MİMARLIK VE YAPILI ÇEVRE PLATFORMU

Atlassian Central: Dünyanın En Yüksek Hibrit Ahşap Kulesi Sidney’de Tam Yüksekliğine Ulaştı

Sidney’in yeni teknoloji bölgesi Tech Central’ın merkezinde yükselen Atlassian Central, 39 katlı strüktürünün tamamlanmasıyla tam yüksekliğine ulaştı. BVN ve SHoP Architects tarafından tasarlanan ve 180 metrenin üzerinde yükselen yapı, tamamlanan taşıyıcı sistemiyle dünyanın en yüksek hibrit ahşap kulesi unvanını taşıyor. Proje, masif ahşabı çelik ve betonla birlikte kullanarak yüksek yapılarda karbon salımını azaltmaya yönelik yeni bir yapısal model ortaya koyuyor.

Image
Fotoğraf: BVN / Dexus

Teknoloji şirketi Atlassian’ın yeni Avustralya genel merkezi olarak geliştirilen Atlassian Central, yalnızca yüksekliğiyle değil, geleneksel çelik ve beton kule tipolojisini sorgulayan hibrit sistemiyle de dikkat çekiyor. 59.100 metrekare kiralanabilir alana sahip yapı, masif ahşaptan oluşturulan çalışma habitatlarını çelik kompozit mega katlar, beton çekirdek ve dış cephede okunan çelik bir eksoskeleton ile bir araya getiriyor.

Atlassian Central’da hibrit taşıyıcı sistem

Atlassian Central’ın tasarımındaki temel yenilik, ahşabı yüksek yapının dekoratif ya da ikincil bir bileşeni olmaktan çıkararak taşıyıcı sistemin aktif bir parçasına dönüştürmesi.

Fotoğraf: Toby Peet

Yapı; masif ahşap çerçeveli çalışma alanları, belirli aralıklarla yerleştirilen çelik kompozit mega katlar, beton çekirdek ve bütün kuleyi çevreleyen çelik-cam diagrid sisteminden oluşuyor. Ahşap elemanlar yapının ağırlığını ve gömülü karbon miktarını azaltırken, çelik ve beton bu ölçekte ihtiyaç duyulan rijitlik ve yapısal dayanımı sağlıyor.

Bu hibrit yaklaşım, farklı malzemelerin özelliklerini birbirinin alternatifi olarak değil, tamamlayıcısı olarak kullanıyor. Ahşabın hafifliği ve prefabrikasyona uygunluğu; betonun basınç dayanımı ve çeliğin yüksek yapılarda sağladığı strüktürel kapasiteyle birleşiyor.

Sonuçta Atlassian Central, tamamen ahşap bir gökdelen üretmek yerine yüksek yapıların karbon etkisini azaltmak için malzemelerin nerede ve ne kadar kullanılması gerektiğini yeniden değerlendiriyor.

Masif ahşap yüksek yapılara taşınıyor

39 katlı Atlassian Central’ın yüksekliği, masif ahşap yapı teknolojilerinin son yıllarda ulaştığı ölçeği göstermesi açısından da önemli. Yapı, kendisinden önce dünyanın en yüksek ahşap yapılarından biri olan Milwaukee’deki 25 katlı Ascent kulesinden yaklaşık 100 metre daha yüksek.

Image
Fotoğraf: BVN / Dexus

Projede ahşap strüktür dört katlı çalışma kümeleri hâlinde organize ediliyor. BVN tarafından “habitat” olarak tanımlanan bu bölümler, geleneksel ofis kulelerindeki kesintisiz kat sisteminden farklı olarak daha küçük çalışma toplulukları meydana getiriyor. Yapı boyunca yedi ayrı habitat bulunuyor.

