Decorex 2026: Malzeme, Zanaat ve İç Mekân Tasarımı Londra’da Buluşuyor

11–14 Ekim 2026 tarihlerinde Olympia London’da düzenlenecek Decorex 2026, yeni koleksiyonlardan canlı üretim gösterimlerine, deneyim alanlarından tasarım konuşmalarına uzanan programıyla mimarları, iç mimarları, üreticileri ve zanaatkârları bir araya getiriyor. 280’den fazla markanın katılacağı etkinlik, bu yıl iç mekân tasarımını yalnızca ortaya çıkan ürünler üzerinden değil, malzemenin kökeni, üretim bilgisi ve mekânın nasıl deneyimlendiği üzerinden ele alıyor.

1978’den bu yana tasarım profesyonellerini buluşturan Decorex, Birleşik Krallık’ın üst segment iç mekân tasarımı alanındaki önemli etkinliklerinden biri. Fuarın 2026 programında mobilya, aydınlatma, tekstil, zemin kaplamaları, mimari detaylar ve akıllı ev teknolojileri bir araya gelirken malzemenin nasıl üretildiği ve tasarım sürecine nasıl dahil olduğu da öne çıkan başlıklar arasında.

İç mekânın niteliği çoğu zaman onu oluşturan parçaların birbirleriyle kurduğu ilişkide ortaya çıkıyor. Bir yüzeyin ışıkla değişen karakteri, bir mobilyanın üretiminde saklı zanaat bilgisi ya da farklı malzemelerin birlikte yarattığı atmosfer, tasarımın gündelik yaşamdaki karşılığını belirliyor. Decorex 2026’nın programı da bu ilişkileri malzeme, üretim ve mekânsal deneyim üzerinden görünür kılmayı amaçlıyor.

Malzemeden Mekâna

Decorex 2026’nın sergi alanında mobilya, aydınlatma, döşemelik tekstiller, zemin kaplamaları, mimari detaylar ve akıllı ev teknolojileri öne çıkıyor. Fuar ortamında malzemeyi doğrudan incelemek; doku, renk, ölçek ve yüzey niteliğini aynı anda değerlendirmeyi mümkün kılarken, üreticilerle kurulan doğrudan temas projeye özel teknik çözümlerin de tartışılmasına olanak sağlıyor.

Katılımcılar arasında yer alan Rothschild & Bickers, Japon fenerlerinden esinlenen Diamond Chochin ve Twisted Optic koleksiyonlarıyla el üfleme camın ışıkla kurduğu ilişkiyi araştırıyor. Camın biçimi, yüzeyi ve üretim tekniği, aydınlatmayı yalnızca işlevsel bir eleman olmaktan çıkararak mekânsal atmosferin parçasına dönüştürüyor.

Ligne Roset ise Michel Ducaroy’un Marsala koltuk serisini boyalı kayın kontrplak kabukla yeniden sunuyor. Londra merkezli Sterox Studio’nun fuar için geliştirdiği Pyrus yönetici masası ise kesintisiz Corian çalışma yüzeyini kavisli ahşap kaplama ve el işçiliğiyle bir araya getiriyor.

Bu örnekler, malzeme seçiminin biçimden bağımsız bir karar olmadığını; üretim tekniği, kullanım biçimi ve mekânsal karakterle birlikte tasarımı şekillendirdiğini gösteriyor.

Malzemenin Kökeni ve Üretimin İzleri

Fuarın bu yılki katılımcılarında öne çıkan bir diğer başlık, malzemenin nereden geldiği ve nasıl dönüştürüldüğü.

Naturalmat, 1970’lerin İtalyan tasarımından esinlenen Braunton Bed’in döşemesinde geri dönüştürülmüş denim ve pamuk artıklarını kullanıyor. Böylece tekstil atıkları, yeni bir ürünün yüzey ve malzeme karakterinin doğrudan parçasına dönüşüyor.

Cornwall merkezli Alchemy Tiles ise kurucusu Mel Chambers öncülüğünde 13. yüzyıla uzanan geleneksel kakma karo tekniğini yeniden yorumluyor. Elle oyularak hazırlanan karolar, üretim sürecini gizlemek yerine yüzey üzerinde görünür hale getiriyor.

