<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" >

<channel>
	<title>Sürdürülebilir Mimarlık &#8211; EkoYapı Dergisi</title>
	<atom:link href="https://ekoyapidergisi.org/tag/surdurulebilir-mimarlik/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://ekoyapidergisi.org</link>
	<description>Sorumlu Mimarlık ve Yapı Platformu</description>
	<lastBuildDate>Wed, 15 Apr 2026 22:08:29 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.1</generator>

<image>
	<url>https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/03/cropped-ekoyapi_logo-32x32.png</url>
	<title>Sürdürülebilir Mimarlık &#8211; EkoYapı Dergisi</title>
	<link>https://ekoyapidergisi.org</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Kıyıda Yükselen Bilim Kampüsü</title>
		<link>https://ekoyapidergisi.org/kiyida-yukselen-bilim-kampusu/</link>
					<comments>https://ekoyapidergisi.org/kiyida-yukselen-bilim-kampusu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editör]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 09 Mar 2026 09:19:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[MANŞET]]></category>
		<category><![CDATA[Mimari]]></category>
		<category><![CDATA[PROJE]]></category>
		<category><![CDATA[geniş ölçekli mimari proje]]></category>
		<category><![CDATA[kamusal kültür yapıları]]></category>
		<category><![CDATA[modüler tasarım]]></category>
		<category><![CDATA[Sürdürülebilir Mimarlık]]></category>
		<category><![CDATA[sürdürülebilir tasarım]]></category>
		<category><![CDATA[toronto bilim kampüsü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ekoyapidergisi.org/?p=79974</guid>

					<description><![CDATA[Toronto kıyısında tasarlanan yeni bilim merkezi, parçalı kütle kurgusu ve geniş kamusal alanlarıyla bilim müzesini bir eğitim kampüsüne dönüştürmeyi hedefliyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph"><strong>Toronto kıyısında tasarlanan bu yeni bilim merkezi, parçalı kütle kurgusu ve geniş kamusal alanlarıyla bilim müzesini bir eğitim kampüsüne dönüştürmeyi hedefliyor.</strong></p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img fetchpriority="high" decoding="async" width="1024" height="602" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/03/proje-1024x602.jpg" alt="Toronto Bilim Kampüsü" class="wp-image-79975" srcset="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/03/proje-1024x602.jpg 1024w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/03/proje-300x176.jpg 300w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/03/proje-768x452.jpg 768w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/03/proje-1536x903.jpg 1536w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/03/proje-714x420.jpg 714w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/03/proje-150x88.jpg 150w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/03/proje-696x409.jpg 696w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/03/proje-1068x628.jpg 1068w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/03/proje-1920x1129.jpg 1920w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/03/proje-600x353.jpg 600w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/03/proje.jpg 2000w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p class="wp-block-paragraph">Bilim merkezi deyince akıllara hemen uzaydan fırlamışçasına uzak, soğuk ve metalik yapılar gelir. Bu proje onlardan biri değil. Toronto’nun göl kıyısındaki yeniden gelişim alanında planlanan yeni bilim merkezi, kentin kamusal kültür yapıları arasında önemli bir odak oluşturmayı hedefleyen büyük ölçekli bir proje olarak tasarlanmış. Yaklaşık dört yüz bin metrekarelik programı kapsayan yapı, yalnızca bir sergi mekânı olarak değil; eğitim, araştırma ve kamusal etkinliklerin iç içe geçtiği bir bilim kampüsü olarak kurgulanıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Modüler Yapı</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Tasarım, tek parça ve kapalı bir müze yapısı yerine farklı ölçeklerde bir araya gelen modüler kütlelerden oluşan parçalı bir mimari organizasyon öneriyor. Birbirine eklemlenen bu hacimler, sergi galerileri, öğrenme laboratuvarları, atölyeler ve etkinlik alanlarını barındıracak şekilde düzenleniyor. Böylece yapı, ziyaretçilerin farklı rotalar üzerinden keşfedebileceği geçirgen bir mekânsal deneyim sunuyor. Kıyı hattıyla kurulan ilişki de projenin önemli bileşenlerinden biri. Yapının çevresinde tasarlanan açık alanlar, meydanlar ve yürüyüş rotaları bilim merkezini yalnızca iç mekânlara sıkışan bir kültür yapısı olmaktan çıkararak kamusal yaşamın parçası haline getiriyor. Günlük kullanım için tasarlanan bu alanların, yıl boyunca aktif bir kent mekânı oluşturması hedefleniyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yeni bilim merkezi özellikle deneyim temelli öğrenme anlayışı üzerine kurulu bir program içeriyor. İnteraktif sergiler, çocuklara ve gençlere yönelik araştırma alanları, eğitim laboratuvarları ve çok amaçlı etkinlik mekânları, yapının bilimle gündelik hayat arasındaki mesafeyi azaltan bir kamusal platforma dönüşmesini amaçlıyor. Kent ölçeğinde değerlendirildiğinde, ulusal açık alanlar ve rekreasyon programlarıyla desteklenen buyeni kompleks, Toronto’nun kıyı hattında yeni bir kültür ve eğitim merkezi oluşturmayı hedefliyor. </p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ekoyapidergisi.org/kiyida-yukselen-bilim-kampusu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ulusal Mimarlık Sergisi ve Ödülleri için Yeni Dönem</title>
		<link>https://ekoyapidergisi.org/ulusal-mimarlik-sergisi-ve-odulleri-icin-yeni-donem/</link>
					<comments>https://ekoyapidergisi.org/ulusal-mimarlik-sergisi-ve-odulleri-icin-yeni-donem/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editör]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 09 Mar 2026 09:12:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ETKİNLİK]]></category>
		<category><![CDATA[MANŞET]]></category>
		<category><![CDATA[mimari etkinlikler]]></category>
		<category><![CDATA[mimarlık arşivi]]></category>
		<category><![CDATA[Sürdürülebilir Mimarlık]]></category>
		<category><![CDATA[ulusal mimarlık sergisi ve ödülleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ekoyapidergisi.org/?p=79984</guid>