Masif ahşabın prefabrike biçimde üretilebilmesi, sahadaki uygulama sürecinin önemli bir bölümünün önceden planlanmasına da olanak tanıyor. Proje ekibi, ahşap, çelik ve beton elemanların karmaşık birleşimlerini dijital modelleme ve sanal inşaat yöntemleriyle montaj öncesinde çözümledi. Bu yöntem, 39 katlı hibrit bir sistemin gerektirdiği hassas inşaat sıralamasının yönetilmesine yardımcı oldu.

Gömülü karbonu yüzde 50 azaltma hedefi

Atlassian Central’ın çevresel performansındaki en önemli hedeflerden biri, yapının inşa aşamasında ortaya çıkan gömülü karbon miktarını azaltmak.

Proje ekibine göre hibrit taşıyıcı sistem, geleneksel bir premium ofis kulesinin strüktürüyle karşılaştırıldığında başlangıçtaki gömülü karbon miktarında yaklaşık yüzde 50 azalma hedefliyor. Masif ahşap kullanımının yanı sıra düşük karbonlu malzemeler ve strüktürel optimizasyon da bu hedefin önemli parçalarını oluşturuyor.

Fotoğraf: BVN / Dexus

Bu yaklaşım, yüksek yapılarda sürdürülebilirlik tartışmasını yalnızca binanın kullanım dönemindeki enerji tüketiminden çıkararak inşaat sırasında kullanılan malzemelerin karbon etkisine taşıyor.

Çelik ve betonun yoğun olarak kullanıldığı geleneksel gökdelen tipolojilerinde yapı malzemeleri toplam karbon ayak izinin önemli bir bölümünü oluşturabiliyor. Atlassian Central ise bu malzemeleri tamamen ortadan kaldırmak yerine ihtiyaç duyulan noktalarda kullanarak ahşapla daha dengeli bir sistem kurmayı amaçlıyor.

Doğal havalandırmalı “habitat”lar

Yapının sürdürülebilirlik yaklaşımı strüktürle sınırlı değil. Atlassian Central’ın çalışma ortamı da enerji tüketimi ile kullanıcı konforunu birlikte ele alan bir sistem üzerine kuruluyor.

Dört katlı ahşap habitatların her birinde doğal havalandırmaya açık geniş “park” alanları bulunuyor. Bitkilendirme, gün ışığı ve dış ortamla kurulan ilişki sayesinde bu alanlar geleneksel kapalı ofis katlarından farklı bir çalışma atmosferi yaratmayı amaçlıyor.

Yapının iklimlendirme sistemi de dış koşullara göre farklı çalışma biçimlerine geçebilecek şekilde tasarlanıyor. Dijital sistemlerin sıcaklık, hava kalitesi ve kullanım koşullarındaki değişimleri algılayarak binanın performansını gerçek zamanlı olarak düzenlemesi planlanıyor.

Proje ayrıca geleneksel 5 Star NABERS ofis binasına kıyasla operasyonel enerji kullanımında yüzde 50 iyileşme hedefliyor ve elektrik ihtiyacının yenilenebilir enerji kaynaklarından karşılanması amaçlanıyor.

Fotoğraf: Chris Cook

Çalışma alanını dikey mahallelere dönüştürmek

Atlassian Central’ın “habitat” sistemi yalnızca enerji performansına yönelik teknik bir karar değil. Aynı zamanda 39 katlı büyük bir ofis yapısında insan ölçeğini yeniden kurmaya yönelik mekânsal bir strateji.

Kuleyi birbirinden kopuk ofis katlarının üst üste dizildiği tekil bir yapı olarak ele almak yerine, dört katlı gruplar daha küçük çalışma mahallelerine dönüştürülüyor. Her habitat doğal malzemeler, peyzaj, ortak çalışma alanları ve doğal havalandırmalı bahçeler etrafında organize ediliyor.

Böylece yüksek yapının içindeki çalışma ortamı, yatay bir kampüste kurulabilecek sosyal ilişkilerin dikey olarak yeniden yorumlandığı bir sisteme dönüşüyor.

