MİMARLIK VE YAPILI ÇEVRE PLATFORMU

Begüm Yazgan: Mimarlık, Mevcut Olanla Yeni Bir İlişki Kurma Pratiği

Mimarlıkta sorumluluk bugün yalnızca yeni yapılar üretmekle değil, mevcut çevreyi nasıl okuduğumuz, hangi malzemeleri koruduğumuz ve geçmişle gelecek arasında nasıl bir ilişki kurduğumuzla da yeniden tanımlanıyor. Yazgan Tasarım Mimarlık Kurucusu Begüm Yazgan ile gerçekleştirdiğimiz röportajda; mevcut yapıların dönüşümünden yeniden kullanıma, malzeme seçiminden doğal kaynaklara ve esnek tasarım sistemlerine kadar uzanan bir çerçevede sorumlu mimarlığın günümüzde ne anlama geldiğini konuştuk.

BEGÜM YAZGAN Yazgan Design Kurucu Ortağı
BEGÜM YAZGAN, Yazgan Design Kurucu Ortağı

Begüm Yazgan, mimarlık pratiğini araştırma ve akademik çalışmalarıyla birlikte geliştirmektedir. Yazgan Design Mimarlık çatısı altında, farklı ölçeklerde mimarlık, iç mekân ve çevresel tasarım projeleri üretmektedir.

Farklı ölçek ve programlarda projeler üreten ofis, yaklaşımını adapte olabilen sistemler, malzeme hassasiyeti ve mimarlık, çevre ile kullanıcı deneyimi arasındaki ilişki üzerinden geliştirir.” 

Mimarlıkta “sorumluluk” kavramı sizin için ne ifade ediyor? Mevcut yapılarla çalışma, dönüşüm ve yeniden kullanım bağlamında bu kavram sizce nasıl yeniden tanımlanıyor?

Bizim için mimarlıkta sorumluluk yalnızca bir yapı üretmekle ilgili değil; aynı zamanda mevcut çevreyle, hafızayla, doğal kaynaklarla ve kullanıcıyla kurulan ilişkinin niteliğiyle ilgili bir mesele. Yazgan Tasarım Mimarlık olarak mimarlığı hiçbir zaman yalnızca estetik bir üretim alanı olarak görmedik. Bizim yaklaşımımızda mimarlık, çok katmanlı bir düşünme ve ilişki kurma pratiği. Bu nedenle “sorumluluk” kavramı da yalnızca teknik performans ya da enerji verimliliğiyle sınırlı değil; yapının bulunduğu yere, geçmişe ve geleceğe karşı geliştirdiği tavırla ilgili. Özellikle mevcut yapılarla çalışma, dönüşüm ve yeniden kullanım meseleleri bugün mimarlığın en önemli etik alanlarından birini oluşturuyor.

Bugün artık mimarlığın sürekli “yeni olanı” üretmesi gerektiği fikri sorgulanıyor. Çünkü her yeni yapı aynı zamanda ciddi bir enerji, malzeme ve çevresel maliyet anlamına geliyor. Bu nedenle biz mevcut yapıları yalnızca korunacak fiziksel nesneler olarak değil, içinde bilgi, hafıza ve potansiyel taşıyan katmanlar olarak değerlendiriyoruz. Bir yapıyı dönüştürmek ya da yeniden kullanmak, çoğu zaman sıfırdan bir yapı üretmekten daha karmaşık bir süreç. Çünkü burada mesele yalnızca fiziksel müdahale değil; mevcut olanı anlamak, onun mantığını çözmek ve bugünün ihtiyaçlarıyla yeniden ilişkilendirmek. Bu anlamda dönüşüm projeleri mimardan daha fazla dikkat, daha fazla analiz ve daha fazla sorumluluk talep ediyor.

