Sinan Kafadar, Metex Design’ın kurucusu olarak mimarlığı yalnızca yapı üretimi değil, bağlam, malzeme ve zamanla kurulan bir ilişki olarak ele alıyor.
Türkiye’den Londra’ya uzanan projeleriyle ofis, çağdaş mimarlığı uzun ömürlü tasarım anlayışıyla buluşturuyor. Bu sayıda Sinan Kafadar ile zamansız mimarlık, sürdürülebilirlik ve tasarımın değişen üretim kültürü üzerine konuştuk.

“Mimarlık zamana karşı direnen yapılar üretilebildiği ölçüde kalıcıdır.“

Metex Design projelerinde sıkça gördüğümüz yalın ama güçlü detay dili, zamansızlıkla nasıl bir ilişki kuruyor? Sizce bir yapının “zamansız” olmasını sağlayan temel unsur nedir?
Bu sorunun cevabı, zihnimde uzun süredir dolaşan bir ikilemi içeriyor. İkilemin ilk tarafı şu: İnsanlık tarihinden günümüze ulaşabilmiş yapıların büyük bir kısmı nitelikli mimarlık örnekleri. Çocukluğumuzdan itibaren çevremizdeki önemli ve tarihî yapılarla tanıştıkça şunu fark ettik: Bir bina zamana direnerek ayakta kalabiliyorsa ve hâlâ etkileyici görünüyorsa, onu tasarlayan mimar yalnızca kendi dönemi için değil, uzun yıllar yaşayacak bir yapı üretmeyi hedeflemiştir. Üniversite yıllarında da bize uzun ömürlü ve kalıcı yapılar tasarlamak öğretilirdi. Bu yaklaşım bugün de benim için çok güçlü bir referans. Tasarım yaparken hâlâ “zamansız olsun” ve mimarisi ya da iç mimari özellikleriyle “kalıcı olsun” düşüncesiyle hareket ediyorum.
İkilemin ikinci tarafı ise yaşadığımız çağın gerçekliği. 21. yüzyılın ikinci çeyreğinde, görsel zenginliğin adeta bir tufan gibi üzerimizden aktığı bir dünyada yaşıyoruz. Gün içinde tüm iletişim kanalları üzerinden dünyanın dört bir yanındaki tasarımlar gözümüzün önünden büyük bir hızla geçiyor. Bugün beğendiğimiz bir yapının görselini yarın unutabiliyoruz; çünkü yeni gün yeni bir görsel gösteriyle başlıyor. Bu nedenle tasarımın ve hatta mimarlığın zamansızlıkla ilişkisi de sorgulanır hâle geldi. Acaba yapılar gerçekten bizim hissettiğimiz kadar kalıcı mı? Yoksa çağımızın tüketim kültürünün bir parçası olarak “beğendiysen kullan, yenisi çıkınca yenisini yaparız” anlayışına mı teslim oluyoruz? Bugün zamansızlık kavramını tam da bu gerilim içinde yeniden düşünmek gerektiğine inanıyorum.
Son yıllarda sürdürülebilirlik, neredeyse her projede kullanılan bir kavram hâline geldi. Sizce mimarlıkta sürdürülebilirlik, bir “etiket” olmaktan çıkıp ne zaman gerçek bir tasarım kriterine dönüşüyor?
“Sürdürülebilirlik” kavramını üç başlık altında ele alıyorum.
Birincisi, yapının kendisinin sürdürülebilir olmasıdır. Yani binada kullanılan malzemelerin fiziksel koşullardan etkilenmeden, bozulmadan ve mümkün olduğunca uzun süre sağlam kalabilmesi gerekir. Yapının uzun ömürlü olması sürdürülebilirliğin temel şartlarından biridir.

İkincisi, kullanılan malzemenin üretim biçimidir. Malzemenin doğayla barışık yöntemlerle üretilmesi; tedariği, işlenmesi ve üretim sürecinin çevresel açıdan sorumlu olması gerekir.
Üçüncüsü ise yapının ömrünü tamamlaması sonrasında ortaya çıkan artığın, yani molozun ya da yapı bileşenlerinin yeniden kullanılabilir olmasıdır. Bir malzemenin ya da yapısal öğenin yaşam döngüsünün sonunda tekrar değerlendirilebilmesi sürdürülebilirliğin en önemli boyutlarından biridir.
Bence sürdürülebilirlik ancak bu üç ölçüt aynı anda düşünülmeye başlandığında bir etiket olmaktan çıkar ve gerçek bir tasarım kriterine dönüşür.

