Suyabatmaz&Demirel Mimarlık Ortağı Mimar Hakan Demirel, Architecture+Design & CERA Ödülleri’nin hem Türkiye ayağında hemde yarışmanın uluslararası ayağında başarıyla aldığı ödüllerle ilgili sorularımızı yanıtladı.
“The Golden Emerging Architects” (Altın Genç Mimarlar) olarak seçilen 5 mimardan biri oldunuz. Bu ödülü almak sizin için ne ifade ediyor?
Aslında genç mimar olarak ödüllendirilmek bence çok anlamlı, bugün için düşünürsek de yarınlarda bu meslekte daha fazla yol alındıktan sonra bakıldığında da. Ödüller sizi sürekli yeni başarılar elde etmek için itici bir güç olarak arkanızdan takip ediyor.Hep söylediğim bir şey var, takdir görmek, ödüllendirilmek elbette ki gurur verici, ancak bence daha önemlisi de kimin tarafından takdir edildiğiniz. Dolayısıyla bu ödülü ve seçici kurulu oldukça önemsiyorum.
Aslında ödül iki kısımdan oluşuyor diyebiliriz, ilk kısım TSMD, İstanbul SMD ve İzmir SMD’nin Türkiye’deki 40 yaş altındaki en iyi genç mimarı seçtiği kısım, ikinci kısım ise diğer ülke katılımcıları arasından kendi ülkesinden seçilen en iyi genç mimarların Architecture+Design & Cera ödülleri kapsamında “The Golden Emerging Architect” (Altın Yükselen Mimar) ödülüne değer görülmesi ile sonlanıyor. Bu sene toplam 5 ayrı ülkeden 5 genç mimara verildi bu ödül, benim ile birlikte ödül alan diğer mimarlar; Singapur’dan Chang Yong Ter, Malezya’dan Mohd Razin Mahmood, Tayland’dan Patama Roonrakwit, Sri Lanka’dan Narein Perera.
2011 yılında da 40 yaşın altındaki başarılı mimarlara verilen “Europe 40 Under 40 Ödülleri”nde Avrupa’nın en başarılı 40 genç mimarından biri olmuştunuz. Sizce bu ödüle layık görülmenizdeki en büyük etken neydi?
Bugünden dönüp baktığımda çok daha kolaylıkla algılayabiliyorum hem benim yaklaşımımı, hem de tahminimce görmüş olduğum takdirin nedenini. O zaman 28 yaşındaydım Avrupa’nın en iyi 40 genç mimarından biri olmak için başvurduğumda. Elbette ki önümde bu ödülü alabileceğim 12 yılın daha olduğunu düşünerek rahat davranmış ve başka türlü bakabilmiştim ki bugün geriye baktığımda çok kıymetli buluyorum o yaklaşımı. 3 adet proje isteniyordu katılım için, kişisel geçmişiniz ve ayrıca diğer işlerinizin incelenmesi için web siteniz. Ödülü kazanmak için hangi 3 projeyi seçmeliyiz diye düşünmedim hiç, her hangi 3 projeyi seçip yollamak istedim, biraz da görmek istiyordum nasıl değerlendirileceğimizi. Ödülün sonucunu çok uzun bir süre sonra aldık, hatta ben askerdeydim ve ankesörlü bir telefondan ofisi aradığımda sevgili Orhun (Ülgen) söylediğinde çok şaşırmıştım ve sevinmiştim. Onunla birlikte verdiğimiz karar üzerine yolladığımız bu projeler ile ödülü kazanmış olmak yaptığımız işe duyduğumuz özveriyi daha bir anlamlı kılmıştı.Ben değerlendirmede her bir işin kendi meselesi ile baş ederken seçtiği yolun ve sonuna kadar sürdürdüğü kararlılığın, birbirleri arasındaki okunabilirlik ve tutarlılığın etken olduğunu tahmin ediyorum.
Ödüllü mimar olmak size ne hissettiriyor? Sizce avantaj ve dezavantajları var mı?
Aslında şimdi siz söyleyince tekrar yüzleştiğim, tarifte yanlışlık olmayan ama insanı biraz rahatsız eden bir sıfat haline bürünüyor, ya da kulağa öyle geliyor bu ‘ödüllü’ olma hali. Mimarlar, bazen tasarladıkları projeler ödül alıyor, kimi zaman da alamıyor. Ne bu projeler veya mimarlar ödül aldıklarında daha iyi oluveriyor, ne de alamayınca kötü. Aslında değişmeyen bir şey bir sıfat ile daha kabul gören ve beğenilen bir hal alabiliyor. Bunda herhangi bir sorun yok elbette ki. Bizler insanlar için, kentler için, yaşantılar için mekanlar üretiyoruz, kuşkusuz ki en kıymetli ödül bu mekanların tepe tepe kullanılması, benimsenilmesi ve sahiplenilmesi. Bu anlamda kimi kurumlar tarafından ödül kazanıyor olmak bu konuda önümüzü daha fazla açacaksa bunun çok daha kıymetli olduğunu söyleyebilirim. Yoksa ödülün kendisinin mimarın veya binanın önüne gelen bir sıfat olması en önemsiz kısmı.


