Günümüzde tek hacimli yaşam kurgusu yerini, farklı işlevlerin kontrollü biçimde ayrıştığı micro-zoning yaklaşımına bırakırken, konut iç mekânı yeniden tarif ediliyor.

Açık plan uzun süre modern yaşamın tartışmasız doğrusu gibi sunuldu. Duvarlar kaldırıldı, sınırlar silindi, mekân akışkanlaştı. Ama bu akışkanlık gerçekten işe yaradı mı? Bugün gelinen noktada, aynı hacim içinde çalışmak, yaşamak ve dinlenmek zorunda kalan kullanıcı için bu modelin sınırları giderek daha görünür hale geliyor. Micro-zoning tam da bu kırılmanın içinden çıkıyor. Mekânı bölmekten çok, onu yeniden organize etmeyi öneriyor. Fiziksel duvarlar yerine mobilya yerleşimleri, yarı geçirgen yüzeyler, ışık ve kot farklarıyla tanımlanan küçük ölçekli alanlar oluşturuluyor. Böylece mekân tek parça kalıyor ama işlevler birbirine karışmıyor.

Davranışsal Model
Bu yaklaşımın asıl meselesi estetik değil, davranış. Gürültü, odaklanma ihtiyacı, eşzamanlı kullanım gibi gündelik sorunlar tasarımın merkezine yerleşmiş durumda. Açık planın sunduğu “özgürlük” fikri yerini daha kontrollü, daha bilinçli bir mekân kurgusuna bırakıyor. İşin ilginç yanı şu ki, bu dönüşüm küçük evlere özgü değil. Büyük metrekareli konutlarda da aynı eğilim görülüyor. Çünkü mesele alanın büyüklüğü değil, o alanın nasıl kullanıldığı.