					<description><![CDATA[Türkiye’de mimarlık üretimini belgeleyen en kapsamlı programlardan biri olan Ulusal Mimarlık Sergisi ve Ödülleri’nin 2026 dönemi için başvuru süreci başladı. Türkiye’de mimarlık üretiminin en önemli platformlarından biri olarak kabul edilen Ulusal Mimarlık Sergisi ve Ödülleri programı yeni dönemiyle yeniden gündeme geliyor. İki yılda bir düzenlenen program, mimarlık alanında üretilen projeleri görünür kılmayı ve mesleki üretimi [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph"><strong>Türkiye’de mimarlık üretimini belgeleyen en kapsamlı programlardan biri olan Ulusal Mimarlık Sergisi ve Ödülleri’nin 2026 dönemi için başvuru süreci başladı.</strong></p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="900" height="645" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/03/20afis2026.jpg" class="wp-image-79986" alt="Ulusal mimarlık sergisi ve ödülleri 2026 tanıtım afişi, yeni dönem vurgusuyla dikkat çekiyor." srcset="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/03/20afis2026.jpg 900w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/03/20afis2026-300x215.jpg 300w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/03/20afis2026-768x550.jpg 768w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/03/20afis2026-586x420.jpg 586w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/03/20afis2026-150x108.jpg 150w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/03/20afis2026-696x499.jpg 696w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/03/20afis2026-600x430.jpg 600w" sizes="(max-width: 900px) 100vw, 900px" /> </figure>



<p class="wp-block-paragraph">Türkiye’de mimarlık üretiminin en önemli platformlarından biri olarak kabul edilen Ulusal Mimarlık Sergisi ve Ödülleri programı yeni dönemiyle yeniden gündeme geliyor. İki yılda bir düzenlenen program, mimarlık alanında üretilen projeleri görünür kılmayı ve mesleki üretimi tartışmaya açmayı amaçlayan kapsamlı bir değerlendirme süreci sunuyor. Program kapsamında farklı ölçeklerde üretilmiş mimari projeler, tamamlanmış yapılar ve araştırma çalışmaları değerlendirmeye alınıyor. Seçici kurul tarafından yapılan incelemeler sonucunda belirlenen projeler sergide yer alırken, öne çıkan çalışmalar ödüllerle onurlandırılıyor. Bu süreç, mimarlık üretiminin yalnızca ödül alan projeler üzerinden değil, sergide yer alan geniş proje yelpazesi üzerinden değerlendirilmesine olanak tanıyor.</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" width="1024" height="412" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/03/mimara-1024x412.jpg" class="wp-image-79988" alt="Ulusal Mimarlık Sergisi ve Ödülleri için yeni dönem sergisi, modern ve yenilikçi mimarlık tasarımlar." srcset="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/03/mimara-1024x412.jpg 1024w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/03/mimara-300x121.jpg 300w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/03/mimara-768x309.jpg 768w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/03/mimara-1043x420.jpg 1043w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/03/mimara-150x60.jpg 150w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/03/mimara-696x280.jpg 696w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/03/mimara-1068x430.jpg 1068w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/03/mimara-600x242.jpg 600w, https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/03/mimara.jpg 1366w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /> </figure>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Önemli de Bir Arşiv</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Ulusal Mimarlık Sergisi ve Ödülleri yalnızca bir ödül programı olmanın ötesinde, Türkiye’de mimarlık üretiminin gelişimini izlemeye imkân veren önemli bir arşiv işlevi de görüyor. Farklı dönemlerde üretilen projelerin bir araya gelmesi, mimarlık ortamındaki tasarım yaklaşımlarını ve güncel eğilimleri görünür kılıyor. Yeni dönemde de programın amacı, mimarlık alanındaki üretimi belgelemek, nitelikli projeleri öne çıkarmak ve mesleki tartışma ortamını güçlendirmek olarak tanımlanıyor. Sergi kapsamında bir araya gelen çalışmalar, Türkiye’de mimarlığın farklı ölçeklerde nasıl üretildiğini gösteren kapsamlı bir panorama sunuyor.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ekoyapidergisi.org/ulusal-mimarlik-sergisi-ve-odulleri-icin-yeni-donem/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>BIG Londra Ofisinde Sesler Yükseliyor!</title>
		<link>https://ekoyapidergisi.org/big-londra-ofisinde-isten-cikarma-protestosu/</link>
					<comments>https://ekoyapidergisi.org/big-londra-ofisinde-isten-cikarma-protestosu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editör]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 08 Feb 2026 21:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EDİTÖRÜN SEÇİMİ]]></category>
		<category><![CDATA[HABER]]></category>
		<category><![CDATA[BIG Londra işten çıkarma]]></category>
		<category><![CDATA[Bjarke Ingels Group protesto]]></category>
		<category><![CDATA[çalışan hakları]]></category>
		<category><![CDATA[mimarlıkta çalışan hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Sürdürülebilir Mimarlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ekoyapidergisi.org/big-londra-ofisinde-isten-cikarma-protestosu/</guid>

					<description><![CDATA[BIG’in Londra ofisindeki işten çıkarma kararı, "yıldız mimarlık" vizyonunun ardındaki kırılgan istihdam modelini ve mesleki güvence sorunlarını yeniden tartışmaya açıyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<figure><img decoding="async" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/02/big1_1770296331.jpg" data-image="35y1ghe4x047"></figure>
<p><strong>Dilhan Hız</strong></p>
<p>Dünya çapında ikonik projelere imza atan Bjarke Ingels Group (BIG), bugünlerde iddia yüklü&nbsp;mimari projeleriyle değil, Londra ofisindeki çalışanların yükselen sesiyle gündemde. Ofisin küçülme kararı ve beraberinde gelen işten çıkarma planı, çalışanların örgütlü bir protesto hazırlığına girişmesine neden oldu. Bu durum, dev ofislerin sürdürülebilirliği üzerine inşa edilen o kusursuz imajın, ekonomik dalgalanmalar karşısında ne kadar savunmasız olduğunu da acı bir biçimde&nbsp;kanıtlıyor. Londra gibi yüksek maliyetli bir merkezde, tasarımcıların sadece estetik üretimle değil, temel iş haklarıyla verdikleri bu mücadele, endüstrinin geleceği için bir dönüm noktası niteliğinde.</p>
<figure><img decoding="async" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/02/big2_1770296340.jpg" data-image="rdmgijbxfed8"></figure>
<p><strong>Sorgulayıcı Bakış: Tasarım Gücü mü, Operasyonel Zafiyet mi?</strong>&nbsp;</p>
<p>Mesele sadece birkaç mimarın işini kaybetmesi değil tabii; asıl konu,&nbsp;dev ölçekli ofislerin &#8220;büyüme odaklı&#8221; modellerinin kriz anlarında nasıl birer &#8220;yıkım projesine&#8221; dönüştüğü. BIG gibi markalar, yaratıcılığı kurumsal bir hiyerarşi içinde paketlerken, bu sistemin en alt katmanındaki üreticilerin feda edilebilir hale gelmesi mesleki etiği sorgulatıyor. Londra ofisindeki bu direniş, mimarlık pratiğinin sadece çizim masasında değil, sosyal ve ekonomik adalet zemininde de yeniden tasarlanması gerektiğini haykırır nitelikte.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ekoyapidergisi.org/big-londra-ofisinde-isten-cikarma-protestosu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mimarlıkta Öze mi Dönüyoruz?</title>
