<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" >

<channel>
	<title>Sürdürülebilirlik, mimari, yeşil yapı &#8211; EkoYapı Dergisi</title>
	<atom:link href="https://ekoyapidergisi.org/tag/surdurulebilirlik-mimari-yesil-yapi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://ekoyapidergisi.org</link>
	<description>Sorumlu Mimarlık ve Yapı Platformu</description>
	<lastBuildDate>Thu, 19 Feb 2026 13:25:38 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/03/cropped-ekoyapi_logo-32x32.png</url>
	<title>Sürdürülebilirlik, mimari, yeşil yapı &#8211; EkoYapı Dergisi</title>
	<link>https://ekoyapidergisi.org</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Adnan Kazmaoğlu&#8217;na sorduk&#8230;</title>
		<link>https://ekoyapidergisi.org/adnan-kazmaoglu-na-sorduk/</link>
					<comments>https://ekoyapidergisi.org/adnan-kazmaoglu-na-sorduk/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editör]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 24 Jun 2013 21:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[RÖPORTAJ]]></category>
		<category><![CDATA[Sürdürülebilirlik, mimari, yeşil yapı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ekoyapidergisi.org/adnan-kazmaoglu-na-sorduk/</guid>

					<description><![CDATA[İyi bir mimari kurgu, bütün teknik donatıları ile doğruysa o fevkalade bir mimari yapıdır. Ancak ekolojik ve iklimsel kavramlara, enerji tasarrufuna, sürdürülebilir malzeme tasarımlarına önem vererek mimari tasarımların bütünleşir bir sonuca ulaşması lazı]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>
	 <img decoding="async" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/02/1386258840_Untitled-41.jpg" alt="" style="float: right; margin: 0px 0px 10px 10px;">Adnan Kazmaoğlu: &#8220;İyi bir mimari kurgu, bütün teknik donatıları ile doğruysa o fevkalade bir mimari yapıdır. Ancak ekolojik ve iklimsel kavramlara, enerji tasarrufuna, sürdürülebilir malzeme tasarımlarına önem vererek mimari tasarımların bütünleşir bir sonuca ulaşması gerekmektedir.&#8221;
</p>
<hr>
 <strong><span style="color: #76923c;">‘Sürdürülebilir Mimarlık’ eğitimi ülkemizdeki ilgili fakültelerde bir disiplin içerisinde verilmiyor. Siz bir mimar olarak mimarlığın sürdürülebilir ve ekolojik boyutu ile ilgili bilgi birikimine nasıl sahip oldunuz?</span></strong><br>
   ‘Sürdürülebilir Mimarlık’ benim üniversitede olduğum dönemde kavram olarak yoktu ancak yapıların doğayla uyumu ile ilgili konulara değinilirdi. İstanbul Teknik Üniversitesi’inde bu konulara ağırlık veriliyordu.. Mimar Sinan Üniversitesi’nde şehircilik kürsüsü ekoloji ve sürdürülebilirlik konuları genel çerçeveden öğrencilerine sunar hala geldiler. Ama yeterli olduğunu söylemek mümkün değil. Ben  son yıllarda iki dönem Mimar Sinan Üniversitesi’nde proje hocalığı yaptım. Projelerde sürdürülebilirlik konularına değindiğimiz zaman gördük ki öğrencilerin bu konulardaki bilgisi yeterli değil. . Dolayısıyla günümüzde mimarlık eğitiminin içerisinde kapsamlı  şekilde işlenilmesi gereken bir kavram ‘Sürdürülebilir Mimari’. <br>
   Ders olarak okutulmasının yanı sıra, öğrencilerin bu konulardaki uygulamalara da dahil edilmesi gerekiyor. Çünkü birebir görmeden, uygulamadan bir yapının ekolojik formatlarının neler olabileceğini anlamak çok mümkün değil. En azından öğrencilere staj kapsamında da olsa bir uygulama’nın  belli oranlarda içinde olmasının sağlanması gerekli.Örneğin yıllar önce Sarıkonaklar Projesini yaparken ısı yalıtımı konusu gündeme geldiğinde daha mantolama nedir bilinmiyordu. Sadece mavi köpük vardı ve levhaları filesi yoktu. Mavi köpükle uyumlu olabilecek malzemeleri piyasadan bularak oluşturduk ve uyguladık. O yıllarda enerji tasarrufu, ısı yalıtımı ve yapının kendisinin fiziki olarak sürdürülebilir olması kavramı yoktu. Biz yalıtım ile birlikte ısı ekonomisi, enerji ekonomisi ile başladık bu bilgi birikimini yapmaya ve literatürle de bağımızın olduğu için projelerimizde de uygulamaya çalıştık. Fakat bu döneme kadar çok az uygulayabildik genel anlamda bir ekolojik projeyi. Bir yerleşkede veya bir yapıda uygulama şansı çok sınırlıydı. Bu dönemde ve sonrasında sürdürülebilir mimariye bakış çok farklılaşacak ve kesinlikle mimarlık eğitiminin içine kapsamlı bir şekilde alınması  gerekiyor.<br>
 <br>
 <img decoding="async" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/02/1386258871_yenipafta3_1.jpg" style="width: 667px;"><strong><span style="color: #76923c;">Mimarlık sürdürülebilir inovasyon için önemli bir arena diyebiliriz. Konut sektöründeki hızlı gelişim sürdürülebilir, çevreci ve yenilikçi tasarımları hayata geçirmek için iyi bir fırsat. Mimaride sürdürülebilir tasarım aşamalarından bahsedebilir misiniz? </span></strong><br>
   Türkiye’de sürdürülebilir, çevreci ve yenilikçi tasarımları adım adım hayata geçirebiliyoruz. Mimari anlamda sürdürülebilirliğin uygulanması belki de sanayiden hatta kentin başka fonksiyonlarından da daha önemli. Çünkü yaşamımızın çoğu konutlarda ve ofislerde geçiyor ve en çok enerji tüketimi de bu alanlarda oluyor. Biz, özellikle tasarladığımız binaları gerçekten önce fiziki olarak sürdürülebilir yapmaya çalışıyoruz. Bu birinci önceliğimiz. Mesela öyle bir aks sistemi oluşturuyoruz ki, o bina rezidans veya konut ise ofise rahatlıkla dönüşebiliyor. Ofis ise otele dönüşebiliyor. Tasarladığımız ve uyguladığımız bütün yerleşim projelerinde buna dikkat ediyoruz. Diyelim ki inşa edilen yapı 10 sene sonra, değişen trendlerden dolayı, ofisten konuta çevrilmek isteniyor. Kolaylıkla, işleyişini etkilemeden ve hatta bölücüler kullanmadan konuta çevirebiliyoruz. Yapıların sürdürülebilir olması için bu şekilde temel bir iskelet olması gerekiyor ve bunu yapmak çok önemli. İkincisi bunun standardize edilmesi. Bütün çevrenin daha kolay inşa edilmesini ve kalıp ekonomisini sağlıyor. Fiziki olarak bunları yapmaya çalışırken ekolojik kavramlar çerçevesinde de çözümler üretmeye çalışıyoruz, enerji tasarrufundan su tasarrufuna kadar giden çözümlemeler… Aynı zamanda bahçe peyzaj düzenlemelerinde de bulunduğu bölgenin bitkilerini kullanmaya özen gösteriyoruz ve aydınlatmasında da fotovoltaik panellerden elde edilen enerjiyi kullanıyoruz. İstanbul’da bir yerleşke yapıyorsak arap palmiyesi kullanmıyoruz. Bu çerçevede aynı zamanda bilinçlenmeyi tetikleyen bir örnek vermek istiyoruz orada yaşayacak olanlara. Yaptığımız bazı projelerde küçük hobi bahçeleri oluşturuyoruz ve böylece hem çocukların hem de ailelerin doğayla bağlantı kurmasını sağlıyoruz. Mesela rüzgar gülü örnekleri yapıyoruz ve bunu insanların çevre bilincine yönelten bir unsur olarak kullanıyoruz. Tabi bu uygulamalar biraz maliyetli uygulamalar ama günümüzde talebin de artmasıyla bu tip uygulamalara olan yaklaşım da değişmeye başladı. Çok doğru olmasa da reklam unsuru olarak kullanılmaya başlanması bir şekilde bilincin artmasına yardımcı oluyor.  <br>
 <br>
 <span style="color: #76923c;"><strong>Turizmin yarattığı fırsatlar kadar doğal çevreye verdiği zararlar da bilinen bir gerçek. Sürdürülebilir Turizm kavramının sıkça konuşulduğu bu günlerde çevreye duyarlı otel mimarisi nasıl kurgulanmalıdır? Bu noktada yatırmcıya düşen görevler nelerdir?</strong></span><br>
 <br>
   Yıllar önce sanırım 75’lerde Alanya Antalya arasında uluslar arası bir planlama yarışma açılmıştı ve bizim üniversitedeki hocalarımız kazanmıştı yarışmayı. Prof. Dr. Mehmet Çubuk ve Y.Mimar Ersen Gürsel ekibi ve bütün o bölgeyi çevreyi ve ekolojiyi gözeten bir anlamda planlamışlardı. <br>
   Deniz, orman alanları, dağların ele alınışı ve arka taraftaki göller ile birlikte çok güzel ve doğal bir turizm alanı olacaktı ve o yıllardaki eğilim de bu yöndeydi. Kazanan bir proje olmasına rağmen daha sonrasında Turizm Bakanlığı projeyi uygulamadı ve şu ana kadar gelen tesadüfî yapılanma ile o bölge bu günkü haline aldı. Bir diğer bölge Bodrum/Muğla’nın Mazı Köyü. Sanırım 2000’lerin başıydı ve biz bu bölgede bir proje kurgulamıştık. Yanında antik kent olan araziye tasarladığımız proje, antik kente dokunmadan arazide kaybolan bir mimari kurguya sahipti. Maalesef bizim projemiz de uygulanmadı. Daha sonrasında başka projeler yapıldığını gördük o bölgeye ve çok üzüldük. Hatta Bodrum Mimarlar Odası itirazda bulunmasına rağmen yapılanma devam etti ve sanırım hala mahkemesi devam ediyor. Bunun gibi bölgelerin kamusal alanlar olması gerekirken birileri geliyor gelişi güzel yerler yapıyorlar ve kimse de hesabını sormuyor. Önce temel planlamaya bir çözüm getirilmesi gerekiyor ki yatırımcıya düşen görevler belirlenebilsin.<br>
 <br>
 <span style="color: #76923c;"><strong>İnsan sağlığının yapı ile olan etkileşimi ile ilgili düşüncelerinizi bizimle paylaşır mısınız?</strong></span><br>
 <br>
<p>
	   Bio yapı denilince aklıma binalarla yaşayan organizmalar geliyor. Örneğin Kanada’da rutubetlenmeden dolayı bir binayı yıkıp yeniden inşa etmişlerdi. Bunun gerekçesi ise rutubetlenmeden dolayı oluşan mantarların insan sağlığına zarar veriyor olmasıydı. Bu konuya çok hakim olmamakla birlikte; binanın nefes alıyor olması, kendini temizliyor olması, insan sağlığına zarar vermemesi ve içinde yaşayan insanlar ile yaşadıkları alan arasındaki bütünsel ilişki diyebilirim.
</p>
<p>
	<br>
	 <span style="color: #76923c;"><img decoding="async" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/02/1386258899_yenipafta16_1.jpg" style="width: 649px;"><strong>Yapıların çevreci ve insan sağlığına uygun olabilmesi için mevcut sertifika sistemlerinden birine sahip olmaları yeterli midir? Sertifika almak dışında başka neler yapılabilir?</strong></span><br>
	 <br>
	   Eğer binanın yapımında gerçekten sertifika standartlarına uygun hareket edilmiş ve tüm süreçler doğru yönetilmiş ise tabiki sertifikalı binalar önemlidir. Burada önemli olan sürdürülebilir yapılar inşa ediyor olabilmek. Doğaya ve insan sağlığına zarar vermeyen çevre dostu yapılar yapmak için sertifikaya değil bu bilincin oluşmasına ve doğru uygulanmasına ihtiyacımız var. Buna bir örnek vermek isterim. Sayın Turgut Cansever’in Bodrum’da doğaya zarar vermeden ve tamamen taşla inşa ettiği tatil köyü; yöresel mimarinin geleneksel biçimlerinin yeniden kurgulanmasıydı. Yeni ve eski malzemenin uyumlu birlikteliğinin sergilendiği tatil köyü sürdürülebilirliğe güzel bir örnek ve herhangi bir sertifikası yok.<br>
	 <br>
	 <strong><span style="color: #76923c;">Yeşil, sürdürülebilir, ekoloji gibi kavramlar son yıllarda hayatımıza yoğun olarak girdi ve farklı mecralarda bir çok şekilde tartışılıyor. Ülkemizde yapılan çalışmalarda bu kavramların doğru algılandığını ve uygulandığını düşünüyor musunuz? </span></strong><br>
	   Kavramların doğru algılanması mimarlardan çok bu yapılarda yaşayacak olan insanların bilinçlenmesiyle olacak. Bundan on sene öncesinde konut alacak olan insanların yaklaşımları ile günümüzdeki yaklaşımları arasında büyük farklar var. Ancak sayıları çok fazla olmasa da artık insanlar enerji tasarrufuna, su tüketimine, park, bahçe ve peyzaj düzenlemelerine önem vermeye başladılar. Kullanıcılardan bilinçli bir şekilde bu kavramlara talep artışı olursa müteahhitler de bu talebi karşılayabilecekleri yapıları inşa etmeyi arttıracaklar. Böylece biz mimarlar da sürdürülebilir projelerimizi daha çok hayata geçirebileceğiz.<br>
	 <br>
	 <span style="color: #76923c;"><strong>Sürdürülebilirlik ilkelerinin mimaride uygulanması konusunda kendilerini geliştirmeleri adına geleceğin mimarlarına tavsiyeleriniz nelerdir?</strong></span><br>
	 <br>
	   Sürdürülebilir ve ekolojik kavramların daha çok önem kazanması bağlamında sadece teknik konuların mimariyi biçimlendirmediğini bilmelerini isterim. İyi bir mimari kurgu, bütün teknik donatıları ile doğruysa o fevkalade bir mimari yapıdır. Ancak ekolojik ve iklimsel kavramlara, enerji tasarrufuna, sürdürülebilir malzeme tasarımlarına önem vererek mimari tasarımların bütünleşir bir sonuca ulaşması lazım. Küresel ısınmanın problemlerini gündelik olarak yaşamaya başladık. Mesleğimizde bu kavramları gözardı etmeden tasarım yapmalıyız. Geleceğin mimarlarına ve mimar adaylarına en önemli tavsiyem bu&#8230;<br>
	 <br>
	 <font color="#953734"><em>1948 yılında Manisa Akhisar’da doğan Adnan Kazmaoğlu, Devlet Güzel  Sanatlar Akademisi Yüksek Mimarlık Bölümü’nden 1975 yılında mezun oldu.  1975-1980 yılları arasında Yıldız Üniversitesi, Mimarlık Fakültesi,  ﬁehircilik Kürsüsü’nde asistan olarak görev yaptı. Kürsünün döner  sermaye grubunda kent planlama ve kent tasarımı projelerinde yer aldı.  1982-1987 yılları arasında serbest mimar olarak turizm kompleksi ve  konut yerleﬂimi projeleri gerçekleﬂtirdi. 1988’den 2000 yılına kadar,  Mutlu Çilingiroğlu’yla birlikte kurduğu MİAR Mimarlık Ltd. ﬁirketi’nde  sürdürdüğü mimarlık ve kentsel tasarım çalıﬂmalarına, 2000 yılından bu  yana Adnan Kazmaoğlu Mimarlık Araştırma Merkezi’nde devam etmektedir.</em></font><br>
</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ekoyapidergisi.org/adnan-kazmaoglu-na-sorduk/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mehmet Şenol&#8217;a sorduk&#8230;</title>
		<link>https://ekoyapidergisi.org/mehmet-senol-a-sorduk/</link>
					<comments>https://ekoyapidergisi.org/mehmet-senol-a-sorduk/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editör]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 24 Jun 2013 21:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[RÖPORTAJ]]></category>
		<category><![CDATA[Sürdürülebilirlik, mimari, yeşil yapı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ekoyapidergisi.org/mehmet-senol-a-sorduk/</guid>

