
Clerkenwell Design Week, bu yıl yalnızca yeni ürünlerin sergilendiği bir platform olmaktan çıkarak malzeme kültürü, çalışma biçimleri ve insan deneyimi üzerine çok katmanlı bir tartışma zeminine dönüştü.
CDW 2026 | 19–21 Mayıs | Londra | Neşe Jones | UK Partner & Genel Yayın Yönetmeni
Her yıl Mayıs ayında Londra’nın EC1 bölgesini tasarımın odağına taşıyan ve bu sene 15. yılını geride bırakan Clerkenwell Design Week’te, bu yıl da ürün sergilemenin çok ötesine geçen bir yapıya adım attım. Üç gün boyunca yüzlerce markayı, 200’ü aşkın showroom’u, enstalasyonları ve konuşma programlarını yerinde incelerken, Clerkenwell’in geçici bir etkinlik alanından ziyade, adeta yaşayan bir tasarım ekosistemine dönüştüğünü gördüm. Konuşmaların yoğunluğu ve farklı disiplinlerin kesişmesi, festival boyunca bölgede soluduğum kentsel enerjiye kendine özgü bir dinamizm kazandırıyordu.

Etkinlikte en çok dikkatimi çeken ve belirginleşen özelliklerden biri, markaların kendilerini geçici sergileme alanları yerine, yıl boyunca faaliyet gösteren kalıcı showroomları aracılığıyla ifade etmesi oldu. Bu durum, benim için etkinliği yalnızca ürün odaklı bir sunum platformu olmaktan tamamen çıkardı; atmosfer, malzeme ve kullanıcı deneyimi üzerinden okuduğum çok daha bütüncül bir tasarım ortamını bizzat deneyimlememi sağladı.
Bu yıl sürdürülebilirlik, döngüsel üretim, biyofilik tasarım, akustik konfor ve nöroçeşitlilik gibi başlıklarla festivalin hemen her noktasında karşılaştım. Ancak orada bir gözlemci olarak beni asıl etkileyen şey, bu kavramların artık yalnızca birer trend ya da pazarlama dili olarak kalmamasıydı. Showroom kurgularından malzeme seçimlerine, incelediğim enstalasyonlardan dinlediğim konuşma programlarına kadar her şey, etkinliğin omurgasına doğrudan entegre edilmişti.

Konuşma Programı: Hangi Sorular Öne Çıktı?
Clerkenwell genelindeki konuşma programlarını yakından takip ederken, birçok tartışmanın benzer sorular etrafında şekillendiğini hissettim. Nöroçeşitlilik, workplace wellbeing, bilişsel performans ve iklim dayanıklılığı gibi temalar farklı başlıklar altında tekrar tekrar karşıma çıkarken; tasarımın giderek daha geniş sosyal ve çevresel sorumluluklarla harmanlandığını çok net gördüm.
“Beyond Biophilia” oturumlarında Oliver Heath, doğa temelli tasarımın artık yalnızca dekoratif bir referans olarak ele alınamayacağını; nöromimarlık, sağlık ve iklim dayanıklılığı başlıklarıyla birlikte yeniden düşünülmesi gerektiğini vurguladı.

Kohn Pedersen Fox’tan John Bushell ile SpaceInvader’dan Sarah Dabbs’ın katıldığı workplace tartışmalarında ise ortak soru oldukça açıktı: ofis, yalnızca çalışılan bir yer olarak mı görülmeli, yoksa bilişsel yükü yöneten ve zihinsel dayanıklılığı destekleyen bir ortam olarak mı tasarlanmalı?
Nöroçeşitlilik ve kapsayıcı tasarım odaklı oturumlar bu tartışmayı daha da ileri taşıdı. Dr. Katie Gaudion’un yer aldığı konuşmalarda öne çıkan soru ise şuydu: farklı bilişsel deneyimlere sahip kullanıcılar tasarım süreçlerinin dışında bırakıldığında, kapsayıcı olduğu düşünülen mekânlar aslında kimi dışarıda bırakıyor?
Programın mimarlık odağındaki önemli anlarından biri ise 20 Mayıs’ta St Bartholomew the Great’te gerçekleşen Niall McLaughlin söyleşisiydi. 2026 RIBA Royal Gold Medal sahibi McLaughlin, otuz yılı aşkın pratiğini aktarırken Clerkenwell’in mimarlık kültürüne yaptığı katkının ürün lansmanlarının çok ötesine geçtiğini bir kez daha hatırlattı.