Yerel bağlamda üretilen mimarlık ile uluslararası ölçekte konumlanan projeler arasında tasarım kararlarını belirleyen dinamikler sizce nasıl değişiyor? Metex Design bu iki üretim alanı arasında nasıl bir tasarım dili kuruyor?
Bu soruyu Türkiye ve yurt dışı ayrımı üzerinden değil, projenin bulunduğu yerin coğrafi, iklimsel ve kültürel özellikleri üzerinden tanımlamayı daha doğru buluyorum. Bizim için tasarım kararlarını asıl belirleyen unsurlar bunlar. Yapının bulunduğu arsanın fiziksel çevresi, iklim koşulları, kent dokusu, tarihsel arka planı ve kültürel bağlamı tasarımın yönünü belirliyor. Dolayısıyla Metex Design’ın kurduğu dil, yerel olanla uluslararası olan arasında bir karşıtlık kurmaktan çok, her projeyi kendi bağlamı içinde doğru okumaya dayanıyor.
Metex Design’ın Londra’da hayata geçirdiği ve hâlen devam eden projeler hakkında kısaca bilgi verebilir misiniz? Bu projelerin, ofisin tasarım yaklaşımını, karar alma süreçlerini ve uluslararası bağlamdaki konumlanmasını nasıl şekillendirdiğini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Londra’da mimari projesini üstlendiğimiz Fitzrovia bölgesindeki The Newman Hotel, Şubat 2026 itibarıyla açıldı. Bunun dışında üç farklı mevcut yapının da mimari planlama ve dış cephe tasarım süreçlerini sürdürüyoruz.
Bu yapıların tamamı Londra merkezinde, tarihî yapılarla çevrili alanlarda yer alıyor. Bu nedenle tasarım kurgumuzda temel yaklaşımımız; bulunduğu çevreyle uyumlu, çevresindeki yapılara saygılı ancak aynı zamanda çağdaş ve modern mimari niteliklerini koruyan yapılar üretmek. Londra’daki bu projeler, ofis olarak uluslararası bağlamda nasıl konumlandığımızı daha net görmemizi sağladı. Aynı zamanda karar alma süreçlerimizi de daha hassas, bağlam odaklı ve çok katmanlı bir noktaya taşıdı.

LONDRA GREAT MARLBOROUGH STREET HOTEL, SOHO LONDON
Projelerinizde malzeme, estetik bir kararın ötesinde yapının performansını ve ömrünü belirleyen bir unsur olarak ele alınıyor. Metex Design için doğru malzemeyi seçmek ne anlama geliyor?
Metex Design için doğru malzeme seçimi yalnızca estetik bir tercih değildir; yapının ömrünü, performansını ve çevresel etkisini belirleyen temel bir karardır. Bu nedenle malzeme seçiminde birkaç ana ilkeye dikkat ediyoruz: Malzeme kalıcı olmalı; yaşlanma biçimi ve uzun dönem performansı bilinmeli; denenmemiş ve zaman içinde nasıl davranacağı öngörülemeyen malzemelere mesafeli yaklaşılmalı. Ayrıca malzemenin, az önce sözünü ettiğim üç anlamda da sürdürülebilir olması gerekiyor. Yani hem uzun ömürlü olacak, hem doğayla barışık üretilecek, hem de kullanım ömrü sonunda yeniden değerlendirilebilir olacak.

Tarihi Ön Cephe
Yapay zekâ ve veri temelli tasarım yaklaşımlarının mimarlık pratiğinde giderek daha belirleyici hâle geldiği bir dönemde, Metex Design bu teknolojileri hangi aşamalarda kullanıyor ve bu araçlar ofisin tasarım kararlarını nasıl yeniden tanımlıyor?
Yapay zekâ araçlarını ofisimizde kullanıyoruz; ancak bu kullanımın temel ilkesi çok net: Yapay zekâ tasarıma müdahale etmemeli, hiçbir çizgiyi değiştirmemeli. Biz bu teknolojileri tasarım sürecinin yerine geçen bir araç olarak değil; modelleme tamamlandıktan sonra açıların oluşturulması, hızlı ve görsel açıdan güçlü üç boyutlu çıktıların alınması, film ve sunum materyallerinin hazırlanması gibi alanlarda bir yardımcı olarak kullanıyoruz.
Bu nedenle yapay zekâ bizim için doğrudan tasarım kararlarını belirleyen bir unsur değil; daha çok projelendirme, görselleştirme ve sunum hazırlama süreçlerinin hızını ve verimliliğini etkileyen bir araç. Başka bir deyişle, tasarımın özünü değil, tasarımın ifade edilme ve aktarılma biçimini dönüştürüyor.