					<description><![CDATA[Ekolojik mimarlık özünde mimarlığın bir alt dalı değildir. Bence mimarlığın özü ve kendisidir. Yapılarımızı üzerinde yaşadığımız şu gezegene inşaa ettiğimiz sürece de mimarlığı topoğrafyadan, ekolojiden ayrı düşünemeyiz.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>
	 <img decoding="async" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/02/1372072597_MEHMET-SENOL1.jpg" style="width: 238.079px; height: 159px; cursor: default; float: left; margin: 0px 10px 10px 0px;" alt="">Mehmet Şenol: &#8220;Ekolojik mimarlık özünde mimarlığın bir alt dalı değildir. Bence mimarlığın özü ve kendisidir. Yapılarımızı üzerinde yaşadığımız şu gezegene inşaa ettiğimiz sürece de mimarlığı topoğrafyadan, ekolojiden ayrı düşünemeyiz.&#8221;
</p>
<hr>
<p>
	 <span style="color: #76923c;"><strong>‘Sürdürülebilir Mimarlık’ eğitimi  ülkemizdeki ilgili fakültelerde bir disiplin içerisinde verilmiyor. Siz  bir mimar olarak mimarlığın sürdürülebilir ve ekolojik boyutu ile ilgili  bilgi birikimine nasıl sahip oldunuz?</strong></span><br>
	 Eğitim her zaman insanın kendi merak ve becerisi ile birlikte gelişir. Eğitim kurumları bu süreçte ancak yol gösterebiliyor. Ekolojik mimarlık, özünde mimarlığın bir alt dalı da değildir, bence mimarlığın özü ve kendisidir. Yapılarımızı üzerinde yaşadığımız şu gezegene inşa ettiğimiz sürece de mimarlığı topo€rafyadan, ekolojiden ayrı düﬂünemeyiz. Eğitim kurumları bu öz düşünceyi ne kadar takip edebilirlerse, misyonlarını da o kadar doğru aktarmış olacaklar. <br>
	 Ben Almanya’da Kiel Muthesius Hochschule ve Düsseldorf Güzel Sanatlar Akademisi&#8217;nde okudum, Kiel’deki okul Bauhaus felsefesinde eğitim veren bir okuldu, yani büyük atölyelerde heykeltraş, ressam, endüstriyel tasarımcılarla birlikte çalışma imkanı bulup, mimari formların ve malzemelerin dışına çıkıp farklı sanat alanlarında da araştırma  ve keşif yapma imkanı buluyordum. Bu sayede  piyasanın sunduğu yapı malzemelerinin dışına çıkıp, doğa ile uyumlu form ve materyelleri tanıma, insan ve canlı sağlığını dikkate alma alışkanlığı gelişti.<br>
	 <br>
	 <span style="color: #76923c;"><strong>Mimarlık sürdürülebilir inovasyon için  önemli bir arena diyebiliriz. Konut sektöründeki hızlı gelişim  sürdürülebilir, çevreci ve yenilikçi tasarımları hayata geçirmek için  iyi bir fırsat. Mimaride sürdürülebilir tasarım aşamalarından  bahsedebilir misiniz? </strong></span><br>
	 <br>
	 Mimaride ‘ekoloji’ kelimesi ne kadar gereksiz bir katma değer süslemesi ise, ‘sürdürebilir’ kelimesi de öyle bence. Üstelik ülkemizde bilgi kirliliği mağduru olmuş durumda. Doğru olan, doğal olan zaten öyle olması iken kullandığımız kavramlar bunlar. Bu nedenden soruya salt ‘mimari tasarım aşamaları olarak bakmak istiyorum. <br>
	 Öncelikle belirlenen yerde istenilen bir yapıya ihtiyaç varmı gerçekten? İstenen yapı belirlenen yere uygunmu? Yerin uygunluğu sadece topoğrafyanın uygunluğu ile cevaplandırılmamalı bence, aynı zamanda sosyo-kültürel etkileri bakımından da incelenmelidir.<br>
	 Yapıma bir defa karar verildiğinde ise, bölgenin iklim koşulları ve lokal doğal yapı malzemeleri ile enerji potansiyelleri ne ise ona göre tasarım süreci baﬂlar. Bence yapının ekolojik döngüler içerisinde kalarak yerine ait olabilmesi ve biyolojik olarak insan sağlığını koruyan bir organizmaya dönüşmesi doğrudur. Bu organizmayı yaratmak konut/rezidans dışında da düşünebildiğimiz tüm karma projelerde de  tasarlamak mümkündür.<br>
	 <br>
	 <span style="color: #76923c;"><strong>Turizmin yarattığı fırsatlar kadar  doğal çevreye verdiği zararlar da bilinen bir gerçek. Sürdürülebilir  Turizm kavramının sıkça konuşulduğu bu günlerde çevreye duyarlı otel  mimarisi nasıl kurgulanmalıdır? Bu noktada yatırmcıya düşen görevler  nelerdir?</strong></span><br>
	 <br>
	 Turistler hep ziyaret ettikleri bir bölge ise karakteristik doğasını, şehir ise geleneksel dokusunu, yani bulundukları yerin farklı dünyasını tanımaya çalışacaklardır. Bu tanımaya çalışma ise, genellikle kendi konfor ve güven ihtiyaçları çerçevesinde hareket ediyor. Otel mimarisinin çevreye duyarlı kalabilmesi için küçük ölçekte tesislere dönüﬂmesi doğru olur düşüncesindeyim. Yani anıtsal otel ve eğlence kampüsleri yerine, daha yaygın, adet olarak daha fazla, çeşitliliği bol, ama küçük birimler şeklinde. Bu yöntem turizmin yoğunlaştığı bazı dar alanların ekolojik tehtidlerden korunmasını da sağlayacak ve yatırımcılar içinde farklılaşma adına bir fırsattır.<br>
	 <br>
	 <span style="color: #76923c;"><strong>İnsan sağlığının yapı ile olan etkileşimi ile ilgili düşüncelerinizi bizimle paylaşır mısınız?</strong></span><br>
	 <br>
	 Yapı, insan bedenini saran, onu koruyan üçüncü bir ten gibidir. Birincisi olan cildimizin  üzerine giydiğimiz ikinci ten olan kıyafetleri de iklim koşullarına göre seçiyoruz. Hastalanmamak için, üşümemek için, terlememek için. Cildimiz doğal bir organizmadır ve en önemlisi nefes alır / verir. Bu biyolojik özelliği sayesinde sağlıklı kalırız. Bizi saran, içine sığındığımız ikinci ten olan olan giysilerimiz nefes almadığında, kendi terimizde ıslanır, boğulmaya başlarız. İşte yapıya da bu gözle bakmamız gerektiğini düşünüyorum. Bizi saran üçüncü bir deri gibi. Nefes alabilen, doğal malzemelerden birleşmiş biyolojik bir organizma olarak. Bunu temsil eden bilim dalı olarak ‘yapı biyolojisi’ bu anlamda son derece önemli ve eğitiminin verilmesinin kaçınılmaz olduğu bir alandır. <br>
	 Beton, çelik ve hava almayan cephe kaplamaları arkasında yaşıyorsak ve kanserojen gazlar açığa çıkaran boya ve yüzey malzemeleri sarmışsa etrafımızı, bunu mutlaka daha sağlıklı yapmanın yollarını bulmamız gerekiyor. Ve bu imkanlar var artık, sağlıksız olan bir yapıyı daha sağlıklı hale getirebiliyoruz günümüzde. Belki de sadece doğru bir doktora (mimara) gitmeniz gerekiyor!<br>
	 <br>
	 <span style="color: #76923c;"><strong>Yapıların çevreci ve insan sağlığına  uygun olabilmesi için mevcut sertifika sistemlerinden birine sahip  olmaları yeterli midir? Sertifika almak dışında başka neler yapılabilir?</strong></span><br>
	 <br>
	 Sertifika sistemlerinin yatırımcıların sürdürebilirlik konularında daha bilinçli olmasına fayda sağladığını düşünsemde, bu sadece sertifika almış olduğu için bir projenin bütünsel olarak çevreye uyumlu ve insan sağlığına uygun olduğu anlamına gelmiyor. Burada yapı biyolojisinin ve doğa algısının daha etkin şekilde gündeme gelmesi faydalı, hatta kaçınılmaz olacaktır. Örneğin tükettiği enerjiyi sürdürülebilir kaynaklardan temin etmeden önce, baştan az enerji tüketen bir mimari tasarım daha etkindir ki, sertifika sistemleri çoklukla bu ekonomik modelleme üzerine kurgulanmamıştır. Aynı şekilde biyolojik bir yapıda yaşamak sayesinde daha az hastalanıyorsak, bunun yarattığı ekonomik tasarruf döngüsü hesaba katılmamaktadır.  <br>
	 Bu ekonomilerin hangi coğrafyalarda bir ticarete dönüştüğü de dikkate değer bir konu. Özde çevre bilincinin ve doğa sevgisinin tabana yayılmış olduğu bu bölgelerdeki yapılaşmaya baktığımızda sertifika sisteminin hiç de yaygın olmadığını, zaten çünkü buna gerek duyulmadığını görüyoruz. <br>
	 <br>
	 <span style="color: #76923c;"><strong>Yeşil, sürdürülebilir, ekoloji gibi  kavramlar son yıllarda hayatımıza yoğun olarak girdi ve farklı  mecralarda bir çok şekilde tartışılıyor. Ülkemizde yapılan çalışmalarda  bu kavramların doğru algılandığını ve uygulandığını düşünüyor musunuz? </strong></span><br>
	 Bu kavramların zaten mimarlığın özünde olması gerekliliğine bir daha işaret etmek istiyorum. Ne yazık ki bugün Türkiye’deki bir çok inşaat yatırımcısı ve mimar projelerinin ekolojik ve doğal olduğunu düşünüyorsa da, bunun bir kavram suistimalinden öteye gidemediğine üzülerek tanık oluyorum. Sanırım, ekolojik bilginin ilerlemesi, çok daha hızlı ilerleyen inşaat sektörünün gerisinde kaldı ve bilgi kirliliğine dönüştü.   <br>
	 Bugün, inşaat malzemelerinin sağlıklılığından, vaad edilen yaşam alanları ile çevrelerine kadar, hiç bir şekilde kültürümüzün özünde yatan ‘mahale, komşu, aile ve özel yaşamalanı’ gibi elemanter ihtiyaçları karşılamamaktadır. Hem tensel hem tinsel bağlamda yaşam alanları yaratmak için birçok malzeme ve yöntem var, bunları bilinçli şekilde kullanıp tasarlarsak o zaman biyolojik bir organizma özelliğinde ‘sağlıklı bina‘ yaptık diyebiliriz.<br>
	 <br>
	 <span style="color: #76923c;"><strong>Sürdürülebilirlik ilkelerinin mimaride  uygulanması konusunda kendilerini geliştirmeleri adına geleceğin  mimarlarına tavsiyeleriniz nelerdir?</strong></span><br>
	 <br>
	 Günümüz kompleksitesinde sadece ‘mimar’ ünvanının yetersiz kaldığını düşünüyorum.  Bu bakımdan önemsediğim konu uzmanlaşmaktır. Genç mimar adayının kendi ilgi alanı doğrultusunda seçeceği uzmanlık alanı ne olursa olsun, meslek yaşamı süresince kendi tasarım öyküsüne ‘canlılar ve doğa ile ilişki’ sorusunu ilave ederek ilerlemesi önemlidir. Gezegenimizin insan türü için gelecekte de yaşanabilir kalması için kaçınılmaz bir gerçek bu. Yoksa insan olmadan da rahatça, belki de daha rahat dönmeye devam eder dünya…<br>
	 <br>
	 Geleceğin mimarlarına tavsiyem, ‘yapı – insan – çevre’ üçgenini doğru öğrenerek tasarımlarına entegre etmektir. Bu sayede bilgi kirliliğine karşı bilgi üretilebilmektedir. Bunu uygulayan topoğrafyalar olduğu kadar, bilge kurum ve kişiler de var. Yapılması gereken onları desteklemek, içlerinde yer almaktır. <br>
	 <br>
	 <em><span style="color: #953734;">1963 yılında İstanbul’da doğan Mehmet Şenol, 7 yaşında ailesi ile birlikte Almanya’ya gitti. Marangozluk eğitiminin ardından Muthesius-Hochschule Für Gestaltung Kiel’den mimar olarak mezun oldu ve Düsseldorf Güzel Sanatlar Akademisi’nde eğitimine devam etti.<br>
	 <br>
	 1997 yılında Marmara Adası’nda ‘ada art’ı kurdu, Berlin’de kendi sahibi olduğu ve yönettiği ‘Galeri Imago’ sanat galerisinde sanatın farklı dallarından sanatçılar ile etkinlikler düzenledi. <br>
	 <br>
	 1990-1999 yılı arasında RKW (Rhode Kellerman Wawrowsky) mimarlık ofisinde önce Düsseldorf sonra Berlin’de çalıştı ve sinema merkezleri, ofis binaları, rezidanslar ve çeşitli karma yapıların tasarımında ve uygulamalarında bulundu. 2006 yılında Ece Türkiye’de mimari departman yöneticisi olarak çalıştı.  <br>
	 <br>
	 2007 yılında kendi mimarlık ofisini kurdu ve projelerini farklı yapı disiplinleri ile işbirlikleri kurup geliştirdi. Günümüzde çalışmalarına, And Akman ile birlikte kurdukları eds-a (Ecological Design Solution and Architecture) da özellikle ekolojik mimari ve çevre üzerine devam ediyor.</span></em>
</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ekoyapidergisi.org/mehmet-senol-a-sorduk/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ece Ceylan Baba&#8217;ya Sorduk&#8230;</title>
		<link>https://ekoyapidergisi.org/ece-ceylan-baba-ya-sorduk/</link>
					<comments>https://ekoyapidergisi.org/ece-ceylan-baba-ya-sorduk/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editör]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 24 Jun 2013 21:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[RÖPORTAJ]]></category>
		<category><![CDATA[Sürdürülebilirlik, mimari, yeşil yapı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ekoyapidergisi.org/ece-ceylan-baba-ya-sorduk/</guid>

