MİMARLIK VE YAPILI ÇEVRE PLATFORMU

Yeni Ofis Manifestosu: Nörokapsayıcı, Her Zihin İçin Tasarım

HER BEŞ ÇALIŞANDAN EN AZ BİRİ NÖROÇEŞİTLİ VE BU ORANIN GERÇEKTE DAHA YÜKSEK OLDUĞU DÜŞÜNÜLÜYOR. NÖROKAPSAYICILIĞI ÖZEL BİR DÜZENLEME DEĞİL, TASARIMIN STANDARDI HALİNE GETİRMENİN ZAMANI GELDİ.

KAY SARGENT
HOK İç Mekânlar Düşünce Liderliği Direktörü

Çalışma alanlarında kapsayıcılık artık fiziksel erişilebilirliğin ötesinde, bilişsel ve duyusal deneyimi de kapsıyor. HOK İç Mekânlar Düşünce Liderliği Direktörü Kay Sargent, nörokapsayıcı tasarımın öncü isimlerinden. Ekoyapı’nın Yeni Nesil Ofis Manifestosu için kaleme aldığı yazıda Sargent, hayali bir “ortalama” çalışan için tasarım anlayışını sorguluyor; seçim, çeşitlilik ve kontrolün farklı ihtiyaçlara nasıl yanıt verebileceğini araştırmalar ve uygulamalar üzerinden ele alıyor. Nörokapsayıcılığı özel bir çözüm değil, iyi çalışma alanı tasarımının temel ölçütü olarak ortaya koyuyor.

EN BAŞTAN FARKLI İHTİYAÇLARIN TAMAMINI GÖZETMELİ; ARDINDAN HERKESİN GELİŞEBİLECEĞİ ORTAMLAR İÇİN TASARIMI SÜREKLİ DEĞERLENDİRİP GELİŞTİRMELİYİZ.

On yıllardır aslında var olmayan bir çalışan için ofisler tasarlıyoruz. Hayalimizdeki ortalama çalışan; ortalama bir masada, ortalama bir aydınlatma altında, ortalama akustik koşullarda, ortalama bir işi yapıyor. Oysa böyle biri yok.

Nöroçeşitlilik; DEHB, otizm ve disleksi dahil farklı nörolojik özellikleri kapsıyor. Pek çok kişi için geleneksel ofis, bitmek bilmeyen dikkat dağıtıcı unsurlarla dolu bir engel parkuruna dönüşebiliyor. Buna rağmen devam ediyor, yorgunluklarını gizliyor ve asıl işlerine odaklanmakta zorlanıyorlar. 

HOK Seattle Studio – Fotoğraf: Heywood Chan

Rampaların ve Korkulukların Ötesinde

Benzer bir dönüşümü fiziksel erişilebilirlikte daha önce yaşadık. Engelli haklarına ilişkin düzenlemeler ve yapı standartlarıyla rampalar, geniş kapılar ve alçak bankolar olağan hale geldi. Fiziksel erişim artık mimarın tercihine bırakılmıyor. Ancak standartlar hâlâ fiziksel engellere odaklanıyor; bilişsel ve duyusal erişilebilirlik için aynı şeyi söyleyemiyoruz.

Uçlardaki ihtiyaçları gözettiğimizde çoğunluğun yaşamını da kolaylaştırıyoruz. Kaldırım rampaları tekerlekli sandalyeler için tasarlandı; bugün bebek arabası kullanan ebeveynlere, valiz taşıyan yolculara ve yük arabası itenlere de yardımcı oluyor. Nörokapsayıcı tasarım da aynı şekilde çalışıyor. Parlamayı azaltın, gürültüyü kontrol edin, geri çekilebilecek sakin bir alan sunun; herkes fayda görür. 

Her Zihin İçin Tasarım

Binaları nasıl deneyimlediğimizi sekiz duyu şekillendiriyor: görme, işitme, dokunma, koku ve tat ile içsel beden duyumu (interosepsiyon), bedenin konum ve hareket algısı (propriosepsiyon) ve denge ile hareketi yöneten vestibüler sistem. Hepimizin duyusal eşikleri farklı. Yüksek duyarlılığa sahip kişiler, başkalarının fark etmediği uyaranlardan bunalabilirken düşük duyarlılığa sahip kişiler dikkatlerini sürdürebilmek için daha fazla uyarana ihtiyaç duyabiliyor. Ancak hiç kimse bulunduğu mekânın etkisinden bağımsız değil. Hepimiz nöroçeşitli bireyler değiliz, ama hepimizin zihni ve duyusal deneyimi farklı.

