SÜRDÜRÜLEBİLİR MİMARLIK VE YAPI PLATFORMU

LACMA: Müze Tipolojisi Yeniden Yazılıyor

Los Angeles County Museum of Art (LACMA) bünyesinde hayata geçirilen Peter Zumthor imzalı David Geffen Galleries, klasik müze kurgusunu terk ederek sanat deneyimini tematik ve akışkan bir düzleme taşıyor.

LACMA

Bir müzeye girerken aslında ne bekliyoruz? Duvarlarda düzgün sıralanmış bir tarih anlatısı mı, yoksa bizi yönlendiren görünmez ve ilginç bir kurgu mu? LACMA’nın yeni yapısı bu soruyu doğrudan ortadan kaldırıyor. Çünkü burada ne başlangıç var ne de son; ne “önce bunu gör” diyen bir rota ne de kronolojiye sadakat. Aksine, ziyaretçiyi serbest bırakan ama aslında çok sıkı kurgulanmış bir mekânsal zeka var.

İçinden Geçilen Bir Deneyim

Zumthor’un önerdiği şey basit ama etkisi büyük. Sanatı ait olduğu döneme hapsetmek yerine, onu başka eserlerle yan yana getirerek yeniden konuşturmak istemiş burada küratör. Aynı düzlemde, hiyerarşi kurmadan, neredeyse yatay bir akıl yürütmeyle ilerleyen galeriler, ziyaretçiyi klasik müze reflekslerinden koparıyor. Bir anda kendini bir dönemden diğerine geçerken değil, fikirler arasında dolaşırken buluyorsun. Bu, mimarlığın sergiyi taşıdığı değil, sergiyi bizzat kurduğu bir durum. Yapının kentle kurduğu ilişki de aynı tavrı sürdürüyor aslında. Yerden kopup yükselen kapalı bir anıt yerine, kente yayılan, altından geçen, içine sızan bir yapı kurulmuş.

İçerisiyle dışarısı arasındaki sınırın bu kadar belirsizleşmesi tesadüf değil; müze artık içeri girilen bir yer değil, içinden geçilen bir deneyim olarak düşünülüyor. Bu da mimarlığı yalnızca fiziksel bir kabuk olmaktan çıkarıp, kamusal hayatın akışına doğrudan eklemlenen bir arayüze dönüştürmüş.Ve açıkçası bu, bugünün müze mimarlığının en zeki hamlelerinden biri.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

İlgili İçerikler