
Jerusalem Design Week 2026, “Match Point” temasıyla spor kültürünü çağdaş tasarımın perspektifinden yeniden ele aldı. 9-16 Temmuz 2026 tarihleri arasında Hansen House merkezli olarak gerçekleştirilen etkinlik, 100’ün üzerinde tasarımcı ve yaratıcıyı bir araya getirerek rekabet, zafer, yenilgi, aidiyet ve kolektif kimlik gibi kavramların tasarım aracılığıyla nasıl biçimlendiğini araştırdı. Sergilerden enstalasyonlara, performanslardan film gösterimlerine ve konuşmalara uzanan program, sporun yalnızca fiziksel bir aktivite değil; toplumsal, kültürel ve politik anlamlar taşıyan güçlü bir tasarım alanı olduğunu ortaya koydu.

Jerusalem Design Week’ün 15. edisyonu olan “Match Point”, 2026 yazında FIFA Dünya Kupası, Wimbledon ve Maccabiah Games gibi büyük uluslararası spor organizasyonlarının yarattığı küresel atmosferden hareket ediyor. Etkinlik, oyun alanından tribünlere, spor kıyafetlerinden teknolojik ekipmanlara kadar uzanan geniş bir çerçevede tasarımın rekabet kültüründeki görünür ve görünmez rolünü sorguluyor.
Jerusalem Design Week 2026’da Tasarım Bir Rekabet Alanına Dönüşüyor
“Match Point” temasının çıkış noktasını, gündelik yaşamın zafer ile yenilgi arasındaki sürekli hareketi oluşturuyor. Eğitimden profesyonel yaşama, bireysel başarılardan kolektif kimliklere kadar rekabetin hayatın birçok alanını biçimlendirdiğine dikkat çeken küratoryal yaklaşım, spor sahasını bu ilişkilerin en görünür hâle geldiği alanlardan biri olarak değerlendiriyor.
Oyun ve spor alanlarında kurallar, sınırlar, hareketler ve davranış biçimleri önceden tanımlanıyor. Ancak tasarım da bu sistemin ayrılmaz bir parçası. Bir futbol formasının rengi, takım amblemi, bayrak, tribün düzeni, skor tabelası ya da stadyumun mimarisi; spor deneyiminin nasıl algılanacağını ve kolektif kimliğin nasıl kurulacağını etkiliyor.

Jerusalem Design Week 2026 bu nedenle spor alanını yalnızca fiziksel performansın gerçekleştiği bir zemin değil, bedenlerin, duyguların, ritüellerin ve görsel kodların bir araya geldiği tasarlanmış bir çevre olarak ele alıyor.
Spor Kültürünün Görsel Dili Yeniden Yorumlanıyor
Takım renkleri, formalar, flamalar, atkılar ve tribün koreografileri spor kültürünün en görünür tasarım öğeleri arasında. Bunlar yalnızca dekoratif araçlar değil; bir gruba ait olmanın, taraf tutmanın ve ortak bir kimlik üretmenin görsel kodlarına dönüşüyor.
Jerusalem Design Week 2026 kapsamında yeniden gerçekleştirilen “Matchmaker” projesi de bu ilişkiye odaklanıyor. Projede Kudüs merkezli tasarımcı ve yaratıcılar, kentin farklı futbol kulüplerinin taraftarlarıyla eşleştirilerek sporun maddi ve görsel kültürünü birlikte araştırıyor. Kıyafetler, taraftar aksesuarları, grafik tasarım ve fotoğraf üzerinden tribün estetiği; kimlik, toplumsal statü ve aidiyetin yeniden üretildiği bir tasarım laboratuvarı olarak ele alınıyor.