“Kay Sargent, Wiley tarafından 2025’te yayımlanan Designing Neuro-inclusive Workplaces kitabında, farklı duyusal ve bilişsel ihtiyaçlara sahip bireyleri destekleyen çalışma ortamlarının nasıl tasarlanabileceğine dair, araştırmaya dayalı bir çerçeve sunuyor. Seçim, çeşitlilik ve kontrol ilkeleri üzerine kurulu bu yaklaşımın detaylarını, sayının sonunda yer alan Mimarlığı Okumak bölümünde bulabilirsiniz.“

Araştırmalarımız nörokapsayıcı çalışma alanları için üç temel ilkeye işaret ediyor:

– Seçim, insanların fiziksel, duyusal ve bilişsel ihtiyaçlarına en uygun ortamı seçebilmesini sağlar.
– Çeşitlilik, sessiz odaklanma alanlarından hareketli sosyal alanlara, düşük uyarandan yüksek uyarana uzanan gerçekten farklı seçenekler sunar.
– Kontrol, aydınlatmayı ayarlamaktan yoğun dolaşımdan uzak bir yer seçmeye kadar, insanların yakın çevrelerindeki koşullar üzerinde söz sahibi olmasını sağlar.

Amaç tüm uyaranları ortadan kaldırmak değil. Fazlası kadar azı da sorun yaratabilir. Otizmli bir öğrencinin ifade ettiği gibi: “Biz tatlı su balıklarıyız ama tuzlu suda yaşıyoruz. Bizi tatlı suya koyduğunuzda gayet iyi işliyoruz.” Tasarımcılar olarak görevimiz, herkesin kendisine uygun “suyu” bulmasını sağlamak.

Arup Office at One Centenary Way – Fotoğraf: Murray Scott, Paul Grundy

Araştırmadan Uygulamaya

Bir tasarım ilkesinin gerçek değeri uygulamada ortaya çıkar. Bu nedenle önce kendi üzerimizde test ettik.

HOK’un Seattle’daki yaklaşık 1.176 m²’lik yeni stüdyosu duyusal yoğunluğa göre kurgulandı: hareketli batı bölgesi, açık çalışma ve küçük toplantı alanlarının bulunduğu orta bölüm ve odaklanmaya ayrılan sakin doğu bölgesi. Çalışanlar taşınmadan önce ve sonra değerlendirmelere katıldı ve biyometrik aktivite takip cihazları kullandı. Yeni ofiste memnuniyet %24, sağlık ve yaşam kalitesi %13 arttı; dikkat dağınıklığı azalırken üretkenlik ve hareketlilik yükseldi. En anlamlı sonuç davranışlarda görüldü: İnsanlar kendilerine uygun mekânlara yöneliyor. Zaten amaç da bu.

İngiltere, Birmingham’daki Arup One Centenary Way ofisinde yaklaşık 6.317 m²’lik üç katı, altı çalışma biçimi etrafında düzenledik: odaklanma, düşünme, paylaşma, üretme, bir araya gelme ve sosyalleşme. Sirkadiyen aydınlatma gün boyunca değişiyor; farklı düzenlerde 26 odaklanma odası bulunuyor, dairesel masalar ise sürekli göz temasının yarattığı baskıyı azaltıyor. Ofise devam oranı %10 arttı. Bir mühendis, artık ofiste daha önce yaşadığı baş ağrısı, yorgunluk ve kaygıyı hissetmediğini söylüyor. HOK’un Arup projesine ilişkin güncel değerlendirmeleri de altı çalışma biçimini, 26 odaklanma odasını ve yaklaşık %10’luk devam artışını doğruluyor. 

NÖROÇEŞİTLİ ÇALIŞANLARIN KARŞILAŞTIĞI ENGELLER, TEKERLEKLİ SANDALYE KULLANAN BİRİ İÇİN MERDİVENLER NE KADAR GERÇEKSE O KADAR GERÇEK.

