6-17 Temmuz 2026 tarihleri arasında Özyeğin Üniversitesi’nde gerçekleştirilen Nişantepe kentsel ayrışma çalıştayı, mimarlık öğrencilerini üniversite kampüsünün de içinde bulunduğu Nişantepe Mahallesi’nde yaşanan değişimleri “kent hakkı”, “kentsel ayrışma” ve “mekânsal adalet” kavramları üzerinden değerlendirmeye davet etti. Dr. Özlem Bahadır ve Beril Özelçi yürütücülüğünde gerçekleşen çalışma, öğrencilerin kenti yalnızca fiziksel çevresi üzerinden değil, bu çevreyi şekillendiren toplumsal, politik ve gündelik dinamiklerle birlikte ele almalarını amaçladı.

Çalıştayın temel sorusu ise sürecin tamamına yayıldı: “Ben bu ayrışmanın neresindeyim?”
Kentsel Ayrışmaları Neden Görmezden Gelemeyiz?
Çalıştayın saha öncesi bölümünde öğrenciler, kentsel ayrışma ve yerinden edilme meselelerini farklı sanat ve araştırma pratikleri üzerinden tartıştı. Bu kapsamda Halil Altındere’nin Sulukule’deki yıkım sürecinin yarattığı öfkeyi performans aracılığıyla ele alan “Wonderland” videosu birlikte izlendi.
Yürütücüler, bu çalışmanın “Kentsel ayrışmaları neden görmezden gelemeyiz?” sorusu etrafında yürütülen tartışma için provokatif bir başlangıç oluşturduğunu belirtti.
Öğrenciler post-itler aracılığıyla kentsel ayrışmanın bireysel ve toplumsal etkilerine ilişkin görüşlerini paylaşırken, farklı düşünceler üzerinden tartışma alanı oluşturdu. Böylece çalışma yalnızca ortak fikirlerin üretildiği değil, öğrencilerin birbirleriyle ve kendi kabulleriyle karşılaşabildiği bir öğrenme ortamına dönüştü.

Nişantepe’de Kentsel Değişimi Yerinde Okumak
Saha çalışmaları Nişantepe Mahallesi’nde gerçekleştirildi. Öğrencilerden yalnızca yapı tiplerini, yolları ya da fiziksel dönüşümleri kayıt altına almaları değil, bu değişimlerin ardındaki toplumsal ilişkileri de sorgulamaları beklendi.
Bu yaklaşım, öğrencilerin mahalleye dışarıdan bakan bir gözlemci olarak değil, kendi bakış açısını da sorgulayan bir aktör olarak yaklaşmasına alan açtı.
Öğrencilerden Nurettin U. bu deneyimi şöyle ifade etti:
“Nişantepe’ye ilk gittiğim günü düşündüğümde aklımda kalan şey aslında eğimli yollar ya da eski evler değildi. Aslında aklımda kalan şey, mahalleyi ilk birkaç dakika içinde anlamış olduğumu sanmamdı.”
Uğur H. ise saha çalışmasının yarattığı sorgulamayı şu sözlerle aktardı:
“Ben gerçekten bu mahalleyi anlamaya mı çalışıyordum, yoksa yalnızca sorunlarını mı kaydediyordum?”
Bu sorular, çalıştayın temel meselesinin yalnızca kentsel dönüşümü gözlemlemek değil, onu hangi pozisyondan okuduğumuzu da sorgulamak olduğunu ortaya koydu.

