MİMARLIK VE YAPILI ÇEVRE PLATFORMU

LOVE Collection: Mobilya İle Heykel Arasındaki Sınırda

LOVE Collection
Fotoğraf: Sinan Çırak

İstanbul merkezli tasarımcı Sami Savatlı’nın 2026 tarihli LOVE Collection’ı, mobilyanın işlevsel bir nesne olmanın ötesine geçerek mekânda heykelsi bir varlık kazanabileceği fikrinden hareket ediyor. LOVE Chair ve LOVE Side Table olmak üzere iki parçadan oluşan koleksiyon, döküm alüminyumu akışkan ve kesintisiz formlarla buluştururken tasarım, heykel ve zanaat arasındaki sınırları araştırıyor.

İstanbul’da ARKOBJECT tarafından sunulan LOVE Collection, tanıdık mobilya tipolojilerini biçimsel olarak yeniden yorumluyor. Çizgilerin uzadığı, dallandığı ve yeniden birleştiği strüktürel dil, sandalye ve yan sehpayı yalnızca işlevleri üzerinden tanımlanan nesneler olmaktan çıkararak çevresindeki mimariyle ilişki kuran bağımsız tasarım objelerine dönüştürüyor.

İşlevsel Nesneden Heykelsi Objeye

LOVE Collection’ın çıkış noktasını, gündelik kullanım nesnelerinin işlevlerini kaybetmeden heykelsi bir karakter kazanıp kazanamayacağı sorusu oluşturuyor.

Sami Savatlı bu yaklaşımı mobilyanın bilinen tipolojilerini tamamen ortadan kaldırmak yerine onların temel işlevlerini koruyarak geliştiriyor. LOVE Chair hâlâ oturma eylemine, LOVE Side Table ise gündelik kullanıma cevap veriyor; ancak iki tasarım da kullanılmadıkları anlarda mekân içerisinde kendi başlarına algılanabilecek güçlü birer forma dönüşüyor.

Koleksiyonun biçimsel dili kesintisiz çizgiler üzerinden kuruluyor. Strüktürü oluşturan elemanlar ilerliyor, ayrılıyor ve yeniden birleşerek parçaların hem taşıyıcı sistemini hem de silüetini tanımlıyor. Bu süreklilik, sandalye ve sehpa arasında ortak bir tasarım dili kurulmasını sağlıyor.

Böylece LOVE Collection’da strüktür, formdan bağımsız bir teknik çözüm olarak ele alınmıyor; nesnenin karakterini oluşturan temel tasarım araçlarından birine dönüşüyor.

Fotoğraf: Sinan Çırak

LOVE Chair’da Kalp Formu Strüktürün Parçası

Koleksiyonun en belirgin parçası LOVE Chair’da kalp formu tasarımın merkezinde yer alıyor. Ancak Savatlı, bu tanıdık sembolü sandalyenin üzerine eklenen dekoratif bir motif olarak kullanmak yerine doğrudan strüktürün içerisinden ortaya çıkarıyor.

Asimetrik sırtlık çizgi ile hacim arasında hareket ederken kalbin dış hatları sandalyenin taşıyıcı geometrisinin bir parçası haline geliyor. Böylece sembol, belirli bir açıdan görülen grafik bir işaret olmaktan çıkarak nesnenin üç boyutlu silüeti içerisinde okunuyor.

Bu yaklaşım koleksiyonun ismiyle tasarım dili arasında da doğrudan bir ilişki kuruyor. LOVE kavramı nesnenin üzerine sonradan eklenen bir temsil yerine mobilyanın fiziksel kuruluşunu belirleyen bir öğeye dönüşüyor.

Asimetrik kompozisyon ise sandalyenin farklı açılardan farklı biçimlerde algılanmasına olanak tanıyor. LOVE Chair böylece tek bir cephe üzerinden okunmak yerine kullanıcının çevresinde hareket ettikçe değişen heykelsi bir nesne karakteri kazanıyor.

Fotoğraf: Sinan Çırak

Aynı Tasarım Dilinin Farklı Ölçeği: LOVE Side Table

LOVE Side Table, sandalyede geliştirilen biçimsel yaklaşımı daha küçük bir mobilya ölçeğine taşıyor. LOVE Chair’da görülen çizgilerin uzaması, dallanması ve yeniden birleşmesi sehpanın strüktüründe de devam ediyor.

Ancak LOVE Side Table, sandalyenin basit bir biçimsel tekrarı olarak tasarlanmıyor. Aynı tasarım dilinin farklı bir işleve ve ölçeğe nasıl uyarlanabileceğini araştırıyor.