					<description><![CDATA[Mimarlığın sürdürülebilir ve ekolojik boyutu tasarımın çevreci bakış açısına sahip olmakla ilgili. Ortalama yapı ömrünün ellibeş altmış yıl olduğu düşünülürse bizler mimar olarak bir yapıyı tasarladığımızda bizden sonraki neslin aslında kentsel ortamını d]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>
	 <img decoding="async" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/02/1372073467_ECECEYLANBABA2.jpg" style="cursor: default; float: right; margin: 0px 0px 10px 10px;" alt="">Ece Ceylan Baba: &#8220;Mimarlığın sürdürülebilir ve ekolojik boyutu tasarımın çevreci bakış açısına sahip olmakla ilgili. Ortalama yapı ömrünün ellibeş altmış yıl olduğu düşünülürse bizler mimar olarak bir yapıyı tasarladığımızda bizden sonraki neslin aslında kentsel ortamını da hazırlamış oluyoruz. Bunun sorumluluğunun çok iyi farkında olmak gerektiğini düşünüyorum. Kente eklediğimiz, eklemlediğimiz, kazandırdığımız yapıların bu kazanım gerçekleşirken neler götürdüğünü de hesaplıyor olmamız lazım. Ben sürdürülebilirliği böyle algılıyorum kendi penceremden. Sürdürülebilirlik o kadar geniş bir kavram ve o kadar aslında günümüzün klişesi haline geldi ki ben gerçek sürdürülebilirlik kavramının getirdiklerinin götürdükleri ile dengelemeye çalışmak olarak algılıyorum. Doğadan aldığımızı doğaya vermemiz gerektiğini düşünüyorum.
</p>

<hr>



<p>
	 Sürdürülebilir mimarlık eğitimi ülkemizdeki ilgili fakültelerde bir disiplin içerisinde veriliyor mu?  Siz bir mimar olarak mimarlığın sürdürülebilir ve ekolojik boyutu ile ilgili bilgi birikimine nasıl sahip oldunuz?
</p>



<p>
	 Mimarlık eğitimi genel anlamda tasarım disiplini eğitimi ve bende tasarımın felsefesini anlatıyorum öğrencilerime. Karşımdaki kişinin neyi tasarlayacağına kendisinin karar verip o alanda derinlemesine uzmanlaşmasını bekliyorum. Eğer bu alan ekolojik ve sürdürülebilir mimari ise bu yönde daha çok açılım yapmasına olanak sağlanmalı. Türkiye’deki eğitim sistemi buna tam entegre değil ama üniversitelerimiz şu anda bir akriditasyon süreci geçiriyorlar ve sistem şu anda daha çok, öğrencinin seçimine olanak sağlayan bir sisteme döndü. Zorunlu dersler aza indirildi, seçmeli derslerin sayısı arttırıldı ve öğrenciler ikinci sınıftan itibaren artık seçmeli derslerle eğitim görüyorlar. Bu da öğrencinin yönelmek istediği tarafa daha çok açılım yapmasını sağlıyor. Benim görev yaptığım Bahçeşehir Üniversitesi ve devletin mimarlık fakülteleri de bu sisteme geçtiler. Yeni üniversiteler de bu değişim sürecindeler. Devir bilgi devri değil artık çünkü günümüzde bilgiye ulaşmak çok kolay ve bu yüzden daha çok sorgulamaya, proje üretmeye ve uygulamaya yönelik eğitim modelleri oluşturmak daha doğru. Bu sistem henüz tam oturmuş değil ama başladı ve önümüzdeki yıllarda daha da iyi olacak.
</p>



<p>
	 Mimarlığın sürdürülebilir ve ekolojik boyutu tasarımın çevreci bakış açısına sahip olmakla ilgili. Ortalama yapı ömrünün ellibeş altmış yıl olduğu düşünülürse bizler mimar olarak bir yapıyı tasarladığımızda bizden sonraki neslin aslında kentsel ortamını da hazırlamış oluyoruz. Bunun sorumluluğunun çok iyi farkında olmak gerektiğini düşünüyorum. Kente eklediğimiz, eklemlediğimiz, kazandırdığımız yapıların bu kazanım gerçekleşirken neler götürdüğünü de hesaplıyor olmamız lazım. Ben sürdürülebilirliği böyle algılıyorum kendi penceremden. Sürdürülebilirlik o kadar geniş bir kavram ve o kadar aslında günümüzün klişesi haline geldi ki ben gerçek sürdürülebilirlik kavramının getirdiklerinin götürdükleri ile dengelemeye çalışmak olarak algılıyorum. Doğadan aldığımızı doğaya vermemiz gerektiğini düşünüyorum. Dünyanın hem ekolojik dengesinin hem de coğrafi ve fiziki dengelerinin sarsılmaması adına biz projelerimizde sürdürülebilirliği uyguluyoruz. Günümüz küresel dünyasında bu çok mümkün değil, çok fazla yapılaşma, çok fazla doğaya müdahale var ve yapı sektörüne büyük görev düştüğünü düşünüyorum. Kendi enerjisini kendi üretebilen, yeşil alanları maksimum kullanabilen ki yapı teknolojileri çok gelişti ve yapıların içerisinde bile yeşil alanlar kurgulanabiliyor. İç bahçeler, çatı bahçeleri gibi&#8230; Ben de projelerimde bu anlamda duyarlı olmaya ve yatırımcılarımızı / müşterilerimizi de bu alana yönlendirmeye özen gösteriyorum.
</p>



<p>
	 Mimarlık sürdürülebilir inovasyon için önemli bir arena diyebiliriz. Konut sektöründeki hızlı gelişim sürdürülebilir, çevreci ve yenilikçi tasarımları hayata geçirmek için iyi bir fırsat. Mimaride sürdürülebilir tasarım aşamalarından bahsedebilir misiniz? 
</p>



<p>
	 Sürdürülebilir bir tasarım aslında ilk fikir aşamasında başlıyor. Ben bu sistemin yapı inşa edilirken ya da tasarım bittikten sonra eklenebileceğini düşünmüyorum. Sonradan eklenmesinin göstermelik ya da yapay kurgular veya pazarlama unsuru olarak değerlendirilen kurgular olduğunu düşünüyorum. Ama tasarımın en başından yapı bu hassasiyetle tasarlanırsa, tasarımın formundan biçiminden tutun malzeme seçimine kadar doğru kurgulanırsa sürdürülebilir bir tasarım olur. Hatta sonrasında yapıyı kullanacak olanlara kadar sürdürülebilir olmasını gözetmeniz lazım ki gerçek anlamda sürdürülebilir olsun.
</p>



<p>
	 Turizmin yarattığı fırsatlar kadar doğal çevreye verdiği zararlar da bilinen bir gerçek. Sürdürülebilir Turizm kavramının sıkça konuşulduğu bu günlerde çevreye duyarlı otel mimarisi nasıl kurgulanmalıdır? Bu noktada yatırmcıya düşen görevler nelerdir?
</p>



<p>
	 Türkiye’de turizmin tam olarak profesyonelleştiğini düşünmüyorum. Turizmin bir çok dalı var; doğa turizmi, yaz turizmi, kayak turizmi gibi&#8230; Bu sınıflandırmaların hepsi mevsimlerin değişik periyodunu içeriyor. Demek oluyor ki bu periyod dışında o yapılar atıl kalıyor. Örneğin güneydeki yaz otelleri Mayıs ve Eylül ayları arasında işliyor ve bu dört ay haricinde sekiz ay boş kalıyor. Bu nedenle bence bu tür yapıların öyle bir tasarlanmasın ki atıl dönemlerinde de başka fonsiyonları olsun. Bir konferans salonu entegre edilerek kışın da yaşatılabilir olsun ya da dağ otelleri kış ayları haricinde dağ kampları, yaz okulları gibi başka tür eğitimlerle yazın da çalışıyor olsun. Bir yapı yaşadığı sürece nefes alır, yaşamadığı sürece çürür ve çevresini de çürütür. Sürdürülebilir turizm konusundaki görüşüm bu yönde.
</p>



<p>
	 İnsan sağlığının  yapı ile olan etkileşimi olarak tanımlayabileceğimiz yapı biyolojisi ile ilgili düşüncelerinizi bizimle paylaşır mısınız?
</p>



<p>
	 Ben yapıların canlı organizmalar olduğunu düşünüyorum. Biz mimarlar heykeltraş ya da ressam değiliz. Kendimize ait bir eser üretip onu bir yerde muhafaza edemiyoruz. Bizim tasarladığımız alanlar birilerinin yaşam biçimlerini belirliyor. Bu nedenle mimarlık yaşamla iç içe. Bir yapının içinde insan yaşamıyorsa o yapı yaşamıyor aslında. Nasıl canlı organizmaların biyolojisini inceliyoruz yapıların da bir biyolojisi var; bir yaşam döngüsü, bir kalbi, bir girişi bir çıkışı&#8230; Onları da canlı bir organizma gibi çözümleyebiliriz. Yapı biyolojisi denilince aklıma bunlar geliyor. Eğer bu alanda çalşmalarınız olursa ben de bu çalışmanın içinde seve seve yer alırım. Çünkü ben en başından itibaren mimarlığı böyle öğretiyorum öğrencilerime. Yaşayan bir şey ürettiğinizi bilin&#8230;
</p>



<p>
	 Yapıların çevreci ve insan sağlığına uygun olabilmesi için mevcut sertifika sistemlerinden birine sahip olmaları yeterli midir? Sertifika almak dışında başka neler yapılabilir?
</p>



<p>
	 Mutlaka sertifika almak, denetleniyor olmak güzel. Ama bunların mekanizmalarının nasıl işlediğini de iyi irdelemek lazım. Çevreci dediğimiz bina sadece birileri tarafından belli kriterlere göre değerlendirilmiş bir yapımıdır yoksa tasarımcının çevreye duyarlı olarak tasarlamış olması mıdır? Herhalde ikincisi. Mimar çevreci ise yapı zaten çevreci oluyor. Mimar çevreci olarak yaklaşmamış ise yatırımcı onu çevreci hale getirmeye çalışsa da çok gerçekçi olmuyor. O nedenle bu kararların sertifika sürecinin en başında tasarım ile birlikte başlatılması lazım ki yapı bittiğinde yatırımcının da tüm kriterleri doğru uyguladığından emin olmalı komisyon bu sertifikayı vermek için. Bina bittikten sonra sertifika alınması bana çok doğru gelmiyor.
</p>



<p>
	 Türkiye’de sertifikası olmayan ancak  sürdürülebilir bir yapı denildiğinde Bruno Taut’un birinci köprünün ayağındaki yapısı geliyor aklıma. İstanbul Boğazına yönlenmiş küçük bir kuş yuvasını andırır benim için. İncecik ayaklarla basar yere, altındaki bütün doğayı korur ve içine çeker, temiz havayı mekanlarında hissedersiniz adeta. Ölçeği de tam insan ölçeğidir. İşte bu yapı çevreci bir yapıdır çünkü tasarımcısı, en başta boğazı ve altındaki yeşil alanı korunması gereken bir değer olarak görmüş ve o duyarlılıkla tasarlamıştır. Ayrıca Türkiye güneş enerjisini kullanabilecek ilkime sahipken neden biz hala suyumuzu ısıtmak için enerji tüketiyor ve çok paralar ödüyoruz sorunu hep sorarım kendime. Mevcut binalara güneş panelleri takarak hem enerji tasarrufu yapabilir hem de ekonomimize katkı sağlayabiliriz. Benzer durum rüzgar panelleri için de geçerli. Bu şekilde mevcut binalara küçük dokunuşlarla da çevreye katkıda bulunabiliriz.
</p>



<p>
	 Sürdürülebilirlik ilkelerinin mimaride uygulanması konusunda kendilerini geliştirmeleri adına geleceğin mimarlarına tavsiyeleriniz nelerdir?
</p>



<p>
	 Yaşadığımız küresel dünya düzeni bizi hergün biraz daha yaşadığımız dünyaya ve ortama yabancılaştırıyor. Biz yabancılaştıkça duyarlılığımızı yitiriyoruz çünkü “banane” demeye başlıyoruz. Ne zaman aidiyet duygumuz gelişiyor o zaman değdiğimiz noktalara müdahale gereği duyuyoruz. Yaşadığımız kente ki biz cennet gibi bir kentte İstanbul’da yaşıyoruz, gerçekten herkesin imrendiği gıpta ettiği bir şehir. Kendi ellerimizle, tasarımcılar olarak bunu yok etmeyelim. Daha duyarlı, daha çevreye uygun, alt yapısını ve enerjileri doğru kullanan bir kent olması için hem tasarımcı hem de bir kentli olarak üzerimize düşeni yapalım. Önce kenti tanıyın, kente ait olun sonra kente dair birşeyler yapın.
</p>



<p>
	 <em>Ece Ceylan Baba Ankara’da doğmuş, ilk ve orta öğretimini Antalya’da, lise eğitimini ise Ankara&#8217;da&nbsp;tamamlamıştır. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Akademi lisans eğitimine birincilik derecesi ile başlamış, yine birincilik derecesi ile mezun olmuştur. Yeditepe Üniversitesi Mimarlık bölümünde Yüksek Lisans eğitimini bitirerek Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde doktora eğitimini tamamlamış olan Ece Ceylan Baba, halen Bahçeşehir Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olarak faaliyet göstermektedir. Akademik alanda yüksek yapı ve kullanıcı katılımı konularını uzmanlık alanı olarak belirlemiş ve bu konular bağlamında dünya çapındaki yayın ve kongrelere katılım göstermektedir. Ayrıca, Baba Mimarlık’ın kurucu ortağı olarak serbest mimarlık hayatına devam etmektedir.</em>
</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ekoyapidergisi.org/ece-ceylan-baba-ya-sorduk/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Karamuk &#038; Kuo&#8217;ya sorduk&#8230;</title>
		<link>https://ekoyapidergisi.org/karamuk-kuo-ya-sorduk/</link>
					<comments>https://ekoyapidergisi.org/karamuk-kuo-ya-sorduk/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editör]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 24 Jun 2013 21:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[RÖPORTAJ]]></category>
		<category><![CDATA[Sürdürülebilirlik, mimari, yeşil yapı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ekoyapidergisi.org/karamuk-kuo-ya-sorduk/</guid>

