>Maslak Ofis Renovasyonu</figcaption></figure>
<hr>
<p><span style="color: rgb(99, 36, 35);"><strong>TÜRKİYE’DE ENERJİ FİYATLARI DÜNYA GENELİNE KIYASLA OLDUKÇA YÜKSEK OLDUĞU İÇİN, SÜRDÜRÜLEBİLİR ENERJİ KAYNAKLARINA YATIRIM YAPMAK EKONOMİK AÇIDAN DA CAZİP HALE GELMEKTE.</strong></span></p>
<hr>
<p><span style="color: rgb(63, 49, 81);"><strong>Projelerinizin çoğunun Afrika ve Ortadoğu’da olduğunu görüyoruz. Özellikle Afrika’da kongre merkezleri inşa etme konusunda çalışıyorsunuz? Oradaki süreçten biraz bahsedebilir misiniz? </strong></span></p>
<p>Bu sıralar projelerimizin yaklaşık yüzde sekseni Afrika’da gerçekleşiyor. Türkiye ve Slovenya’da da projelerimiz var, ancak çoğunluk Afrika ve Ortadoğu’da. Afrika Birliği’ne üye olan tüm büyük Afrika ülkelerinde bu topluluğu bir araya getirebilecek nitelikte kongre merkezleri bulunmak zorunda ve her ülke zaman içinde böyle bir kongre kompleksi yapmak durumunda Yani her Afrika ülkesinde 55 ülke başkanın toplanabileceği ve onlara hizmet verebilecek bir kongre merkezi düzeni gerekiyor. Biz de bir şekilde bu alanda uzmanlaştık ve Afrika’da ağırlıklı olarak kongre merkezleri projelendiriyoruz. Bu arada buradaki süreçle ilgili enteresan bir durum var…birçok Afrika ülkesinde yönetmelikler gelişmemiş ve genellikle Amerikan, İngiliz veya Fransız yönetmelikleri uygulanıyor. Yönetmelikler projeyi kolaylaştıran bir faktör değil, aksine zorlaştırıcı bir etkiye sahip. Örneğin, Türkiye’nin yönetmelikleri nispeten daha kolay ve gereksinimleri daha az zorlayıcı, fakat Amerika veya İngiltere’de sürdürülebilirlik daha fazla ön planda ve dolayısıyla Afrika projelerimizde sanki Avrupa yada Amerika da çalışıyormuşuz gibi davranıyoruz. Bu durumun ana nedeni genellikle para kaynağı. Eğer proje finansmanı bir uluslararası ticari bankadan veya Dünya Bankası gibi bir kurumdan geliyorsa, o banka ancak belirli koşullar çerçevesinde kredi sağlar. Örneğin, bizim Senegal’de üstünde çalıştığımız bir ticari amaçlı proje şu an bir İtalyan fon yöneticisi tarafından Ortadoğu kaynaklı bir finansman ararken bize projenin LEED Gold standartlarını karşılaması gerektiğini söylüyor. </p>
<figure><img decoding="async" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/02/Kintele_Kongre_Kompleksi_1720510320.jpg" data-image="wcjz5yp5jcfe" alt="Kintele Kongre Kompleksi" title="Kintele Kongre Kompleksi"><figcaption>Kintele Kongre Kompleksi</figcaption></figure>
<p>Bazı projelerde kısmi Avrupa hibesi sağlandığı zaman bile tüm projenin Avrupa standartlarına göre gerçekleşmesini şart koşuyor. O standartlar da daha evvel bahsettiğim gibi zaten LEED Gold Standartları’nın üstünde olduğu için, ister istemez proje yüzde yüz sürdürülebilirliğe doğru yönlendiriliyor. Bunu bir engel olarak görmemek lazım tabi. Bir mimar açısından bu büyük bir fırsat. Türkiye’de bu imkân henüz bulunmuyor çünkü bankalar genellikle bu şartı koşmuyorlar. Ancak, bu yakın bir gelecekte değişebilir gibi görünüyor. Çünkü Avrupa kaynaklı fonlar Türkiye’ye yine geri geldiğinde, burada da aynı şartların uygulanmasını istemeye başlayacaklar. Dolayısıyla, Türkiye’de kredi veren Türk bankaları da projelere belirli buna benzer şartlar