Yapının tamamlandığında 5 binden fazla çalışana ev sahipliği yapması öngörülüyor. Alt katlarda ise 137 odalı YHA Central oteli yer alacak ve yaklaşık 450 konuk kapasitesi sağlayacak.

Mevcut miras yeni yapının parçası oluyor

Atlassian Central, yalnızca yeni bir kule inşa etmek yerine arazinin mevcut tarihsel katmanlarını da projeye dahil ediyor.

Central Station çevresindeki tarihi Parcels Shed sökülerek korunuyor ve restorasyon sonrasında özgün konumuna yeniden yerleştiriliyor. Tarihi yapı, yeni kulenin kamusal alanlarıyla bütünleşerek geçmişteki demiryolu ve posta altyapısının izlerini yeni Tech Central bölgesi içerisinde görünür kılıyor.

Bu yaklaşım, projenin düşük karbon hedefiyle de paralel okunabilir. Mevcut yapı elemanlarının tamamen ortadan kaldırılması yerine yeniden kullanılması, hem kentsel hafızanın korunmasına hem de yeni yapı üretiminin malzeme ihtiyacının sınırlandırılmasına katkıda bulunuyor.

Kulenin zemin seviyesinde yeni yaya bağlantıları, perakende alanları ve kamusal mekânların oluşturulması da projenin yalnızca özel bir şirket merkezi olarak değil, Central Station çevresindeki kentsel dönüşümün parçası olarak ele alınmasını sağlıyor.

Fotoğraf: Toby Peet

Dijital mühendislikten prefabrikasyona

Atlassian Central’ın ulaştığı ölçek aynı zamanda yapım teknolojileri açısından önemli bir koordinasyon gerektiriyor.

Built ve Obayashi Corporation ortak girişimi tarafından yürütülen yapım sürecinde, farklı toleranslara ve yapısal davranışlara sahip ahşap, çelik ve beton elemanların birbirine bağlanması dijital mühendislik araçlarıyla önceden simüle edildi.

Ahşap elemanların fabrikada hassas biçimde üretilebilmesi, daha kuru ve kontrollü bir inşaat süreci sağlarken sahadaki işlemlerin azaltılmasına da katkıda bulunuyor.

Bu anlamda Atlassian Central’ın yeniliği yalnızca kullanılan malzemede değil; tasarım, üretim, lojistik ve montajın tek bir dijital süreç içerisinde koordine edilmesinde ortaya çıkıyor.

Yüksek yapıların geleceği için yeni bir model

Atlassian Central’ın Temmuz 2026’da tam yüksekliğine ulaşması, hibrit ahşap yapıların deneysel orta ölçekli projelerden yüksek yapı ölçeğine geçişinde önemli bir eşik oluşturuyor. Kulenin son kat döşemesinin tamamlanmasının ardından cephe, mekanik sistemler ve iç mekân çalışmalarının devam etmesi, pratik tamamlanmanın ise Kasım 2026’da gerçekleşmesi planlanıyor.

Projenin önemi, gelecekte bütün gökdelenlerin ahşaptan yapılması gerektiği yönünde tek bir çözüm önermesinden çok, yüksek yapı üretiminde malzeme kullanımının yeniden düşünülebileceğini göstermesinde yatıyor.

Masif ahşabın çelik ve betonla birlikte kullanılması, prefabrikasyon, doğal havalandırma, yenilenebilir enerji, biyofilik çalışma alanları ve mevcut mirasın yeniden kullanımı aynı proje içinde birbirini destekleyen stratejilere dönüşüyor.

Atlassian Central böylece yüksekliği artırmak üzerinden ilerleyen geleneksel gökdelen rekabetine başka bir performans kriteri ekliyor. Böyle yüksek bir yapı, kullandığı malzemeyi, tükettiği enerjiyi ve kullanıcılarına sunduğu çalışma ortamını bir ölçüde yeniden düşünebiliyor.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

İlginizi Çekebilir