TEMA Vakfı, COP31 öncesinde son 30 yıllık iklim müzakerelerini verilen sözler ve ortaya çıkan sonuçlar üzerinden değerlendirdi. Vakıf, Kyoto Protokolü’nden Paris Anlaşması’na, iklim finansmanından Kayıp ve Zarar Fonu’na kadar çok sayıda başlıkta önemli kararlar alınmasına rağmen atmosferdeki karbondioksit yoğunluğunun artmaya devam ettiğine dikkat çekiyor.

İlk Taraflar Konferansı’nın düzenlendiği 1995 yılında atmosferdeki karbondioksit yoğunluğu 360,82 ppm düzeyindeydi. Kyoto Protokolü’nün kabul edildiği 1997’de bu değer 363,73 ppm’e, Paris Anlaşması’nın kabul edildiği 2015’te ise 400,83 ppm’e yükseldi. 2025 yılında atmosferdeki CO₂ yoğunluğu 427,35 ppm’e ulaştı.
Bu verilere göre ilk COP toplantısından bu yana geçen 30 yılda atmosferdeki karbondioksit yoğunluğu yaklaşık yüzde 18 arttı.
TEMA Vakfı, bu tabloyu iklim müzakerelerinde açıklanan hedefler ile uygulamadaki sonuçlar arasındaki farkın göstergelerinden biri olarak değerlendiriyor.
TEMA: Yeni Vaatlerden Çok Uygulama Gerekli
TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Deniz Ataç, otuz yıldır devam eden müzakerelere rağmen atmosferdeki karbondioksit miktarının artmaya devam ettiğini belirtiyor.

Ataç, iklim krizinin yükünün ülkeler arasında nasıl paylaşıldığına da dikkat çekerek karbon piyasaları gibi mekanizmaların emisyonları kaynağında azaltmak yerine zaman zaman salımların başka coğrafyalara taşınmasına neden olduğunu savunuyor.
TEMA Vakfı’na göre iklim adaletinin sağlanabilmesi için tarihsel olarak yüksek emisyona neden olan ülkelerin kendi sorumluluklarını üstlenmesi gerekiyor.
Vakfın COP31’e ilişkin temel beklentisi ise yeni taahhütlerin açıklanmasından çok, mevcut sözlerin nasıl uygulanacağına ve adil dönüşümün hangi mekanizmalarla hayata geçirileceğine odaklanılması.
Fosil Yakıtlardan Çıkış Hâlâ Belirsiz
TEMA Vakfı’nın değerlendirmesinde fosil yakıtlardan çıkış, son 30 yıllık iklim müzakerelerinin en çok ertelenen başlıklarından biri olarak öne çıkıyor.
2021 yılında Glasgow’da düzenlenen COP26’da kömürün “aşamalı olarak terk edilmesi” yönündeki ifade, nihai metinde “aşamalı olarak azaltılması” şeklinde değiştirildi.
2023 yılında Dubai’de gerçekleştirilen COP28’e bir petrol şirketinin CEO’sunun başkanlık etmesi ise fosil yakıt sektörünün iklim müzakerelerindeki rolüne ilişkin tartışmaları yeniden gündeme taşıdı.
2025 yılında Belém’de düzenlenen COP30’da 80’den fazla ülkenin desteklediği Fosil Yakıtlardan Çıkış Yol Haritası’nın nihai metne alınmaması da TEMA Vakfı’nın eleştirdiği başlıklar arasında yer alıyor.

Kayıp Ve Zarar Finansmanı Beklentilerin Gerisinde
İklim krizinin yol açtığı ekonomik ve toplumsal kayıpların karşılanması konusu da TEMA Vakfı’nın COP31 öncesinde öne çıkardığı başlıklardan biri.
“Kayıp ve zarar” kavramı, 2012 yılında Doha’da gerçekleştirilen COP18’de ayrı bir karar konusu haline geldi. Ancak 2015 tarihli Paris Anlaşması’nı kabul eden kararda bu başlığın herhangi bir sorumluluk ya da tazminat için temel oluşturmayacağı belirtildi.
COP28’de işler hale gelen Kayıp ve Zarar Fonu’na bugüne kadar taahhüt edilen toplam tutarın yaklaşık 822 milyon dolar düzeyinde kaldığı ifade ediliyor.
Buna karşılık iklim krizinin yol açtığı yıllık zararın yüz milyarlarca dolar seviyesinde olduğu belirtiliyor.
2009 yılında Kopenhag’da gerçekleştirilen COP15’te verilen yıllık 100 milyar dolarlık iklim finansmanı hedefine ise ancak 2022 yılında ulaşıldı. TEMA Vakfı’nın aktardığı verilere göre bu finansmanın yüzde 69’u hibe yerine kredi biçiminde sağlandı.
Vakıf, bu durumun iklim krizine en az katkıda bulunan ülkelerin yeni borç yükleriyle karşı karşıya kalmasına neden olduğunu savunuyor.
Ormanlar Karbon Hesaplarının Bir Parçasına Dönüştü
TEMA Vakfı, ormanların iklim müzakerelerinde yalnızca korunması gereken ekosistemler olarak değil, emisyon hesaplarının bir parçası olarak ele alınmasını da eleştiriyor.
Kyoto sürecinde orman alanları ve karbon yutaklarının emisyon hesaplamalarına dahil edilmesi, bazı ülkelerin doğrudan emisyon azaltımına gitmeden hedeflerine ulaşabilmesinin önünü açtı.
COP30’da ormansızlaşmayı durdurmaya yönelik yol haritasının resmi müzakere sürecinin dışında bırakılması da vakfın dikkat çektiği gelişmeler arasında bulunuyor.