					<description><![CDATA[Sürdürülebilir tasarım, sadece, solar panel kullanmak veya yeşil çatı yapmak değildir. Enerji ve malzeme tüketimini  teknik etkiler kadar, nasıl yaşadığımızı ve toplumla kurduğumuz sosyal ilişkileri sorgulamayı da içerir.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>
	 <img decoding="async" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/02/1372079353_KaramukKuo.jpg" style="cursor: default; float: left; margin: 0px 10px 10px 0px;" alt="">Karamuk &amp; Kuo: &#8220;Sürdürülebilir tasarım sürecinin diğer tasarım süreçlerinden bir farkı olmaması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü artık günümüzde, bütün tasarım süreci ekolojik kaygılarla ilişkili olmalı. Anahtar nokta, tasarım süreci sonunda bu hususları göstermek değil, bunu kavramsal düşünmenin bir parçası yapmaktır. Sürdürülebilir tasarım, sadece, solar panel kullanmak veya yeşil çatı yapmak değildir. Enerji ve malzeme tüketiminin teknik etkiler kadar, nasıl yaşadığımızı ve toplumla kurduğumuz sosyal ilişkileri sorgulamayı da içerir. Bu demektir ki, yalnızca mekanın ve malzemelerin kalitesini değil, aynı zamanda onun kentsel bağlamını ve yapının ömrünü düşünmeliyiz. Bu özellikle şehirlerimizin yapı taşı olan konutlarda daha da önemlidir.
</p>
<hr>
<p>
	 <span style="color: #76923c;">Sürdürülebilir mimarlık eğitimi ülkemizdeki ilgili fakültelerde bir disiplin içerisinde verilmiyor. Siz bir mimar olarak mimarlığın sürdürülebilir ve ekolojik boyutu ile ilgili bilgi birikimine nasıl sahip oldunuz?   </span>
</p>
<p>
	 Ekolojik, sürdürülebilir tasarım uzun zamandır gündemde olan bir konu aslında fakat son günlerde üst sıralarda yerini çünkü daha pazarlanabilir hale geldi. Aslında onlarca yıldır üniversiteler ve özel sektör bu konuda araştırmalar yapmaktaydı. Tabiki, üniversite bazında düşündüğümüzde, hangi okul olduğu önemli, örneğin Amerika’da; Harvard, MIT veya U.C gibi en önemli pek çok üniversitede, pasif veya düşük enerji sistemlerinin tasarımla ilişkisini anlatan bina teknolojileri dersleri mevcuttur. Harvard’ta, ekoloji -ya da çevre bilincinin biyolojik sistemle ilişkisi- tasarım stüdyolarında en önemli konu haline geldi. Bu durum, konunun yalnızca  teknik derslerde veya mimari tasarıma eklenmiş olarak ele alınmadığını, tasarım kavramının ve temelinin bir parçası olarak devreye girdiğini gösterir.
</p>
<p>
	 <span style="color: #76923c;">Mimarlık sürdürülebilir inovasyon için önemli bir arena diyebiliriz. Konut sektöründeki hızlı gelişim sürdürülebilir, çevreci ve yenilikçi tasarımları hayata geçirmek için iyi bir fırsat. Mimaride sürdürülebilir tasarım aşamalarından bahsedebilir misiniz?   </span>
</p>
<p>
	 Sürdürülebilir tasarım sürecinin diğer tasarım süreçlerinden bir farkı olmaması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü artık günümüzde, bütün tasarım süreci ekolojik kaygılarla ilişkili olmalı. Anahtar nokta, tasarım süreci sonunda bu hususları göstermek değil, bunu kavramsal düşünmenin bir parçası yapmaktır. Sürdürülebilir tasarım, sadece, solar panel kullanmak veya yeşil çatı yapmak değildir. Enerji ve malzeme tüketimini  teknik etkiler kadar, nasıl yaşadığımızı ve toplumla kurduğumuz sosyal ilişkileri sorgulamayı da içerir. Bu demektir ki, yalnızca mekanın ve malzemelerin kalitesini değil, aynı zamanda onun kentsel bağlamını ve yapının ömrünü düşünmeliyiz. Bu özellikle şehirlerimizin yapı taşı olan konutlarda daha da önemlidir.
</p>
<p>
	 <span style="color: #76923c;">Turizmin yarattığı fırsatlar kadar doğal çevreye verdiği zararlar da bilinen bir gerçek.Sürdürülebilir Turizm kavramının sıkça konuşulduğu bu günlerde çevreye duyarlı otel mimarisi nasıl kurgulanmalıdır? Bu noktada yatırımcıya düşen görevler nelerdir?  </span>
</p>
<p>
	 Eko-turizm veya sürdürülebilir turizm iki ucu keskin bir kılıç gibidir.  Başarılıysa, aynı zamanda daha çok ziyaretçi akınına, kaynakların daha çok tüketimine ve yerel yaşamın daha çok tahribatına öncülük edebilir. Sonuçta, sürdürülebilirlik kavramı sadece mimarların elinde olan birşey değildir. Eğer hiçbir düzenleme yoksa ve yüz tane yatırımcının hepsi de o bölgede inşaat yapmaya karar verirse, tatil köylerinin hepsinin en iyi sürdürülebilir yapı listesinde olmasının hiç bir önemi kalmaz. Bu gibi durumlarda, hükümetin rolü ve kurallar, alana uzun dönem  gözetim ve vizyon sağlamak için önemlidir. Yatırımcı inşa yaptığın yeri korumanın ve sürdürmenin önemini anlamalıdır. Uzun vadede bir yatırım, eğer otelin çevresinde çekici bir ortam kalırsa, olur. Yatırımcılar bundan dolayı hem tasarımda hemde otelin işletmesinde çevreye duyarlı uygulamaları gerçekleştirmede ısrar etmelidir.
</p>
<p>
	 <span style="color: #76923c;">İnsan sağlığının yapı ile olan etkileşimi olarak tanımlayabileceğimiz yapı biyolojisi ile ilgili düşüncelerinizi bizimle paylaşır mısınız? </span>
</p>
<p>
	 Eskiden binaların, bağımsız dünyalar içinde, statik objeler, hermetik kutular olduğunu düşünürdük ama aslında herşeyin birbiriyle bağlantılı olduğu bir dünyada yaşıyoruz. Binanın performansı (enerji tüketimi, iç mekandaki hava şartları..) şehrin ekolojisine ve çevremize katkıda bulunmaktadır. Bunun anlamı binanın mutlak bir kontrolü yerine iç mekan ve dış mekan arasında dinamik bir ilişkiyi düşünmek anlamına gelir. Örneğin, binanın dış koşullar ve sıcaklıklar altında, pasif ısıtma ve soğutma ile iç mekanı en ideal sıcaklıklarda ayarlamak.
</p>
<p>
	 <span style="color: #76923c;">Yapıların çevreci ve insan sağlığına uygun olabilmesi için mevcut sertifika sistemlerinden birine sahip olmaları yeterli midir? Sertifika almak dışında başka neler yapılabilir?  </span>
</p>
<p>
	 Belgelendirme sistemlerinin, düzenleme ve uyumu sağlamak için iyi bir güç olması gerekmektedir. Ama aynı zamanda daha yaratıcı ve hatta belki aynı ekolojik amaçları daha iyi yollardan başarmayı engellemektedir çünkü temel listeyi gerçekleştirmeye dayanmaktadır. Ancak, bildiğimiz gibi, eğer binayı ekolojik yada biyolojik bir varlık olarak düşünürsek, sadece göreceli olarak anlayabileceğimiz bir şeydir. Bunun anlamı, dengeler sistemi ile ilgili olarak, aynı hedefe ulaşmak için birden fazla yol olduğudur. Bazen, daha fazla sürdürülebilir standartlara ulaşmak için, belgelendirme sistemleri tarafından tanımlanan formüller dışında, kutunun dışını düşünmek gerekir.
</p>
<p>
	 <span style="color: #76923c;">Yeşil, sürdürülebilir, ekoloji gibi kavramlar son yıllarda hayatımıza yoğun olarak girdi ve farklı mecralarda bir çok şekilde tartışılıyor. Ülkemizde yapılan çalışmalarda bu kavramların doğru algılandığını ve uygulandığını düşünüyor musunuz?</span>
</p>
<p>
	 Ekolojik düşünme, aslında, yeni birşey değil. Vitruvius bile Mimarlık Üzerine 10 Kitap’ta (Ten Books of Architecture) bu konuyu ele almıştır. Bir binanın, binanın kavramı ve konumuyla ilişkisi; her binanın, daha büyük bir organik sistem dahilinde, temel bir parçası anlayışıdır. Bugün; sürdürülebilirlik, ekoloji ve yeşil bina kavramları, binanın performansını gerçekten anlamaktan çok bir pazarlama stratejisi olarak kullanılmaktadır. Tabiki, bu kavramları -sadece sürdürülebilir imajı çizenler dışında- iyi uygulayan pek çok proje de vardır.
</p>
<p>
	 <font color="#76923c">Sürdürülebilirlik ilkelerinin mimaride uygulanması konusunda kendilerini geliştirmeleri adına geleceğin mimarlarına tavsiyeleriniz nelerdir? </font>
</p>
<p>
	 Sürdürülebilirlik sonradan olmamalıdır. Tasarım tamamlandıktan sonra değil; konseptin, formun, binanın organizasyonunun bir parçası olmalıdır. Gün gelecek ki, mimarlıkla ilgili konuşurken bu terimleri kullanmayı bıracakağız çünkü öyle entegre olacak ki söylemeye gerek bile duymayacağız. Hepimiz o günün erken gelmesini sağlamaya yardımcı olabiliriz.
</p>
<p>
	 <font color="#953734"><em>Karamuk &amp; Kuo 2010 yılında; tasarım süreçlerine, kendi uluslararası ve çeşitli bina deneyimlerini katarak, Jeannette Kuo ve Ünal Karamuk tarafından kurulmuştur. Mekan ve program arasındaki ilişkiyi ön plana çıkaran, her tasarım çözümünün özel kullanım ve ihtiyaçlara yönelik olduğu, her projeye; mimarlığın, taze fikirlerin gerçeğe dönüştürüldüğü, iyimserliğiyle yaklaşıldı. </em></font>
</p>
<p>
	 <font color="#953734"><em>Ofis, mekansal kurgulardan ve sergilerden; kompleks konut projelerine kadar pek çok ölçek aralığında çalışmakta ve her zaman yeni yaratıcı fırsatlara bakmaktadır. Ek olarak, iki partnerde, tasarım araştırmasında, entellektüel takipte kararlıdırlar ve 2006’dan beri ABD’de ve İsviçre’de pek çok üniversitede, tasarım stüdyolarında ders vermişlerdir.</em></font>
</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ekoyapidergisi.org/karamuk-kuo-ya-sorduk/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bünyamin Derman&#8217;a sorduk&#8230;</title>
		<link>https://ekoyapidergisi.org/bunyamin-derman-a-sorduk/</link>
					<comments>https://ekoyapidergisi.org/bunyamin-derman-a-sorduk/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editör]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 23 Jun 2013 21:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[RÖPORTAJ]]></category>
		<category><![CDATA[Sürdürülebilirlik, mimari, yeşil yapı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ekoyapidergisi.org/bunyamin-derman-a-sorduk/</guid>