koşacaklar. Bu durum yakın zamanda oluşacak gibi görünüyor. En azından benim ümidim bu. Fakat eğitimimiz ve piyasaya çıkan mimarlar buna hazır mı emin değilim. Ama yakın zamanda hazır olmaları gerekecek, çünkü unutmayalım, Türkiye de öbür ülkeler gibi Dubai da yapılan COP 28 anlaşma şartlarına ve kurallarına imza atan ülkelerden biri. Küresel ısınmanın Paris Anlaşmasındaki gibi maksimum 1.5 derecede tutulabilmesi için fosil yakıt kaynaklarına son vermek zorundayız ve bu da binaların enerji verimliliğinin arttırılması ve enerji kaynaklarının da doğal kaynaklardan sağlanması gibi şartlar getiriyor. Enteresan bir şekilde, Türkiye de de uygulamalar ve yönetmelikler bu yöne doğru gidiyor. Mesela Türkiye doğal kaynaklardan üretilen enerji ile fosil yakıt arasındaki orantıda yüksek bir seviyede. Enerjimi yüzde 44’ünü doğal kaynaklardan üretiyoruz. Bir üstümüzde yüzde 45 ile Almanya var ve biz yedinci sıradayız. Bu şaşırtıcı ve güzel bir şey. Yönetmeliklerin uygulanması da kontrol edilir bir noktaya gelirse yakında Türkiye’deki eğitimin de buna karşılık bu yeterliliğe ulaşmış mimar ve mühendisler üretmesi gerekecek.</p>
<p><span style="color: rgb(63, 49, 81);"><strong>Türkiye’de enerji fiyatlarının yüksek olması ve yenilenebilir enerji kaynaklarına yapılan yatırımları nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce, Türkiye’de sürdürülebilir enerji ve malzemelerin kullanımı konusunda hangi adımlar atılmalı?</strong></span></p>
<p>Türkiye’de enerji fiyatları dünya geneline kıyasla oldukça yüksek olduğu için, sürdürülebilir enerji kaynaklarına yatırım yapmak ekonomik açıdan da cazip hale gelmekte. Avrupa’da binalara özel olarak uygulanacak Avrupa standartları, bu tür kaynaklardan en az yüzde otuz ikisinin kullanılmasını şart koşmakta. Bu şartlar altında, bina sahibi hangi enerji kaynağını kullanacağına kendisi karar verebilir; önemli olan kaynağın sürdürülebilir olması. Örneğin, rüzgâr, güneş veya toprak bazlı ısı pompaları gibi kaynaklar tercih edilebilir. Bu kaynakların verimliliği, önemli bir faktör. Dolayısıyla, bu şartlar altında, bina sahibi belirli enerji kaynaklarını tercih etmek zorunda kalınca mimar ve mühendislerinden bunu sağlayacak yaklaşımlarda uzmanlaşmış olmasını bekleyecektir. Ayrıca, yönetmelikler kullanılan malzemelerin belirli bir yüzdesinin sürdürülebilir kaynaklardan elde edilmiş olmasını da bir şart olarak öne sürüyor. Bu durumda, ahşap gibi doğal ve sürdürülebilir malzemelerin tercih edilmesi gerekir; bu da örneğin ahşap endüstrisini güçlendirip gelişmeye doğru iteleyecektir. Bu tür şartnamelerin Türkiye’de uygulanmaya başlamasıyla birlikte, birçok şeyin değişeceği görülüyor. Özellikle, profesyonellerden beklenen kalitenin yükselmesiyle birlikte, eğitim sistemimizin de bu duruma uygun hale getirilmesi gerek. Şu anda verilen eğitimler sürdürülebilirlik ve ekolojik tasarım konularında yetersiz duruyor.</p>
<figure><img decoding="async" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/02/Senegal_Dakar_Spor_Akademisi__1720510341.jpg" data-image="wegxo44ol01v" alt="Senegal, Dakar, Spor Akademisi" title="Senegal, Dakar, Spor Akademisi"><figcaption>Senegal, Dakar, Spor Akademisi </figcaption></figure>