Bu kapsamda geliştirilen “Holding and Letting Go” projesinde grafik tasarımcı ve illüstratör Niv Joshua Dreyfus Abudaram ile Beitar Nordia Jerusalem FC kurucularından Noam Alon Bitton, futbol bayraklarını kimlik ve değerlerin taşıyıcısı olarak yeniden yorumluyor. Mitolojik Yahudi motifleriyle kulübün mevcut ve hayali görsel dilini bir araya getiren bayraklar, taraftarlığın yalnızca sportif bir bağlılık değil, ritüel ve topluluk üzerinden biçimlenen kültürel bir sistem olduğunu gösteriyor.
Tribünlerden Dijital Üretime: “The Silence Before the Storm”
Spor deneyiminin en güçlü bileşenlerinden biri de maç başlamadan önce oluşan beklenti ve gerilim. “The Silence Before the Storm” adlı çalışma bu duygusal atmosferi tasarımın merkezine taşıyor.
Mimar ve multidisipliner tasarımcı Sarah Qaq ile kaligraf ve tasarımcı Sami Qaq, Hapoel Jerusalem taraftarı, gazeteci ve futbol yorumcusu Uri Levi ile yaptıkları görüşmelerden hareketle futbolun kentte yarattığı duyguları araştırıyor.
Ortaya çıkan nesne serisi, Arap kaligrafisini moda ve dijital üretim teknolojileriyle bir araya getiriyor. Futbol formalarından esinlenen üç boyutlu kaligrafik biçimler ve kulağa takılan aksesuarlar, tribünden yükselen tezahüratları ve maç öncesindeki gerilimi beden üzerinden yorumluyor. Kulak ise kalabalığın enerjisini alan sembolik bir alıcıya dönüşüyor.
Spor, Savaş ve Tasarım Arasındaki Sınırlar
Jerusalem Design Week 2026’nın bazı projeleri sporun daha politik ve tartışmalı katmanlarını da gündeme getiriyor.
“Injury Time”, askeri nesneler ile spor ekipmanları arasındaki biçimsel ve tarihsel ilişkileri sorguluyor. Avihai Mizrahi, Neil Nenner, Jonathan Ventura ve Galit Shvo tarafından geliştirilen çalışma, spor ile savaş arasındaki sınırların nesneler üzerinden nasıl bulanıklaşabileceğini inceliyor.

Proje, spor ekipmanlarını askeri araçlarla hibritleştirerek hem fiziksel hem de görsel açıdan tanıdık ancak işlevsel olarak belirsiz nesneler oluşturuyor. Böylece tasarımın bir askeri objeyi estetik, arzu edilebilir veya tüketilebilir bir ürüne dönüştürme gücü de eleştirel biçimde tartışmaya açılıyor.
ULTRA ile Stadyum Bir Ses Mekânına Dönüşüyor
Michael Berković Greif, Netta Nahardiya ve Talya Shalit’in “ULTRA” adlı enstalasyonu ise rekabet ve kolektif kimliği ses üzerinden araştırıyor.
Çalışmada skor, zaman ve resmi bilgileri aktaran stadyum anons kulesinin biçimi, kilise çan kulesiyle birleşiyor. Koç boynuzu benzeri geometrinin de eklendiği strüktür, farklı kamusal ve törensel iletişim biçimlerini tek bir nesnede buluşturuyor.
Stadyum tezahüratlarının koro kompozisyonlarına dönüştüğü enstalasyonda, otoriter anons sesi yerini kolektif bir ses deneyimine bırakıyor. Böylece skorun açıklanmasından çok, dinleme ve birlikte hareket etme deneyimi öne çıkıyor.
Spor Teknolojileri Bedeni Veriye Dönüştürüyor
Jerusalem Design Week 2026, sporun günümüzde teknolojiyle kurduğu ilişkiyi de tasarım tartışmasının bir parçası hâline getiriyor.
Akıllı saatlerden hareket takip sistemlerine kadar giyilebilir teknolojiler, bedenin neredeyse her hareketini ölçülebilir veriye dönüştürüyor. Aynı zamanda spor ayakkabıları yalnızca performans ekipmanları olmaktan çıkarak statü nesnelerine, spor kıyafetleri ise gündelik yaşamın görsel kodlarına dönüşüyor.
Bu dönüşüm, tasarım ile beden arasındaki ilişkinin giderek daha fazla veri, performans ve ölçüm üzerinden kurulmasına yol açıyor. Spor alanındaki tasarım artık yalnızca fiziksel nesneleri biçimlendirmiyor; bedenin nasıl izlendiğini, değerlendirildiğini ve karşılaştırıldığını da etkiliyor.

