Mekânsal Dönüşüm: Ofisin Ötesinde Bir Yaşam Alanı

Seranit iş birliği ile

İSTANBUL’UN YOĞUN KENT DOKUSU İÇİNDE MEVCUT BİR YAPIYI KORUYARAK YENİDEN İŞLEVLENDİREN METEX DESIGN OFİSİ; ÇALIŞMA KÜLTÜRÜNÜ, SOSYAL YAŞAMI VE DOĞAYLA İLİŞKİYİ AYNI MEKÂNSAL KURGU İÇİNDE BİR ARAYA GETİRİYOR.

Metex Design‘ın İstanbul Levazım’daki ofisi, yalnızca bir çalışma mekânı olarak değil, ofisin yaşam ve çalışma biçiminin mekânsal bir karşılığı olarak ele alındı. Şehrin insan ve trafik açısından en yoğun bölgelerinden birinde yer alan yapı, yaklaşık 1.200 m²’lik bahçesiyle çalışma ve yaşamın bir arada kurgulandığı, şehrin ortasında saklı bir bahçeye dönüştürüldü.

Tasarımcı kimliğinin bir parçası olarak çalışma günlerinin ve saatlerinin kesin sınırlarla tanımlı olmaması, mekânın da bu yaşam biçimine göre şekillenmesinde belirleyici oldu. Pandemi süreciyle başlayan dijital haberleşmeyle birlikte fiilen hep aynı mekânda olma gerekliliğinin ortadan kalkması, çalışma ortamının doğa içerisinde ve çevreci ilkelerle tasarlanması düşüncesini de güçlendirdi.

Projenin Başlangıcı ve Dönüşüm Süreci

Yapı, 1990 yılında Levazım’da mimar Cafer Bozkurt tarafından Aydın Sitesi’ne ait bir sosyal kulüp olarak tasarlandı. Metex Design’ın dönüşüm sürecinde mevcut yapı, yalnızca betonarme strüktürü kalana kadar soyuldu. Bahçenin büyük bölümünü kaplayan yüzme havuzu kaldırılarak 16 araçlık yeni kapalı otopark ve destek alanları inşa edildi.

Ana bina strüktür olarak korunurken, oluşturulan yeni bahçenin üzerine çelik konstrüksiyonla Sırça Showroom ve kafeterya yapıları eklendi. Böylece dönüşüm yalnızca mevcut binanın yeni kullanıma uyarlanmasıyla sınırlı kalmadı; bahçe ve yeni ek yapılarla birlikte yeni bir çalışma ve yaşam alanı oluşturuldu.

Ofisin bu kurgusu, Metex’i ziyaret eden müşteriler açısından da önemli bir etkiye sahip. Sinan Kafadar’ın ifadesiyle, “Değer yargılarımızı, çalışma ve yaşam alanımızı nasıl tasarladığımızı, mesleğe nasıl yaklaştığımızı ifade etmek açısından ofisimizin önemli bir etken olduğunu düşünüyoruz.”

Çalışmanın Ötesinde: Sosyal Yaşam

Metex Design ofisinde çalışma alanları ve sosyal yaşam birbirinden bağımsız işlevler olarak ele alınmıyor. Bahçe, kafeterya ve Sırça Showroom, çalışma alanlarıyla birlikte ofisin günlük yaşamının farklı parçalarını oluşturuyor.

Bu yaklaşımın temelinde, çalışma mekânının bundan sonraki çalışma modeli içerisinde yalnızca çok katlı bir binanın “ofis katı” olarak tanımlanmasının yeterli olmayacağı düşüncesi yer alıyor.

Bu sosyal kurgunun önemli parçalarından biri TEXCAFE. Yalnızca öğle yemekleri için kullanılan bir kafeterya olarak değil, gün boyunca farklı kullanımlara açık bir sosyal alan olarak işliyor. Yeme-içmenin yanı sıra buluşma, çalışma, görüşme ve kutlama gibi farklı kullanımlara ev sahipliği yapıyor.

Yaklaşık 1.200 m²’lik bahçe, Sırça Showroom ve TEXCAFE ile birlikte düşünüldüğünde, çalışma ve sosyal yaşam aynı gündelik akışın parçaları haline geliyor. Böylece Metex Design’ın ofisi tanımlarken kullandığı “yaşam alanı” yaklaşımı, projenin farklı mekânlarında karşılığını buluyor.

Açıklık ve Mahremiyet Arasında

Ofisin çalışma alanlarında açık ve sosyal bir ortam hedeflenirken, bireysel çalışma, ses kontrolü ve mahremiyet ihtiyacı da mekânsal organizasyonun bir parçası olarak ele alındı.