					<description><![CDATA[Sertifikalar özendiricidir. Pazar avantajı sağlar. Ama gönül ister ki, yapılı çevrenin insan sağlığına ve dünya üzerindeki yaşamın sürdürülebilirliğine uygun inşası bir ayrıcalık değil, gereklilik, bir standart olsun.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>
	<img decoding="async" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/02/1372071956_BnyaminDerman.jpg" style="width: 226.342px; height: 273px; cursor: default; float: right; margin: 0px 0px 10px 10px;" alt="">Sertifikalar özendiricidir. Pazar avantajı sağlar. Ama gönül ister ki, yapılı çevrenin insan sağlığına ve dünya üzerindeki yaşamın sürdürülebilirliğine uygun inşası bir ayrıcalık değil, gereklilik, bir standart olsun. Bunun için yatırım maliyetlerini ucuzlatacak sistemlerle bu yapıların daha geniş bir kitle için ulaşılabilir olması önemlidir.
</p>
<p>
	  &#8230;Mimaride sürdürülebilir tasarım denince çoklukla akla ilk ısıtma, soğutma, aydınlatma gibi ihtiyaç duyduğu enerjiyi yenilenebilir enerji kaynaklarından sağlayarak kendi kendine yeten ya da bilgisayar teknolojisi ile ihtiyaç duyduğu kadar ısınan, aydınlanan akıllı binalar geliyor. Ancak gerçek manada bir sürdürülebilirlik için konuya kentsel ölçekte yaklaşmak gerekir.
</p>
<hr>
<p>
	<font color="#76923c">Sürdürülebilir mimarlık eğitimi ülkemizdeki ilgili fakültelerde bir disiplin içerisinde verilmiyor. Siz bir mimar olarak mimarlığın sürdürülebilir ve ekolojik boyutu ile ilgili bilgi birikimine nasıl sahip oldunuz?</font>
</p>
<p>
	  Mimarlık eğitimi, veriliş biçimi ve içeriği ile ilgili pek çok şeyi tartışabiliriz ama, sorunuz özelinde bir cevap vermem gerekirse, mimarlık için bence en önemli haslet gören gözdür. Baktığı her ne ise, onu derinden gören göz dediğim. Tabii bir de merak ve öğrenme isteği.
</p>
<p>
	  Ekotasarım bugünün popüler konusu gibi görünse de aslında çok eski bir kavram. Dünyanın eski ve yerel kültürlerindeki yapı yapma gelenekleri incelendiğinde, örneğin Yemen mimarisine baktığınızda, coğrafyanın ve iklimin şekillendirdiği, doğayla sulh içinde bir mimari ile karşılaşırsınız. Birbirine yakın yapıların oluşturduğu gölgeli dar sokaklar, rüzgarın yapı içinde dolaştırılarak serinlik verdiği rüzgar kapanları, avlularda su havuzları, ara mekanlar, galeri boşlukları…… Demek istediğim rüzgarı, yeşili (bitkisel peyzaj), suyu kullanarak ya da çift cidarlar, ara mekanlar, cam yüzeylerle güneşi kontrol ederek, doğal iklimlendirmeyi mimari tasarımın bir parçası olarak kullanmak çok eski bir bilgi. Ayrıca yerel ve doğal malzemelerle yapı inşası da öyle. Bununla ihtiyaç duyulan sürdürülebilir ve ekolojik tasarımın %40’lık kısmını karşılıyorsunuz. Kalan kısım için de teknoloji katkı koyuyor diyebiliriz. Güneş panelleri, gri suların kullanımı, rüzgar tribünleri, enerji tasarruflu aydınlatma elemanları, elektrikli aletler vs.
</p>
<p>
	<span style="color: #76923c;">Mimarlık sürdürülebilir inovasyon için önemli bir arena diyebiliriz. Konut sektöründeki hızlı gelişim sürdürülebilir, çevreci ve yenilikçi tasarımları hayata geçirmek için iyi bir fırsat. Mimaride sürdürülebilir tasarım aşamalarından bahsedebilir misiniz?  </span>
</p>
<p>
	  Mimaride sürdürülebilir tasarım denince çoklukla akla ilk ısıtma, soğutma, aydınlatma gibi ihtiyaç duyduğu enerjiyi yenilenebilir enerji kaynaklarından sağlayarak kendi kendine yeten ya da bilgisayar teknolojisi ile ihtiyaç duyduğu kadar ısınan, aydınlanan akıllı binalar geliyor. Ancak gerçek manada bir sürdürülebilirlik için konuya kentsel ölçekte yaklaşmak gerekir.
</p>
<p>
	  Bu da, kent planlaması yapılırken, nüfusun iş ve ikamet alanları arasındaki gidiş gelişlerinde trafikte geçirdiği süre içerisinde taşıtların neden olduğu egzos salımına kadar irdelenmesi gereken bir konudur. Üst yapı kararları verilirken kentin yeşil alanlarının, su havzalarının, rüzgar koridorlarının korunması, yoğunluk artışının getireceği altyapı yükünün vs. düşünülmesi gerekir. Başka bir ifadeyle sürdürülebilirlik ,yapının sahip olduğu çevreci özellikler kadar yerinin, yüksekliğinin, yoğunluğunun da doğru olması ile ilgilidir ve bu da planlama kararlarıyla belirlenir.
</p>
<p>
	<span style="color: #76923c;">Turizmin yarattığı fırsatlar kadar doğal çevreye verdiği zararlar da bilinen bir gerçek. Sürdürülebilir Turizm kavramının sıkça konuşulduğu bu günlerde çevreye duyarlı otel mimarisi nasıl kurgulanmalıdır? Bu noktada yatırımcıya düşen görevler nelerdir?</span>
</p>
<p>
	  Bu çok yaman bir çelişkidir. Bindiği dalı kesen Nasreddin Hoca fıkrasındaki gibi…Turizm faaliyetleri tarihi ve doğal güzelliklerin varlığına ve bunun sürdürülebilirliğine bağlı faaliyetlerdir. Bunun karşısındaki en büyük sorun bilinçsiz ve çarpık yapılaşma ile doğal çevrenin kalıcı zarara uğratılmasıdır. Plansız, altyapısı olmaksızın, sadece mevsimlik nüfus hareketlerinden ekonomik avantaj sağlamak için kalıcı yapılar inşa edile edile kıyılarımızın bugün geldiği nokta ortadadır. Bence otellerin mimarisinden önce  nereye, ne kapasitede, kaç adet otel ihtiyacı olduğunun tespiti ile yola çıkmak, mümkünse, bu geçici süre barınma ihtiyacını geçici strüktürlerle karşılamak daha anlamlı olacaktır. Kalıcı yapılar da olacaktır hiç kuşkusuz. Onlar için de söyleyebileceklerim sınırlı sayıda, doğa (çevre) ile uyumlu mimari özelliklere sahip, yapımında doğal malzemelerin  kullanıldığı, gereksinim duyduğu, ısıtma, soğutma sistemlerinin yenilenebilir enerji kaynaklarından karşılandığı ve atıklarının doğaya zarar vermeksizin arıtılarak dönüştürüldüğü yapılar olmalarıdır. Bu tanımlama yatırımcı profilini de şekillendiriyor bir bakıma. Sahip olduğu değerin farkında olan ve onun üstüne titreyen bir yatırımcıdan bahsediyoruz. Ne kadar kazanacağından çok, varolan değere ne kattığı ile ilgili bir yatırımcıdan.
</p>
<p>
	<span style="color: #76923c;">İnsan sağlığının yapı ile olan etkileşimi ile ilgili düşüncelerinizi bizimle paylaşır mısınız?</span>
</p>
<p>
	  Bruno Zevi mimari ile diğer sanat dalları arasındaki farkı vurgularken şu çarpıcı ifadeye yer verir. ‘Resme bakar, heykele dokunur, mimari mekanın içinde yaşarsınız.’ Bizi içine alan yapı, malzemesi, ışığı, ısısı, mekan hissi gibi pek çok özelliği ile fiziksel ve ruhsal sağlığımıza etki eder. Bu nedenle yapının günışığı alması, yeşilin ve suyun dinlendirici ve iklimlendirici özelliğinin mekanlarda sıkça kullanılması, kullanılan yapı malzemelerinin kanserojen etkilerinin olmaması önemlidir.
</p>
<p>
	<span style="color: #76923c;">Yapıların çevreci ve insan sağlığına uygun olabilmesi için mevcut sertifika sistemlerinden birine sahip olmaları yeterli midir? Sertifika almak dışında başka neler yapılabilir?</span>
</p>
<p>
	  Sertifikalar özendiricidir. Pazar avantajı sağlar. Ama gönül ister ki, yapılı çevrenin insan sağlığına ve dünya üzerindeki yaşamın sürdürülebilirliğine uygun inşası bir ayrıcalık değil, gereklilik, bir standart olsun. Bunun için yatırım maliyetlerini ucuzlatacak sistemlerle, bu yapıların daha geniş bir kitle için ulaşılabilir olması önemlidir.  Ayrıca devletin bu yöndeki teşviki, yapının inşasından sonra, işletme esnasında bu sistemlerin kullanım ve bakımlarının yapılıp yapılmadığının sertifikayı verenlerce denetlenmesi anlamlı olacaktır.
</p>
<p>
	<span style="color: #76923c;">Yeşil, sürdürülebilir, ekoloji gibi kavramlar son yıllarda hayatımıza yoğun olarak girdi ve farklı mecralarda birçok şekilde tartışılıyor. Ülkemizde yapılan çalışmalarda bu kavramların doğru algılandığını ve uygulandığını düşünüyor musunuz?</span>
</p>
<p>
	  Dönem dönem bazı kavramlar çokça konuşulur, modadır yani. Ben ülkemizdeki durumu biraz böyle görüyorum. Bir pazarlama vitrini gibi. Yine de hangi şekilde olursa olsun bu kavramların çokça konuşulmasının farkındalığı arttıracağını, kullanıcı talep ve davranışlarını  olumlu yönde değiştireceğini düşünüyorum.
</p>
<p>
	  Dünyada uzunca bir süredir gündemi belirleyen sürdürülebilirlik kavramı tek başına çok geniş bir alanı kapsıyor. Bunların içinde çevresel sürdürülebilirlik, fiziksel, mekansal ve zamansal boyutuyla, kapsama alanı en geniş olanı sanırım. Çevre, biz mimarlar için tasarladığımız yapılara referans oluşturan önemli bir veridir, bazense tasarımın kendi nesnesidir. İçinde yaşadığımız yerdir. Bu bağlamda ekotasarım, bugünden geleceğe, insan eliyle kotarılan her inşa faaliyetini kapsayan çok önemli bir tasarım konusu olacaktır. Bundan sonra inşa edilen binalarda doğal iklimlendirmeye imkân sağlayan yeşil çatıları, enerji ihtiyacının doğal yollardan karşılanması için yapı yüzeylerinde solar ve fotovoltaik panelleri, yağmur suyu ve diğer kullanım sularının yeniden kullanıma uygun hale getirilmesini sağlayan, katı atıkların geri dönüştürülerek enerji üretiminde biokütle olarak kullanımına olanak veren altyapı sistemlerini, alan içinde enerji ve rüzgâr tribünlerini daha çok göreceğiz.
</p>
<p>
	<span style="color: #76923c;">Sürdürülebilirlik ilkelerinin mimaride uygulanması konusunda kendilerini geliştirmeleri adına geleceğin mimarlarına tavsiyeleriniz nelerdir?</span>
</p>
<p>
	  Mimari tasarım nesneniz her ne olursa olsun, temel sorunsalınız, ortaya koyacağınız ürünün yeraldığı topoğrafya ve geniş anlamda coğrafya ile kuracağı ilişkidir. Urban Landinstitute, çevreye eklenen her yapının teslim aldığı arsayı eski durumundan daha iyi durumda devretmesini öngörür. Mimarlar olarak bu, kendi zamanımızla sınırlı olmayan ve gelecek nesillere dek uzanan en hayati sorumluluğumuzdur.
</p>
<p>
	<em><span style="color: #953734;">1965 yılında Konya Ereğli’de doğdu. 1990’da Yıldız Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Mimarlık Bölümü’nden yüksek lisans derecesiyle mezun oldu. 1988-1996 yılları arasında aynı üniversitesinin, 1999-2004 yıllarında İstanbul Kültür Üniversitesi ‘nin mimari tasarım atölyelerinde dersler verdi. Çeşitli dönemlerde Bursa Uludağ Üniversitesi ve Yıldız Teknik Üniversitesi’nde proje jürilerinde bulundu, pek çok üniversitede konferanslar verdi. 1995 yılında Dilek Topuz Derman ile db Mimarlık ve Danışmanlık Ltd. Şti.’ni kurdu. Halen mesleki çalışmalarına kendi bürosunda devam etmektedir. </span></em>
</p>
<p>
	<em><span style="color: #953734;">1990 ‘ların başından bugüne kadar girdiği ulusal ve uluslararası çok sayıda yarışmadan 7 ‘si birincilik olmak üzere çok sayıda ödül ve mansiyon kazanmış, jüri üyelikleri yapmıştır.</span></em>
</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ekoyapidergisi.org/bunyamin-derman-a-sorduk/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Rüksan Tuna&#8217;ya Sorduk&#8230;</title>
		<link>https://ekoyapidergisi.org/ruksan-tuna-ya-sorduk/</link>
					<comments>https://ekoyapidergisi.org/ruksan-tuna-ya-sorduk/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editör]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 23 Jun 2013 21:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[RÖPORTAJ]]></category>
		<category><![CDATA[Sürdürülebilirlik, mimari, yeşil yapı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ekoyapidergisi.org/ruksan-tuna-ya-sorduk/</guid>

