Tarihi Değirmen Sanat Galerisine Dönüştü
Nüshet Çamuşoğlu / nushet@ekoyapidergisi.org
Çek Cumhuriyeti’nin Pardubice kentinde bulunan tarihi Automatic Mills, kapsamlı bir restorasyon ve uyarlanabilir yeniden kullanım sürecinden geçti. Bu süreçte, Brno merkezli TRANSAT architekti, ünlü Çek mimar Josef Gočár’ın adını taşıyan Gočár Galerisi’nin merkez binasını tamamladı.

Automatic Mills: sanayi mirasından kültürel anıta
Chrudi̇mka Nehri kıyısında yer alan Automatic Mills, 1910-1911 yıllarında Winternitz kardeşler için inşa edildi ve 1921-1924 yılları arasında Gočár’ın tasarladığı tahıl silosu ile genişletildi. Sanayi devriminin önemli yapılarından biri olan bu değirmen, 2013 yılında üretimi tamamen durana kadar işlevini sürdürdü.

2015 yılında mimar Lukáš Smetana, binayı satın alarak mimar Zdenek Balík ile birlikte bir kentsel plan geliştirdi. 2018’de ise Pardubice Bölgesi, değirmeni satın alarak restorasyon projelerini başlattı. Bu projeler arasında: zanaat ve teknoloji eğitim merkezi (Sféra), Pardubice Kent Galerisi (GAMPA) için yeni alanlar, çok amaçlı sanat ve konferans alanı yer aldı.

Tarihi değirmenden çağdaş sanat galerisine
TRANSAT architekti, Automatic Mills’in ana binasında yer alan Gočár Galerisi’ni tasarlarken orijinal yapıyı temel aldı. Değirmenin sanayi mantığına dayalı dikey organizasyonu, yeni mekansal düzenlemede de korundu.

Mimar Petr Všetečka, değirmenin 4x4 metre modüllerden oluşan iç mekan yapısını şu şekilde açıkladı:
“Ana güney cephesinde derin tahıl siloları, tahıl temizleme alanı, silindirli değirmenler, kepek depoları ve un ambarları bulunuyordu. Bu düzen, mekanları dikey olarak sıralayan bir sistem yaratıyordu.”

Bu yapı korunarak beş katlı bir sergi alanı oluşturuldu. Ziyaretçi hareketi, ince çelik çerçevelerle desteklenen eski ahşap tavanların altında yoğunlaşıyor. Koleksiyon depoları ve çalışma alanları ise kuzeydeki öğütme salonuna bağlanan betonarme iç bölümlerde yer alıyor.
Modern tasarım tarihi dokuyla buluşuyor
Galeri tasarımında, dikey bağlantılar güçlendirilerek mekansal süreklilik sağlandı. Gün ışığını iyileştirmek için çatı pencereleri eklenerek ışığın üç kat boyunca yayılması sağlandı.

Zemin kattan yukarıya çıkıldıkça, tavan yükseklikleri artıyor ve üçüncü ile dördüncü katlarda geçici sergi alanları ile çok amaçlı salonlar bulunuyor. Dördüncü kat, bir çatı terasına açılarak şehre panoramik bir bakış sunuyor.
Değirmenin şehir cephesine bakan tarafında orijinal zeminler ve pencereler korunurken, avlu tarafında bazı zeminler kaldırılarak kesintisiz sergi duvarları oluşturuldu. Bu sayede, üçüncü ve dördüncü katlarda yaklaşık 10 metre yüksekliğinde etkileyici sergi alanları oluşturuldu.
Tarihi unsurların korunması ve sürdürülebilir tasarım
Restorasyon sürecinde orijinal yapının büyük ölçüde korunmasına özen gösterildi. Tuğla duvarlar, çelik, ahşap ve beton gibi malzemeler açıkta bırakılarak endüstriyel miras vurgulandı.

Yangın güvenliği nedeniyle çelik yapılar kaplanırken, orijinal ahşap tavanlar korundu. Tavan kirişlerinden çıkarılan ahşap, giriş salonundaki yeni merdivenlerde kullanıldı. Cephelerde doğal patina korunarak uygun restorasyon işlemleri uygulandı.

İklim kontrol sistemleri ise çatı katına yerleştirilerek parapet seviyesinin altında gizlendi. Çift camlı pencereler, kontrollü havalandırma sağlarken güneş ışığını yönlendiren panjurlar sergilenen sanat eserlerini koruyacak şekilde tasarlandı.
Kamusal alan olarak yeniden işlevlendirme
Gočár Galerisi’nin ana binası ile tahıl silosu arasındaki tarihi Gočár kapısı, ziyaretçileri galerinin yeni dünyasına davet ediyor. Eski değirmenin merkezi avlusu, kamusal bir kentsel alan olarak yeniden tasarlandı ve nehir kıyısına açılan bir geçit haline getirildi.

Zemin kattan sergi alanlarına geçiş, 1950’lerden kalma beton merdivenler, Gočár’ın orijinal taş merdiveni ve yeni eklenen asansörlerle sağlanıyor.