BAĞLAMLA KURULAN İLİŞKİ TASARIMIN BAŞLANGIÇ NOKTASIDIR.

İstanbul merkezli Büyükkent Mimarlık, mimarlar Gökhan Tuz, Volkan Çelik ve Bülent Sandık tarafından kurulan ve farklı ölçeklerde mimari üretim gerçekleştiren bir tasarım ofisi. Büyükkent Mimarlık ile mimarlık pratiğini şekillendiren tasarım prensiplerini, malzeme yaklaşımını ve son dönem projelerini konuştuk.
Büyükkent Mimarlık; mimarlık, iç mekan tasarımı, proje yönetimi ve danışmanlık gibi farklı ölçek ve disiplinlerde üretim yapan çok katmanlı bir yapıya sahip. Bu çok disiplinli yaklaşım, bir projeyi en başından ele alış biçiminizi ve tasarım kararlarınızı nasıl şekillendiriyor? Disiplinler arası bu yapı, mimari bütünlüğü nasıl etkiliyor?
Büyükkent Mimarlık’ta çok disiplinli yapı, projeye yalnızca farklı uzmanlıkların katkı sunduğu bir organizasyon modeli değil; tasarımın en başından itibaren karar alma biçimini belirleyen temel bir yaklaşımdır. Mimarlık, iç mekân tasarımı, proje yönetimi ve danışmanlık süreçlerini birbirinden bağımsız aşamalar olarak değil, eş zamanlı ve birbirini besleyen katmanlar olarak ele alıyoruz. Bu sayede tasarım kararları yalnızca mekânsal ölçekte değil; yapım süreci, kullanım senaryoları ve uzun vadeli işletme perspektifleriyle birlikte şekilleniyor. Disiplinler arası bu yapı, mimari bütünlüğü zayıflatan değil; aksine projeyi daha tutarlı ve dengeli kılan bir etki yaratıyor.

Konut, ticari ve kentsel ölçekte oldukça farklı tipolojilerde projeler üretiyorsunuz.
Ölçek ya da program değişse de, tasarıma başlarken sizi heyecanlandıran ve Büyükkent Mimarlık’ın yaklaşımını tanımlayan temel tasarım prensipleri neler oluyor?
Ölçek ya da program ne olursa olsun, tasarıma başlarken bizi en çok heyecanlandıran şey bağlamla kurulan ilişkidir. Arsanın kentsel konumu, çevresiyle kuracağı diyalog, kullanıcı profili ve gündelik yaşam senaryoları her projede yeniden okunur. Ofisimizin yaklaşımını tanımlayan temel prensipler; yalın ama güçlü mekânsal kurgu, işlevsel netlik, ölçülü ifade ve uzun ömürlü tasarım kararları olarak özetlenebilir. Program değişse de bu prensipler tasarımın omurgasını oluşturmaya devam eder.
Özellikle konut projelerinizde, yüksek yoğunluk koşullarına rağmen ferah, dengeli ve yaşanabilir mekanlar üretme yaklaşımınız dikkat çekiyor. Yoğunluk, açıklık ve gündelik yaşam kalitesi arasında kurduğunuz bu denge, tasarım sürecinde hangi mekansal araçlarla mümkün oluyor?
Yüksek yoğunluklu konut projelerinde temel hedefimiz, metrekarelerden çok mekânsal kaliteye odaklanmak. Doğru planlama kararları, geçirgen kütle kurguları, doğal ışık ve havalandırmayı önceleyen yerleşimler bu dengeyi kurmamızı sağlıyor. Ortak alanların yalnızca dolaşım alanı olarak değil, sosyal mekânlar olarak kurgulanması; açık, yarı açık ve kapalı mekânlar arasında süreklilik kurulması gündelik yaşam kalitesini artıran önemli araçlar arasında yer alıyor. Yoğunluğu bastırmak yerine, onu kontrollü ve okunabilir bir mekânsal organizasyona dönüştürmeyi önemsiyoruz.

