IKEA, GREJSIMOJS koleksiyonu ile koleksiyonluk tasarımın mesafeli ve seçkin diline karşı daha erişilebilir, etkileşimli ve oyun temelli bir yaklaşım öneriyor.

Koleksiyonluk tasarım dünyası genelde mesafeli bir yer. Nesneyle aranıza bir çizgi koyar, ona bakarsınız ama pek yaklaşamazsınız. IKEA’nın yaptığı hamle ise bu çizgiyi silmek. Üstelik bunu büyük laflarla değil, doğrudan nesnenin kendisi üzerinden yapıyor. Ortaya koyduğu koleksiyon, ilk anda hafif, oyunbaz ve hatta biraz “fazla rahat” görünüyor. Ama mesele zaten tam burada başlıyor. Çünkü bu nesneler sergilenmek için değil, kullanılmak, dokunulmak, hatta biraz da kurcalanmak için var. Tasarımın o steril vitrini bir anda gündelik hayatın içine çekiliyor.

Hayatın İçinde Objeler
Aklımıza yazalım, değer artık nadirlikten değil, ilişkiden geliyor. Yani bir objenin ne kadar “uzakta” durduğundan değil, senin hayatına ne kadar dahil olabildiğinden. IKEA bu dengeyi bilinçli şekilde ters çeviriyor. Koleksiyonluk olanı ulaşılmaz kılmak yerine, onu gündelik deneyimin bir parçası haline getiriyor. Burada haliyle tasarımın dili de değişiyor. Daha ciddi, daha mesafeli bir estetik yerine; daha açık, daha temas edilebilir bir yaklaşım öne çıkıyor. Nesneyle kurulan ilişki biraz daha serbest, biraz daha doğal. Hatta kusurlara bile alan açan bir tarafı var.Aslına bakarsanız ortaya çıkan şey bir koleksiyondan çok bir öneri gibi duruyor. Tasarımın sadece bakılan değil, yaşanan bir şey olması gerektiğini hatırlatan bir öneri.