		<link>https://ekoyapidergisi.org/mimarlikta-oze-mi-donuyoruz/</link>
					<comments>https://ekoyapidergisi.org/mimarlikta-oze-mi-donuyoruz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editör]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Feb 2026 21:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EDİTÖRÜN SEÇİMİ]]></category>
		<category><![CDATA[MAKALE]]></category>
		<category><![CDATA[2026 mimari trendler]]></category>
		<category><![CDATA[döngüsel mimarlık]]></category>
		<category><![CDATA[rammed earth]]></category>
		<category><![CDATA[sıkıştırılmış toprak mimari]]></category>
		<category><![CDATA[Sürdürülebilir Mimarlık]]></category>
		<category><![CDATA[terrakotta]]></category>
		<category><![CDATA[yeşil mimari]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ekoyapidergisi.org/mimarlikta-oze-mi-donuyoruz/</guid>

					<description><![CDATA[Betonun soğuk kusursuzluğundan sıkılan modern mimari, çareyi yine ayağının altındaki kadim hazinede buldu sanki. 2026, toprağın en asil yapı malzemesi olduğunu hatırladığımız bir milat olabilir mi?]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<figure><img decoding="async" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/02/earth-mimari_1770017305.jpg" data-image="v44lsxleunxq"></figure>
<p><strong>Dilhan Hız</strong></p>
<p>Yüzyıllar boyunca kerpiç ve taşla kurulan o sessiz ve güçlübağ, bugün modern mühendisliğin rafine dokunuşuyla yeniden sahnede. Günümüzde &#8220;sürdürülebilir mimarlık&#8221; dediğimizde, sadece karbon ayak izini hesaplayan teknik bir tablodan değil; toprağın dokusunu, rengini ve nefes alma kabiliyetini yapının kalbine yerleştiren bir felsefeden bahsediyoruz. Sıkıştırılmış toprak (rammed earth), bu felsefenin en somut karşılığı&#8230;</p>
<p><strong>Kusurlu Mükemmellik: Bir Malzeme Olarak Toprak</strong></p>
<p>Her şeyden önce, rammed earth ile çalışırken kusursuzluk akıldan çıkarılmalı. Malzeme,&nbsp;fabrikasyon yüzeylerin o plastik kusursuzluğuna meydan okuyor. Bu binaların duvarlarına baktığınızda, her bir katmanda işçinin emeğini, toprağın nemini ve zamanın ritmini görebiliyorsunuz. Her katman, adeta binanın geçmişini anlatıyor. 2026 tasarım ödüllerinde öne çıkan pek çok proje, bu &#8220;sedimanter&#8221; görünümü bir gizleme çabasıyla değil, aksine en büyük estetik unsur olarak sergiliyor. Toprağın içindeki terrakotta, kum sarısı ve yanık turuncu gibi doğal pigmentler, mekanın ruhuna hiçbir boyanın veremeyeceği o sıcaklığı ve derinliği katıyor.</p>
<figure><img decoding="async" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/02/rammed-earth_20230519_023446170_1770018166.jpg" data-image="o5xw1ar9lm8x"></figure>
<p><strong>Yaşayan Duvarlar: Estetiğin Ötesinde Bir Performans</strong></p>
<p>Peki, bu malzemenin haysiyeti nereden geliyor? Sadece güzel görünmesinden değil, aynı zamanda yapının &#8220;akciğeri&#8221; gibi çalışmasından. Sıkıştırılmış toprak duvarlar, termal kütle kapasiteleri sayesinde gündüzün sıcağını emip geceye saklıyor, iç mekanın nemini doğal bir süzgeç gibi dengeliyor. Bu durum, yüksek teknoloji ürünü yalıtım katmanlarının yapaylığına karşı doğanın verdiği en akılcı cevap aslında. Bir bina, inşa edildiği araziyle sadece komşu olmamalı; o arazinin bir uzantısı, oradan filizlenmiş bir organizma gibi görünmeli. İşte toprak mimarisi, yapıyı arazinin bir parçası kılan o görünmez bağı somutlaştırıyor.</p>
<p><strong>Döngüsel Mimari</strong></p>
<p>Plastikleşen ve hızla tüketilen bir dünyada, toprağın bu dürüst estetiği gerçek bir lüksü temsil ediyor bana sorarsanız. Üstelik bu lüks, doğaya borçlanarak değil, onunla iş birliği yaparak elde ediliyor. Ömrünü tamamladığında arkasında moloz yığınları değil, yine saf toprak bırakan bir yapı hayal edin. 2026 yılı, bu döngüsel tasarım anlayışının marjinal bir tercih olmaktan çıkıp, mimarlığın ana aksına yerleştiği yıl olacak.&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ekoyapidergisi.org/mimarlikta-oze-mi-donuyoruz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>American Architecture Awards’ta Kazananlar Belli Oldu</title>
		<link>https://ekoyapidergisi.org/american-architecture-awards-ta-kazananlar-belli-oldu/</link>
					<comments>https://ekoyapidergisi.org/american-architecture-awards-ta-kazananlar-belli-oldu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editör]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 11 Jan 2026 21:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[HABER]]></category>
		<category><![CDATA[American Architecture Awards]]></category>
		<category><![CDATA[Chicago Athenaeum]]></category>
		<category><![CDATA[Sürdürülebilir Mimarlık]]></category>
		<category><![CDATA[sürdürülebilir tasarım]]></category>
		<category><![CDATA[yeşil mimari]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ekoyapidergisi.org/american-architecture-awards-ta-kazananlar-belli-oldu/</guid>

					<description><![CDATA[American Architecture Awards’ın son edisyonunda ödüller sahiplerini buldu. Konut, kültürel yapı ve kamusal alan ölçeğinde seçilen projeler, mimarlığın bugün geldiği noktayı net biçimde ortaya koyuyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<figure><img decoding="async" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/02/american-institute-of-architects-awards-2025_dezeen_2364_col_6-1704x1313_1768203471.jpg" data-image="9n6xme3oyfnb"></figure>
<p>ABD merkezli Chicago Athenaeum tarafından düzenlenen American Architecture Awards, bu yıl da geniş bir coğrafyadan projeleri aynı masada buluşturdu. Ödül alan yapılar arasında büyük ölçekli kamusal projeler kadar, bulunduğu çevreyle kurduğu ilişkiyi önceleyen mütevazı yapılar da öne çıktı. Jürinin tercihleri, mimarlığın artık yalnızca “iyi görünen” değil, <strong>iyi çalışan</strong>, dayanıklı ve sosyal karşılığı olan çözümler üretmesini beklediğini gösteriyor. Özellikle kamusal alanlarda esneklik, doğal ışık kullanımı ve malzeme sadeliği dikkat çekerken; birçok projede iklimle uyumlu tasarım kararlarının neredeyse sessizce, gösterişsiz biçimde çözüldüğü görülüyor.</p>
<p>Bu yılki ödüller aynı zamanda mimarlıkta bir ruh hâline işaret ediyor. İkonik formların yerini, bulunduğu kente eklemlenen, çevresiyle çatışmayan ve kullanıcıyı merkeze alan yaklaşımlar alıyor. Eğitim yapıları, kültür merkezleri ve kentsel dönüşüm projelerinde öne çıkan ortak dil ise oldukça tanıdık: Daha fazla kamusal temas, daha az kapalı mimarlık. Kısacası American Architecture Awards, mimarlığın bugün “ne kadar büyük” olduğuyla değil, <strong>ne kadar anlamlı</strong> olduğuyla ölçüldüğünü bir kez daha hatırlatıyor.</p>
