1 Ekim Dünya Yaşlılar Günü, değişen demografik yapı karşısında kentlerin ve yapıların farklı kuşakların ihtiyaçlarına nasıl cevap verdiğini yeniden düşünmek için önemli bir fırsat sunuyor. Otis Türkiye CEO’su Murat Dönmez, yaşlanan nüfusla birlikte erişilebilirliğin kapsayıcı ve yaşam boyu kullanılabilir kentlerin temel unsurlarından biri hâline geldiğine dikkat çekiyor.

Türkiye’nin demografik yapısı değişiyor. TÜİK verilerine göre 65 yaş ve üzerindeki nüfus 2025 yılında 9 milyon 583 bin 59 kişiye ulaşarak toplam nüfusun %11,1’ini oluşturdu. Doğuşta beklenen yaşam süresi ise 2023–2025 döneminde 78,5 yıl olarak açıklandı.
Bu değişim, kentlerin, binaların ve kamusal alanların farklı yaş gruplarının ihtiyaçlarına nasıl cevap verdiği sorusunu da giderek daha önemli hâle getiriyor.
Bize Yol Gösteren Hafıza, İnşa Ettiğimiz Şehirler
1 Ekim Dünya Yaşlılar Günü dolayısıyla değerlendirmelerde bulunan Otis Türkiye CEO’su Murat Dönmez, yaşlı bireylerin toplumun hafızasını, değerlerini ve kimliğini taşıdığına dikkat çekiyor:
“1 Ekim’de, Birleşmiş Milletler tarafından ilan edilen Dünya Yaşlılar Günü’nü kutluyoruz. Bu gün, ülkemizin hafızasını, değerlerini ve kimliğini taşıyan insanların katkılarını takdir etmek için önemli bir fırsattır. Hızla değişen bir toplumda, yaşlılarımız geçmiş ile gelecek arasında kurulan en kıymetli köprülerden biridir.”

Dönmez, değişen demografik yapının yalnızca nüfus verileri üzerinden değil, kentlerin ve yapıların geleceği açısından da ele alınması gerektiğini vurguluyor:
“Bu dönüşüm karşısında saygı ve minnettarlık yalnızca sözlerde kalmamalıdır. Bunlar, birlikte inşa etmeyi seçtiğimiz toplumun temel unsurlarına dönüşmelidir. Bu da yaş ya da hareket kabiliyeti ne olursa olsun herkesin sosyal yaşama tam olarak katılabilmesini sağlayan şehirler, binalar ve hizmetler tasarlamak anlamına gelir.”
Erişilebilirlik Bir Teknoloji Meselesinden Daha Fazlası
Yaşlanan nüfusla birlikte erişilebilirlik, yalnızca belirli kullanıcı gruplarına yönelik bir gereklilik olmaktan çıkarak yapıların ve kentlerin herkes tarafından kullanılabilirliğinin temel başlıklarından biri hâline geliyor.
Dikey ulaşım sektöründeki deneyimine değinen Dönmez, erişilebilirliğin günlük yaşam üzerindeki etkisini şöyle anlatıyor:
“Dikey ulaşım sektöründe faaliyet gösteriyorum ve şehirlerin geleceğine dair net bir vizyona sahip bir şirkette çalışmanın ayrıcalığını yaşıyorum. Şirketimiz uzun yıllardır tasarımcılara, kentleşme ve nüfusun yaşlanması gibi küresel eğilimleri dikkate alan binalar ve çözümler geliştirmeleri için destek veriyor. Bu sayede erişilebilirliğin ne kadar büyük bir fark yaratabildiğini her gün görüyorum.”
Dönmez’e göre asansörler bu yaklaşımın önemli bir parçası olsa da erişilebilirlik çok daha geniş bir çerçevede ele alınmalı:
“Bir asansör yalnızca bir teknoloji değildir; insanların günlük yaşamlarını kolaylaştıran, hareket kabiliyetini destekleyen ve yaşam kalitesini artıran bir araçtır. Ancak erişilebilirlik bundan çok daha fazlasını ifade eder. Yaşamı kolaylaştıran, yönlendirmeleri anlaşılır olan, kapsayıcı ve insanlara hayatlarının her döneminde eşlik edecek şekilde tasarlanmış ortamlar oluşturmak demektir.”
Dönüşen Kentler İçin Kapsayıcı Bir Gelecek
Kentlerin büyümesi ve mevcut yapı stokunun dönüşümü, farklı kuşakların ihtiyaçlarına cevap verebilen daha kapsayıcı yaşam çevreleri oluşturmak açısından yeni olanaklar sunuyor.
Murat Dönmez, özellikle Türkiye’nin hızla değişen kentlerinin bu dönüşümü kapsayıcı bir kentsel gelişim modeline dönüştürme potansiyeline dikkat çekiyor:
“İstanbul başta olmak üzere birçok şehrimiz sürekli gelişiyor ve dönüşüyor. Bu büyümeyi, tüm kuşakların ihtiyaçlarına cevap veren kapsayıcı bir kentsel gelişim modeline dönüştürme fırsatına sahibiz. Yaşlılarımızı kutlamak aynı zamanda bunu da ifade eder: Kimseyi geride bırakmayan bir gelecek inşa etmek ve bugün olduğumuz kişi olmamızda emeği bulunan insanların değerini somut adımlarla ortaya koymak.”
2026 Teması: Uzun Ömür Çağında Sistemleri Yeniden Düşünmek
Birleşmiş Milletler, 2026 Uluslararası Yaşlılar Günü’nün temasını “The Age of Longevity: Rethinking Systems for Longer Lives” (Uzun Ömür Çağı: Daha Uzun Yaşamlar İçin Sistemleri Yeniden Düşünmek) olarak belirledi. İnsan ömrünün son yetmiş yılı aşkın süredir istikrarlı biçimde uzaması, yalnızca sağlık sistemlerini değil; çalışma hayatından sosyal korumaya, eğitimden konuta ve ekonomik sürdürülebilirliğe kadar yaşamı şekillendiren pek çok sistemi yeniden düşünmeyi gerekli kılıyor. Nitekim yaşam beklentisi ile sağlıklı yaşam beklentisi arasındaki farkın 2019 yılında 9,6 yıla ulaşması, daha uzun yaşamanın tek başına yeterli olmadığını; kazanılan yılların sağlıklı, üretken, bağımsız ve nitelikli bir yaşamla desteklenmesi gerektiğini ortaya koyuyor.
Bu yaklaşım, uzun ömürlülüğü yalnızca demografik bir değişim olarak değil, yaşamın farklı dönemlerini birbirine bağlayan bütüncül bir tasarım ve politika meselesi olarak ele alıyor. Sağlık, sosyal ve ekonomik koşullar, insan hakları, konut ve yaşanılan çevrenin niteliği birbirinden bağımsız düşünülemiyor. 2002 yılında kabul edilen Madrid Uluslararası Yaşlanma Eylem Planı’nın ortaya koyduğu çerçeveyi sürdüren 2026 teması da daha uzun yaşamların toplumsal katılımı, özerkliği ve yaşam kalitesini destekleyecek sistemlerle birlikte ele alınması gerektiğine dikkat çekiyor.
Kaynak: TÜİK, İstatistiklerle Yaşlılar 2025; Hayat Tabloları 2023–2025.



