
İstanbul’un köklü üretim ve zanaat kültürünü çağdaş collectible design dünyasıyla buluşturan ARKOBJECT, Maçka’daki galerisinde tasarım, sanat ve zanaat arasındaki sınırları araştırıyor. Sami Savatlı tarafından kurulan galeri; mobilyadan aydınlatmaya, heykelden işlevsel objelere uzanan seçkisiyle yerel üretim bilgisinin güncel tasarım pratikleri içinde nasıl yeni biçimler kazanabileceğine odaklanıyor.

İşlevin Ötesine Geçen Tasarım Nesneleri
ARKOBJECT’ın küratöryel yaklaşımının merkezinde, bir tasarım nesnesinin işlevinin ötesinde nasıl bağımsız bir kimlik ve mekânsal varlık kazanabileceği sorusu bulunuyor. Galerinin seçkisinde mobilyalar, aydınlatmalar, aynalar ve işlevsel objeler; heykeller ve duvar işleriyle birlikte yer alıyor. Tekil üretimler, sınırlı edisyonlar ve özel olarak geliştirilen parçalar; malzeme, üretim biçimi ve düşünce arasındaki ilişki üzerinden değerlendiriliyor.

Bu yaklaşımda koleksiyon değeri yalnızca bir nesnenin nadirliğiyle tanımlanmıyor. Fikrin gücü, üretimin niteliği ve objenin işlevinin ötesinde anlam taşıyabilme kapasitesi de seçkinin belirleyici unsurları arasında. Böylece tasarım nesnesi, gündelik kullanımın bir parçası olmanın yanı sıra bulunduğu mekânla ilişki kuran ve kendi karakterini ortaya koyan bir tasarım öğesine dönüşüyor.

İstanbul’un Atölye Kültürü Tasarımın Bir Parçasına Dönüşüyor
ARKOBJECT’ın İstanbul ile kurduğu ilişkinin temelinde kentin üretim kültürü bulunuyor. Galeride yer alan birçok tasarımcı ve sanatçı, çalışmalarını yerel zanaatkârlar ve uzman atölyelerle yakın iş birliği içinde geliştiriyor. Kuşaklar boyunca aktarılan malzeme bilgisi ve üretim teknikleri, bu süreçte çağdaş fikirlerin denenebildiği ve geliştirilebildiği bir üretim altyapısına dönüşüyor.
Galeri bu nedenle zanaatı yalnızca geleneksel tekniklerin korunması üzerinden değerlendirmiyor. Zanaat, aynı zamanda deneysel bir üretim alanı olarak ele alınıyor. Bilinen teknikler yeni formların ortaya çıkmasına imkân verirken, çağdaş bir tasarımın gereksinimleri de kimi zaman mevcut üretim yöntemlerinin yeniden düşünülmesini sağlıyor. Tasarımcı ile üretici arasındaki bu karşılıklı ilişki, İstanbul’un yaşayan zanaat kültürünü güncel tasarım tartışmalarının bir parçası hâline getiriyor.

Farklı Kuşaklar Aynı Seçkide
ARKOBJECT, yerleşik tasarımcı ve sanatçılarla yeni kuşak üreticileri aynı küratöryel çerçevede buluşturuyor. Galerinin seçkisinde Zeynep Fadıllıoğlu, Tayfun Mumcu, Betül Özkan, Marāu, Ayşe Demir, Sevgi Karay, Emel Güneş, Mesut Öztürk, Işıl Kapu, Maral Taşkırıcı, Dilek Fidan, Begüm Alkan, Sami Savatlı ve Animate Objects gibi farklı disiplinlerden isimler yer alıyor.
Galeride sergilenen çalışmalar da bu çeşitliliği yansıtıyor. Sami Savatlı’nın LOVE Chair ve LOVE Side Table tasarımları; Zeynep Fadıllıoğlu’nun Gloss Side Table’ı, Tayfun Mumcu’nun GON Floor Lamp’i, Marāu’nun Puduhepa Bar Cabinet’i, Mesut Öztürk’ün UI Stool serisi ve Ayşe Demir’in Mignon aynaları aynı mekânda farklı malzeme ve üretim yaklaşımlarını bir araya getiriyor.

İstanbul’dan Uluslararası Collectible Design Sahnesine
ARKOBJECT’ın yaklaşımı, İstanbul’un zanaat ve üretim bilgisini yalnızca yerel bir değer olarak ele almak yerine uluslararası collectible design ortamıyla ilişkilendirmeyi hedefliyor. Malzemenin taşıdığı bilgi, üretim sürecinin izleri ve tasarımcının düşüncesi bu yaklaşım içerisinde bitmiş nesnenin ayrılmaz parçaları olarak görülüyor.
Sanat, tasarım ve zanaat arasındaki sınırların giderek daha geçirgen hâle geldiği güncel tasarım ortamında ARKOBJECT, İstanbul’un üretim kültürünü çağdaş bir küratöryel perspektifle görünür kılıyor. Maçka’daki galeri böylece yalnızca tasarım nesnelerinin sergilendiği bir alan değil; tasarımcı, sanatçı, zanaatkâr, malzeme ve üretim bilgisi arasındaki ilişkinin yeniden okunabileceği bir buluşma noktası oluşturmayı amaçlıyor.