					<description><![CDATA["İklim koşulları düşünülmeden yapılmış büyük cam cepheli binalar görüyorum. Özellikle dört cephesi de aynı çok katlı yüksek yapıların yapılmaya ve tasarlanmaya devam edilmesi beni çok endişelendiriyor."]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>
	 <img decoding="async" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/02/1372072174_ruksan1.jpg" style="float: left; margin: 0px 10px 10px 0px; cursor: default;" alt="">
</p>
<p>
	 Rüksan Tuna: &#8220;İklim koşulları düşünülmeden yapılmış büyük cam cepheli binalar görüyorum. Özellikle dört cephesi de aynı çok katlı yüksek yapıların yapılmaya ve tasarlanmaya devam edilmesi beni çok endişelendiriyor. Güneş doğudan doğar batıdan batarken binanın dört cephesi nasıl aynı olabilir?&#8221;
</p>
<p>
	 &#8230;&#8221;Hasta yapı sendromu var literatürde biliyorsunuz. Nem, küf ve alerjenlerin varlığı astım ve alerjik hastalıkların ortaya çıkış sebebi. Biz bunun için doğal havalandırmayı çok önemsiyoruz, çapraz havalandırma olmazsa olmazlarımızdan.
</p>
<hr>
<p>
	 <span style="color: #76923c;">Sürdürülebilir mimarlık eğitimi ülkemizdeki ilgili fakültelerde bir disiplin içerisinde verilmiyor. Siz bir mimar olarak mimarlığın sürdürülebilir ve ekolojik boyutu ile ilgili bilgi birikimine nasıl sahip oldunuz?</span>
</p>
<p>
	 Haklısınız verilmiyor, ben 1983 mezunuyum, 30 yıl önce de verilmiyordu. Ancak yerine ve iklime uyumluluk kavramı bir şekilde yaptığımız her projede bizlere öğretilmişti. Ben sürdürülebilirlik konusunda 2008’den beri kişisel olarak araştırma yapıyorum.  Mimarlar Odası’nın, Ekolojik mimarlık ve enerji etkin yapılar çalışma grubunda da  41. Dönemden beri, 5 senedir aktif olarak çalışıyorum. Bu grup çalışmaları olarak seminerler düzenledik, hocalarımızdan ve kendi alanında uzman kişilerden hem öğrendik, hem meslekdaşlarımızın eğitimine katkıda bulunduk. Bu seminerler serisi Mimarlar Odası yayınlarından’’Ekolojik Perspektifler’’ kitabı olarak çıktı.
</p>
<p>
	 Herhalde o zamandan bu yana onlarca fuara katılmışımdır.  Yapıda yeni ürünler, yenilenebilir enerjiler, güneş enerjileri başta olmak üzere yurt içi ve Ecobuild Londra olmak üzere yurtdışı bunlardan bazıları. Yapı Endüstri Merkezi’nde bu konularda verilen konferansları hiç kaçırmamaya çalışıyorum.
</p>
<p>
	 Mimarlar Odası Sürekli Mesleki Gelişim Merkezi ekoloji ve sürdürülebilirlik, yenilenebilir enerjiler konusunda eğitimler açıyor. Bunları da takip ediyorum, katılıyorum, öğreniyorum ve eğitmen olarak da çalışıyorum. Şu anda hem EKB uzmanlığı eğitmenliği  yapıyorum, hem de ‘’Çevre-Enerji-Mimarlık’’ başlıklı eğitimleri veriyorum.
</p>
<p>
	 Ayrıca MSGSÜ’de Mimarlık öğrencilerine ‘’Mimari Tasarımda Çevre Bilinci’’ dersi veriyorum. Bu  ders iklim bilgisi içerdiği için her sene güncellenmek durumunda. Bir anlamda aktüaliteyi takip etmek ve bilgilerimi tazelemek durumundayım.
</p>
<p>
	 Bu arada LEED ve BREEAM  sertifika eğitimlerini bünyesinde aldığım Çevre Dostu Binalar derneğimizi burada anmadan geçemeyeceğim. 2009’dan beri derneğin üyesi olarak bilgilendirme günlerinden çok yararlandım.
</p>
<p>
	 <span style="color: #76923c;">Mimarlık sürdürülebilir inovasyon için önemli bir arena diyebiliriz. Konut sektöründeki hızlı gelişim sürdürülebilir, çevreci ve yenilikçi tasarımları hayata geçirmek için iyi bir fırsat. Mimaride sürdürülebilir tasarım aşamalarından bahsedebilir misiniz? </span>
</p>
<p>
	 İlk önce yerine ve iklimine göre tasarım. Fonksiyon şemasını, yani müşterinin ihtiyaç şemasını içinde bulunulan yere ve yöne uygun çözümlemek esas. Yani önce enerji tüketimini en aza indiren bir yerleşim planı. Sonra yine enerji tüketimini en aza indiren yapı kabuğu tasarımı. Daha sonra yerel malzeme kullanımı geliyor.  Biz EKHO olarak bu aşamalara uygun tasarımlarımızı başta günışığı olmak üzere mekanik simülasyon programlarıyla test ediyoruz, kararlarımızın doğruluğunu sınıyoruz ve düzeltmeleri yapıyoruz.
</p>
<p>
	 <span style="color: #76923c;">Turizmin yarattığı fırsatlar kadar doğal çevreye verdiği zararlar da bilinen bir gerçek. Sürdürülebilir Turizm kavramının sıkça konuşulduğu bu günlerde çevreye duyarlı otel mimarisi nasıl kurgulanmalıdır? Bu noktada yatırımcıya düşen görevler nelerdir?</span>
</p>
<p>
	 Otel mimarisinin tasarım ilkelerinde yukarda saydıklarımdan farklılık yok. Ancak işletmesi için diğer bina işletmelerinde de  dikkat edilmesi gereken kurallar var. Yine günışığı, varlık sensörleri, su tasarrufu gibi ortak özellikler var. Otellerde bir de atık konusu ve kompost işlemi öne çıkıyor. 5 yıldızlı 200 yataklı bir otelin günümüzde 5000 kişilik bir köye eşdeğer tüketim yaptığı düşünülürse bu noktalar daha iyi anlaşılır.
</p>
<p>
	 Yatırımcı yakın bölge ekonomilerini canlandıracak yerel ürünlere ağırlık verebilir. Tek kullanımlık sabunlar vb yerine dispenser kullanabilir. Bu ilkeler yeşil konaklama kılavuzlarında mevcut ve ayrı bir yazı konusu olacak kadar uzun. Tabii ki son olarak yenilenebilir enerjilerin mimariye entegre kullanımı şart diyebilirim.
</p>
<p>
	 <span style="color: #76923c;">İnsan sağlığının yapı ile olan etkileşimi  ile ilgili düşüncelerinizi bizimle paylaşır mısınız?</span>
</p>
<p>
	 Hasta yapı sendromu var literatürde biliyorsunuz. Nem, küf ve alerjenlerin varlığı astım ve alerjik hastalıkların ortaya çıkış sebebi. Biz bunun için doğal havalandırmayı çok önemsiyoruz, çapraz havalandırma olmazsa olmazlarımızdan.
</p>
<p>
	 Bunun haricinde yerleşim planlarında, özellikle konutların yatak odalarında dikkat ettiğimiz bir nokta var: elektromanyetik etkilerden uzak durma: yani yatağın başucunu bitişik duvarın arkasındaki salonun TV, tel, bilgisayar ünitelerinin hizasına koymama.
</p>
<p>
	 <span style="color: #76923c;">Yapıların çevreci ve insan sağlığına uygun olabilmesi için mevcut sertifika sistemlerinden birine sahip olmaları yeterli midir? Sertifika almak dışında başka neler yapılabilir?</span>
</p>
<p>
	 Elbette sertifika sistemleri yapının belli çevresel kriterlerle tasarlanıp inşa edilmesini ve kullanılmasını garanti ediyor. Ancak henüz yerli sertifikamız kullanıma geçmediği için yurtdışına kaynak akıyor ve sertifika meblağları herkesin yaygınlıkla kullanabileceği kadar düşük değil.
</p>
<p>
	 Sertifika alamıyorsak da binalarımızı illaki yukarda saydığım yerine, iklimine göre tasarlayarak başlayabiliriz. Bunu çok önemsiyorum çünkü her yerde iklim koşulları düşünülmeden yapılmış büyük cam cepheli binalar görüyorum. Özellikle dört cephesi de aynı çok katlı yüksek yapıların yapılmaya ve tasarlanmaya devam edilmesi beni çok endişelendiriyor. Güneş doğudan doğar batıdan batarken binanın dört cephesi nasıl aynı olabilir?
</p>
<p>
	 <span style="color: #76923c;">Yeşil, sürdürülebilir, ekoloji gibi kavramlar son yıllarda hayatımıza yoğun olarak girdi ve farklı mecralarda bir çok şekilde tartışılıyor. Ülkemizde yapılan çalışmalarda bu kavramların doğru algılandığını ve uygulandığını düşünüyor musunuz? </span>
</p>
<p>
	 Hayır, bu kavramlar birbirlerinin yerine ve çoğu zaman da başka kavramlar yerine kullanılıyor. Mimarlar arasında bir anket düzenledik ve durumun farklı olmadığını gördük.
</p>
<p>
	 <span style="color: #76923c;">Sürdürülebilirlik ilkelerinin mimaride uygulanması konusunda kendilerini geliştirmeleri adına geleceğin mimarlarına tavsiyeleriniz nelerdir?</span>
</p>
<p>
	 Bu konuda açılan her atölye çalışmasına katılmaları, projelerinde bu kriterleri savunmaları, hocaları ile birlikte farklı düşünmeye başlamalarını, literatürü ve seminer-konferansları takip etmelerini  çok yararlı bulurum.
</p>
<p>
	 <font color="#953734"><em>Rüksan Tuna 1983 yılında MSGSÜ Mimarlık Fakültesinden yüksek mimar olarak mezun olduktan sonra birçok mimarlık ofisi ve inşaat şirketinde tasarımcı mimar ve şantiye mimarı olarak çalıştı. 1992 yılında girdiği Koleksiyon Mobilya AŞ’nin Çayırbaşı kampüsü inşaat projelerinden başlayarak, bu firmada 12 yıl  ağırlıkla  toplu satış, yurtiçi &#8211; yurtdışı ofis ve konut projeleri, bayi yapılandırma projeleri  olmak üzere, proje grup müdürü olarak  2004 yılına kadar çalıştı. 2008 yılından beri sürdürülebilirlik ve yeşil binalar üzerine araştırma ve çalışmalarını sürdürmektedir. Bu konularda pekçok konferansa, çalıştay ve kursa katılmıştır.  2011 Şubatında BREEAM Assessor lisansı almıştır. Bu konulardaki paylaşımları (2001 yılından bugüne 27 makale) Mimarlık, Mimar.ist, Güney (TMMOB Mimarlar Odası Yayınları) ve Ekoyapı (ÇEDBİK yayın organı) dergilerinde yayınlanmıştır. Rüksan Tuna, 2012 Güz döneminden beri  Mimar Sinan Üniversitesi, Mimarlık Fakültesi, Çevre Çözümlemesi ve Denetimi Bilim Dalı’nda öğretim görevlisi olarak ‘’ Mimari Tasarımda Çevre Bilinci’’ dersi vermektedir. Ocak 2013’te katıldığı EKHO yeşil bina danışmanlığı şirketinde, ekolojik mimari deneyimini geliştirmek amacıyla konularının uzmanı statik, mekanik ve elektrik mühendislerinin yanısıra çevre mühendisleri ve ekolojistlerle sürdürülebilir mimari konusunda işbirliği yapmaktadır.</em></font>
</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ekoyapidergisi.org/ruksan-tuna-ya-sorduk/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Emre Arolat&#8217;a sorduk&#8230;</title>
		<link>https://ekoyapidergisi.org/emre-arolat-a-sorduk/</link>
					<comments>https://ekoyapidergisi.org/emre-arolat-a-sorduk/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editör]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 23 Jun 2013 21:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[RÖPORTAJ]]></category>
		<category><![CDATA[Sürdürülebilirlik, mimari, yeşil yapı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ekoyapidergisi.org/emre-arolat-a-sorduk/</guid>

					<description><![CDATA[İçinde bulunduğumuz sermaye egemen dünya, tüketim dişlilerinin arasına sokabildiği her konuya olduğu gibi, “sürdürülebilirlik” olgusuna da bir tür piyasa enstrümanı olarak bakmaya meyilli. Dikkat etmeli. Zira bu olgunun bu bağlamda metalaştırılama kapasit]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>
	<img decoding="async" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/02/1372074491_emrearolat.jpg" style="cursor: default; float: right; margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 10px; margin-left: 10px; " alt="">Emre Arolat: &#8220;Sürdürülebilirlik” tek başına hayli kabarık anlamlar taşıyan bir kavram. Bu anlamlar EAA’da bizim de tasarım süreçlerimizin içinde hesaba kattığımız, konu ettiğimiz, her defasında birkaç takla attırdığımız ve diğer tüm ölçütlerle birlikte, zaman zaman çok başat bazen de daha örtük bir kanaldan kavramsal çerçeveye dahil olan veriler. Bu konuda tamamlayarak faydalarını deneyimleyebildiğimiz en çarpıcı örneğin Dalaman Havalimanı Uluslararası Terminali olduğu söylenebilir. Biz terminal yapısı için açılan yarışmaya katıldığımızda, ortalıkta bu kavramlar böylesine fütursuzca dolaşmazdı. Buna karşın yapının bulunduğu yerin iklimsel özelliklerini ve bu anlamda ortaya çıkacak enerji kullanımını fazlasıyla önemsemiş, asal kütlenin üzerinde, ondan birkaç metre koparak araya havayı alan, ancak güneşi kırarak alttaki betonarme tavan döşemesine direkt olarak ulaşmasını önleyen bir ek strüktür tasarlamıştık.
</p>
<hr>
<p>
	Yeşil mimari, sürdürülebilir enerji, ekolojik tasarım gibi kavramlar, özellikle son birkaç yıldır mimarlık üretiminin gündeminde hayli geniş bir alanı meşgul eder oldu. Hiç kuşku yok ki ilk bakışta bu alanı oluşturan yönelimlerin arkasında, hangi bilinç düzeyinde olduğuna bakılmaksızın kutsanabilecek bir tür duyarlılık var. Sonuçlarını küresel ısınma omurgasında izleyebildiğimiz değişimler, insanoğlunun içinde bulunduğu dünyayı ne denli sınırsızca etkilediğinin en açık göstergeleri. Yapı üretimi endüstrisinin bu süreçte rol alan en önemli unsurlardan biri olduğu artık ölçülebilir bir gerçeklik. Özellikle yoğun yapılaşma sonucu ortaya çıkan ısı adalarının yaşamsal etkileri, toprağın olumsuz anlamda yer ve hal değiştirmesi, yeni yerleşmeler aracıyla belirli bölgelerdeki kullanım yoğunluklarının ekolojik dengeleri bozacak oranda artması gibi tetikleyicilerin bu bağlamdaki rolleri ortada. Böyle bir gerçeklikle birlikte, söz konusu endüstrinin belirleyici aktörlerinden olan herhangi bir mimarın, bu kavramlarla hiçbir ilişki kurmadan, çevresinde bu anlamda olup bitenlere gözünü tamamen kapatması düşünülemez.
</p>
<p>
	“Sürdürülebilirlik” tek başına hayli kabarık anlamlar taşıyan bir kavram. Bu anlamlar EAA’da bizim de tasarım süreçlerimizin içinde hesaba kattığımız, konu ettiğimiz, her defasında birkaç takla attırdığımız ve diğer tüm ölçütlerle birlikte, zaman zaman çok başat bazen de daha örtük bir kanaldan kavramsal çerçeveye dahil olan veriler. Bu konuda tamamlayarak faydalarını deneyimleyebildiğimiz en çarpıcı örneğin Dalaman Havalimanı Uluslararası Terminali olduğu söylenebilir. Biz terminal yapısı için açılan yarışmaya katıldığımızda, ortalıkta bu kavramlar böylesine fütursuzca dolaşmazdı. Buna karşın yapının bulunduğu yerin iklimsel özelliklerini ve bu anlamda ortaya çıkacak enerji kullanımını fazlasıyla önemsemiş, asal kütlenin üzerinde, ondan birkaç metre koparak araya havayı alan, ancak güneşi kırarak alttaki betonarme tavan döşemesine direkt olarak ulaşmasını önleyen bir ek strüktür tasarlamıştık. İlk aşamada bu sistemin ne kadar işe yarayacağı hakkında herhangi bir öngörüsü olmayan yapımcı firmayı bu senaryonun işlerliğine inandırmanın pek kolay olmadığını da vurgulamalıyım. Yapı tamamlanıp üzerinden bir yaz sezonu geçtiğinde ise hem biz hem de aynı zamanda yapının işletmesini üstlenen yapımcı firma, çıkan sonuçtan çok memnun olduk. Bugün neredeyse sadece yaz mevsiminde kullanılan bu havalimanı, bu sistem sayesinde benzer coğrafyalarda işletilen diğer terminallere oranla yüzde kırk daha az enerji tüketiyor soğutma yükünü karşılamak için. Üstelik ana kullanıma ait alanlardaki tüm cepheler şeffaf. Camlar da kayda değer önemde bir teknik özellik,  ya da yansıtıcılık, renk gibi koruyucu bir katman içermiyor. Dalaman Havalimanı 2006 yılında AR Awards ödüllerinden birini aldı. Jüri raporunda, yapının bu bağlamda çevreyle kurduğu ilişkinin yüksek niteliğinden, böylesine basit gibi görünen ama büyük miktarda fayda üreten temel tasarım kararlarından övgüyle söz ediliyordu.
</p>
<p>
	Buraya kadar anlattığım bölüm ortaya hayli olumlu bir manzara koyuyor olabilir. Ancak madalyonun diğer yüzünü unutmamalı. Zira tanımı gereği hiçbir havalimanının gerçek anlamda “çevreci” veya “yeşil” bir yapı olamayacağı ortada. Dahası, hizmet ettiği ulaşım biçiminin ve uçak denen vasıtanın bu bağlamda birçok açıdan hayli sorunlu olduğu da kolaylıkla iddia edilebilir. Soğutma yükü yönünden türdeşlerinden daha az enerji tüketiyor ve çevreye zararlı gazları daha az salıyor olması, bu gerçeği değiştirmiyor. İşte tam da bu karşıtlıklar nedeniyle yazıya konu olan kavramlara ve bu kavramların öne çıkartılması yoluyla bir tür meşruiyet kazanma yöneliminde olan yapılara karşı biraz daha uyanık olmanın önemi vurgulanmalı. İçinde bulunduğumuz sermaye egemen dünya, tüketim dişlilerinin arasına sokabildiği her konuya olduğu gibi, “sürdürülebilirlik” olgusuna da bir tür piyasa enstrümanı olarak bakmaya meyilli. Dikkat etmeli. Zira bu olgunun bu bağlamda metalaştırılama kapasitesinin yüksekliği, yazık ki tehlikenin büyüklüğü ile de eşdeğer görünüyor.
</p>
<p>
	<font color="#953734"><em>1982’de Galatasaray Lisesi’nden mezun oldu. 1986 yılında girdiği Mimar Sinan Üniversitesi Mimarlık Fakültesi’nden 1992 yılında yüksek lisans derecesiyle mezun oldu. 1986-1987 yıllarında Washington DC’de “Metcalf and Associates” Mimarlık Bürosu’nda çalışan Arolat, Türkiye’ye döndükten sonra Arolat Mimarlık Mühendislik AŞ.’de çalışmaya başladı. 14 yıl boyunca annesi Şaziment Arolat ve babası Neşet Arolat’la birlikte tasarımcı ortak olarak çalıştıktan sonra 2004 yılında Gonca Çırakoğlu ile birlikte EAA-Emre Arolat Architects’i kurdu.</em></font>
</p>
<p>
	<font color="#953734"><em>Meslek hayatı boyunca projeleri ulusal ve uluslararası bir çok ödüle layık görüldü. Mesleki yayınlarda makale ve deneme yazıları yayınlandı. 1998 yılından beri Türkiye’nin çeşitli üniversitelerinin mimarlık fakültelerinde atölye yürütücüsü ve proje jürisi olarak görev yapıyor.</em></font>
</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ekoyapidergisi.org/emre-arolat-a-sorduk/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gökhan Avcıoğlu&#8217;na sorduk&#8230;</title>
		<link>https://ekoyapidergisi.org/gokhan-avcioglu-na-sorduk/</link>
					<comments>https://ekoyapidergisi.org/gokhan-avcioglu-na-sorduk/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editör]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 23 Jun 2013 21:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[RÖPORTAJ]]></category>
		<category><![CDATA[Sürdürülebilirlik, mimari, yeşil yapı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ekoyapidergisi.org/gokhan-avcioglu-na-sorduk/</guid>