Acoustic Pod’lar Ve Daha Sakin Çalışma Ortamları
Markalar, konuşmalar ve enstalasyonlar arasında dolaşırken gözden kaçırmak neredeyse imkânsızdı: Acoustic pod sistemleri bu yıl Clerkenwell’in en görünür tipolojilerinden biri hâline gelmişti. Sessiz çalışma odaları, odaklanma kabinleri ve akustik kontrollü toplantı alanları; hibrit çalışma, nöroçeşitlilik ve bilişsel konfor etrafında şekillenen tartışmaların mekânsal karşılığı olarak birçok markanın sunumunda yer alıyordu.

Clerkenwell Design Week boyunca dikkatimi çeken gelişmelerden biri de Calma by Nurus’un Londra’daki ilk Deneyim Merkezi’nin açılışı oldu. Açık ofislerde odaklanma, akustik konfor ve kullanıcı esenliği üzerine yürütülen tartışmaların yoğunluğu düşünüldüğünde, bu yatırımın yalnızca fiziksel bir showroom açılışından ibaret olmadığını düşünüyorum.
Festival boyunca farklı markaların sunduğu acoustic pod ve focus booth çözümlerini incelerken, çalışma ortamlarının giderek daha fazla mahremiyet, konsantrasyon ve zihinsel dayanıklılık ekseninde yeniden ele alındığını gözlemledim. ISO 23351-1 Class A akustik performans sertifikasına sahip Calma’nın Londra’daki yeni merkezi de bu dönüşümün Avrupa pazarındaki yansımalarından biri olarak öne çıkıyordu.
Yaklaşık bir asırlık tasarım ve üretim deneyimine sahip Nurus’un, Calma markasıyla İngiltere pazarında daha görünür hâle gelmesi; Türk markalarının uluslararası workplace tasarımı söylemindeki etkisinin giderek arttığını gösteren önemli adımlardan biri olarak değerlendirilebilir.
Bana göre bu açılım, yalnızca Calma’nın büyüme stratejisinin değil, aynı zamanda Türk tasarım ve üretim markalarının Londra üzerinden Avrupa tasarım ekosistemine daha güçlü şekilde entegre olma isteğinin de önemli bir göstergesiydi.
Bu dönüşüm yalnızca ürünlerde değil, markaların yarattığı mekânsal deneyimlerde de hissediliyordu. Birçok marka geleneksel kurumsal sunum anlayışından uzaklaşarak lounge alanları, hospitality referansları ve akustik konfor üzerinden şekillenen daha sakin ortamlar kurmayı tercih etmişti. Özellikle workplace odaklı mekânlarda bu yavaşlatılmış atmosfer, Clerkenwell’in belirleyici özelliklerinden biri hâline gelmişti.
Işık: Malzeme ve Atmosfer
Aydınlatma, Clerkenwell’de karşıma çıkan en güçlü kategorilerden biri oldu. House of Detention’ın o büyüleyici, atmosferik tuğla tonozları içerisinde sergilenen; Loom Light, MIMStudios, AI Build ve SEAM Design iş birliğiyle geliştirilen enstalasyon, festivalde beni en çok etkileyen çalışmalardan biriydi. Malzeme, teknoloji ve algı arasındaki ilişkiyi araştıran bu çalışmayı incelerken, ışık ve formu kullanış biçimlerinin bende neredeyse mimari bir etki yarattığını hissettim.