<p>Ödül listesine bakıldığında mimarlığın artık geleceği parlatmakla değil, bugünü onarmakla ilgilendiği açıkça görülüyor. Bu da şu soruyu beraberinde getiriyor: Yeni mimarlık yıldız peşinde mi, yoksa gerçekten işe yarar çözümlerin mi? Görünen o ki cevap ikincisine doğru hızla kayıyor.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ekoyapidergisi.org/american-architecture-awards-ta-kazananlar-belli-oldu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Aura Design Studio, Dünyanın En İyi 100 Mimarlık Stüdyosu Arasında</title>
		<link>https://ekoyapidergisi.org/aura-design-studio-dunyanin-en-iyi-100-mimarlik-studyosu-arasinda/</link>
					<comments>https://ekoyapidergisi.org/aura-design-studio-dunyanin-en-iyi-100-mimarlik-studyosu-arasinda/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editör]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 14 Dec 2025 21:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[HABER]]></category>
		<category><![CDATA[Aura Design Studio]]></category>
		<category><![CDATA[Luxury Lifestyle Awards]]></category>
		<category><![CDATA[Mimar Filiz Cingi Yurdakul]]></category>
		<category><![CDATA[Sürdürülebilir Mimarlık]]></category>
		<category><![CDATA[sürdürülebilir tasarım]]></category>
		<category><![CDATA[Top 100 Architects of the World Listesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ekoyapidergisi.org/aura-design-studio-dunyanin-en-iyi-100-mimarlik-studyosu-arasinda/</guid>

					<description><![CDATA[Luxury Lifestyle Awards’ın her yıl açıkladığı “Top 100 Architects of the World” listesine bu yıl Aura Design Studio da girdi.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<figure><img decoding="async" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/02/1765522498_DSCF4681_1765530578.jpeg" data-image="62v4tm2sprsl"></figure>
<p>Aura Design Studio’nun bu düzeyde bir değerlendirmede yer alması, stüdyonun mimari yaklaşımında benimsediği yenilikçi tasarım çizgisinin uluslararası arenada da karşılık bulduğunu gösteriyor. Stüdyo, geliştirdiği projelerde yalnızca estetik unsurları değil; çevresel sürdürülebilirliği, modern yaşamın ihtiyaçlarını ve kullanıcı psikolojisini önceleyen bütüncül mimari perspektifiyle öne çıkıyor</p>
<p><strong>Aura Design Studio Kurucu Mimarı Filiz Cingi Yurdakul</strong>: “Bu listeye seçilmek bizim için büyük bir gurur. Tasarım anlayışımızın uluslararası ölçekte karşılık bulması, ekibimizin yaratıcılığını ve vizyonunu daha da ileri taşımamız için ciddi bir motivasyon sağlıyor. Biz mimarlığı sadece bir yapı üretme pratiği olarak değil, yaşamı dönüştüren, yaşam kalitesini artıran ve kullanıcı deneyimini merkezine alan bir tasarım kültürü olarak ele alıyoruz. Her projemizde doğaya, sürdürülebilirliğe ve insan odaklı tasarıma duyduğumuz bağlılıkla hareket ediyoruz. Bu nedenle uluslararası jüri tarafından böyle prestijli bir listede değerlendirilmek, doğru yolda olduğumuzun güçlü bir göstergesi. Önümüzdeki dönemde hem Türkiye’de hem de global ölçekte daha etkili, yenilikçi ve özgün projeler üretmeye devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ekoyapidergisi.org/aura-design-studio-dunyanin-en-iyi-100-mimarlik-studyosu-arasinda/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>8. Uluslararası Yeşil Binalar ve Şehirler Zirvesi Gün Sayıyor</title>
		<link>https://ekoyapidergisi.org/8-uluslararasi-yesil-binalar-ve-sehirler-zirvesi-gun-sayiyor/</link>
					<comments>https://ekoyapidergisi.org/8-uluslararasi-yesil-binalar-ve-sehirler-zirvesi-gun-sayiyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editör]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 27 Nov 2025 21:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[HABER]]></category>
		<category><![CDATA[ÇEDBİK]]></category>
		<category><![CDATA[çevre dostu yapılar]]></category>
		<category><![CDATA[Mimar Gözüyle Sürdürülebilirlik]]></category>
		<category><![CDATA[Sürdürülebilir Mimarlık]]></category>
		<category><![CDATA[Uluslararası Yeşil Binalar ve Şehirler Zirvesi]]></category>
		<category><![CDATA[yeşil binalar konferansı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ekoyapidergisi.org/8-uluslararasi-yesil-binalar-ve-sehirler-zirvesi-gun-sayiyor/</guid>

					<description><![CDATA[Çevre Dostu Yeşil Binalar Derneği tarafından her yıl düzenlenen 8. Uluslararası Yeşil Binalar ve Şehirler Zirvesi 9 Aralık’ta İstanbul’da gerçekleştirilecek.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<figure><img decoding="async" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/02/Gorsel_1_1764323180.jpg" data-image="mnlg8vg6um8r"></figure>
<p>Çevre Dostu Yeşil Binalar Derneği’nin (ÇEDBİK) her yıl düzenlediği &#8220;Uluslararası Yeşil Binalar ve Şehirler Zirvesi’’nin 8’incisi T.C. Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı destekleriyle 9 Aralık 2025 tarihinde İTÜ Ayazağa Kampüsü’ndeki Süleyman Demirel Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilecek.</p>
<p>‘Sıfırın İnşası: Riskten Fırsata’ ana temasıyla düzenlenecek zirvede ‘Riskten Fırsata: Ufukta Ne Var?’, ‘Gayrimenkulün Yeşil Vizyonu’, ‘İklim Finansmanında Riskler ve Fırsatlar’, ‘Sürdürülebilirlik için Akıllı Çözümler, ‘Mimar Gözü ile Sürdürülebilirlik’ olmak üzere 5 kritik konu masaya yatırılacak.</p>
<p>Sektör uzmanları ve paydaşlarının bir araya geleceği etkinlikte alanında uzman 40’a yakın konuşmacı, dünya gündemini belirleyen 5 seçilmiş konu özelinde gün boyu fikir alışverişinde bulunacak. Uluslararası Yeşil Binalar ve Şehirler Zirvesi bu yıl 450’ye yakın katılımcı ile 100’ün üzerinde kurum ve kuruluşu buluşturacak. </p>
<p><strong><em>Sektörün Geleceği Beş Kritik Oturumda Masaya Yatırılacak</em></strong></p>
<p>Zirvede sürdürülebilirliğin geleceğini şekillendiren kritik başlıklar, alanında uzman 40’a yakın konuşmacı tarafından ele alınacak. </p>
<p>Açılış oturumu <strong>“Riskten Fırsata: Ufukta Ne Var”</strong> ÇEDBİK Başkanı Dr. Emre Ilıcalı moderatörlüğünde gerçekleşecek. Panelde Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Mesleki Hizmetler Genel Müdürü Banu Aslan, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı İklim Değişikliği Başkanı Prof. Dr. Halil Hasar, Türkiye Çevre Ajansı (TÜÇA) Başkanı Nurullah Öztürk ve İstanbul Proje Koordinasyon Birimi (İPKB) Direktörü Yalçın Kaya ile çevresel risklerin yönetsel bakış açısıyla nasıl fırsata dönüştürülebileceğini tartışacak. Ardından gerçekleşecek <strong>“Gayrimenkulün Yeşil Vizyonu” </strong>panelinde, sürdürülebilirlik çerçevesinde gayrimenkul sektöründeki risklerin, yeni iş modellerine ve fırsatlara nasıl dönüştüğü; ÇEDBİK Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı ve Vekili Mehmet Sami Kılıç moderatörlüğünde Ziraat GYO Genel Müdürü Peyami Ömer Özdilek, GYODER Yönetim Kurulu Başkanı Neşecan Çekici ve Türkiye İMSAD Yönetim Kurulu Başkan Vekili Ferdi Erdoğan ve Yıldız Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi’nden Doç. Dr. Serhat Başdoğan tarafından değerlendirilecek.</p>