					<description><![CDATA[Mimarların öncelikle işin mühendislik tarafında kendilerini geliştirmeleri önemli. Sürdürülebilirlik konusu da bir mühendislik konusu. Bu anlamda mimar olsun veya olmasın yapı üretiminin herhangi bir disiplinindeki herkese aslında bu görev bu sorumluluk d]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>
	 <img decoding="async" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/02/1372074766_gokhan2.jpg" style="width: 188px; height: 283px; cursor: default; float: left; margin: 0px 10px 10px 0px;" alt="">Gökhan Avcıoğlu: &#8220;Mimarların öncelikle işin mühendislik tarafında kendilerini geliştirmeleri önemli. Sürdürülebilirlik konusu da bir mühendislik konusu. Bu anlamda mimar olsun veya olmasın yapı üretiminin herhangi bir disiplinindeki herkese aslında bu görev bu sorumluluk düşüyor. Sürdürülebilirlik üzerinden hareket ederek eğitim sisteminin değiştirilmesi aslında mesleğin de sürdürülebilirliğini sağlayacak.&#8221;
</p>
<hr>
<p>
	 <font color="#76923c">Mimarlık sürdürülebilir inovasyon için önemli bir arena diyebiliriz. Konut sektöründeki hızlı gelişim sürdürülebilir, çevreci ve yenilikçi tasarımları hayata geçirmek için iyi bir fırsat. Mimaride sürdürülebilir tasarım aşamalarından ve mimarlığın sürdürülebilir ve ekolojik boyutu ile ilgili bilgi birikimlerinizden bahsedebilir misiniz? </font>
</p>
<p>
	 Mimaride birinci derece sürdürülebilirlik, ömrüyle ve ne kadar uzun süre hizmet verebilirliği ile ilgili. Sürdürülebilirlik konusu 20. yüzyıldaki endüstriyle beraber gündeme gelen bir konu aslında.  20. yüzyılda üretilen binalardan bir çoğu iki nedenden dolayı problemli oldu.  Bunlardan bir tanesi ömür açısından, ikincisi içindeki fonsiyonların belirli bir  noktadan sonra işlerliğini yitirmesinden. Ama bina kaliteli bir bina ise içindeki fonsiyonlar değiştirilerek kurgusu kullanılmaya devam edilebilir.
</p>
<p>
	 Birinci konu yapısal olanın sürdürülmesi; ikincisi bunlar için üretilen materyallerin üretildiği alanlardaki üretim şekillerinin sürdürülebilir olması, üçüncü konu ise bina yapılırken veya yapıldıktan sonra sosyal hayatımıza,  iş hayatımıza getirdiği katkılarla ölçülür. Bu üçüncü nokta daha genel bir konu ve sadece mimarinin konusu değil diğer disiplinleri de ilgilendiren bir konu. Biz öncelikle herkesin ilgi alanı olan, mimarların da uygulamacıların da konsantre olduğu, önce yapısal olandan hareket edelim. Endüstri devrimi sonrası, yani 19. yüzyıl sonrası, mimarlıkta yapı üretiminde kullanılan malzeme sayısında ciddi bir artış oldu. Eskiden sadece taş, tuğla demir, toprak gibi bazı temel malzemeler kullanılarak üretilen mimarlık ve yapı sanatında birden bire hatta bunların da hiç olmadığı başka tür malzemelerle üretilen yapılar haline geçildi. Hal böyle olunca şantiye ortamından önce üretilen malzemelerin, şantiye ortamında üretilenlere nazaran ciddi bir hakimiyeti oldu. Sıkıntı da bundan sonra başladı zaten. Dünyanın kirlenmesi, havanın kirlenmesi gibi unsurlar ortaya çıktı. O yüzden 21. yüzyılda biz, sürdürülebilirlik gibi bir konuyu ele alıyoruz. Yaklaşık olarak son on yıldır bu konuda hala bir envanter hazırlıyoruz  ve önümüzdeki yıllar için neleri yapmamamız ve neleri kullanmamamız gerektiği konusunda ya da nasıl kullanmamız gerektiği konusunda bir takım yeni listeler yaratıyoruz. Bu konuda bir dünya standartları var bir de ülkesel standartlar.
</p>
<p>
	 Bunun çekici olması için önce yönetimlerin, hükümetlerin ciddi teşvik edici kararlar üretmeleri lazım. Bunlardan bir tanesi vergi indirimleri, kullananın ödüllendirilmesi kullanmayanın cezalandırılması gibi bir metodla bunun artışının sağlanması gerekiyor. İkincisi, eğitim kurumlarında bu yönde telkin, ikna ve eğitim tanıtım yapılması gerekiyor. Mimarlık eğitiminin yapıldığı alanlar, mühendislik alanlarında yapılan eğitimler önemli. Bizim önemli problemlerimizden bir tanesi aslında 19.yüzyıl öncesindeki mimarlık eğitimi ya da mimar dediğimiz kişinin aslında mühendis kökenli olması üstüne kurulu bir pratik olması. 20.yüzyıl ile beraber mühendislik kısımları mimarlıktan ayrılarak kendi başına birer disiplin oldular. Mimara da işin estetik, sanatsal tarafı gibi bir boyut kaldı. Bu da mimarlığı ve yapı üretimini aslında bir nevi öldürdü. Biz şimdi yeniden “archeer” dediğimiz mimar-mühendis olan yeni bir prototipten söz ediyoruz. Bana göre 20.yüzyıldan önceki mimar aslında bugünkü mimarların düşündüğü gibi bir proporsiyon yada bir oranlama yada bir tasarlama metodolijisi kullanıyordu ama asıl kaynak mühendislikten gelen bir kaynaktı. Yani yapının ayakta durmasıyla ilgili, elindeki malzemeyi doğru kullanmasıyla ve onu kalıcı bir şekilde depreme, havanın koşullarına, dışarıdan gelecek olan başka saldırılara cevap verebilecek bir masiflikte ve beceride olmasıyla ilgili bir fikir geliştiriyordu. Roma’dan beri eski kayıtlara bakarsak bu konuda yazılmış çok sayıda olmasa da temel kitaplar var veya rönesans sırasında geliştirilmiş teknikler var. Yapıların daha estetik bir görüntü alması için; süsleme, duvar resmi, heykellerle oluşturulması, zaanatla donatılması gibi ama arka plandaki mühendisliğin önemini ve gerekliliğini asla ikinci plana itecek bir hususta değil. O nedenle bence 20.yüzyılın mimarlık eğitiminin en büyük hatası mühendislikle ilişkili bölümlerini zayıflatmasıyla başladı. Bugün mimarların çoğu yaptığı bir binayı ona gerekli olan mühendislik hesaplarından ve seçimlerinden veya bir mühendis olmadan ayakta durmasını sağlayacak şekilde inşa edilmesini sağlayamayacak halde. O yüzden mimarların öncelikle işin mühendislik tarafında kendilerini geliştirmeleri önemli. Sürdürülebilirlik konusu da bir mühendislik konusu. Bu anlamda mimar olsun veya olmasın yapı üretiminin herhangi bir disiplinindeki herkese aslında bu görev bu sorumluluk düşüyor. Sürdürülebilirlik üzerinden hareket ederek eğitim sisteminin değiştirilmesi aslında mesleğin de sürdürülebilirliğini sağlayacak.
</p>
<p>
	 Biz ne yapıyoruz bu konuda; bu konuyla ilgili ofisimizde sürekli olarak listelediğimiz, sürekli olarak projeden projeye aktardığımız bir bilgi birikimi &#8211; bize göre özel bir repertuar- oluşuyoruz. Bu anlamda, bu konuda danışmanlık alınabilecek Türkiye’de çok sayıda firma yok. Genelde de bu konu biraz ayrı bir disiplinmiş gibi lanse ediliyor olsa da temelde çok basit bir şey var. Basit olan, yapay olanın aslında her zaman %50 oranında sürdürülebilirlik eksikliğinin olması. Eski yapı tekniklerini incelemek, onlara yeniden bakmak benim sürdürülebilirlik konusunda birinci önceliğim. Bu konu üzerine Alpaslan Ataman ile birlikte kurduğumuz bir ekibimiz var ve bunun üzerinde çalışıyoruz.
</p>
<p>
	 <span style="color: #76923c;">Turizmin yarattığı fırsatlar kadar doğal çevreye verdiği zararlar da bilinen bir gerçek. Sürdürülebilir turizm kavramının sıkça konuşulduğu bu günlerde çevreye duyarlı otel mimarisi nasıl kurgulanmalıdır? Bu noktada yatırımcıya düşen görevler nelerdir?</span>
</p>
<p>
	 Turizm için ayrılmış alanların, tesislerin gelecekte ne gibi amaçlarla kullanılıp kullanılmayacağını bilmiyoruz. Bu nedenle bugün otel olarak yapılmış bir yapı, yarın bir konut olarak veya eğitim amaçlı kullanılabilmeli. Mesela ben üç kattan fazla bir turizm binası, turizm tesisi yapmamaya özen gösteriyorum. Daha çok kütle parçalayarak çalışıyorum, parçalanmış kütlenin ileride rahatlıkla konuta veya başka amaçlı kullanıma yönelik bir şekilde yapılması için düşünce geliştiriyorum. Bu tasarlama aşamasında olan yaklaşım. Yapısal amaçlı olanda; turizm yapılarının en önemli özelliğinin, özel alanlarla çok kullanımlı alanlar arasıdaki denge üstüne  kurulu olmasıdır. Çok odalı düzenler yerine, yani 200 oda ve üstü yerine, münkünse 150 odanın altında hatta mümkünse 50-60 odalı oteller yapmak ve otellerle beraber evleri bir arada yapmak. İşletmesinde otelden yararlanan evler&#8230; Ev ve otel kavramının kesin çizgilerle ayrılmasından öte, hangisi daha iyi büyüyorsa ona doğru büyümesi üzerine kurulu sistemler yapmak. Diğer bir unsur ise seçilen materyallerin bölgeye ait materyaller olmasını sağlamak. Taş yoğunsa taş kullanmak, ahşap yoğunsa ahşap kullanmak veya o bölgede ne varsa onun kullanımı.
</p>
<p>
	 Örneğin 116 dönümlük bir adanın üzerinde ve 3km.lik bir lagün olan Maldiv projesini çalışırken gördüğümüz ve öğrendiğimiz konu mümkün olduğunca tek katlı ve o bölgenin ağaçlarını kullanarak projeyi yapmamız. Mümkün olduğunca kullandığımız malzemeler doğal malzemeler ve o bölgede olan malzemeler olmalı. Mesela taş yok o bölgede ve dışarıdan getirtmek zorunda kalıyoruz, o yüzden taşı az kullanmaya çalışıyoruz ve mümkün olduğunca ahşap kullanmaya özen gösteriyoruz. Genel kurgu olarak da bu tür yerel malzemeler kullanıyoruz, fazla sayıda hindistan cevizi ağacı olduğu gibi, orada yetişen ve yetişebilecek olan üzerinden hareket ediyoruz. Mimari proje sadece yapısal olan değil oradaki yaşamsal olan üstüne kurulu. Biz bu anlayışımızı Bodrum’daki projelerimizde de sürdürüyoruz. Turgutreis, Kum ve üzerinde yeni çalıştığımız projemiz gibi&#8230; Kazmadan, çok fazla hasar vermeden, mümkün olduğunca dokuyu hiç değiştirmeden, onun üzerine konumlanan projeler&#8230; Bu gibi unsurlar sürdürülebilirlik listesinde LEED alırken belki açık olarak tarif edilmiyor gibi görünse de uygulanması gereken önemli kriterler. Örneğin Türkiye’nin ağacı az ve mümkün olduğunca Türkiye’nin kendi ormanlarını kullanmaması gerekiyor. Ağaç yetiştiren ülkelerden ağaç alması veya doğal taş kullanması daha doğru.
</p>
<p>
	 <span style="color: #76923c;">İnsan sağlığının yapı ile olan etkileşimi olarak tanımlayabileceğimiz yapı biyolojisi ile ilgili düşüncelerinizi bizimle paylaşır mısınız?</span>
</p>
<p>
	 Biyoyapı yeni bir konu. Nano teknolojileri ve binaların bazı özelliklerini kendi bünyelerinde barındıran materyalleri kullanma noktasına doğru gidiyoruz. Öyle bir materyal kullanalım ki kendi kendini temizlesin, öyle bir materyal kullanalım ki bir termos görevi görsün. Öyle bir materyal kullanalım ki kendi kendine makro klimatik olsun; yazları serin tutsun kışları sıcak olsun&#8230; Bu tür malzemeler üzerine yeni deneyler var ama daha çok başındayız. Bu materyal üzerine olan tarafı. Biyolojik özellikleri kullanarak binalarda bunların nasıl yer alacakları konusunda bir çok üniversitede bu konuda araştırmalar yapılıyor ve biz de takip ediyoruz. Bence önümüzdeki dönemlerde mimaride konuşacağımız önemli konulardan bir tanesi bu olacak.
</p>
<p>
	 <span style="color: #76923c;">Sürdürülebilirlik ilkelerinin mimaride uygulanması konusunda kendilerini geliştirmeleri adına geleceğin mimarlarına tavsiyeleriniz nelerdir? </span>
</p>
<p>
	 İnovasyon alanında yapıların daha çok öne çıkacağı bir döneme giriyoruz. Yapısal inovasyon, tasarımsal inovasyon, yapının fonksiyonları açısından inovasyon gibi konulara yönelmelerini, fonksiyon açısından nasıl bir yenilik getirilebilir ki yapıyı çok amaçlı kullanabiliriz sorusunu düşünmelerini ve nasıl yapı pratiği ve yapı ekonomisi sağlayabiliriz üzerine çalışmalarını öneririm. Kullanılan materyaller üzerine bazı tasarruflar yapmalarını, daha önce kullanılmayan materyallerin yeni performanslarını keşfetmek gibi konulara eğilmelerini ve bu üç konuyu da başarılı bir şekilde kullanmaları gerektiğini düşünüyorum.
</p>
<p>
	 <span style="color: #953734;"><em>Ankara’da doğan Gökhan Avcıoğlu, mimarlık öğrenimini Selçuk Üniversitesi’nde tamamladı. Özlem Ercil Avcıoglu ile birlikte 1994’te kurdukları GAD (Global Architectural Development) mimarlık bürosunda, değişik işlevlerde yapılar tasarlayıp inşa ediyor.</em></span>
</p>
<p>
	 <span style="color: #953734;"><em>2000-2007 yılları arasında İstanbul’da Yıldız Teknik ve İstanbul Teknik Üniversiteleri’nde öğretim üyeliği yaptı. 2007 yılından bu yana Paris’te bulunan Ecole Speciale D’Architecture’da öğretim üyeliği yapmaktadır. Paris’teki stüdyosunda öğrencileri ile birlikte Fransa ve Avrupa için şehir için çeşitli projeler üretiyorlar.</em></span>
</p>
<p>
	 <span style="color: #953734;"><em>Gökhan Avcıoğlu ve GAD projeleri 2002’de Galerist İstanbul ve Minima Art Philadelphia, Amerika’da; 2003 ve 2004’de Miami Bienali’nde, 2005’de Rotterdam Mimarlık Müzesi ve Londra Kraliyet Sanat Akademisi’nde sergilenmiş, 2010’da da Los Angeles’da sergilenecek. 2008 Nisan ayında Milano’da gerçekleşen Block sergisinde de Gökhan Avcıoglu’na ait çeşitli şekillerde tasarlanmış objeler yer aldı.Gökhan Avcıoğlu, 2002’den bu yana İstanbul ve New York’ta çalışıyor ve yaşıyor.</em></span>
</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ekoyapidergisi.org/gokhan-avcioglu-na-sorduk/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kerem Oral&#8217;a sorduk&#8230;</title>
		<link>https://ekoyapidergisi.org/kerem-oral-a-sorduk/</link>
					<comments>https://ekoyapidergisi.org/kerem-oral-a-sorduk/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editör]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 23 Jun 2013 21:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[RÖPORTAJ]]></category>
		<category><![CDATA[Sürdürülebilirlik, mimari, yeşil yapı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ekoyapidergisi.org/kerem-oral-a-sorduk/</guid>