Her iki yaklaşım da malzemenin yalnızca görsel bir tercih olarak değil, üretim yöntemi, kaynak kullanımı ve zanaat bilgisiyle birlikte ele alınabileceğine işaret ediyor.

Zanaatın Üretim Süreci Görünür Oluyor

Decorex’in beşinci yılına giren Making Spaces programı, bu yıl 200’den fazla başvuru arasından seçilen 14 zanaatkârın çalışmalarını bir araya getiriyor.

Seçim sürecini İngiltere’de zanaat ve tasarım alanında çalışan yedi isim yürüttü. Komitede Future Icons kurucusu Louisa Pacifico, QEST CEO’su Deborah Pocock, Rycotewood Furniture Centre’dan Joshua Hudson ve Cockpit CEO’su Jonathan Burton gibi isimler yer aldı.

Program kapsamında zanaatkârlar fuar boyunca canlı üretim gösterimleri gerçekleştirecek. Seçili katılımcılar ayrıca önceden rezervasyon yapılabilen atölyeler düzenleyecek. Böylece ziyaretçiler yalnızca tamamlanmış ürünleri değil, bir objenin ortaya çıkmasını sağlayan teknikleri, araçları ve malzemeyle çalışma biçimlerini de gözlemleyebilecek.

Decorex Etkinlik Direktörü Sam Fisher, Making Spaces’ın tasarımcıların özgün ve kişiye özel parçalar bulabilecekleri bir alan olmasının yanında, zanaatkârların kendi üretim biçimlerini tasarım profesyonelleriyle paylaşmalarına da olanak sağladığını belirtiyor.

Geleneksel Tekniklerden Atık Malzemeye

Making Spaces’ın açıklanan katılımcıları, zanaatın güncel tasarımdaki farklı karşılıklarını ortaya koyuyor.

Cara Campbell, kireç temelli tekniklerde uzmanlaşan çalışmalarıyla fresk ve stuko uygulamalarını bir araya getiriyor. Mozaik sanatçısı Gary Drostle ise otuz yılı aşkın süredir geleneksel Roma çekiç ve hardie tekniğini kullanarak, makine yerine elle üretime dayanan bir yöntem sürdürüyor.

Catharine Hammerton, Galler’deki çocukluk yıllarının doğasından beslenen botanik kâğıt heykeller üretirken Helen Johannessen porselen yüzeyleri dokunsal ve duyusal bir deneyim üzerinden ele alıyor.

Matt Kavanagh, Londra’nın farklı noktalarından topladığı devrilmiş sert ağaçlardan işlevsel heykeller üreterek malzeme ile mekân hafızası arasında ilişki kuruyor. Epic Kin Designs kurucusu Eleanor Pickin ise geri kazanılmış ve atık malzemeleri mobilya ve marküteri üretiminde kullanıyor.

Nowshin Prenon, Bengal mirasından beslenen el dokuması tekstillerinde renk ve form arasındaki ilişkiyi araştırırken Zoë Wilson, Britanya taşını maşa ve keskiyle işleyerek geometrik duvar ve serbest duran heykeller oluşturuyor.

Bu farklı üretim biçimleri, çağdaş iç mekân tasarımında zanaatın yalnızca estetik bir değer taşımadığını; aynı zamanda malzeme kullanımını, kaynakların değerlendirilmesini ve objenin üretim sürecini yeniden düşünmenin aracı olabileceğini gösteriyor.

“A Seat at the Table”: Tasarım Ortak Bir Masada

Decorex Bar’ın bu yılki tasarımı, AEVEN’in kurucu ortakları Alex Dauley ve Grant Pierrus tarafından geliştirilen “A Seat at the Table” konsepti etrafında şekilleniyor.

Mekân boyunca uzanan ortak masa, birbirinden farklı sandalyelerle çevreleniyor. Her sandalyenin ayrı seçilmesi, tasarım sektörünü oluşturan farklı kişileri, üreticileri, markaları ve bakış açılarını temsil ediyor.

Bu kurgu, farklı seslerin aynı masa etrafında buluşması fikrini doğrudan mekânsal bir deneyime dönüştürüyor. Ortak masa hem fiziksel hem de sembolik olarak karşılaşmanın ve sohbetin merkezine yerleşirken, bar alanı fuar içinde sosyal bir buluşma noktası haline geliyor.