Konuşma programında ise Michael Anastassiades’i dinleme şansı buldum; tasarımcı, Conversations at Clerkenwell serisinin açılışını en bilinen aydınlatma projeleri üzerine gerçekleştirdiği söyleşiyle yaptı. Sınırlı üretim koleksiyonlarından uluslararası sergilere uzanan kendi pratiğine dair önümde oldukça dikkat çekici bir perspektif açtı.
Showroom Kültürü ve Küratöryel Deneyim
Gezdiğim alanlarda Interface, Tarkett, Muuto, String Furniture ve Bene gibi markaların bu yıl yalnızca ürün sergilemekle kalmadıklarına tanık oldum; gerçekleştirdikleri söyleşiler, buluşmalar ve malzeme deneyimleri aracılığıyla her biri yaşayan birer tasarım platformu oluşturmuştu.
St John’s Square çevresinde Herman Miller, HAY ve Muuto markalarını bir araya getiren MillerKnoll ekosistemini incelerken, bu dinamik yaklaşımın en güçlü örneklerinden birini bizzat deneyimledim. Bound Sit-Stand Booth’tan Palissade Cantilever koleksiyonuna uzanan lansmanları incelerken, ürün sunumu ile mekânsal deneyimin benim için neredeyse birbirinden ayrılmaz hâle geldiğini gördüm.
Festivalde küratöryel yaklaşım olarak en çok ilgimi çeken çözümlerden biri de Suggested Journeys uygulaması oldu. Malzeme, yüzey, aydınlatma, çalışma mekânları ve akustik tasarım gibi temalar etrafında kurgulanan bu rotaları takip etmek, benim gibi tüm ziyaretçilerin de etkinliği kendi ilgi alanları doğrultusunda özgürce deneyimlemesine olanak tanıyordu.
Üç günlük yoğun turun sonunda Londra’dan ayrılırken geriye kalan en güçlü izlenimim şu oldu: Clerkenwell, markaların showroomlarının ardı ardına sıralandığı bir ürün vitrini olmaktan çok; mimarlığın, tasarımın, malzeme kültürünün ve gündelik yaşamın aynı anlatı içerisinde başarıyla buluştuğu canlı bir platform olarak çalışıyordu.

Uluslararası Tasarım Söyleminde Türk Markaları
Bu yıl Clerkenwell’de Türk markalarının farklı kategorilerde giderek daha görünür hâle geldiği dikkat çekiyordu. VitrA Bathrooms, banyoyu wellbeing ve duyusal konfor ekseninde yeniden yorumlayan yaklaşımıyla öne çıkarken; Calma by Nurus ve B&T Design yalnızca üretim güçleriyle değil, çalışma mekânı kültürü, akustik konfor ve çağdaş hospitality deneyimi üzerine yürütülen tartışmalara yaptıkları katkılarla dikkat çekiyordu.
Ortak noktaları ise ürünün ötesine geçen, araştırma ve deneyim odaklı bir tasarım yaklaşımı ortaya koymalarıydı. Bu durum, Türk markalarının artık yalnızca üretici kimlikleriyle değil; kullanıcı deneyimi, malzeme sorumluluğu ve değişen çalışma kültürü üzerine geliştirdikleri perspektiflerle de uluslararası tasarım söylemi içinde daha görünür hâle geldiğini gösteriyordu.
CDW Awards: Malzeme, Üretim ve Tasarım Kültürü
2025 yılında başlatılan CDW Awards programı, bu yıl genişleyen kapsamı ve yeni mekânıyla festivalin kurumsal olgunlaşmasının önemli göstergelerinden biri olarak öne çıkmıştı. Tören, Haberdashers’ Hall’da, The Luxury Edit kapsamında ve Design Milk iş birliğiyle gerçekleştirildi.

Ürün kategorilerinin yanı sıra tasarım dünyasındaki bireysel katkıları görünür kılan yeni ödül başlıklarının eklenmesi, festivalin yalnızca ürünleri değil; tasarım kültürünü şekillendiren insanları, stüdyoları ve fikirleri de kutlamaya başladığını gösteriyordu.
AHEC iş birliğiyle düzenlenen açık çağrı kapsamında İngiliz tasarım öğrencileri ve yeni mezunlardan American cherry kullanarak özgün bir ödül tasarlamaları istendi. Henry Marks’ın kazanan tasarımı, malzemenin doğal potansiyelini iş birliğinin sembolik değeriyle bir araya getiriyordu.

