Birleşmiş Milletler’in sıfır atık girişiminde öne çıkan 20 kent arasında Türkiye’den Gaziantep de yer aldı; liste, kentlerin atık yönetiminde nasıl farklı yollar izlediğini ortaya koyuyor.

Kentler uzun zamandır sadece atığın üretildiği yerler değil; aynı zamanda onun nasıl yönetileceğinin de belirlendiği alanlar… Birleşmiş Milletler de konuya bu bakış açısıyla eğiliyor. Açıklanan liste bu açıdan bir başarı tablosundan çok, farklı kentlerin aynı soruna verdiği farklı mekânsal cevapları yan yana getiriyor. Çünkü sıfır atık meselesi, yalnızca toplama ve bertaraf sistemleriyle sınırlı kalmıyor; doğrudan kent planlamasının, altyapının ve gündelik yaşamın içine yerleşiyor. Raporda dikkat çeken noktalardan biri şu ki, öne çıkan uygulamaların çoğu büyük ve tekil projelerden ziyade, kentin dokusuna yayılan küçük ama sürekliliği olan müdahalelere dayanıyor. Mahalle ölçeğinde ayrıştırma sistemleri, organik atığın yerinde yönetimi, yeniden kullanım pratikleri… Bunlar teknik çözümler olmanın ötesinde, kentsel alışkanlıkları dönüştüren araçlara dönüşüyor. Bu da ister istemez şu soruyu gündeme getiriyor: Sıfır atık gerçekten bir altyapı meselesi mi, yoksa bir planlama yaklaşımı mı? Çünkü mevcut kent kurgusu, atığı çoğu zaman görünmeyen bir dış katmana iterek çözmeye çalışıyor. Oysa bu yeni örnekler, atığı sistemin dışına değil, tam içine yerleştirerek yönetmeye çalışıyor.
Umut Verici
Listede dikkatimizi çeken kent tabii ki Gaziantep. Gaziantep’in bu listede yer alması, Türkiye’de sıfır atık yaklaşımının sahadaki karşılığına dair önemli bir işaret veriyor. Kentte son yıllarda yaygınlaştırılan kaynağında ayrıştırma, organik atığın toplanması ve geri kazanım altyapısının güçlendirilmesi gibi adımlar, atığın yalnızca toplanan bir “sonuç” değil, planlanan bir süreç olduğunu gösteriyor. Ancak burada kritik bir eşik var: Bu uygulamalar kentin bütününe ne ölçüde yayılıyor ve gündelik yaşamın parçası haline gelebiliyor mu? Çünkü sıfır atık, birkaç başarılı proje ile değil, süreklilik ve yaygınlıkla anlam kazanıyor. Gaziantep örneği bu açıdan hem umut verici…
Bugün yılda milyarlarca ton atığın üretildiği bir dünyada, çözümün merkezi de doğal olarak kentler oluyor. Ancak bu örneklerin kalıcı bir dönüşüme dönüşüp dönüşmeyeceği hâlâ belirsiz. Asıl mesele belki de burada düğümleniyor: Bu yaklaşımlar kentlerin geneline yayılabilecek mi, yoksa belirli ölçeklerde kalan iyi niyetli uygulamalar olarak mı kalacak?Ama burada küçük bir not düşeyim: Bu tür listeler çoğu zaman “en iyi” olanı değil, farklı ölçeklerde ve farklı yöntemlerle ilerleyen kentleri bir araya getiriyor. Yani bu listeyi bir sıralama gibi değil, bir “örnekler haritası” gibi okumak daha doğru.
UNEP’in açıkladığı “Sıfır Atığa Doğru” girişiminde öne çıkan 20 kent şöyle:
- Gaziantep (Türkiye)
- Barselona (İspanya)
- Milano (İtalya)
- Paris (Fransa)
- Rotterdam (Hollanda)
- Kopenhag (Danimarka)
- Viyana (Avusturya)
- Oslo (Norveç)
- Tokyo (Japonya)
- Seul (Güney Kore)
- Bangkok (Tayland)
- Quezon City (Filipinler)
- Delhi (Hindistan)
- Cape Town (Güney Afrika)
- Lagos (Nijerya)
- São Paulo (Brezilya)
- Buenos Aires (Arjantin)
- New York (ABD)
- Vancouver (Kanada)
- Melbourne (Avustralya)


