MİMARLIK VE YAPILI ÇEVRE PLATFORMU

Tarihi Yapıda Yaşam Deneyimi Mimarisi: Casa Batlló’nun 120 Yıllık Gizli Katı İlk Kez Açılıyor

Fotograf: Giovanni Comoglio

Üç yıllık arkeolojik bir restorasyon sürecinin ardından gün yüzüne çıkan üçüncü kat, müze devresinden bağımsız bir şekilde özel toplantılara, kutlamalara ve gastronomi deneyimlerine ev sahipliği yapacak. İtalyan tasarımcı Paola Navone ve OTTO Studio’nun imzasını taşıyan çağdaş iç mekan müdahalesi ise tarihi yapıda yaşam deneyimi mimarisi ile ilgili en taze ve en tartışma çekici örneklerinden birini sunuyor. Ayrıca, bu deneyim ziyaretçilere tarihi yapıda yaşam deneyimi mimarisi ile ilgili derinlemesine bir bakış açısı kazandıracak.

Yüz yılı aşkın bir süre boyunca Batlló ailesinin üç kuşağı bu katta yaşadı; misafir ağırladı, yemek yedi, pencereden Passeig de Gràcia’yı izledi. 2019’da ailenin son ferdi hayatını kaybettiğinde kapı kapandı ve 1906’dan bu yana neredeyse hiç dokunulmamış bir Gaudí iç mekanı sessizce beklemeye başladı. Şimdi, Antoni Gaudí’nin ölümünün 100. yıldönümünde, Casa Batlló o kapıyı ilk kez kamuya açıyor.

Üçüncü Kat: Gaudí’nin Son Dokunulmamış İç Mekanı

Casa Batlló’nun diğer katları yıllar içinde çeşitli müdahalelerle değiştirildi; ancak üçüncü kat, 1950’lerden itibaren Batlló ailesine kiralı olarak kalması sayesinde neredeyse hiçbir dönüşüme uğramadı. Bu beklenmedik süreklilik, katı Gaudí’nin tasarladığı haliyle korunan tek özgün konut olarak bugüne taşıdı. Ahşap doğramalar, organik formdaki tavan stükleri, orijinal kilit mekanizmaları ve zemin döşemeleri, 120 yıllık bir domestik yaşamın fiziksel kanıtları olarak yerli yerinde duruyordu.

Casa Batlló CEO’su Nina Bernat’ın ifadesiyle bu katı açmak, “Casa Batlló tarihinin temel bir parçasını geri kazanmak ve dünyayla paylaşmak” anlamına geliyor. Tarihi yapıda yaşam deneyimi mimarisi burada salt bir koruma eylemi değil; bir yapının konut kimliğini geleceğe taşıma iradesidir.

Fotograf: Giovanni Comoglio

Arkeolojik Restorasyon: Katmanları Soymak

Restorasyonu yöneten baş mimar Xavier Villanueva, süreci bir arkeolojik kazı olarak tanımlıyor. Yüzyıl boyunca biriken boya katmanları, sonradan eklenen kaplamalar ve 20. yüzyıl müdahaleleri dikkatle soyuldu; altından Gaudí’nin 1906’daki özgün tasarımı neredeyse eksiksiz biçimde ortaya çıktı.

Restorasyon sürecinde iki önemli keşif yapıldı: on yıllardır boya katmanlarının altında gizli kalmış çiçek motifli dekoratif süslemeler ve daha önce bilinmeyen, Gaudí tarafından tasarlanmış bir kapı tokmağı. Ana salonların ve koridorların stük yüzeyleri onarılarak farklı ton ve dokular gün yüzüne çıkarıldı. Organik formdaki tavanlar ve orijinal kancalar restore edildi. Zemin döşemeleri, çok kötü durumda oldukları için parça parça orijinallerinden sadık biçimde yeniden üretildi. Tüm kilit ve kapı kolu mekanizmaları da orijinal hallerine kavuşturuldu.

4 milyon euro’luk bu restorasyon, tarihi yapıda yaşam deneyimi mimarisinin teknik boyutunun ne denli titiz ve emek yoğun olduğunu gözler önüne seriyor. Burada amaç yeniden inşa etmek değil, var olanı açığa çıkarmak.

Paola Navone: “Gaudí’nin Üzerine Tasarlamayı Bıraktığımda Her Şey Değişti”

Restore edilen tarihi katmanın üzerine çağdaş bir iç mekan müdahalesi tasarlama görevi, İtalyan tasarımcı Paola Navone ve OTTO Studio’ya verildi. Navone’nin yaklaşımı, tarihi yapıda yaşam deneyimi mimarisinin en hassas sorusuna yanıt arıyor: miras yapıya nasıl dokunursun ki onu ne dondurursun ne de ezersiz?