					<description><![CDATA[Sürdürebilir tasarım yerine çevreye olan duyarlılığı ve etkileşimleri, tüketimin sorgulandığı, doğal kaynakları tasarımda kullanıcısıyla kavuşturan, ekosistemdeki yerini sorgulayan tasarım demek daha kapsamlı olacak herhalde.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>
	<img decoding="async" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/02/1372078302_KeremOral.jpg" style="cursor: default; float: right; margin: 0px 0px 10px 10px;" alt="">Kerem Oral: &#8220;Sürdürebilir tasarım yerine çevreye olan duyarlılığı ve etkileşimleri, tüketimin sorgulandığı, doğal kaynakları tasarımda kullanıcısıyla kavuşturan, ekosistemdeki yerini sorgulayan tasarım demek daha kapsamlı olacak herhalde.&#8221;
</p>
<p>
	  &#8230; &#8220;Mimarın görevi son kullanıcısının sağlıkla hayata geçirdiği eser içinde varoluşunu sürdürmek olmalıdır. Elbetteki yapısal malzemeler; insana direkt etki eden tabii ve sunni aydınlatma; akustik çözümler önemli.
</p>
<hr>
<p>
	<font color="#76923c">Sürdürülebilir mimarlık eğitimi ülkemizdeki ilgili fakültelerde bir disiplin içerisinde verilmiyor. Siz bir mimar olarak mimarlığın sürdürülebilir ve ekolojik boyutu ile ilgili bilgi birikimine nasıl sahip oldunuz?</font>
</p>
<p>
	  Bu konudaki kısıtlı birikimimi  2008 yılında sipariş aldığım bir özel Lisenin sahip olduğu çok önemli doğa tarihi koleksiyonunu sergileme amaçlı çizdiğim Müze-Sergileme alanı projesiyle başladı. Bu projenin derinliklerine girmeye başlayınca yaşadığım çevreye ve gerek çevrenin insana gerekse insanın çevreye etkileşimlerini daha farklı bir gözle farkına varmaya başladım. Kısacası ekosistem döngüsü içerisindeki rolümüz ve yerimiz ile ilgili bilençlenmekle birlikte bakış açım değişti.
</p>
<p>
	<span style="color: #76923c;">Mimarlık sürdürülebilir inovasyon için önemli bir arena diyebiliriz. Konut sektöründeki hızlı gelişim sürdürülebilir, çevreci ve yenilikçi tasarımları hayata geçirmek için iyi bir fırsat. Mimaride sürdürülebilir tasarım aşamalarından bahsedebilir misiniz? </span>
</p>
<p>
	  Sürdürebilinir tasarım yerine Çevreye olan duyarlılığı ve etkileşimleri; tüketimin sorgulandığı; doğal kaynakların tasarımda kullanıcısıyla kavuşturan, ekosistemdeki yerini sorgulayan tasarım demek daha kapsamlı olacak herhalde.  Yukarıda anlattığım karşılıklı etkileşimlerin son kullanıcının bilinçli yaklaşımıyla tasarımın sürdürebilirliği olabilecektir.
</p>
<p>
	<span style="color: #76923c;">Turizmin yarattığı fırsatlar kadar doğal çevreye verdiği zararlar da bilinen bir gerçek. Sürdürülebilir Turizm kavramının sıkça konuşulduğu bu günlerde çevreye duyarlı otel mimarisi nasıl kurgulanmalıdır? Bu noktada yatırmcıya düşen görevler nelerdir? </span>
</p>
<p>
	  Belki 20 yıl evvel bu soruyu sorsaydınız cevabım farklı olabilirdi ancak bugün itibariyla bu sorunuzdaki genellemeye katılmıyorum Öncelikle yatırımcının bakış açısını anlayıp, onu doğru yönlendirdiğiniz zaman çevreye zarar vermemek mümkün. Bazende bizlerden daha bilinçli yatırımcılarında yönlendirmesi de olabiliyor&#8230; Örneğin son derece önemli turizm yatırımcılarımızdan biri bana “Kerem bu bölgede Caretta, Carettalar yumurtalarını geceleri bırakıyorlar. Ve ışık onları çektiğinden dolayı doğan yavrular denize varana kadar telef oluyorlar. Bu nedenle plaj aydınlatması yapma ve ayrıca sahilden içeride olan aydınlatılmış olan bölümlere gelmelerini engelle” demişti. Sonuç olarak gerek Mimar gerekse yatırımcı belli birikime sahip. Ekonomik dönüşümleri elverdiği takdirde doğal kaynakları kullanma çabası içinde. Bugün güneş enerjisini kullanmayan pek Turizm yatırımcısı  kalmadı. Revers osmoz u bir çok yatırımcı tanımak istiyor&#8230; Rüzgar enerjisinin avantajlarını ve buna göre gerekli etüdlerini yaptırıyor. Kısacası turizm yatırımcılarının çok daha bilinçli ve duyarlı yaklaşımlarının olduğunu düşünüyorum.
</p>
<p>
	<span style="color: #76923c;">İnsan sağlığının yapı ile olan etkileşimi olarak tanımlayabileceğimiz yapı biyolojisi ile ilgili düşüncelerinizi bizimle paylaşır mısınız?</span>
</p>
<p>
	  Mimarın görevi son kullanıcısının sağlıkla hayata geçirdiği eser içinde varoluşunu sürdürmek olmalıdır. Elbetteki yapısal malzemeler; insana direkt etki eden tabii ve sunni aydınlatma; akustik çözümler önemli.
</p>
<p>
	  Yapı biyolojisinin ana hatlarının oluşmasına doğrudan etki gösteriyor. Ancak aynı zamanda bu biyolojiyi çevresel etkileşimlerlede değerlendirmek gereklidir.
</p>
<p>
	<span style="color: #76923c;">Yapıların çevreci ve insan sağlığına uygun olabilmesi için mevcut sertifika sistemlerinden birine sahip olmaları yeterli midir? Sertifika almak dışında başka neler yapılabilir?</span>
</p>
<p>
	  Sertifikasyon sistemi son derece eğitici ve bilinçlendirici. Farkındalıklarınızı arttırıyor. Siz tasarımcı olarak bu farkındalıklarınızla hareket ediyor ve eserinizin bu parametrelere göre şekillenmesinde girişimci olabiliyorsunuz. Toplumsal farkındalık yani son kullanıcının farkındalığını daha da bilinçlendirmenin gerekliliğine inanıyorum.
</p>
<p>
	<span style="color: #76923c;">Yeşil, sürdürülebilir, ekoloji gibi kavramlar son yıllarda hayatımıza yoğun olarak girdi ve farklı mecralarda bir çok şekilde tartışılıyor. Ülkemizde yapılan çalışmalarda bu kavramların doğru algılandığını ve uygulandığını düşünüyor musunuz? </span>
</p>
<p>
	  İki gruba ayırmamızda fayda var. Birinci grup Kentsel alanlardaki önemli yapılaşmalardaki etkileri. Bir çok firma bu konuda son derece etkili ve faal olarak yatırımlarında, toplumumuzda yeni olan bu kavramları entegre ediyor. Bu işe gönül vermiş profesyonellerin yönlendirmeleriyle hareket ediyorlar. Bu bağlamda doğru algılandığından süphem yok. Ancak uygulamada ise yatırımcıların algılaması farklı olabiliyor. Uzun dönemde geri gelen bu yatırımın bir PR yada bir rant imkanı olarak görebilmesi söz konusu olabiliyor. Sonuçta amaç ve araç çakışması söz konusu olabilmekte. İkinci grup ise kırsal alanlarda çok daha bireysel olan girişimler. Bu girişimlerin son derece yaratıcı, ekosistemin bir parçası ve ölçek olarak çok daha küçük olduğundan çok daha uygulanabilir ve etkili olduğunu düşünüyorum. Ayrıca çok daha yaygın olduğunu belirtmekte fayda var.
</p>
<p>
	<span style="color: #76923c;">Sürdürülebilirlik ilkelerinin mimaride uygulanması konusunda kendilerini geliştirmeleri adına geleceğin mimarlarına tavsiyeleriniz nelerdir? </span>
</p>
<p>
	  Okumak, ilgilenmek, ve bilinçlenmek. Bu sayede farkındalıklarının artması. Eko döngünün birey olarak yıkıcı değil yapıcı bir bireyi olmayı. Unutmayalım ki bu bilinç arttıkça bireylerden bir bütün oluşacak.
</p>
<p>
	<span style="color: #953734;"><em>Kerem Oral, Oral Mimarlık’ın mimari ve iç mimarı tasarımlarının mimarı, inşaat ve müteahhitlik işlerinde de yönetici ortaktır. Tasarım ve inşaat alanında 15 yıldan fazla tecrübeye sahip olup, bir çok konut, otel, okul, ofis projesini başarı ile tamamlamıştır.</em></span>
</p>
<p>
	<span style="color: #953734;"><em>Tasarımdaki detay ve inşaat becerilerini Louis Vuitton, Prada, Christian Dior, Miu Miu,  Fendi, Coach ve De Beers gibi prestijli markalar için kullanmakta olan Oral, Firmanın gerek Türkiye’de gerek yurt dışında lüks perakende mağazaların inşaatlarını anahtar teslim üstlenmesindeki kalite, zaman kriterlerini tutturmasındaki en önemli katkı sahibidir. Kerem Oral ayrıca konut ve otel projeleri için de başarılı tasarımlar gerçekleştirmektedir. Mimari proje müellifliğini üstlendiği İstanbul’da bir konut ve ofis  projesi olan Değer 16 binası 2010 Uluslararası Gayrimenkul Ödülünü kazanmıştır.</em></span>
</p>
<p>
	<span style="color: #953734;"><em>1996’da yılında Oral’da ortaklığa başlamadan önce, Carrefour’a hizmet veren Fransız mimarlık şirketi BEG bünyesinde Türkiye’deki ilk Carrefour mağazasının inşaatında görev almıştır. Bu çalışmasından önce Fransa’da bir dizi tanınmış ve köklü mimarlık şirketinde mesleki tecrübe kazanmıştır. Grenoble Mimarlık Fakültesi, Mimarlık bölümü mezunudur ve St. Julien en Genevois yarışmasında Jüri Özel Ödülü almıştır.</em></span>
</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ekoyapidergisi.org/kerem-oral-a-sorduk/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuk, Oyun, Bugün ve Yarın</title>
		<link>https://ekoyapidergisi.org/cocuk-oyun-bugun-ve-yarin/</link>
					<comments>https://ekoyapidergisi.org/cocuk-oyun-bugun-ve-yarin/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editör]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 19 Jun 2013 21:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[HABER]]></category>
		<category><![CDATA[Sürdürülebilirlik, mimari, yeşil yapı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ekoyapidergisi.org/cocuk-oyun-bugun-ve-yarin/</guid>

					<description><![CDATA[“Oyun” bugün olduğu gibi; yarın da çocuklarla özdeşleşecek bir ihtiyaçtır. Yarına bırakabileceğimiz, doğru oyun mekanları tasarlandığında, süreç tamamlanacaktır.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>
	 <img decoding="async" src="https://ekoyapidergisi.org/wp-content/uploads/2026/02/1372080620_Demetlhan1.jpg" style="cursor: default; float: left; margin-top: 0px; margin-right: 10px; margin-bottom: 10px; margin-left: 0px; " alt="">Sürdürülebilirlik kavramını daha çok çevre etkisi üzerinden değerlendirdiğimiz bugünlerde; çocuk gelişiminin her yaşta farklı olduğunu tasarımlarımıza ne kadar dahil ediyoruz?
</p>
<p>
	 Çocukların yaratıcı dünyasını geliştirecek, çevrenin olumsuz etkilerinden uzak mekanlar sunacak olan bizler; hiç sürdürülebilir oyun alanlarının olabileceğini düşünüyor muyuz?
</p>
<p>
	 “Oyun” kavramıyla paylaşmayı öğreten, sorumluluk duygusunun farkındalığını sağlayan, bedensel ve ruhsal gelişime katkı sağlayan mekanlar tasarlanmalıdır.
</p>
<p>
	 Kaynaklarımızı, bugünün ihtiyaçlarını karşılarken, gelecek nesillere de yeterliliğini göz önünde bulundurarak kullanma yeteneği, çevresel sürdürülebilirlik için ne kadar önemliyse; bugünün öğrenen çocuklarının yarının öğreten büyükleri olduğunu bilerek mekanlar oluşturmak da o kadar önemlidir.
</p>
<p>
	 “Oyun” bugün olduğu gibi; yarın da çocuklarla özdeşleşecek bir ihtiyaçtır. Yarına bırakabileceğimiz, doğru oyun mekanları tasarlandığında, süreç tamamlanacaktır.
</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ekoyapidergisi.org/cocuk-oyun-bugun-ve-yarin/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