1,5°C Hedefi İle Mevcut Taahhütler Arasında Fark Var
İklim müzakerelerinin en önemli dönüm noktalarından biri olan Paris Anlaşması, küresel sıcaklık artışının 1,5°C ile sınırlandırılması hedefini uluslararası gündemin merkezine taşıdı.
Ancak Kyoto Protokolü’nün sanayileşmiş ülkeler için getirdiği bağlayıcı emisyon azaltım hedeflerinin yerini Paris Anlaşması ile birlikte ülkelerin kendi belirlediği Ulusal Katkı Beyanları aldı.
TEMA Vakfı, bu yapının yaptırım mekanizmasının sınırlı olması nedeniyle hedeflerin uygulanması konusunda yeterli güvence sağlamadığını belirtiyor.
Vakıf tarafından aktarılan değerlendirmelere göre mevcut taahhütlerle dünya yaklaşık 2,8°C’lik bir ısınma rotasında ilerliyor. Ülkelerin mevcut Ulusal Katkı Beyanlarını tamamen uygulaması durumunda dahi sıcaklık artışının 2,3 ile 2,5°C arasında kalacağı öngörülüyor.
Türkiye’nin Ulusal Katkı Beyanı da TEMA Vakfı’nın eleştirdiği başlıklardan biri. Vakıf, Türkiye’nin emisyonlarını bugünden itibaren mutlak olarak azaltmak yerine önce artırıp ardından azaltmayı öngören yaklaşımını yeterli bulmuyor.
Karbon Piyasaları Tartışılmaya Devam Ediyor
TEMA Vakfı, karbon piyasalarının iklim kriziyle mücadeledeki rolüne de eleştirel yaklaşıyor.
Kyoto Protokolü ile geliştirilen Temiz Kalkınma Mekanizması gibi araçlar, sanayileşmiş ülkelerin kendi emisyonlarını doğrudan azaltmak yerine başka ülkelerde gerçekleştirilen projeler üzerinden karbon kredisi satın almasına olanak tanıdı.
Vakıf, bu sistemlerin emisyon azaltımını doğrudan kaynağında gerçekleştirmek yerine salımların coğrafi olarak yer değiştirmesine neden olabileceğini savunuyor.
TEMA’ya göre karbon piyasaları, doğaya verilen zararı telafi edilebilir veya satın alınabilir bir hak gibi ele alma riski taşıyor.

COP31 İçin Beş Temel Soru
Türkiye’nin başkanlığında ve ev sahipliğinde gerçekleştirilecek COP31 öncesinde TEMA Vakfı, zirvenin yalnızca yeni taahhütlerin açıklandığı bir toplantı olmaması gerektiğini vurguluyor.
Vakıf, müzakerelerin somut uygulama mekanizmalarına ve iklim adaletine odaklanması gerektiğini belirterek COP31 için beş temel başlık ortaya koyuyor:
- Fosil yakıtlardan adil çıkış için takvime bağlı ve bağlayıcı bir yol haritası oluşturulacak mı?
- Kayıp ve zarar finansmanı yeni borç yükü yaratmayan hibeler ve tazminat mekanizmalarıyla karşılanacak mı?
- Ormansızlaşmayı durdurma hedefi resmi müzakere sürecinin parçası olacak mı?
- Emisyon azaltım hedefleri 1,5°C hedefiyle uyumlu hale getirilecek mi?
- Açıklanan sözlerin uygulanmasını sağlayacak etkili mekanizmalar kurulacak mı?
TEMA Vakfı’nın COP31 öncesindeki değerlendirmesi, son 30 yıllık iklim diplomasisinin en önemli tartışmasını yeniden gündeme taşıyor: Uluslararası müzakerelerde açıklanan hedefler ile atmosferdeki, ekosistemlerdeki ve toplumlar üzerindeki gerçek etkiler arasındaki fark nasıl kapatılacak?
COP31’in bu soruya vereceği yanıt, yalnızca yeni hedeflerin açıklanması açısından değil, iklim müzakerelerinin gelecekteki güvenilirliği açısından da belirleyici olacak.