Ortak malzeme, yüzey ve strüktürel yaklaşım iki parçanın birlikte kullanıldığında tek bir kompozisyon gibi algılanmasını sağlarken her nesne bağımsız olarak da kendi karakterini koruyor.

Bu ilişki, LOVE Collection’ı birbirine benzeyen mobilyaların bir araya getirildiği geleneksel bir seri olmaktan uzaklaştırıyor. Koleksiyonun bütünlüğü biçimlerin tekrarından çok aynı tasarım düşüncesinin farklı nesneler üzerinden sürdürülmesiyle kuruluyor.

Fotoğraf: Sinan Çırak

Döküm Alüminyum Ve Üretimin Görünür İzleri

LOVE Chair ve LOVE Side Table’ın her ikisi de döküm alüminyumdan üretiliyor. Endüstriyel üretimle güçlü biçimde ilişkilendirilen malzeme, koleksiyonda el işçiliğiyle tamamlanan yüzeylerle bir araya geliyor.

Her parça döküm işleminin ardından ayrı ayrı elde tamamlanıyor. Üretim sırasında ortaya çıkan küçük yüzey ve doku farklılıkları ise tamamen ortadan kaldırılmak yerine tasarımın malzeme karakterinin bir parçası olarak korunuyor.

Bu karar, seri üretimde çoğunlukla kusur olarak değerlendirilebilecek küçük farklılıkları nesnenin özgünlüğünü belirleyen özelliklere dönüştürüyor. Aynı kalıptan üretilen parçalar arasında dahi yüzeyde küçük farklılıkların kalması, her nesnenin kendi üretim sürecinin izlerini taşımasını sağlıyor.

Döküm tekniği aynı zamanda koleksiyonun akışkan geometrisinin oluşturulmasına olanak tanıyor. Çizgilerin farklı kalınlıklara dönüştüğü, dallandığı ve tekrar birleştiği strüktür, alüminyumun biçimlendirme potansiyelinden yararlanıyor.

Mobilya Mekânın Bir Parçasına Dönüşüyor

LOVE Collection’ın tasarım yaklaşımı nesnelerin yalnızca kullanıcı bedeniyle kurduğu ilişkiye odaklanmıyor. Koleksiyon aynı zamanda mobilyanın bulunduğu mimari çevre ve atmosfer içerisindeki varlığını da sorguluyor.

Fotoğraf: Sinan Çırak

Heykelsi silüetler bu noktada belirleyici hale geliyor. LOVE Chair ve LOVE Side Table, kullanılmadıkları anlarda ortadan kaybolan nötr mobilyalar olmak yerine mekânsal kompozisyonun aktif parçaları olarak varlıklarını sürdürüyor.

Bu yaklaşım, Sami Savatlı’nın iç mekân, mobilya ve koleksiyonluk nesneler arasında ilerleyen tasarım pratiğiyle de örtüşüyor. Tasarımcının malzeme, form ve mekânsal deneyim üzerine kurduğu çalışma alanı LOVE Collection’da iki temel mobilya tipolojisi üzerinden yoğunlaşıyor.

Koleksiyonluk Tasarım İle Heykel Arasında

LOVE Collection, son yıllarda mobilya ve sanat arasındaki sınırların giderek geçirgenleştiği koleksiyonluk tasarım alanı içerisinde konumlanıyor. Bu yaklaşımda mobilya yalnızca kullanım performansı üzerinden değil; malzemesi, üretim biçimi, tasarımcının özgün dili ve mekânda oluşturduğu varlık üzerinden de değerlendiriliyor.

Savatlı’nın koleksiyonunda ise bu ilişki işlevin ortadan kaldırılmasıyla değil, korunmasıyla kuruluyor. Sandalye oturma işlevini, sehpa ise kullanım değerini sürdürürken her ikisi de bağımsız birer tasarım nesnesi olarak okunabilecek biçimsel karakter kazanıyor.

Akışkan strüktür, döküm alüminyum ve elde tamamlanan yüzeyler aracılığıyla LOVE Collection, endüstriyel üretim ile zanaat, işlev ile heykel ve nesne ile mimari mekân arasındaki geçişleri araştırıyor. İki parçalık koleksiyon böylece mobilyanın yalnızca kullanılan değil, içinde bulunduğu mekânın atmosferini de şekillendiren bir tasarım öğesi olabileceğini ortaya koyuyor.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

İlginizi Çekebilir