Park Associati işbirliği ile

Geleceğin çalışma mekânları, zaman içinde dönüşebilen yapılarda şekillenecek. Pirelli 35, esneklik, geri dönüştürülebilirlik ve döngüsel ekonomi ilkelerini temel alan bir tasarım stratejisi olarak adaptif yeniden kullanımı benimsiyor. Yeniden kurgulanabilir iç mekânlar, taşıyıcı sistemden ayrıştırılmış teknik altyapılar ve sökülebilir yapı bileşenleri, yapının bugün öngörülemeyen gelecekteki ihtiyaçlara uyum sağlayabilmesine olanak tanıyor. Bununla birlikte, yeşil alanlar, yüksek çevresel kalite ve iç mekân ile dış mekân arasında kurulan kesintisiz ilişki; iyi oluşu, iş birliğini ve uyumlanabilirliği odağına alan bir çalışma ortamı oluşturuyor. 2030’a gelindiğinde en başarılı çalışma mekânları; iş yaşamını, kamusal yaşamı ve sürdürülebilirliği tek bir mimari vizyon içinde buluşturarak katı sınırları ortadan kaldırabilen yapılar olacak.
Adaptif Yeniden Kullanım Ve Geleceğin Çalışma Mekânı
Pirelli 35’in tasarımında temel çıkış noktası, yapıyı zaman içinde dönüşebilen ve bugün henüz tanımlanmamış gelecekteki kullanım senaryolarına uyum sağlayabilecek ölçüde esnek kurgulamaktı. İç mekânlar, farklı işlevsel ihtiyaçlara göre yeniden düzenlenebilecek ve gerektiğinde farklı kullanıcılar için çeşitli kiralama senaryolarına olanak verecek biçimde maksimum esneklik anlayışıyla tasarlandı.
GELECEĞİN ÇALIŞMA MEKÂNLARI, ZAMAN İÇİNDE DÖNÜŞEBİLEN YAPILARDA ŞEKİLLENECEK.
Bu yaklaşımın temel unsurlarından biri, yapı sistemlerinin taşıyıcı sistemden ayrıştırılması oldu. Böylece geliştiricinin zaman içinde dönüşebilen bir yapı talebine yanıt veren yeniden kurgulanabilir bir altyapı oluşturuldu. Bunun yanı sıra köprü hacmi ve çatı eklentisi gibi yeni yapı elemanlarında modüler çözümler benimsendi; bu elemanlar yıkım gerektirmeden sökülüp yeniden kullanılabilecek şekilde tasarlandı. Metal cephe panelleri de kullanım ömürlerinin sonunda sökülerek yeniden değerlendirilmelerine olanak tanıyan montaj sistemleriyle geliştirildi. Tüm bu kararlar, döngüsel ekonomi ilkelerini temel alan bir yaklaşımı yansıtırken, adaptif yeniden kullanımı yalnızca mevcut yapıyı koruma stratejisi olmaktan çıkarıp yeni çalışma biçimlerine sürekli uyum sağlayabilen yapılar için bir tasarım modeline dönüştürüyor.
Değişen Çalışma Biçimleri İçin Tasarlamak
Günümüzün değişen çalışma biçimlerine yanıt veren bir çalışma ortamı oluştururken en önemli tasarım stratejileri; çevresel kaliteyi kullanıcıların iyi oluşu ve mekânsal deneyimiyle bütünleştiren yaklaşımlar oldu.
İki avluda kurgulanan peyzaj, bu yaklaşımın temel bileşenlerinden biri. Yeşil alanlar yalnızca hava kalitesini iyileştirip kentsel ısı adası etkisini azaltmakla kalmıyor; doğal ışık, doğal havalandırma ve dış mekânla kurulan görsel ilişki sayesinde bodrum katlarının yaşanabilirliğini de önemli ölçüde artırıyor. Böylece normal koşullarda kapalı ve ikincil kullanım alanları olarak değerlendirilecek mekânlar, daha nitelikli ve kullanıcıyla ilişki kuran yaşam alanlarına dönüşüyor.
Benzer şekilde, çatı eklentisinin başlangıcını oluşturan dokuzuncu kattaki yeşil çatı da üst kat kullanıcıları için erişilebilir bir açık alan sunuyor. Dış mekânla doğrudan ilişki kuran bu alan, gündelik konforu ve mekânsal kaliteyi önemli ölçüde artırıyor.

Bütün bu tasarım kararları, sürdürülebilirliğe bütüncül bir bakışın ürünü. Bu yaklaşımda çevresel performans, kullanıcı konforu ve kentsel kalite birbirinden bağımsız hedefler değil; daha uyarlanabilir ve insan odaklı çalışma ortamlarını birlikte tanımlayan birbirine bağlı unsurlar olarak ele alınıyor.
2030’a Doğru
Önümüzdeki dönemde en etkili yaklaşımın, iç ve dış mekân arasındaki ilişkiye odaklanması; yapıların geçirgenliğini artırması ve kamusal alan ile ofis erişimini daha güçlü biçimde bütünleştirmesi gerekecek. Giderek daha fazla, dinlenme anları ile üretken çalışma süreçlerinin bir arada var olabildiği ve birbirine sürekli temas ettiği hibrit mekânlar tasarlamak önem kazanacak.
MİMARLIK; DAHA GEÇİRGEN, DAHA UYARLANABİLİR VE KENT DOKUSUYLA DAHA BÜTÜNLEŞİK HALE GELEREK, İYİ OLUŞU, İŞ BİRLİĞİNİ, ESNEKLİĞİ VE ÇEVRESEL SORUMLULUĞU TEK BİR MEKÂNSAL STRATEJİDE BİR ARAYA GETİRİYOR.
Bu yaklaşım, çalışma mekânlarının kesin sınırlarla ayrılması ve katı işlevsel kurallarla tanımlanması gerektiği yönündeki geleneksel anlayışı sorguluyor. Pandemi, olağanüstü koşullar altında hibrit mekânların değerini görünür kılarak bu dönüşümü önemli ölçüde hızlandırdı. Ardından piyasa, Park’ın uzun süredir tasarım yaklaşımının bir parçası olan bu anlayışı benimsedi ve destekledi; böylece tasarımsal bir araştırma alanı, geniş ölçekte kabul gören bir gerekliliğe dönüştü.
Bize göre geleceğin başarılı çalışma mekânlarını tanımlayacak temel nitelikler; katı sınırları ortadan kaldırabilmeleri, farklı kullanımları bir arada destekleyebilmeleri ve çalışma yaşamı, kamusal alan ile kentsel bağlam arasında süreklilik kurabilmeleridir. Mimarlık ise buna daha geçirgen, daha uyarlanabilir ve kent dokusuyla daha bütünleşik hale gelerek yanıt veriyor; iyi oluşu, iş birliğini, esnekliği ve çevresel sorumluluğu tek bir mekânsal strateji altında buluşturuyor.