Bilimsel çalışma ortamlarında bu konu daha da önem kazanıyor. Advanced Research Clusters ve University of the West of Scotland’dan çevre psikoloğu Edward Edgerton ile gerçekleştirdiğimiz 2024 araştırmasına İngiltere ve Avrupa’dan 241 laboratuvar çalışanı katıldı. Neredeyse yarısı kendisini nöroçeşitli olarak tanımladı; bu oran genel nüfus tahmininin iki katından fazla. Tüm nörolojik profillerde en önemli sorun sesti. Aynı ilkeler HOK’un Cambridge, Massachusetts’teki AstraZeneca Ar-Ge binasına da yön veriyor: sessiz araştırma alanlarını ortak alanlardan ayıran ses kademeleri, farklı duyusal ihtiyaçlara yönelik ortamlar ve yapı genelinde biyofilik öğeler. HOK da söz konusu laboratuvar araştırmasının ARC ve Edward Edgerton ile yürütüldüğünü belirtiyor. 

Arup Office at One Centenary Way – Fotoğraf: Murray Scott, Paul Grundy

Bu Yaklaşım Bizden Ne İstiyor?

Bu konuda en sık iki itirazla karşılaşıyoruz. İlki maliyet. Nörokapsayıcı tasarım, en baştan planlamanın parçası olduğunda ek maliyet getirmek zorunda değil. Sonradan uyarlamak ise maliyetli olabilir. Araştırmalarımız özel düzenlemelerin çoğunun maliyet gerektirmediğini, %37’sinin ise tek seferlik 222 sterlin veya daha düşük maliyetle yapılabildiğini gösteriyor.

İkinci itiraz, tasarımın tek başına yeterli olduğu düşüncesi. Değil. Mekân değişirken kurumun politika ve uygulamaları aynı kalırsa sorunlar devam eder. Çözüm üç ayağa dayanıyor: fiziksel çevre, kurumsal politika ve uygulamalar ile teknoloji birlikte çalışmalı.

Nörokapsayıcı ofis tasarımı
AstraZeneca Lab and Office Facility

2030’a Doğru

Nörokapsayıcı tasarım artık standart uygulama haline gelmeli. 2030’da ise vazgeçilmez olacak. En baştan farklı ihtiyaçların tamamını gözetmeli; ardından herkesin gelişebileceği ortamlar için tasarımı sürekli değerlendirmeli ve geliştirmeliyiz.

Nöroestetik de bu yaklaşımın önemini daha görünür kılacak. Nörokapsayıcılık çevremizi nasıl algıladığımızla ilgilenirken nöroestetik, beynimizin yapılı çevredeki sanat ve güzelliğe verdiği tepkiyi inceliyor. Bir mekânı bilinçli olarak değerlendirmeden önce nasıl hissettiğimizi anlamamıza yardımcı olarak tasarım kararlarını sezginin ötesine taşıyor. Tasarım nötr bir arka plan değildir; biyolojik bir müdahaledir.

HOK Seattle Studio – Fotoğraf: Heywood Chan

NÖROKAPSAYICI TASARIM, EN BAŞTAN PLANLAMANIN PARÇASI OLDUĞUNDA EK MALİYET GETİRMEK ZORUNDA DEĞİL. SONRADAN UYARLAMAK İSE MALİYETLİ OLABİLİR.

Araştırmaların kapsamı da genişlemeli; özellikle geçmişte yeterince tanı almamış kadınlar ve diğer grupların duyusal deneyimleri hakkında hâlâ çok az şey biliyoruz. Tasarım dünyası ortak bir dil ve iyi uygulamalar geliştirmek için sinirbilimciler, çevre psikologları, nöroçeşitli bireyler ve temsilcileriyle birlikte çalışmalı. Her mimarlık ofisinin fiziksel erişilebilirlik için kendi sistemini geliştirdiğini düşünün; bugün geldiğimiz noktaya ulaşamazdık. Birbirinden kopuk on farklı kontrol listesi yerine ortak bir yaklaşım geliştirmeliyiz.

Hayatımızın üçte birine yakınını çalışarak geçiriyoruz. İşimizi yapabilmek için mekânla mücadele etmek zorunda kalmamalıyız.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

İlginizi Çekebilir