Projelerinizde sürdürülebilirlik, çoğu zaman sonradan eklenen bir performans kriteri gibi değil; tasarımın doğal bir parçası olarak okunuyor. Büyükkent Mimarlık için sürdürülebilirliği gerçekten “doğru yapmak”, tasarım ve uygulama pratiğinde ne anlama geliyor?
Bizim için sürdürülebilirlik, projeye sonradan eklenen teknik bir performans kriteri değil; tasarımın başlangıç noktasında ele alınması gereken temel bir sorumluluk. “Doğru yapmak”, iklim verilerini doğru okumak, yapının doğal kaynaklarla kurduğu ilişkiyi optimize etmek ve gereksiz tüketimi en baştan azaltmak anlamına geliyor. Aynı zamanda sürdürülebilirliği yalnızca çevresel değil; ekonomik ve sosyal boyutlarıyla da ele alıyoruz. Uzun ömürlü, bakım gereksinimi düşük ve zamana dirençli yapılar üretmek bu yaklaşımın ayrılmaz bir parçası.
Malzeme, yalnızca bir yapı bileşeni değil; zamanla yaşlanan, eskiyen ve iz bırakan bir unsur. Sizce bir malzemenin “doğru” seçilmiş olması ne anlama gelir? Dayanıklılık, estetik ve çevresel sorumluluk arasında nasıl bir öncelik sıralaması yapıyorsunuz?
Malzeme seçimi, bir yapının karakterini belirleyen en kritik kararlardan biridir. “Doğru” malzeme; yalnızca estetik olarak güçlü değil, zaman içinde yaşlanmayı kabul eden, bağlamına uyumlu ve çevresel etkisi gözetilmiş malzemedir. Dayanıklılık, estetik ve çevresel sorumluluk arasında katı bir hiyerarşi kurmaktan ziyade, bu üç başlığın dengeli bir bütün oluşturmasını önemsiyoruz. Malzemenin zamanla kazandığı izlerin, yapının hikâyesine katkı sunmasını değerli buluyoruz.

Dijital üretim araçları ve görselleştirme teknikleri, bugün mimarlıkta yalnızca bir temsil aracı olmaktan çıkıp tasarımın aktif bir parçası haline geliyor.
CGI ve görsel anlatı, Büyükkent Mimarlık’ta tasarım kararlarını nasıl etkiliyor? Mekanı henüz inşa edilmeden “hissettirmek” sizin için ne ifade ediyor?
Dijital üretim araçları ve görselleştirme teknikleri yalnızca bir sunum aracı değil; tasarım sürecinin aktif bir parçası. CGI ve görsel anlatı, mekânsal kararları test etmemize; ışık, malzeme ve ölçek ilişkilerini henüz inşa edilmeden deneyimlememize olanak tanıyor. Mekânı “hissettirmek”, bizim için yalnızca etkileyici bir görsel üretmek değil; kullanıcının mekânla kuracağı ilişkiyi önceden kurgulamak anlamına geliyor.

Son dönem projelerinize baktığınızda, bugün Büyükkent Mimarlık’ın tasarım yaklaşımını ve değerlerini en iyi yansıttığını düşündüğünüz proje hangisi? Bu projede alınan hangi tasarım kararları sizin için belirleyici oldu?
Son dönem projelerimiz arasında, ofisin tasarım yaklaşımını ve değerlerini en açık biçimde yansıtan işlerden biri Başakşehirde yapmış olduğumuz Konut Projesi. Proje, bulunduğu kentsel bağlamla kurduğu güçlü ilişki, abartıdan uzak ama karakterli kütle dili ve kullanıcıyı merkeze alan mekânsal kurgusuyla öne çıkıyor. Plan şemasındaki netlik, açık ve kapalı alanlar arasında kurulan dengeli süreklilik ve malzeme seçimlerindeki bilinçli tutum tasarımın belirleyici unsurları oldu. Aynı zamanda projenin uygulama süreci boyunca ilk tasarım fikriyle tutarlı biçimde hayata geçirilmesi, bizim için bu çalışmanın en önemli kazanımlarından biri.
Büyükkent Mimarlık’ın yeni projeleri ve gelecek planlamalarından bahsedebilir misiniz? Önümüzdeki dönemde farklı coğrafyalarda üretim yapma ve farklı iş birlikleri kurma fikrine nasıl yaklaşıyorsunuz?
Büyükkent Mimarlık olarak önümüzdeki dönemde, farklı ölçek ve programlarda üretmeye devam ederken; farklı coğrafyalarda proje geliştirme ve yeni iş birlikleri kurma fikrine oldukça açık bir noktadayız. Farklı kültürel, iklimsel ve kentsel bağlamlarda tasarım yapmak, ofisin mimari vizyonunu besleyen ve üretim biçimini dönüştüren önemli bir deneyim alanı sunuyor. Her yeni bağlam, tasarım dilimizi yeniden sorgulamak ve geliştirmek için bir fırsat. Bu çeşitliliğin, ofisin uzun vadeli üretim kalitesini güçlendirdiğine inanıyoruz.