Telefon görüşmeleri ve Zoom bağlantılarının günlük üretim biçiminin bir parçası haline gelmesiyle birlikte, açık çalışma alanlarında ses kontrolü de önemli hale geldi. Stüdyolar arasında kullanılan cam paneller ile Zoom görüşmeleri ve toplantılar için oluşturulan ayrı mekânlar, açık çalışma düzeni içerisinde farklı ihtiyaçlara cevap veriyor.

Metex’in daha önce bir dönem yaklaşık 50 kişilik bir ekiple çalıştığı eski ofisinin ardından, yeni ofiste daha açık ve sosyal bir çalışma ortamı hedeflendi. Bahçe katındaki cam paneller de mekânları birbirinden tamamen koparan sınırlar yerine ayırıcı elemanlar olarak kullanıldı.

Böylece açık ofisin ve gün boyu birlikte üretmenin getirdiği enerji korunurken, kullanıcıların çevrelerinden kopmadan kendilerine ait çalışma alanlarına sahip olabilecekleri bir düzen oluşturuldu.

Mevcut Yapıyı Korumak

Mevcut yapıyı yıkıp yeniden yapmak, Beşiktaş ilçesinin imar koşulları açısından mümkün değildi. Ancak yapının sahip olduğu potansiyel düşünüldüğünde, onu koruyarak yeniden işlevlendirmek Metex için daha doğru ve anlamlı bir yaklaşım olarak değerlendirildi.

Projenin sürdürülebilirlik yaklaşımının temelinde de bu karar yer alıyor. Mevcut yapı yeni kullanımına dönüştürülürken, sürdürülebilirliğin en temel prensiplerinden biri olan “olanı koruma” yaklaşımı benimsendi. Yapıyı yıkıp baştan yapmak yerine mevcut yapıyı korumak, güçlendirmek ve yeni işlevine uyarlamak tercih edildi.

Sürdürülebilirlik Kriterleri

Mevcut yapının korunmasıyla başlayan sürdürülebilirlik yaklaşımı, enerji ve su kullanımına yönelik sistemlerle desteklendi.

Otoparkın altında tüm yağmur sularının toplandığı yaklaşık 50 ton kapasiteli bir sarnıç ve 20 ton kapasiteli kullanım suyu depoları bulunuyor. Sarnıçta toplanan yağmur suyu, bahçe sulama ihtiyacının önemli bir bölümünün karşılanmasında kullanılıyor.

Yapının çinko kaplama çatı örtüsüyle entegre edilen yaklaşık 150 m²’lik solar paneller, ofisin yıllık elektrik kullanımının yaklaşık yüzde 70’ini karşılıyor.

Ofiste jeneratör ve UPS kullanılmıyor. Bunun yerine solar panellerden, gerektiğinde ise şehir şebekesinden dolumu yapılan lityum piller bulunuyor. Böylece solar panellerle enerji üretimi ve depolama ile yağmur suyunun yeniden kullanımı, mevcut yapının korunmasına dayanan sürdürülebilirlik yaklaşımını tamamlıyor.

Zamansız Tasarım

Cafer Bozkurt’un 1990 yılında tasarladığı mevcut yapı, sekizgen planıyla kendi içinde zamansız bir karaktere sahipti. Yapıya ilişkin temel problem, strüktürü ya da mimarisinden ziyade işleviydi. Zaman içerisinde sosyal kulüp işlevini kaybetmiş ve yatırımcılar açısından maddi bir yük haline gelmişti.

Metex Design, yapının sahip olduğu potansiyeli koruyarak onu keyifle çalışabilecekleri bir mimarlık ve iç mimarlık ofisine dönüştürdü. Bu anlamda dönüşüm, mevcut mimariyi ortadan kaldırmak yerine işlevini kaybetmiş bir yapıya yeni bir kullanım kazandırmak üzerinden şekillendi.

Tasarım kararlarında modern ama aynı zamanda nostaljik bir yaklaşım benimsendi. Kafeterya ve Sırça’nın doğramalarında yer alan kare detaylar, bu yaklaşımın projedeki örneklerinden biri.

Zamansızlık yalnızca yapının mimarisi üzerinden değil, iç mimarisiyle birlikte ele alındı. Seçilen malzeme ve mobilyalarda dayanıklılık ve zamana uyum sağlayabilme özellikleri ön planda tutuldu. Belirli bir dönemin mimarlık akımını benimseyen bir “konsept ofis” yerine, yıllar boyunca güncelliğini koruyacak daha zamansız bir ofis yaratmak hedeflendi.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

İlginizi Çekebilir