Söylemden Pratiğe
Bugün Clerkenwell artık yalnızca yeni ürünlerin tanıtıldığı bir tasarım haftası değil. Malzeme kültürü, değişen çalışma modelleri, nöroçeşitlilik, akustik konfor ve döngüsel üretim gibi başlıkların aynı anda tartışıldığı çok katmanlı bir platforma dönüşmüş durumda. Ancak asıl soru belki de başka bir yerde yatıyor: Bu tartışmalar showroom sınırlarının ötesine ne kadar taşınabiliyor?
Clerkenwell’de konuşulan fikirlerin ofislere, okullara, konut projelerine ve kamusal mekânlara ne kadar hızlı yansıdığı, tasarım gündeminin bir sonraki aşamasını belirleyecek.
Festivalin sonunda EC1 sokaklarından ayrılırken hissettiğim şey ise oldukça netti: Tasarım dünyası artık bu dönüşümleri yalnızca konuşmuyor. Giderek daha fazla, onları mekân üzerinden test ediyor.
Şimdi aklım önümüzdeki yılda. CDW 2027 için beklentilerim çok daha net: Bu yıl omurgasını bizzat soluduğumuz nöroçeşitlilik, yapay zekâ destekli mekânsal algı ve sürdürülebilir malzeme mimarisi, 2027’de artık birer tartışma konusu olmaktan çıkıp tasarımın temel yapı taşı hâline gelecek gibi görünüyor. Özellikle Türk markalarımızın bu küresel söylemde üstlendiği vizyoner rolün, önümüzdeki yıl çok daha büyük ölçekli ve küratöryel enstalasyonlarla daha görünür hâle geleceğine inanıyorum. Tasarımı sadece estetik bir arayış değil; esenlik, kapsayıcılık ve çevre sorumluluğu üzerinden yaşayan bir manifesto olarak ele alan Clerkenwell’den, seneye çok daha cesur ve bütüncül mekânsal deneyimler bekliyorum. Gelecek yıl da bu dönüşüme tam yerinde, Londra’da tanıklık etmek için şimdiden sabırsızlanıyorum.
Ltaa Gözünden Cdw 2026’nın Öne Çıkan Malzemeleri
Malzeme ve yüzey inovasyonları, Clerkenwell Design Week 2026’nın en görünür başlıkları arasındaydı. Ekoyapı Dergisi ve London Turkish Architects Association (LTAA) iş birliğiyle hazırlanan bu seçkide; LTAA üyeleri, festival boyunca dikkatlerini çeken üç çözümü değerlendirdi.
DR EGEMEN KIZILCAN’IN SEÇİMİ
Ultra Mega Omega Kurucus / Mimar, Software Developer

Kategori: Yüzey Malzemesi
Kullanım Alanı: Zemin Kaplama İnovasyonu
Teknik Özellikler
TreeAzzo, yüksek kaliteli reçine ile farklı ahşap türlerinden elde edilen parçacıkların bir araya getirilmesiyle oluşturulan yenilikçi bir yüzey malzemesi. İstenilen RAL renginde üretilebilen ürün; kontrplak ve fibre-cement tabanlı seçenekleri sayesinde farklı kullanım senaryolarına uyum sağlayabiliyor. Fırçalanmış veya düz zımparalanmış yüzey alternatifleri ile çeşitli kenar detayların da tasarım esnekliğini artırıyor.
Dikkat Edilmesi Gerekenler
TreeAzzo’nun seçiminde dikkate alınması gereken temel konu maliyettir. FSC sertifikalı ve özel üretim bir malzeme olması nedeniyle özellikle büyük ölçekli projelerde bütçe üzerinde belirleyici olabilir. Buna karşın, mutfak, banyo ve vurgu yüzeylerinde sunduğu karakterli görünüm, malzemeyi güçlü bir tasarım aracı haline getirecektir.
Neden Heyecan Verici?
TreeAzzo, ahşap yüzeylerin tasarım dilini genişleten, dokunsal ve görsel olarak güçlü bir malzeme inovasyonu. Geleneksel terrazzo yüzeylere alternatif oluşturan görünümü, geri dönüştürülmüş ahşap parçacıklarının kullanılmasıyla elde edilmekte ve atık malzemeyi karakter sahibi mimari bir yüzeye dönüştürmektedir.
KAAN ÖNCÜOĞLU’NUN SEÇİMİ
Öncüoğlu Mimarlık Ortağı, Mimar