<p><span style="color: rgb(63, 49, 81);"><strong>Üniversitelerde ders vermeyi bırakmanızın nedenlerini ve eğitim kalitesindeki düşüşü nasıl değerlendiriyorsunuz? Öğrenci ve hoca kalitesinin artırılması için ne gibi adımlar atılması gerektiğini düşünüyorsunuz? </strong></span></p>
<p>Uzun zamandır resmi olarak üniversitelerde ders vermiyorum çünkü bu süreç çok yorucu olmaya başladı. Bunun nedeni oldukça basit: hem genel eğitim hem de öğrenci kalitesi oldukça düşük olunca ortaya çıkan ürünler de beklentilerin altında kalıyor. Bu durum insanın şevkini kırıyor. Verilen emeğin karşılığını alamıyorsunuz. Eskiden bir gruptan en az 5 parlak öğrenci çıkardı, hiç olmazsa bir etki yarat tığını hissederdin. Ama son zamanlarda bu oran çok düştü. Hocalık yapan yakın arkadaşlarım da aynı şeyi söylüyorlar. Bu durum beni de çok yoruyor. Üniversitelerdeki kadro sorunu da ciddi; yeterince değer verilmediği için değerli insanlar kalmıyor, iyi hocalar gidiyor. Mesela yakın arkadaşlarımdan birisi şu an Berlin’de hocalık yapıyor, öbürü Londra’da, bir öbürü New York’ta. Bu durum üniversiteleri ciddi şekilde etkiliyor ve kariyer olarak çok çekici duramadığı için potansiyeli yüksek hocalar da yanaşmamaya başlıyor. İyi öğrenciler de bunun farkına varınca olabildiğince yurt dışına kaçmaya çalışıyorlar. Bu, kendi kendini kısır döngüye sokan bir durum. Büyük bir beyin göçü yaşanıyor şu an Türkiye de.</p>
<hr>
<p><span style="color: rgb(63, 49, 81);"><span style="color: rgb(99, 36, 35);"><strong>UZUN ZAMANDIR RESMİ OLARAK ÜNİVERSİTELERDE DERS VERMİYORUM ÇÜNKÜ BU SÜREÇ ÇOK YORUCU OLMAYA BAŞLADI. BUNUN NEDENİ OLDUKÇA BASİT: HEM GENEL EĞİTİM HEM DE ÖĞRENCİ KALİTESİ DÜŞÜK OLUNCA ORTAYA ÇIKAN ÜRÜNLER DE BEKLENTİLERİN ALTINDA KALIYOR.</strong></span></span></p>
<hr>
<p><span style="color: rgb(63, 49, 81);"><strong>Son dönemde inşaat maliyetlerinde gözle görülür bir artış yaşanıyor. Sizce bu artışın başlıca sebepleri nelerdir ve inşaat sektöründe faaliyet gösteren firmalar bu maliyet artışlarıyla nasıl başa çıkabilir? </strong></span></p>
<p>Ekonominin kötüleşmesinin temel nedeni, iki yıl önce ekonomi yönetiminde yapılan politik hatalar. Ancak, bu sorunlar çözülebilir. Ekonomiyi yönetenlerin politikalarının değişmesi gerekiyor. Daha önce de maalesef Türkiye de ekonominin politik bir alet olarak kullanılmasından dolayı benzer krizler yaşandı Bakış Mimari 2010 ve 2011 yıllarına kadar her şey harikaydı. Avrupa Kültür başkenti unvanını aldığımız zamanlar çok özel bir dönemdi. Ancak 2016 yılında ki darbe teşebbüsünden sonra durum değişti. Bizi geriye götürdü. Biz hala o dönemin yankılarını yaşıyoruz şu an. Dolaylı olarak pandeminin etkisini de gereksiz bir faiz politikası uygulayarak avantaja dönüştüremediğimiz için şu anki parasal gerilemeyi yaşıyoruz. Evet, inşaat maliyetleri arttı, ancak bu inşaat yapımının durduğu anlamına gelmiyor. Ve enteresan bir şekilde inşaat sektöründe kötü bir duraksama yok; birçok proje hala devam ediyor. Ama doğal olarak kredi faizlerinin yükselmesi bir yavaşlama yaratıyor ve yaratmalı çünkü enflasyon aksi durumda gerilemeyecek. Fakat küresel açıdan Türkiye’nin ekonomik olarak önemli ve güçlü bir rolü var. Bu yüzden ekonominin düzelmesi çok uzun sürmeyecek.</p>