Stadyumlar Kolektif Kimliğin Mimari Alanları
“Match Point”un önemli tartışmalarından biri de spor ile mimarlık arasındaki ilişki.
Roma Kolezyumu’ndan 20. yüzyılın anıtsal stadyumlarına ve günümüzün büyük uluslararası spor organizasyonlarına kadar rekabet alanları tarih boyunca yalnızca karşılaşmalara ev sahipliği yapan yapılar olmadı. Törenler, semboller, kitlesel hareketler ve görsel gösteriler aracılığıyla politik güç ve ulusal kimliğin temsil edildiği mekânlara dönüştüler.
Stadyumun tribünleri ise bu mimari içerisinde özellikle önemli bir alan oluşturuyor. Taraftarların renkler, kıyafetler, bayraklar ve semboller aracılığıyla kolektif kimliklerini görünür kıldığı tribün, sporun mimari ve grafik tasarımla kesiştiği yoğun bir sosyal mekân olarak çalışıyor.
Bu açıdan Jerusalem Design Week 2026, spor mimarisini yalnızca kapasite, strüktür veya dolaşım gibi teknik kriterlerle değil; duyguların, aidiyetin ve rekabetin üretildiği bir mekânsal sistem olarak değerlendiriyor.
İzleyici Oyunun Bir Parçası Hâline Geliyor
Jerusalem Design Week’ün 2026 programında ziyaretçi yalnızca sergilenen tasarımları izleyen pasif bir kullanıcı olarak konumlandırılmıyor. Etkileşimli enstalasyonlar, atölyeler ve oyunlar ziyaretçileri rekabet, iş birliği ve tasarım süreçlerinin doğrudan katılımcısına dönüştürüyor. Açık çağrı kapsamında da yarış, kupa ve madalyalar, futbol kulüpleri ile kent yönetimleri arasındaki ilişkiler ve kolektif kimliği üreten mimari ve grafik unsurlar etrafında projeler geliştirilmesi hedeflendi.
Programda çocukların kendi labirent oyunlarını tasarladığı atölyelerden madalya üretimine, spor ve erişilebilir tasarım üzerine konuşmalardan futbol ile tipografi arasındaki ilişkiyi araştıran etkinliklere kadar farklı ölçeklerde katılımcı çalışmalar yer aldı.
Hansen House avlusunda kurulan Sports Bar da etkinliğin temasını sergi alanının dışına taşıdı. Aktif bir enstalasyon olarak tasarlanan alan, ziyaretçilerin Jerusalem Design Week programını takip edebildiği ve 2026 FIFA Dünya Kupası karşılaşmalarını birlikte izleyebildiği sosyal bir buluşma noktası olarak çalıştı.

Tasarımın Spor Kültüründeki Görünmeyen Rolü
Jerusalem Design Week 2026: Match Point, spor kültürünün tasarımla ilişkisinin bir forma, stadyuma ya da spor ekipmanına indirgenemeyeceğini ortaya koyuyor.
Bir takımın renklerinden bir taraftar bayrağına, bir skor tabelasından akıllı saate, tribün mimarisinden spor ayakkabısına kadar tasarım; rekabetin nasıl algılandığını, grupların kendilerini nasıl temsil ettiğini ve bedenlerin nasıl ölçüldüğünü biçimlendiriyor.
Bu nedenle “Match Point”, sporun kazanan ve kaybeden üzerinden kurulan basit bir rekabet sisteminin ötesinde; korku ile umut, bireysellik ile kolektiflik, aidiyet ile karşıtlık arasında sürekli hareket eden toplumsal bir alan olduğunu hatırlatıyor. Tasarım ise bu alanın yalnızca görsel arka planını değil, kurallarını, sembollerini, ritüellerini ve mekânsal deneyimini şekillendiren aktif bir araç olarak öne çıkıyor.