<figure><img decoding="async" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/02/Gorsel_3_1764323191.jpg" data-image="k3bf4ulsugn0"></figure>
<p><strong>“İklim Finansmanında Riskler ve Fırsatlar”</strong>
isimli üçüncü panel ise TSKB Gayrimenkul Değerleme Genel Müdürü Makbule Yönel Maya moderatörlüğünde gerçekleşecek. Panelde T.C. Çevre, Şehircilik ve İklim değişikliği Bakanlığı Dış Kaynaklı Yatırım Daire Başkanı Esra Turan Tombak, Garanti BBVA Konut Finansmanı Direktörü Songül Yeşilçimenli, Kalkınma Yatırım Bankası Yönetim Kurulu Başkanı Seçil Yıldız yeşil dönüşümün finansal araçlar üzerinden nasıl destekleneceğini tartışacak. <strong>“Sürdürülebilirlikte Akıllı Çözümler”</strong>
oturumu ARUP Direktörü Timurhan Timur moderatörlüğünde; İTÜ Sürdürülebilir Kalkınma Uzmanlık Eğitim Koordinatörü Prof. Dr. Hatice Ayataç, Sabri Paşayiğit Mimarlık Kurucu Ortağı Sabri Paşayiğit, YES-TR Eğitim Koordinatörü Prof. Dr. Özlem Özçevik ve Formula International Genel Müdür Yardımcısı Cevahir Sevimli ile bina ölçeğinden şehir düzeyine uzanan akıllı ve çevreci çözümler ele alınacak. &nbsp;</p>
<p>Zirvenin kapanış oturumu <strong>“Mimar Gözüyle Sürdürülebilirlik”</strong> ise ÇEDBİK Yönetim Kurulu Üyesi Buğrahan Şirin moderatörlüğünde; Mimar Murat Tabanlıoğlu ve Felsefeci Dücane Cündioğlu tarafından mimarinin dönüştürücü gücü ve sürdürülebilir yaşam felsefesi üzerine ilham verici bir sohbetle tamamlanacak. </p>
<figure><img decoding="async" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/02/Dr.Emre_Ilicali_Gorsel_1764323207.jpg" data-image="8pgewtkv1xgl" width="322.66666666666663" height="484" style="width: 322.667px; height: 484px;"></figure>
<p><strong><em>‘Geciken her adım riski artırıyor’</em></strong></p>
<p><strong>ÇEDBİK Başkanı Dr. Emre Ilıcalı</strong>, son dönemde yaşanan ekonomik ve jeopolitik dalgalanmaların sürdürülebilirlik çalışmalarını gölgelediğine dikkat çekerek şunları söyledi:<br>
“İklim krizi, diğer tüm krizlerden bağımsız olarak ilerlemeye devam ediyor.<br>
Sürdürülebilirlikte atılan her adımın gecikmesi; artan maliyetler, büyüyen riskler ve daha zor yönetilecek bir gelecek anlamına geliyor. Yapı sektörü bu mücadelenin en kritik alanlarından biri. Zirve, sektörün ortak akılla ilerlemesi için çok önemli bir fırsat sunuyor.”</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ekoyapidergisi.org/8-uluslararasi-yesil-binalar-ve-sehirler-zirvesi-gun-sayiyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Norman Foster ile Kentsel Dayanıklılık ve Tasarımın Geleceği Üzerine</title>
		<link>https://ekoyapidergisi.org/norman-foster-ile-kentsel-dayaniklilik-ve-tasarimin-gelecegi-uzerine/</link>
					<comments>https://ekoyapidergisi.org/norman-foster-ile-kentsel-dayaniklilik-ve-tasarimin-gelecegi-uzerine/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editör]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 16 Oct 2025 21:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[RÖPORTAJ]]></category>
		<category><![CDATA[dünyaca ünlü mimarlar]]></category>
		<category><![CDATA[foster and partners]]></category>
		<category><![CDATA[norman foster röportajı]]></category>
		<category><![CDATA[proje]]></category>
		<category><![CDATA[sir norman foster]]></category>
		<category><![CDATA[Sürdürülebilir Mimarlık]]></category>
		<category><![CDATA[tasarım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ekoyapidergisi.org/norman-foster-ile-kentsel-dayaniklilik-ve-tasarimin-gelecegi-uzerine/</guid>

					<description><![CDATA[Dünyaca ünlü mimar Norman Foster, dünyanın dört bir yanında inşa ettiği yapılarla, şehirlerin fiziksel ve zihinsel dayanıklılığını yeniden tanımlıyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<figure><img decoding="async" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/02/norman-foster11_1760683349.jpg" data-image="ex6441591bz7"></figure>
<p>Sir Norman Foster’ı tanımayanınız yoktur. Yaşadığımız dönemin mimarlık alanında öncü isimlerinden biri O. Kendisiyle tasarımın toplumsal işlevi, teknolojinin dönüştürücü etkisi ve krizlerden doğan yenilikler üzerine yapılan keyifli bir röportajı sizler için derledik…</p>
<p><strong>Sir Norman, sizce şehirlerin dönüşümünü mimarlık nasıl yönlendiriyor?</strong></p>
<p>Şehirler her zaman krizlerle sınanmıştır. Londra yangınından Lizbon depremine kadar tarihteki her yıkım, daha akıllı, daha dayanıklı kent biçimlerini doğurdu. Bugün de benzer bir dönemdeyiz: iklim krizi, enerji verimliliği, toplumsal değişim… Mimarlığın görevi, bu dönüşümleri anlamlı yapısal cevaplara dönüştürmek. Dayanıklılık sadece malzeme kalitesiyle değil, düşünce esnekliğiyle de ilgilidir.</p>
<p><strong>Bu bağlamda sürdürülebilirlik sizin için ne ifade ediyor?</strong></p>
<p>Ben sürdürülebilirliği bir sonuç değil, bir süreç olarak görüyorum. Bina ömrünün başlangıcından yıkımına kadar tüm döngüyü kapsayan bir zeka meselesidir bu. Enerji verimliliği, doğal ışığın kullanımı, havalandırma sistemleri, hatta yapı malzemesinin üretim zinciri… Hepsi tasarımın parçası. Eğer bina kendi çevresiyle konuşabiliyorsa, sürdürülebilirdir.</p>
<figure><img decoding="async" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/02/norman_foster22_1760683369.jpg" data-image="0ad628ctg0py"></figure>
<p><strong>Reichstag projeniz, bu yaklaşımın sembolü sayılıyor.</strong></p>
<p>Evet, çünkü orada hem sembolik hem teknik anlamda şeffaflığı aradık. Kubbenin formu, parlamentonun halkın gözünün önünde çalıştığını temsil ederken, aynı zamanda doğal havalandırma sisteminin bir parçası. Enerji performansını yükseltiyor, yapay soğutma ve aydınlatma ihtiyacını azaltıyor. Yani estetik, sembolizm ve mühendislik aynı noktada buluşuyor.</p>
<p><strong>Teknolojiyle ilişkiniz her zaman güçlü oldu. Bugün yapay zekâ bu dengeyi nasıl değiştiriyor?</strong></p>
<p>Yapay zekâ, tasarım sürecini hızlandırıyor ama onu insansızlaştıramaz. Eskiden bir cephe formunu çizmek günler sürerdi, şimdi saniyeler içinde üç boyutlu olarak görebiliyoruz. Bu harika bir araç. Ama hangi formun doğru olduğunu, hangi malzemenin mekânı “nefes alır” kıldığını hâlâ bizler, yani insanlar belirliyoruz. Ben YZ’yi yaratıcılığın değil, sezginin yardımcısı olarak görüyorum.</p>
<p><strong>Peki, günümüzde iyi bir mimari tasarımın temel unsurları neler olmalı sizce?</strong></p>
<p>Öncelikle bağlam: bulunduğu yerin kültürünü, iklimini, enerjisini anlamak. Ardından esneklik: binalar sadece bugünün değil, geleceğin de ihtiyaçlarına cevap verebilmeli. Ve son olarak şeffaflık — hem fiziksel hem kavramsal anlamda. Gün ışığını, hava akışını, kamusal ilişkiyi içeri almak&#8230; Bina, kendi içinde değil, çevresiyle birlikte yaşamalı.</p>
<figure><img decoding="async" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/02/norman-foster33_1760683384.jpg" data-image="7gpm7qrkywi6"></figure>
