ION Riva projesine ilişkin Editör Notu
ION Riva projesine ilişkin ilk paylaşımımız, uluslararası mimarlık ofisleri ve proje geliştiricileri tarafından dünya basınına servis edilen basın bülteni çerçevesinde, tüm yayıncıların yaptığı gibi ve olması gerektiği üzere hızlı bir duyuru refleksiyle hazırlanmıştır. Ancak Ekoyapı olarak, özellikle tartışmalı projeleri yalnızca ilk sunulan bilgiler üzerinden değerlendirmekle yetinmiyor; planlama kararları, kamu verileri ve meslek örgütlerinin görüşleri ışığında farklı bir perspektiften yeniden ele almayı önemsiyoruz. Bu doğrultuda, Beykoz Riva’da hayata geçirilmesi planlanan bu projeyi, özellikle 2025 tarihli plan değişiklikleri ve şehircilik bağlamı üzerinden daha derinlikli bir analizle değerlendiriyoruz.
İon Riva Projesi: İstanbul’un Kuzey Hattında Yeni Bir Tartışma
İstanbul’un kuzey hattı, uzun yıllardır yalnızca coğrafi değil, aynı zamanda politik ve mekânsal bir sınır olarak tartışılıyor. Kentin büyüme baskısı ile doğal eşikler arasındaki gerilim, her yeni plan kararıyla yeniden görünür hale geliyor. Beykoz Riva’da gündeme gelen ION Riva projesi ise bu gerilimin en güncel örneklerinden biri olarak öne çıkıyor.
Bu tartışmayı sağlıklı bir zemine oturtabilmek için projeyi yalnızca bugünkü haliyle değil, uzun yıllara yayılan planlama süreci içinde okumak gerekiyor.
Riva’da 25 Yıllık Planlama Süreci
Riva ve çevresi, tekil bir imar kararıyla değil; yaklaşık 25 yılı aşan parçalı bir planlama süreciyle şekillendi. 1990’ların sonundan itibaren yürürlüğe giren koruma amaçlı planlar, zaman içinde farklı ölçeklerde revize edildi. 2020 yılında plan hükümlerinde değişiklik yapılırken, 2023’te yeni nazım ve uygulama planları onaylandı. Bu sürecin en kritik aşaması ise 2025 yılında Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından onaylanan plan değişiklikleri oldu.

2025 İmar Planı Değişikliği: Projenin Kırılma Noktası
Bakanlık verilerine göre, Beykoz Riva Mahallesi Beylikmandıra mevkiine ilişkin 1/1000 ölçekli Koruma Amaçlı Uygulama İmar Planı değişikliği 12 Ağustos 2025 tarihinde onaylandı ve aynı yıl içerisinde askıya çıkarıldı. Aynı dönemde, Riva Deresi çevresini kapsayan 1/5000 ve 1/1000 ölçekli plan değişiklikleri de yürürlüğe girdi.
Bu gelişmeler, İon projesinin yalnızca bir yatırım kararı değil, 2025 yılında revize edilen planlama kararlarının doğrudan bir sonucu olduğunu gösteriyor.
Söz konusu plan değişikliklerinin, İstanbul’daki yönetim ve karar alma süreçlerinin yoğun biçimde tartışıldığı bir döneme denk gelmesi ise zamanlama açısından dikkat çekici. Bu durum, planlama süreçlerinin yalnızca teknik bir çerçevede değil, aynı zamanda yönetsel bağlamı içinde de değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koyuyor.
Dolayısıyla tartışma, tekil bir proje üzerinden değil; bu plan kararlarının nasıl bir yerleşim modelini mümkün kıldığı üzerinden ele alınmalı.
ION Riva Projesi ve Yatırımcı Yapısı
ION Riva projesinin geliştiricisi olarak kamuya açık belgelerde İON Kentsel Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı A.Ş. öne çıkıyor. Şirketin 2026 tarihli izahnamesine göre ortaklık yapısında yüzde 70 oranında Kalyon Kentsel Proje Yatırımları A.Ş., yüzde 30 oranında ise Mehmet Kalyoncu yer alıyor. Aynı belgede Kalyon Kentsel’in paylarının da Mehmet Kalyoncu’ya ait olduğu görülüyor.
Bu yapı, projenin nihai kontrolünün Mehmet Kalyoncu’da toplandığını gösterirken, aynı zamanda Türkiye’de büyük ölçekli gayrimenkul projelerinde sıkça görülen çok katmanlı yatırım ve şirket yapılanması modeline işaret ediyor.