Bir Dağ Evinin Çağdaş Yorumu

Claudia Dorsch tarafından tasarlanan VIP Lounge, “Back to the Future – The Chalet Reimagined” başlığını taşıyor.

Mekân, 1970’lerin Avrupa kayak kültürünün ölçülü zarafetini geleneksel Alp dağ evlerinin malzeme diliyle bir araya getiriyor. Ahşap, taş, ham metal ve ateş unsurları çağdaş bir kompozisyon içinde kullanılırken merkezde yer alan heykelsi şömine, salonun sosyal odağını oluşturuyor.

Buradaki yaklaşım, geçmişe ait görsel kodları doğrudan tekrar etmek yerine, dönemin malzeme ve atmosfer anlayışını güncel bir iç mekân diliyle yeniden yorumlamaya dayanıyor.

Işık, Ses ve Teknoloji Mekâna Karışıyor

Homeplay’in “The Beach House” kurulumu ise teknoloji ile mekânsal atmosfer arasındaki ilişkiye odaklanıyor.

Hill House Interiors tarafından tasarlanan ve Matthew Hill Bespoke’un ahşap işçiliğiyle şekillenen kurulumda, bir gün boyunca değişen doğal ışık üç dakikalık bir deneyime dönüştürülüyor.

Lutron’un aydınlatma teknolojisi ve Sonance’ın mekâna entegre ses sistemi, görünür teknolojik donanımlar olarak sergilenmek yerine mekânın atmosferini oluşturan bileşenler olarak ele alınıyor.

Böylece akıllı ev teknolojisi, tasarıma sonradan eklenen ayrı bir teknik sistem olmaktan çıkarak ışık, ses ve malzemeyle birlikte bütüncül bir iç mekân deneyimine dönüşüyor.

Tasarımın Görünmeyen Katmanları

Decorex 2026’nın dört gün boyunca devam edecek konuşma programı, ürün ve malzeme sunumlarının yanında tasarım pratiğinin farklı yönlerini tartışmaya açıyor.

Bilinçli tasarım, marka oluşturma, kariyer gelişimi ve iş birliği programın başlıca konuları arasında yer alıyor. Sustainability Space ise yerel malzemeler ve beceriler, daha sağlıklı iç mekânlar, atıkların azaltılması ve iyi oluş gibi başlıklara odaklanıyor.

Emilio Pimentel-Reid moderatörlüğündeki “Creating Desire” oturumunda Chloe Willis, Patrick Williams, Murude Katipoglu ve Tiffany Duggan; hikâye anlatımı, zanaat ve kültürel kimliğin iç mekânları nasıl biçimlendirdiğini tartışacak.

“99% Invisible” başlıklı oturumda ise Suzy Hoodless, Lucy Sear-Barlow, Portia Fox ve Susie Rumbold, nitelikli bir iç mekânın arkasındaki görünmeyen emeği ve teknik uzmanlığı müşteriye aktarmanın yolları üzerinde duracak.

Decorex Design Talks programı genel olarak üst segment iç mimarlık alanında çalışan profesyonelleri bir araya getirerek tasarım pratiğini biçimlendiren güncel fikirleri, teknikleri ve üretim biçimlerini tartışmayı amaçlıyor.

Üründen Daha Fazlası

Decorex 2026’nın açıklanan programı, fuarı yalnızca yeni ürünlerin sergilendiği bir alan olarak değil, üretim bilgisinin ve malzeme deneyiminin paylaşıldığı bir buluşma noktası olarak kurguluyor.

Mimarlar ve iç mimarlar açısından fuarın değeri de bu çok katmanlı yapıda ortaya çıkıyor. Bir malzemeyi doğrudan deneyimlemek, onu üreten kişiyle konuşmak, zanaat sürecini gözlemlemek ve farklı tasarım yaklaşımlarını aynı ortamda karşılaştırmak, ürün seçiminin ötesinde bir bilgi alışverişi sağlıyor.

11–14 Ekim 2026 tarihlerinde Olympia London’da gerçekleşecek Decorex, iç mekân tasarımının nasıl göründüğü kadar nasıl üretildiğine, hangi malzemelerden oluştuğuna ve kullanıcı tarafından nasıl deneyimlendiğine de odaklanan bir program sunuyor.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

İlginizi Çekebilir