<p><strong>Genç mimarlara ne söylemek istersiniz?</strong></p>
<p>Merak duygusunu asla kaybetmeyin. Her ölçek değerlidir. Küçük bir köprü, büyük bir kent planlaması kadar öğretici olabilir. Başarısızlık, bir mimar için en dürüst öğretmendir. Ve daima kullanıcıyı dinleyin — bina insan içindir, ego için değil.</p>
<p><strong>Bugün sizi hâlâ motive eden şey ne?</strong></p>
<p>Yeni teknolojilerle doğayı uzlaştırmak. Betonun, camın ve çeliğin artık sadece strüktürel değil, çevresel anlamlar taşıdığı bir dönemdeyiz. Mimarlık hâlâ dünyayı değiştirebilir. Benim için heyecan verici olan da bu inanç.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ekoyapidergisi.org/norman-foster-ile-kentsel-dayaniklilik-ve-tasarimin-gelecegi-uzerine/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mimarlık, Sadece Yapılar Değil, Yaşam Biçimleri Önerir</title>
		<link>https://ekoyapidergisi.org/mimarlik-sadece-yapilar-degil-yasam-bicimleri-onerir/</link>
					<comments>https://ekoyapidergisi.org/mimarlik-sadece-yapilar-degil-yasam-bicimleri-onerir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editör]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 05 Oct 2025 21:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[RÖPORTAJ]]></category>
		<category><![CDATA[Beeoffice]]></category>
		<category><![CDATA[Burcu Sevinç]]></category>
		<category><![CDATA[Mimarlık]]></category>
		<category><![CDATA[Sürdürülebilir Mimari]]></category>
		<category><![CDATA[Sürdürülebilir Mimarlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ekoyapidergisi.org/mimarlik-sadece-yapilar-degil-yasam-bicimleri-onerir/</guid>

					<description><![CDATA[M﻿imarlık sadece bina yapmak değildir... Bu cümleyi pek çok kez duymuş olmalıyız ancak mimar Burcu Sevinç’in mesleki yaklaşımında bu söz gerçekten yerini buluyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>Mimarlık sadece bina yapmak değildir&#8230; Bu cümleyi pek çok kez duymuş olmalıyız ancak mimar Burcu Sevinç’in mesleki yaklaşımında bu söz gerçekten yerini buluyor. Beoffice’in kurucu ortağı, mimar ve aynı zamanda eğitmen olan Sevinç, mimarlığı bir düşünüş tarzı, toplumsal sorumluluk ve etik bir yaklaşım olarak ele alıyor. Bu röportajda; mimarlık eğitiminden kadın olmanın meslekteki zorluklarına, sürdürülebilirlik kavramının ne denli derinlikli olduğundan uluslararası bir ödülün heyecanına kadar pek çok konuyu konuştuk.&nbsp;</strong></p><figure><img decoding="async" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/02/burcu_sevinc_yilmaz_1761564519.jpg" data-image="uulumdmg2jho"></figure>
<p><strong>İstanbul’da çeşitli mimarlık ofislerinde çalıştınız ve 2016-2017 yılları arasında Emre Arolat Architects’te mimar olarak görev aldınız. Emre Arolat Architects’te mimar olarak çalışmak size neler kattı? Bu dönemin sizi hem entelektüel hem mesleki anlamda nasıl şekillendirdiğini düşünüyorsunuz?&nbsp;</strong></p>

<p>Emre Arolat Architects’te geçirdiğim dönem, mesleki yolculuğumda bir dönüm noktasıydı. Bu ofiste kısa bir süre dahi olsa çalışmak, yalnızca teknik becerilerimi değil, mimarlık mesleğine dair kavramsal yaklaşımımı da derinden etkiledi. Birbirinden farklı ölçeklerde ve fonksiyonlarda çeşitli işlerin içinde bulunma fırsatı yakalamış olmak, mimarlığın sadece yapı üretimi değil, aynı zamanda bir düşünme biçimi olduğunu daha iyi kavramama olanak tanıdı.</p>
<p>Emre Arolat’ın mimarlığı ele alış biçimi, bağlamla kurduğu özgün ilişkiler, malzeme seçimindeki titizlik ve mekânın deneyimlenişine verdiği önem, kendi tasarım yaklaşımımın şekillenmesinde önemli bir referans noktası oldu. Hâlen o yıllardan ve ofiste geçirdiğim süreçten bahsederken Emre Arolat Mimarlığı bir mimarlık okulu olarak tanımlar, geçirdiğim sürecin benim için yoğun eğitsel arka planından bahsederim. Bu süreçte çok yönlü düşünme, eleştirel bakış geliştirme ve tasarımın entelektüel arka planını sorgulama alışkanlıkları kazandım.</p>
<p>Elbette belirtmeden geçemeyeceğim önemli bir nokta daha var. Burada geçirdiğim süreç, Rıfat Yılmaz ve Süleyman Yıldız ile tanışma ve birlikte çalışma fırsatını bana vererek, 2017 yılında kurduğumuz Beoffice’in temellerini oluşturdu.</p>
<figure><img decoding="async" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/02/BEEOFFICE_2_1759743615.png" data-image="99jtjlt3lsfp"></figure>
<p><strong>Türkiye’de mimarlık mesleğinde kadın olmanın getirdiği avantajlar ve zorluklar sizce neler? Sizin bu anlamda kişisel deneyimlerinizden doğan gözlemleriniz var mı? Mimarlık dünyasında daha fazla kadının söz sahibi olabilmesi sizce neler yapılmalı?&nbsp;</strong></p>
<p>Bu yüzyılda, bu dünya da ve toplumlarda hâlen herhangi bir meslek grubunu “kadın” kimliği üzerinden sorguluyor olmak sızı yaratıyor. Mesleği erkek üzerinden düşünmüyoruz veya meslekte umut vadeden erkekler diye bir ödül yok örneğin. Virginia Woolf, 1929 yılında kimlik ve varoluş üzerine düşüncelerini belirttiği Kendime Ait Bir Oda kitabında şöyle diyor: “Sadece kabuğumu delebilmem için çelikten pençelerim ve pirinçten gagam olmalıydı.” Woolf, o yıllarda kadınların yazar, sanatçı, düşünür olarak var olabilmeleri için sıradan bir azim değil; neredeyse doğaya aykırı bir güç, direnç ve dayanıklılık gerektiğini anlatıyor. Toplumun erkek egemen yapısının içinde, kadınların kendilerini ifade edebilmek için adeta savaşmak zorunda kaldıklarını söylüyor. Bu, kadın olmanın zorluklarını ve bu zorluklara karşı ne denli güçlü bir duruş gerektiğini mecazi bir dille ortaya koyuyor. O 1929 yılından bahsediyor, bense — sanki, ne yazık ki — benzer hislerle 2025.</p>
<p>Türkiye’de mimarlık mesleğinde kadın olmak, hem görünmez bariyerlerle mücadele etmeyi hem de bu mesleği dönüştürme gücüne sahip olmayı aynı anda içeriyor. Çelikten pençeler ve pirinçten gaga ile kabuğu kırabiliriz, yeni ve çok daha iyi olasılıklar yaratabiliriz. Kadın mimarlar olarak tasarım süreçlerinde, şantiyelerde ya da karar alma mekanizmalarında zaman zaman cinsiyete dayalı önyargılarla karşılaşabiliyoruz. Bu durum, bireysel olarak özgüvenli ve dirençli olmayı zorunlu kılarak öğretiyor. İstisnalar yok mu? Elbette var. Profesyonel olarak geçen 10 küsur senede çok duyarlı, cinsiyetçi bir tutum sergilemekten imtina eden işverenlerle de karşılaştım; kendileriyle çalışmak da her zaman çok daha verimli oldu.</p>
<p>Öte yandan, kadın mimarların empati yeteneği, çok yönlü düşünme becerisi ve ayrıntılara gösterdiği özen gibi niteliklerin proje üretiminde değerli katkılar sağladığını düşünüyorum. Bu özellikler yalnızca estetik değil, aynı zamanda insan odaklı ve sürdürülebilir mekânlar üretme konusunda da belirleyici olabiliyor.</p>