Bu yatırım yapısı, yalnızca finansal ölçekte değil, aynı zamanda Türkiye’de büyük ölçekli projelerin hangi aktörler üzerinden şekillendiği sorusunu da gündeme getiriyor. Kalyon Grubu’nun son yıllarda kamuoyunda sıkça tartışılan projelerdeki konumu dikkate alındığında, bu tür yatırımların yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda yönetsel ve politik bağlamı içinde de değerlendirilmesi gerektiği görülüyor.
Koruma Amaçlı Planlama ve Uygulama Gerçeği
Plan belgelerinde dikkat çeken en önemli noktalardan biri, tüm sürecin “koruma amaçlı” planlar üzerinden ilerlemesine rağmen, uygulamada yerleşim üretimini mümkün kılan kararların alınmış olmasıdır. Planlama süreci, tek bir bütüncül karar yerine askı, itiraz ve revizyon döngüsüyle ilerlemiş; bu da parçalı bir gelişim modelini ortaya çıkarmıştır.
Bu durum, Türkiye’de özellikle doğal eşik bölgelerde sıkça görülen bir planlama yaklaşımını yansıtır: koruma söylemi ile gelişme pratiğinin aynı plan içinde birlikte var olması.
Doğal Sit Alanı ve Mimarlar Odası’nın Değerlendirmesi
Meslek odalarının değerlendirmeleri, bu çelişkiyi daha görünür hale getiriyor. TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi, proje alanının İstanbul Kuzey Kesimi Karadeniz Kuşağı Doğal Sit Alanı içinde yer aldığını ve alanın kısmen II. ve III. derece doğal sit statüsünde bulunduğunu vurguluyor.
Aynı açıklamada, 1/100.000 ölçekli İstanbul Çevre Düzeni Planı’nda bu bölgenin çevresel sürdürülebilirlik açısından kritik alanlar arasında tanımlandığına dikkat çekilerek, söz konusu büyüklükte bir yerleşimin doğal eşikler üzerinde ciddi bir baskı oluşturacağı ifade ediliyor.
Bu değerlendirmeler, tartışmanın yalnızca proje ölçeğinde değil; üst ölçekli plan kararları, koruma politikaları ve kamu yararı çerçevesinde ele alınması gerektiğini ortaya koyuyor.
Asıl Tartışma: Mimarlık mı, Planlama mı?
Bugün ION Riva projesine yönelik tartışma çoğunlukla mimari tasarım ve projede yer alan uluslararası ofisler üzerinden yürütülüyor. Oysa bu yaklaşım, meselenin yalnızca görünen kısmına odaklanıyor.
Projede yer alan mimarlık ofisleri, dünya genelinde önemli projelere imza atmış, çağdaş mimarlık üretiminde etkili aktörler. Ancak bu durum, tartışmanın odağını mimari kaliteye indirgemek için yeterli bir gerekçe oluşturmuyor.
Çünkü burada asıl mesele, böyle bir projenin bu coğrafyada ve bu plan kararlarıyla nasıl mümkün hale geldiğidir.
İstanbul’un kuzeyinde, doğal sit ve orman karakteri taşıyan bir bölgede bu ölçekte bir yerleşimin planlama açısından nasıl değerlendirileceği sorusu, mimari tartışmanın önüne geçiyor.
Dolayısıyla tartışılması gereken, ofislerin kim olduğu değil; planlama kararlarının sınırları, kamu yararı ve doğal eşiklerin korunmasıdır. Başka bir deyişle mesele mimarlığın ne ürettiği değil, şehircilik sisteminin neyi mümkün kıldığıdır.
Sonuç: İstanbul’un Geleceği Açısından Bir Eşik
ION Riva projesi, tek başına bir gayrimenkul geliştirme projesi olarak değil, İstanbul’un kuzey hattında süregelen planlama yaklaşımının bir göstergesi olarak okunmalı.
Bu proje; parçalı planlama süreçleri, merkezi karar mekanizmaları ve doğal alanlar üzerindeki gelişme baskısının kesişiminde yer alıyor. Bu nedenle bugün tartışılan yalnızca ION Riva değil; benzer kararların gelecekte İstanbul’un diğer doğal alanlarında da tekrar edilip edilmeyeceği sorusu.
ION Riva dosyası bu anlamda kapanmış bir tartışma değil; aksine, İstanbul’un geleceğine dair daha büyük bir şehircilik meselesinin parçası.