Bizim tasarım yaklaşımımızda “koruma” hiçbir zaman yalnızca biçimsel bir koruma anlamına gelmiyor. Asıl önemli olan, yapının ya da yerin taşıdığı ilişkileri okuyabilmek. Çünkü bazen fiziksel olarak çok az şey korunur ama mekânsal hafıza devam eder; bazen de yapı korunur ama ruhu kaybolur. Bu nedenle dönüşüm süreçlerinde bizim için temel mesele, geçmişle bugünü karşı karşıya getirmek değil; ikisi arasında yeni bir diyalog kurabilmek. Yazgan Tasarım Mimarlık’ın “esnek tasarım sistemleri” yaklaşımı da aslında tam olarak burada devreye giriyor. Biz mimarlığı sabit ve kapalı bir sistem olarak değil; değişebilen, adapte olabilen ve farklı katmanlarla ilişki kurabilen bir yapı olarak düşünüyoruz.

Sorumlu mimarlıkta malzeme seçimini nasıl değerlendiriyorsunuz? Yeniden kullanım, mevcut malzemenin korunması ya da yeni müdahaleler söz konusu olduğunda mimarın rolünü nasıl konumlandırıyorsunuz?

Malzeme bizim için yalnızca teknik ya da estetik bir seçim değil; mimarlığın düşünme biçimini doğrudan yansıtan bir karar alanı. Çünkü bir malzeme seçimi aynı zamanda çevresel etki, ekonomik sürdürülebilirlik, kullanım ömrü, bakım biçimi ve kullanıcı deneyimiyle ilgili çok sayıda kararı içinde taşır. Bu nedenle sorumlu mimarlıkta malzeme seçimi yalnızca “güzel” ya da “yenilikçi” olanı tercih etmekle ilgili değil; malzemenin yaşam döngüsünü, bağlamla ilişkisini ve uzun vadeli etkisini düşünmekle ilgili.

Yazgan Tasarım Mimarlık olarak projelerimizde malzemeyi çoğu zaman yerle kurulan ilişkinin bir parçası olarak ele alıyoruz. Özellikle doğal malzemelerin kullanımı konusunda bizim için önemli olan şey, doğayı temsil eden bir estetik yaratmak değil; doğayla daha bütüncül ve sürdürülebilir ilişkiler kurabilmek. Daha önce yaptığımız söyleşilerde de ifade ettiğimiz gibi, doğal taş gibi malzemeler kullanıldığında yapının çevreyle daha organik bir ilişki kurabildiğini düşünüyoruz. Çünkü bu tür malzemeler yalnızca yüzey oluşturmuyor; zamanla yaşlanıyor, iz taşıyor ve yapının bulunduğu çevreyle birlikte dönüşüyor.

Yeniden kullanım ve mevcut malzemenin korunması söz konusu olduğunda mimarın rolü daha da kritik hâle geliyor. Çünkü burada mimar yalnızca yeni bir form üreten kişi değil; aynı zamanda mevcut olanın potansiyelini ortaya çıkaran bir yorumcuya dönüşüyor. Biz bu süreçlerde mümkün olduğunca mevcut malzemenin bilgisini ve karakterini korumaya çalışıyoruz. Çünkü mevcut bir malzemenin taşıdığı yaşanmışlık, çoğu zaman yeni bir malzemenin sağlayamayacağı bir derinlik yaratıyor.

Ancak bu yaklaşım nostaljik bir korumacılık anlamına gelmiyor. Bizim için önemli olan, eskiyi olduğu gibi muhafaza etmek değil; onu bugünün ihtiyaçlarıyla yeniden ilişkilendirmek. Bu nedenle yeni müdahaleleri de çoğu zaman mevcut olanla bilinçli bir diyalog kuracak şekilde tasarlıyoruz. Mimarlığın burada üstlendiği rol, geçmişi dondurmak değil; farklı zaman katmanlarını bir arada çalıştırabilmek. Ve bence bugün sorumlu mimarlığın en önemli meselelerinden biri de tam olarak bu: Yeni olanı üretirken, mevcut olanın bilgisini kaybetmemek. 

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

İlginizi Çekebilir