Seranit iş birliği ile

ÇALIŞMA MEKÂNI ARTIK YALNIZCA ÇALIŞMAKLA DEĞİL; İÇİNDE KURULAN YAŞAM, İLİŞKİLER VE BİR ARADA OLMA DENEYİMİYLE TANIMLANIYOR.
Çalışma biçimleri değiştikçe, ofisin yalnızca üretimin gerçekleştiği fiziksel bir mekân olarak tanımlanması da giderek geçerliliğini yitiriyor. Çalışma kültürü; sosyal yaşam, doğayla ilişki, birlikte üretme ve bireysel alan ihtiyacıyla birlikte mekânın nasıl kurgulandığını yeniden belirliyor.
Metex Design’ın İstanbul’daki merkez ofisi de bu yaklaşımın doğrudan bir yansıması. Sinan Kafadar’ın “yaşam alanı” olarak tanımladığı çalışma ortamı, 1.200 m²’lik bir bahçe içerisinde çalışma ve sosyal yaşamı bir araya getirirken; açık ofisin kolektif enerjisini, değişen iletişim biçimlerinin beraberinde getirdiği mahremiyet ve akustik kontrol ihtiyacıyla dengeliyor.
Sinan Kafadar, Metex Design’ın kendi çalışma kültüründen hareketle, ofisin değişen rolüne ve farklı çalışma biçimlerinin mekânsal karşılıklarına odaklanıyor.

ÇALIŞMA KÜLTÜRÜ
Kendi ofisinizi tasarlarken çalışma biçiminiz mekânı nasıl şekillendirdi?
Mimarlık ve iç mimarlık tasarım ofisimizi tasarlarken en önemli unsur, alışık olduğumuz yaşam ve çalışma şeklimiz; en önemli tasarım kriterimiz oldu.
Ofisimiz aslında şehrin insan ve trafik açısından en yoğun bölgelerinden birinde olmasına karşın, burayı şehrin ortasında saklı bir bahçeye dönüştürmeyi hedefledik ve bunu da başardık. 1.200 m²’lik bir bahçe içerisinde hem çalışma hem de yaşam alanı oluşturduk. Buradaki anahtar sözcük, “yaşam alanı oluşturmuş olmamız”.

Tasarımcı kimliğinin bir parçası olarak çalışma günümüz ve saatlerimiz çok net olmadığı için, buna bağlı olarak mekânımız da şekilleniyor. Pandemi süreciyle başlayan dijital haberleşmeyle birlikte, fiilen hep aynı mekânda olma gerekliliği de ortadan kalkıyor. Önümüzdeki 5-10 yıl ve ötesinde de bu durumun devam edeceğini düşünüyoruz. Çalışma ortamının doğa içerisinde ve çevreci ilkelerle tasarlanması, hepimizin bu mekânı seviyor olmasıyla beraber, kullanım süremizi de dolaylı yoldan maksimize ediyor.
OFİSİMİZİ ŞEHRİN ORTASINDA SAKLI BİR BAHÇEYE DÖNÜŞTÜRMEYİ HEDEFLEDİK. BURADAKİ ANAHTAR SÖZCÜK, ‘YAŞAM ALANI OLUŞTURMUŞ OLMAMIZ’.

ÇALIŞMANIN ÖTESİNDE
Sosyal yaşamı çalışma mekânının bir parçası haline getirme kararınızın arkasında ne vardı?
Çalışma mekânının, çok katlı bir binadaki sıradan bir ofis katı olmasının bundan sonraki çalışma modeli için tercih sebebi olmayacağını düşünüyoruz.
Kafeteryamız sadece öğle yemekleri için kullandığımız bir mekân değil; sabah açılan ancak kapanma saati olmayan bir sosyal alan. Her türlü sosyal etkinlik için kullanıyoruz. Adı da TEXCAFE. Yeme-içme, buluşma, çalışma, görüşme ve kutlama alanımız.
ÇALIŞMA ORTAMININ DOĞA İÇİNDE VE ÇEVRECİ İLKELERLE TASARLANMASI, BU MEKÂNDA GEÇİRDİĞİMİZ SÜREYİ DE ARTIRIYOR.

AÇIKLIK VE MAHREMİYET ARASINDA
Açık çalışma ile odaklanma ve mahremiyet ihtiyacını nasıl dengeliyorsunuz?
Açık ofisin ve gün boyu birlikte üretiyor olmanın insana kattığı bir enerji olduğuna inanıyoruz. Ancak yaşam ve üretim şeklimizin bir uzantısı olarak telefon görüşmeleri ve Zoom bağlantıları da üretim modelimizin bir parçası oldu. Bu sebeple, açık ofisteki ses kontrolünü de düşünerek stüdyolar arası cam paneller ve Zoom görüşme-toplantı odası tasarladık; böylece gürültüyü kontrol etmeyi planladık.
CAM PANELLERİ YALNIZCA AYIRICI ELEMANLAR OLARAK KULLANDIK. BÖYLECE KULLANICILARIN ÇEVRELERİNDEN KOPMADAN KENDİLERİNE AİT BİR ÇALIŞMA ALANINA SAHİP OLMALARINI SAĞLADIK.
Bahçe katındaki çalışma alanındaki cam panelleri yalnızca ayırıcı elemanlar olarak kullandık. Böylece kullanıcıların çevrelerinden kopmadan kendilerine ait bir çalışma alanına sahip olabilecekleri mekânsal bir düzen kurduk.