Kategori: Homojen Vinil
Kullanım Alanı: Döngüsel Zemin ve Yüzey İnovasyonu
Teknik Özellikler
iQ Surface, ince, hafif ve son derece dayanıklı, 2mm kalınlığında homojen bir vinil zemin kaplamasıdır. Ağır ticari ve endüstriyel kullanıma uygun sınıflandırmaları sayesinde yüksek performans sunarken, terrazzo esintili estetik diliyle uzun süreli görünüm kalitesi sağlamaktadır.
Dikkat Edilmesi Gerekenler
Doğru spesifikasyon, alt zemin hazırlığı ve uygulama gerektirir. Derz yerleşimleri, kaynak çubuğu seçimleri, desen hizalamaları ve zemin-duvar birleşim detayları uzun ömürlü ve kontrollü sonuçlar elde etmek için dikkatle planlanmalıdır.
Neden Heyecan Verici?
iQ Surface, vinili yaratıcı bir mimari yüzey olarak yeniden konumlandırıyor. Hafifliği, uygulama kolaylığı ve performansını terrazzo estetiğiyle bir araya getiriyor. Beş farklı renk ailesiyle hem rulo hem karo formatlarında sunulan ürün; duvarlarda, zeminlerde ve mobilyalarda birlikte kullanılabiliyor.
Hafifliği ve esnekliği sayesinde özellikle yeniden kullanım ve dönüşüm projelerinde, kısa ve orta vadeli kamusal, ticari ve perakende mekânlarda güçlü bir alternatif oluşturuyor. Kullanım sonrası geri dönüşümü destekleyen yapısı sayesinde sürdürülebilirlik açısından da güncel bir karşılık sunuyor.
MERVE SARIKAYA’NIN SEÇİMİ
Pavé Studio Kurucusu, İçmimar

Kategori: Yüzey Malzemesi
Kullanım Alanı: Büyük Ebatlı Porselen Stoneware
Grande Lume, iç mekân duvar ve zemin kaplamalarından özel tasarım mobilya ve tezgâhlara kadar geniş bir kullanım alanına sahip. Özellikle duvar, zemin ve mobilya yüzeylerinin tek bir malzeme dili etrafında bütünleştiği sürekli yüzey uygulamalarında güçlü sonuçlar veriyor.
Teknik Özellikler
El işçiliği hissi veren sırlı seramiklerin görsel zenginliğini çağdaş slab teknolojisiyle bir araya getiren Grande Lume, büyük ebatlı porselen stoneware koleksiyonudur. Colorbody ince porselen stoneware teknolojisiyle üretilen koleksiyon, 160×320cm ölçülerine kadar ulaşabilmektedir. 6mm ve 12mm kalınlıklarda sunulan ürün; yüksek dayanıklılık, derin aşınma direnci, dona karşı dayanım ve yoğun kullanımlı konut ile ticari projeler için uygun performans sunmaktadır. Koleksiyon, parlak yüzeyiyle öne çıkan mineral esintili renk seçeneklerine sahiptir.
Dikkat Edilmesi Gerekenler
Parlak ve yansıtıcı yüzeyi, malzemenin derinliğini ve renk etkisini ortaya çıkaracak doğru bir aydınlatma kurgusu gerektiriyor. Büyük ebatlı plakalar ise hassas uygulama, deneyimli ekipler ve atığı azaltmaya yönelik detay çözümleriyle birlikte düşünülmeli.
Neden Heyecan Verici?
Grande Lume, el işçiliği hissi taşıyan sırlı seramiklerin görsel zenginliğini çağdaş porselen teknolojisinin sunduğu performans ve ölçekle bir araya getiriyor. Geleneksel bir seramik koleksiyonunun ötesine geçerek, duvarlardan zeminlere, mobilyalardan özel tasarım elemanlara kadar uzanan bütüncül bir yüzey sistemi sunuyor.
Renk derinliği, parlak sır yüzeyi ve el işçiliğini çağrıştıran karakteri; özellikle konaklama, perakende ve deneyim odaklı mekânlarda güçlü bir atmosfer yaratırken mekâna belirgin bir görsel zenginlik katıyor.