Navone bu soruya son derece kişisel bir yerden yanıt verdi: “Başlangıçta Casa Batlló’ya müdahale etmenin neredeyse imkansız olduğunu hissettim. Gaudí’nin üzerine tasarlamayı düşünmeyi bırakıp bu evi Barselona’daki kendi evim olarak hayal etmeye başladığımda her şey değişti.”

Bu tutum, nostaljik bir rekonstrüksiyon yerine yaşanmış ve domestik bir karakter korumayı hedefliyor. Navone, el yapımı objeler, tekstiller, doğal malzemeler ve çağdaş mobilyalar aracılığıyla Gaudí’nin mimarisiyle diyalog kuran ama onu müze parçasına dönüştürmeyen bir iç mekan yarattı. Açıkça eklektik bir yaklaşım benimseyen tasarım; karıştırma, kontrast ve katmanlama üzerine kurulu. Her oda, tutarlı bir anlatının içindeki küçük bir hikaye olarak kurgulandı.

Fotograf: Giovanni Comoglio

Müze Değil, Ev: Yeni Bir Miras Kullanım Modeli

Casa Batlló’nun üçüncü katı, müze devresinden bağımsız bir birim olarak yapılandırıldı. Catalan News’un aktardığına göre mekanlar saat başına 200 euro karşılığında özel etkinlikler için kiralanabiliyor; iki kişilik konaklama deneyimleri ise 350 ile 700 euro arasında değişiyor.

Bu karar, tarihi yapıda yaşam deneyimi mimarisinin giderek güçlenen bir uluslararası trendle buluştuğunu gösteriyor: tarihi ve otantik mekanlarda münhasır buluşmalar arayışı. Yapının konut kimliğini koruyarak onu çağdaş kullanıma açma stratejisi, modern koruma anlayışının temel bir ilkesini yansıtıyor. Tarihi yapılar, kullanılmaya devam ettiklerinde en iyi şekilde hayatta kalıyor.

Fotograf: Giovanni Comoglio

Gaudí ve Domestik Mimarlık: Cephenin Ötesinde

Gaudí’nin dehası genellikle dramatik cepheler ve heykelsi formlarla ilişkilendirilir. Ancak Casa Batlló’nun restore edilen üçüncü katı, onun iç mekan ustalığını yeniden keşfettiriyor. Gaudí, mimarlığı duvarların, tavanların, kapıların, kilitlerin, ışığın ve mobilyanın birlikte çalıştığı bütüncül bir çevre olarak ele aldı. Organik formdaki meşe kapılar, renkli cam uygulamaları, dalgalanan tavanlar ve ergonomik kapı kolları, her detayın işlevsellik ve estetiği birlikte barındırdığı bir “toplam sanat eseri” (Gesamtkunstwerk) anlayışını yansıtıyor.

Tarihi yapıda yaşam deneyimi mimarisi, işte tam da bu bütüncül yaklaşımı yeniden deneyimlenebilir kılmak için var. Ziyaretçiler artık Gaudí’nin mimarisini yalnızca bir müze kordonunun arkasından değil, bir sandalyeye oturarak, bir masada yemek yiyerek, bir pencereden Passeig de Gràcia’yı seyredererek deneyimleyebiliyor.

Fotograf: Giovanni Comoglio

Bir Ev Yeniden Ev Olduğunda

Casa Batlló’nun üçüncü katı, tarihi yapıda yaşam deneyimi mimarisinin en taze ve en cesur örneklerinden birini sunuyor. Üç yıllık arkeolojik restorasyon, Paola Navone’nin “kendi evim gibi” yaklaşımı ve müze devresinden bağımsız bir özel deneyim modeli; bu projeyi salt bir miras koruma başarısından çok daha fazlası yapıyor.

Gaudí’nin 1906’da tasarladığı bu iç mekan, 120 yıl boyunca bir aile tarafından yaşandı, korundu ve sevgiyle kullanıldı. Şimdi kapılarını dünyaya açıyor, ama bir müze olarak değil, hala bir ev olarak. Ve belki de tarihi yapıda yaşam deneyimi mimarisinin en güçlü mesajı tam burada gizli: en iyi koruma, bir yapıyı dondurmak değil, onu yaşatmaya devam etmektir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

İlginizi Çekebilir