Kentsel Değişimleri Yazıyla Düşünmek
Çalıştayın önemli araçlarından biri de yazı oldu. Yürütücüler, yazının öğrencilerin derslikte ve sahada karşılaştıkları bilgiyi işlemesine, kavrayışlarını geliştirmesine ve kendi düşünce sistemlerini kurmasına imkân verdiğini belirtti.
Alan gezisi sonrasında hazırlanan ilk izlenim yazıları, süreç ilerledikçe daha eleştirel kent okumalarına dönüştü.
Öğrencilerin metinleri; kentsel savunuculuk ve politika belgesi niteliği taşıyan kentsel denemelerden kurguya, psikocoğrafik metinlerden eleştirel kent yazılarına kadar farklı türlerde gelişti.
Bu süreç, mimarlık öğrencilerinin yalnızca görsel ve mekânsal araçlarla değil, metin üzerinden de kentle ilişki kurabileceğini gösterdi.
Kent Hakkı ve Mekânsal Adalet Üzerine
Okuma, araştırma, yazma ve tartışma sürecinin ardından öğrencilerin üzerinde en fazla durduğu konuların başında kent hakkı ihlalleri ve mekânsal adaletsizliğin gündelik yaşam içinde olağanlaşması geldi.
Dr. Özlem Bahadır ve Beril Özelçi, çalıştayın temel amaçlarından birinin öğrencilerin kentsel değişimleri değerlendirebilecekleri bir bağlam oluşturmak ve bu değişimler karşısındaki kişisel ve mesleki pozisyonlarını sorgulamalarına alan açmak olduğunu belirtti.
Yürütücülere göre bazı öğrenciler süreç sonunda daha önce “şablonlu” düşündüklerini fark ettiklerini ifade ederken, bazıları ise fiziksel tasarım ile toplumsal gerçeklik arasındaki kopukluğu gidermenin mimarın sorumluluklarından biri olduğunu düşündüğünü aktardı.
Bu deneyim, mimarlık eğitiminin yalnızca tasarım üretmeye değil, tasarım kararlarının toplumsal sonuçlarını anlamaya da alan açması gerektiğine işaret ediyor.
Mimarlık Eğitiminde Mesleki Sorumluluk
Çalıştay boyunca öğrencilerin kendi kentsel değerlendirme ölçütlerini geliştirmeleri de sürecin önemli çıktılarından biri oldu.
Berkay Y. bunu şöyle ifade etti:
“Bence bir kentin başarısı en yeni binalarıyla veya en zengin mahallesiyle değil, en ihmal edilmiş mahallesine nasıl davrandığıyla ölçülür.”
Yürütücüler, öğrencilerin bu tür kişisel ölçütler geliştirmesini, kenti kendi öznel filtreleri üzerinden görmeye ve değerlendirmeye başlamalarının önemli bir göstergesi olarak değerlendirdi.
Bu noktada mimarlık öğrencisinin rolü yalnızca yapı tasarlayan bir uzman adayı olarak değil, kentte yaşanan eşitsizlikleri okuyabilen ve kendi mesleki sorumluluğunu sorgulayabilen bir aktör olarak yeniden düşünülüyor.
Mehmet Ali Uysal’ın “Gecekondu” İşi Yeniden Yorumlandı
Çalıştay kapsamında Özyeğin Üniversitesi kampüsüyle Nişantepe arasındaki ilişkinin görünür kılınmasında Mehmet Ali Uysal’ın “Gecekondu” adlı çalışması da önemli bir referans oluşturdu.
Uysal’ın, üniversite kampüsü inşa edilmeden önce alanda bulunan yerel bir yapının izine sadık kalarak gerçekleştirdiği çalışma, 2010-2011 yıllarında ÖzÜArts kapsamında üretildi.
Çalıştay sürecinde eserin gerçek fotoğrafı, öğrencilerin yazılarının yapay zekâ aracılığıyla görsele eklenmesiyle yeniden ele alındı.
Bu müdahale, kampüsün bulunduğu coğrafyanın geçmişini ve Nişantepe’de devam eden değişimleri aynı görsel düzlemde bir araya getirdi.
Mimarlık Öğrencileri Gözlemciden Aktöre Dönüşüyor
Çalıştayın sonunda kentsel değişimlere yalnızca tanıklık etmenin tek başına yeterli olmadığı; bu tanıklık bir bağlama oturtulmadığında dönüştürücü ve eyleme teşvik edici bir nitelik kazanamayabileceği tartışıldı.
Dr. Özlem Bahadır’a göre çalıştayın en önemli kazanımlarından biri, öğrencilerin kentsel değişimlerin ardındaki dinamikleri anlamaya başladıkça kendilerini kentin dışında duran gözlemciler olarak değil, kent içinde sorumluluk taşıyan aktörler olarak görmeye başlamaları oldu.
Mehmet Ali Uysal’ın “Gecekondu” işi, Nişantepe’de yaşanan değişimlere yakından tanıklık eden kampüs sakinlerini bağlamın içine yerleştirerek benzer bir soruyu her gün yeniden gündeme getiriyor.
Çalıştay ise bu soruyu doğrudan öğrencinin kendisine bırakıyor:
“Ben bu ayrışmanın neresindeyim?”
Nişantepe kentsel ayrışma çalıştayı, mimarlık öğrencilerinin kentle kurduğu ilişkinin yalnızca tasarım ve fiziksel çevre üzerinden değil; adalet, hafıza, kent hakkı ve mesleki sorumluluk kavramları üzerinden de yeniden düşünülmesi gerektiğini ortaya koyuyor.