<p><span style="color: rgb(63, 49, 81);"><strong>Türkiye’de mimarlık alanındaki yetenekleri ve potansiyelin nasıl değerlendiriyorsunuz? </strong></span></p>
<p>Türkiye’de çok sayıda yetenekli mimar ve büyük bir potansiyel var. Zekâ ve yetenek mevcut, ancak bu zekayı kullanabilecek ortamlar azaldığı için bu yetenekler başka yerlere yöneliyor. Sorunlarımız zekâ eksikliğinden kaynaklanmıyor. Türkler, inanılmaz üstün zekalı ve yetenekli bir toplum. Neden bir zamanlar tüm Avrupa’ya, Ortadoğu’ya ve Kuzey Afrika’ya hâkim olduk? Bunun bir nedeni var. Ancak o zamandan bu zamana çok şey değişti. Bu günlerde Türkiye’de üretilen iyi işlerin birçoğu, yurt dışında ek eğitim almış ya da yurt dışı ofislerinde tecrübe edinmiş kişiler tarafından yapılıyor. Bu sürdürülebilir bir durum değil. Eğitim sistemimiz Avrupa standartlarına yetişmeli. Türkiye’de dört sene içinde bir lisans derecesi ile mimar olarak imza hakkını alıyorsunuz. İngiltere’de bu süreç 8 sene sürüyor. Yüksek lisans ve profesyonel ehliyet zorunlu.</p>
<figure><img decoding="async" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/02/Spa_Otel_Rimski_Vrelec_2_1720510383.jpg" data-image="i4cvqpo6n8rb" alt="Spa Otel Rimski Vrelec" title="Spa Otel Rimski Vrelec"><figcaption>Spa Otel Rimski Vrelec</figcaption></figure>
<hr>
<p><span style="color: rgb(63, 49, 81);"><span style="color: rgb(99, 36, 35);"><strong>YAPAY ZEKÂNIN SADECE TÜRKİYE’DE DEĞİL, KÜRESEL OLARAK BÜYÜK BİR POTANSİYELE SAHİP OLDUĞUNA İNANIYORUM. GENEL İZLENİMİM, TEKNOLOJİYE AÇIK BİR MİLLET OLDUĞUMUZ VE BU HEVESİN BİZİ YAPAY ZEKÂ ALANINDA DAHA HIZLI GELİŞTİRECEĞİ YÖNÜNDE.</strong></span></span></p>
<hr>
<p><span style="color: rgb(63, 49, 81);"><strong>Türkiye’de yapay zekanın mimarlık ve IT sektörleri üzerindeki etkilerini nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu teknolojilerin kullanımıyla ilgili karşılaşılan zorluklar nelerdir ve gelecekte bu alanlarda ne gibi gelişmeler bekliyorsunuz? </strong></span></p>
<p>Yapay zekânın sadece Türkiye’de değil, küresel olarak büyük bir potansiyele sahip olduğuna inanıyorum. Genel izlenimim, teknolojiye açık bir millet olduğumuz ve bu hevesin bizi yapay zekâ alanında daha hızlı geliştireceği yönünde. Ancak, eğitimde yapay zekâ bir tehlike yaratıyor. Bir fikrin kaynağını tespit etme konusunda şimdiden bir sorun görüyorum. Eğitimcilerin, özgün bir fikri ve yapay zekâ tarafından üretilen bir fikri ayırt etmesi kolay olmayacak. Bu ikilemle başa çıkmak için yeni kurallar oluşturulması gerekecek. Ama en önemlisi yapay zekâ mimarlık üretim sürecinde verimlilik sağlayacak ve CAD’in yıllar önce yaptığı gibi alanımızda bir paradigma kayması yaratacak. Birçok süreç otomatik hale gelecek ve standart basit işlerin, özellikle de tekrarlayan şeylerin, tamamlanma süresi azalacak. Örneğin, detaylı yapı dokümantasyonu üretiminde birçok süreç daha basit ve otomatik hale gelecek. Bu durum, bu becerilere sahip mimarların istihdamını etkileyecek. Ancak, en önemli etkisinin tasarım sürecinin erken aşamalarında, fikirlerin geliştirilmesi sürecinde olacağını düşünüyorum. Yapay zekânın