Litvanya’da tasarlanan Lost Shtetl Yahudi Müzesi, tek bir yapı yerine küçük ev biçimli hacimlerin oluşturduğu kümelenmiş bir yerleşim olarak kurgulanıyor. Proje, yok olmuş bir kasabanın mekânsal hafızasını mimarlık aracılığıyla yeniden düşünmeyi amaçlıyor.

Litvanya’nın Šeduva kasabasında inşa edilmekte olan Lost Shtetl Yahudi Müzesi, anıtsal bir müze binası yerine küçük ölçekli yapıların bir araya geldiği bir yerleşim düzeni öneriyor. Tasarım, geçmişte bölgede var olan Yahudi kasabalarının mekânsal dokusunu mimari bir kurguya dönüştürerek ziyaretçiye farklı bir müze deneyimi sunmayı hedefliyor. Projede birbirine yakın konumlanan eğimli çatılı hacimler, uzaktan bakıldığında küçük bir köy siluetini andıran kümelenmiş bir yapı topluluğu oluşturuyor. Her bir yapı sergi alanlarının farklı bölümlerine ev sahipliği yaparken, hacimler arasındaki geçişler ziyaretçiyi bir yapıdan diğerine yönlendiren dar bağlantılar ve dolaşım yolları üzerinden kuruluyor. Böylece müze deneyimi tek bir galeri içinde ilerlemek yerine, bir yerleşim içinde dolaşma fikri üzerinden gelişiyor.

Açık Peyzaj
Yapı grubu çevresindeki açık peyzajla birlikte düşünülmüş bir hafıza alanının parçası olarak tasarlanıyor. Geniş çayırlar, yürüyüş yolları ve ağaçlık alanlar ziyaretçiyi peyzajın içinden geçirerek müze yapılarıyla buluşturuyor. Bu yaklaşım, müzeyi yalnızca kapalı sergi mekânlarından oluşan bir yapı olmaktan çıkararak açık alanlarla bütünleşen bir anma alanına dönüştürüyor.Müzenin ele aldığı tarihsel arka plan, Doğu Avrupa’da yüzyıllar boyunca varlığını sürdüren küçük Yahudi yerleşimlerine dayanıyor. “Shtetl” olarak bilinen bu kasabalar, bölgenin sosyal ve kültürel yaşamında önemli bir yer tutmuş ancak savaş ve soykırım sürecinde büyük ölçüde ortadan kaybolmuştu. Proje, mimarlık ve peyzaj aracılığıyla bu kaybolan yerleşim kültürünün mekânsal izlerini hatırlatan bir bellek mekânı oluşturmayı amaçlıyor.