<p>Kendi deneyimimden yola çıkarak söyleyebilirim ki, farklı zorluklara rağmen kadın olmanın sağladığı bakış açısı tasarım sürecime her zaman derinlik kattı. Kadınların mimarlık dünyasında daha fazla söz sahibi olabilmesi için kadın liderliğinde tasarım platformlarının desteklenmesi ve toplumsal cinsiyet eşitliğini gözeten mesleki politikaların hayata geçirilmesi gerektiğine inanıyorum. Ayrıca, başarı hikâyelerinin görünür kılınması, genç kadın mimarlar için ilham verici bir zemin oluşturacaktır.</p>
<figure><img decoding="async" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/02/BEEOFFICE_3_1759743703.png" data-image="so3shfxqzune"></figure>
<p><strong>Sürdürülebilirlik günümüz mimarlığının en çok konuşulan kavramlarından biri. Ama sizce mimarlık gerçekten doğaya verdiği zararın bedelini ödeyebilir mi? Ya da mimarlığın doğaya karşı böyle bir borcu ödeyebileceğine inanmak, biraz fazla iyimser bir çaba mı?&nbsp;</strong></p>
<p>Bu çok derinlikli bir soru. Bir kez daha, bu kez okuyan herkese ben sormak isterim: Sizce ödeyebilir mi?Yürüdüğümüz yollarda dahi izlerimiz kalırken, yaşamın kendisi evrende izler bırakırken, bence bütünüyle ödeyebileceğimize inanmak çok iyimser bir bakış açısı olarak kalır. Çünkü inşa etmenin kendisi zaten doğaya bir müdahale anlamına geliyor. Ancak bu gerçekle yüzleşmek, mimarlığın tamamen elini çekmesi gerektiği anlamına da gelmiyor. Aksine, bu durum mimarlığa daha sorumlu, daha ölçülü ve daha bütüncül bir yaklaşım geliştirme sorumluluğu yüklüyor. Öncelikle, sürdürülebilirlik kavramını bugün pek çoklarının kullandığı bir “pazarlama stratejisi” veya bir “etiket” olmaktan çıkarmalı; kavramın özünü düşünerek tasarım kimliğimizi ve stratejilerimizi dönüştürmeliyiz. Hatta üst yönetimlerce bunun zorunlu kılınması gerektiğini, bu konuda çeşitli teşviklerin hayata geçirilmesi gerektiğini de düşünüyorum. Sürdürülebilirlik sadece enerji verimliliği ya da malzeme seçimiyle sınırlı değil; bir yapının yaşam döngüsünü, çevresiyle kurduğu ilişkiyi, hatta sosyal adaleti gözeten bir yaklaşımla ele alınmalı. Bu da ancak mimarlığın doğaya karşı bir borcu olduğunu kabul ederek ve bu borcu hafifletmeye çalışarak mümkün olabilir.</p>
<figure><img decoding="async" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/02/BEEOFFICE_4_1759743730.png" data-image="dfqg5xqa31ns"></figure>
<p><strong>Beoffice’i 2017 yılında Rıfat Yılmaz ve Süleyman Yıldız ile kurdunuz. Sürdürülebilirlik ve çevresel duyarlılık Beoffice’in tasarım anlayışında ne kadar yer alıyor? Özellikle bu konuda projelerinizde somut olarak ne tür uygulamalar yapıyorsunuz?</strong></p>
<p>Beoffice’i, Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesi Kampüs Tasarım Yarışması’ndan aldığımız 1.’lik ödülünün vesilesiyle kurduk. Daha öncesinde zaten aynı mimarlık ofisinde çalışan ekip arkadaşları idik ve birlikte çeşitli ölçek ve fonksiyonlarda üretimler yapmış, bazılarının inşa süreçlerini yakından takip ederek hayata geçtiğini görmüştük. Hatta bazı projeleri, yaşam döngülerinin içinde, bu kez kullanıcı kimliğiyle deneyimleme ve tüm süreci çeşitli yönleri, eleştirel bakış açılarıyla tartışma fırsatı bulmuştuk.</p>
<p>Beoffice’i kurarken, ölçek veya işlev fark etmeksizin, yalnızca estetik ya da fonksiyonel çözümler üretmeyi değil; aynı zamanda çevresiyle dengeli ilişkiler kuran yapılar tasarlamayı hedefledik. Sürdürülebilirlik bizim için bir sonuç değil, tasarım sürecinin başından itibaren var olan bir öncelik. Hatta çoğunlukla projeye başladığımız andan itibaren “sürdürülebilirlik bağlamında sözümüz ne?” gibi bir soru sormaksızın, mimari düşünsel arka planımızda zaten var olan ve bizi bu bilinçle yönlendiren bir öncelik. Dolayısıyla bu kavram Beoffice’in tasarım anlayışında merkezde duruyor; yalnızca çevresel değil, sosyal ve ekonomik sürdürülebilirlik anlamında da kapsayıcı bir yaklaşımla ele alıyoruz.</p>
<p>Her bir projeyi; zaman, mekân, iklim, insan, malzeme, kullanım-kullanıcı gibi akla gelebilecek tüm yönleriyle ele alıyor ve uzun analiz, araştırma, sorgulama ve tartışma süreçleri geçiriyoruz. Projenin bulunduğu yere ait olması, bunu yaparken kentle ve kültürle iyi ilişkiler kurmasına ve hatta gelecek projeksiyonda çevresini de dönüştürmesine, referans olabilmesine çabalıyoruz. Pasif enerji tasarımı ilkelerini uygulamaya çalışıyor; doğal havalandırma, gün ışığı kullanımı ve yerel malzeme tercihine öncelik veriyoruz. Bunun yanında geri dönüştürülebilir ya da düşük karbon ayak izine sahip malzemeler kullanmaya özen gösteriyoruz.</p>
<p>Sürdürülebilirliğin ölçülebilir ve tekrarlanabilir bir değer olması için sürekli öğreniyor, araştırıyor ve tasarımlarımızı bu bilgilerle güncelliyoruz. Çünkü inanıyoruz ki mimarlık, sadece yapılar değil, aynı zamanda yaşam biçimleri önerir. Ve bu yaşam biçimleri doğaya saygılı olduğu ölçüde geleceğe umut verebilir.</p>
<figure><img decoding="async" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/02/BEEOFFICE_4_1759743751.png" data-image="hnco1uhhy3at"></figure>
<p><strong>Beoffice olarak, 2025 Haziran ayında Europe 40 Under 40 ödülünü kazanmak büyük bir başarı. Avrupa’nın en iyi 40 genç mimarı arasında yer almak sizi nasıl etkiledi? Avrupa gibi geniş bir coğrafya da Türkiye’yi temsil etmek sizin için ne ifade ediyor?&nbsp;</strong></p>
<p>Europe 40 Under 40 ödülünü almak, ekip olarak yürüttüğümüz çalışmaların uluslararası ölçekte karşılık bulduğunu görmek açısından son derece anlamlıydı. Bizler için, ölçek fark etmeksizin, her iş biricik ve her işe harcanan emek de biricik. Bu ödül sadece mimari üretimimizin beğenildiğini değil, aynı zamanda temsil ettiğimiz değerlerin — çevresel duyarlılık, bağlamla kurulan güçlü ilişki ve kullanıcı odaklı tasarım gibi — daha geniş bir coğrafya da yankı bulduğunu gösterdi. Uzunca sorgulamalar, tartışmalar ve mesailerle geçen, bir meslek tanımından ziyade bizler için bir yaşam biçimini ifade eden, yapmaya çalıştığımız mimarlığın ödüllendirilmesi ilham verici. Bu ödül sadece bir başarı değil, aynı zamanda bulunduğumuz coğrafyanın, kültürel çeşitliliğin ve mimarlığa kattığımız özgün perspektifin görünür olması anlamına geliyor. Mimarlığın evrensel dilini konuşurken, yerelden gelen referansları da korumanın ne kadar değerli olduğunu bu süreçte bir kez daha gördük.</p>
<p>Bu ödül bize yalnızca cesaret değil, aynı zamanda daha büyük bir motivasyon kazandırdı. Umarım hem kadın, hem genç meslektaşlarım için de umut vadedici bir ödül olarak okunur, onlara da ilham kaynağı olur.</p>
<p><strong>2010 yılından bu yana ulusal ve uluslararası tasarım atölyeleri düzenleyerek Türkiye’nin farklı kentlerinde ve Afrika’da atölye serisi gerçekleştirdiniz. </strong><strong>Afrika’daki atölyelerde özellikle hangi temalar üzerinde duruyorsunuz? Bu temalar mimarlık pratiğinizde nasıl bir yer tutuyor?&nbsp;</strong></p>