uygulanabileceği birçok alan var, bunlardan biri de aslında mimarlıkta bir yapay zekâ formu olan parametrik tasarım. Parametrik tasarım, yapay zekâ ile sıradan, sayısal yeteneği olmayanlar tarafından bile daha kolay uygulanabilir hale gelecek ve bu kişiler basit bir dil kullanarak tasarım parametrelerini belirleyebilecekler. Bu bağlamda en büyük korkum, müşterilerin de basit bir dil kullanarak tasarımlar ‘üretebilecek’ olması. Bu durum, tasarım sürecinde ‘aracı’ olarak tabir edebileceğimiz kavramsal tasarımcının devre dışı kalmasına neden olabilir. </p>
<figure><img decoding="async" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/02/Spa_Otel_Rimski_Vrelec__1720510373.jpg" data-image="0dl30wmg99oo" alt="Spa Otel Rimski Vrelec" title="Spa Otel Rimski Vrelec"><figcaption>Spa Otel Rimski Vrelec</figcaption></figure>
<hr>
<p><span style="color: rgb(99, 36, 35);"><strong>MİMARLIK, YÜZEYSEL BİR SANAT HALİNE GELME TEHLİKESİYLE KARŞI KARŞIYA. MÜŞTERİLER, MİMARIN ROLÜNÜ GENELLİKLE BİR TARZ VEYA KOMPOZİSYON VEREN BİRİ OLARAK GÖRÜYOR, OYSA BEN KENDİMİ DIŞ VE İÇ MEKÂN ARASINDA SOFİSTİKE BİR ARA YÜZ TASARLAYAN VE HER PROBLEMATIĞIN ORİJİNAL BİR ÇÖZÜMÜ OLDUĞUNU BİLEN BİRİ OLARAK GÖRÜYORUM.</strong></span></p>
<hr>
<p>Müşteriler, yapay zekâ kullanarak ihtiyaçlarını çok hassas bir şekilde temsil eden ‘tasarımlar’ oluşturabilir ve ardından bir mimardan bu fikri ‘üretmesini’ isteyebilirler. Bunun kaçınılmaz olduğunu ve mimarlığı genel olarak yüzeysel bir seviyeye çekebileceğini düşünüyorum. Mimarların ve tasarımcıların, bu yeni düşünce biçimine uyum sağlamaları gerektiğini düşünüyorum, bu bir bakıma her zaman kaçınılmazdı. Bunun kötü sonucunu 2001: A Space Odyssey, Blade Runner, Her gibi yapay zekânın kontrolü ele geçirdiği ve insan ile makine arasındaki sınırın bulanıklaştığı bilim kurgu filmlerinde gördük. Bu gelecek, düşündüğümüzden daha hızlı bir şekilde bizimle olacak ve biz de buna uyum sağlamalı, onun kölesi olmamalıyız. Sorunların başladığı nokta da burası. Mimarlık, yüzeysel bir sanat haline gelme tehlikesiyle karşı karşıya. Bunu, müşterilerimin çalışmalarıma verdikleri tepkilerde şimdiden hissediyorum. Müşteriler, mimarın rolünü genellikle bir tarz veya kompozisyon veren biri olarak görüyor, oysa ben kendimi dış ve iç mekân arasında sofistike bir ara yüz tasarlayan ve her problematiğin orijinal bir çözümü olduğunu bilen biri olarak görüyorum. Bu insan yeteneğini takdir eden müşteri sayısı azalmış durumda ve bu da mimarlığın eski çekiciliğini yitirmesine neden oluyor. Mimarlık yalnızca ‘görünüşü’ ile değerlendirildiğinde, bu benim için demotive edici ve mimarlık pratiğini devam etme gerekliliğini sorgulamama neden olabilir. Ancak, daha iyimser bir notla bitirmek gerekirse, yapay zekânın büyük bir fırsat olduğunu düşünüyorum. Bu, daha önce belirttiğim gibi bir nevi parametrik tasarım. Büromuzda yapay zekanın tadını çıkarmaya başladık bile ve etkisini en üst düzeye çıkarmak için bir yapay zekâ araştırma ekibi kurduk. </p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ekoyapidergisi.org/projelerimizi-sertifika-alabilecek-standartlarda-planlaniyoruz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