<p>2010 yılında Yıldız Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi’ne başladım. Sanıyorum, mesleğimizin çok yönlü, çok kültürlü, araştırma ve sorgulama ile beslenen bir yapısı olduğunu ilk kez okulun ilk günü, tanışma dersinde fark ettim. Üniversite eğitiminde, öğrenci–öğretmen ve öğrenci–öğrenci arasındaki informal öğrenme biçiminin çok kıymetli olduğunu düşünüyorum. Bu yıllarda dönem arkadaşlarımızla birlikte çeşitli öğrenci yarışmalarına katıldık ve bazı ödüllere layık görüldük. Bu süreç yalnızca üretmek değil, öğrendiğimizi aktarma isteğini de beraberinde getirdi. Bu motivasyonla Bursa’da bir köy okulunda çocuklarla birlikte, geri dönüşüm malzemeleriyle çevre sorunlarına yönelik çözümler üzerine maket çalışmaları yaptığımız bir atölye düzenledik. Aynı yıl, Yıldız’da çeşitli sponsorların desteğiyle, malzeme bilgimizi artırmaya yönelik atölyeler organize ettik. 2014 yılında AIESEC değişim programı ile Tunus’a giderek üç ay boyunca yerel öğrencilerle kent, mimarlık, ekoloji ve turizm üzerine atölye çalışmaları yürüttüm. Beoffice olarak da İstanbul’da üniversite öğrencileriyle söyleşiler ve atölyeler düzenleyerek karşılıklı öğrenme ortamları yaratmaya devam ettik. Bugün bu paylaşım pratiği, Bursa Uludağ Üniversitesi’nde proje stüdyosu yürütücüsü olarak sürüyor. Bu etkileşimler elbette ki bizim mimarlık pratiğimizi de besliyor. Biz sadece bildiklerimizi aktarmıyoruz; aynı zamanda yeni fikirler ediniyor, farklı bakış açılarıyla besleniyor ve her defasında yeniden öğreniyoruz. Bana ve Beoffice’e ifade alanı yarattığınız için ben teşekkür ederim.&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ekoyapidergisi.org/mimarlik-sadece-yapilar-degil-yasam-bicimleri-onerir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Josephine Michau ile Sürdürülebilir Mimarlık Üzerine*…</title>
		<link>https://ekoyapidergisi.org/josephine-michau-ile-surdurulebilir-mimarlik-uzerine/</link>
					<comments>https://ekoyapidergisi.org/josephine-michau-ile-surdurulebilir-mimarlik-uzerine/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 23 Sep 2025 21:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[RÖPORTAJ]]></category>
		<category><![CDATA[Kopenhag Mimarlık Bienali Direktörü Josephine Michau]]></category>
		<category><![CDATA[mimarlık röportajı]]></category>
		<category><![CDATA[şehir planlaması]]></category>
		<category><![CDATA[Sürdürülebilir Mimarlık]]></category>
		<category><![CDATA[sürdürülebilir şehircilik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ekoyapidergisi.org/josephine-michau-ile-surdurulebilir-mimarlik-uzerine/</guid>

					<description><![CDATA[Kopenhag Mimarlık Bienali Direktörü Josephine Michau, mimarlığın günümüzde iklim krizinden, sosyal adalet ve aktivizme kadar uzanan bir mücadele alanı olduğuna dikkat çekiyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<figure><img decoding="async" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/02/bienal11_1758699563.jpg" data-image="f6fcztgx4g5k"></figure>
<p><strong>Dilhan Hız / dilhan@ekoyapidergisi.org</strong></p>
<p><strong>Yeni düzenlediğiniz Bienal’in teması “Slow Down (Yavaşla)”. Bu temayı seçmenizin ardındaki temel düşünce nedir?</strong></p>
<p>Son yıllarda “Great Acceleration” dediğimiz dönemin günlük hayatlarımızda, şehirlerde, mimaride nasıl baskılar yarattığını gözlemledim. Nüfus artışı, enerji tüketimi, doğa kaynaklarının sürdürülemez kullanımı… Her şey daha hızlı, daha fazla, daha aşırı. Biz “yavaşlama” sağlamanın kaçınılmaz olduğunu düşünüyoruz. Sorun artık yavaşlamak isteyip istememek değil; nasıl yavaşlayacağımız. Mimarlığın, zaman, değer ve sorumluluk kavramlarını yeniden düşünmesi gerekiyor.</p>
<p><strong>Bienal’i önceki festivallerden ayıran en önemli farklar nelerdir?</strong></p>
<p>Öncelikle süreyi uzatıyoruz: yıllık bir festivalden bienale geçerek, meselelerle daha derin ve sürekli olarak uğraşma şansımız oldu. Yerel bağlamla olan ilişkiyi sıkılaştırmak istiyoruz -Kopenhag’ın yapılı çevresi, sosyal dokusu- ama aynı zamanda uluslararası aktörlerle, disiplinlerle de ilişkiler kurmak gerekiyor. Ayrıca kapsam çok daha geniş: mimarlar değil, şehir halkı, politikacılar, sosyologlar, antropologlar gibi farklı alanlarda çalışanlar da dahil. Bu etkinlik sadece bir mimari gösteri değil; toplumsal ve ekolojik krizlerin mimarlık tarafından ne ölçüde üstlenilebileceğinin sorgulanması.</p>
<p><strong>Mimarlığın sürdürülebilirlik, biyolojik çeşitlilik kaybı ve kaynak israfı gibi krizlerle başa çıkmasında bienal aracılığıyla somut olarak ne gibi değişimleri öngörüyorsunuz?</strong></p>
<p>Bienal’in pratik bileşeni çok önemli. Örneğin “Slow Pavilions” adı verilen, geri dönüştürülmüş malzemeden yapılmış, etkinlik sonrası parçalarının yeniden kullanılacağı pavyonlar oluşturduk. “Inside Out, Downside Up” gibi örnekler, mimari üretimin kalıcı izler bırakmayan, daha hafif, daha düşünülmüş yaklaşımlar sunuyor. Yani teorik tartışmaların ötesine geçip nasıl yapı yaparız, malzemeyi nasıl seçeriz, şehir planlamasında hangi kararlar alınmalı gibi somut önerileri üretmek istiyoruz.</p>
<p><strong>Bu değişimler için mimarlık sektörü dışında kimlerin dahil olması gerekiyor?</strong></p>
<p>Herkes. Yapı sektörü, kesinlikle önemli bir sorumlu; sera gazı emisyonlarının, atık üretimin ve biyoçeşitlilik kaybının büyük kısmı buradan geliyor. Ama mesele sadece bunlarla sınırlı değil. Politikacılar, hukukçular, finans sektörü, kamu sağlığı ile ilgili uzmanlar, mahalle sakinleri—her paydaştan ses almak gerekiyor. Mimarlığı yalnızca teknik bir meslek olarak görmek yerine kültürel bir güç olarak ele almalıyız; şehirleri ve çevremizi kuran, sürdüren bir güç.</p>
<p><strong>Bienal sonrası için hedefleriniz neler? Bu iyi niyet önerilerini gerçeğe dönüştürmek mümkün mü?</strong></p>
<p>Bienal sadece bir başlangıç. Etkinliklerin, sergilerin, tartışmaların ardından önerilerin takipçisi olacağız. Kanun yapıcılarla işbirliği, politika önerileri oluşturma gibi adımlar planlıyoruz. Kopenhag’ın politik kültürünün karar mercilerine erişimdeki açıklığı buna el veriyor. Ayrıca bu yaklaşımı başka şehirlerde de model olarak yaygınlaştırmak istiyoruz. Mimarlıkta hızın değil, kalıcılığın ve bilincin değer kazandığı bir döneme geçmek mümkün bence.</p>
<p><strong>Son olarak, “aktivizm” kavramını mimarlık çerçevesinde kullanırken ne demek istiyorsunuz?</strong></p>
<p>Aktivizm deyince aklıma ilk gelen sert çatışma değil; yavaş ama sürekli bir itki. Biz “yumuşak aktivistler” olmaya çalışıyoruz -radikal önerileri küçümsemeden; ama aynı zamanda pratik adımları, gündelik etkileri de önemsiyoruz. Mimarlık, sokakta, evlerde, malzeme seçiminde, şehir planlamasında bir fark yaratabilir. Aktivizm, büyük ideallerin sadece bildirgeyle kalmayıp yaşayan projelere dönüşmesi demek.</p>
<p><strong>*</strong>Bu
röportaj Dezeen’de Cajsa Carlson imzasıyla yayınlanmıştır. </p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ekoyapidergisi.org/josephine-michau-ile-surdurulebilir-mimarlik-uzerine/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
