MİMARLIK VE YAPILI ÇEVRE PLATFORMU

Selçuk Avcı: Bir Mimar Etik Fikrinden Kaçamaz

Bu bölümde, Mimarlıkta Sorumluluk: Malzeme Seçimi konulu makalede kurduğumuz çerçevenin mimarlık pratiğinde nasıl karşılık bulduğunu görmek üzere Mimar Selçuk Avcı ile konuştuk.

Sorumluluk kavramının tasarım süreçlerinde hangi aşamalarda görünür hale geldiğini ve malzeme seçiminin teknik bir kararın ötesine geçip geçmediğini onların deneyimleri üzerinden paylaşmak istedik.

“Selçuk Avcı, mimarlık, kentsel tasarım ve araştırma alanlarında çalışan Avcı Architects’in kurucusudur.

Farklı coğrafyalarda konut, karma kullanım ve kentsel ölçekli projeler üzerine çalışan Avcı, ofisinin tasarım yaklaşımını bağlam, yaşam kalitesi ve sürdürülebilirlik odağında geliştirmektedir.”


SELÇUK AVCI, Kurucu, AVCI ARCHITECTS

Mimarlıkta “sorumluluk” kavramı sizin için ne ifade ediyor? Kendi pratiğinizde bu sorumluluk en çok hangi aşamalarda, hangi ölçeklerde görünür hâle geliyor?

Selçuk Avcı: Derslerimi hep bu sorumluluk notuyla bitiririm. Tam olarak söylersem, son slaytımda şöyle yazar:

“Mimarlar ve tasarımcılar olarak bu gelecek senaryosunda üzerimize düşen rolü anlamalıyız:

Başkalarının düşüncelerini ve davranışlarını etkileme şansına sahip bir noktada duruyoruz. Çünkü çoğunlukla karar süreçlerinin en başında yer alıyoruz. Bize emanet edilen bu eşsiz rol, insanla doğa arasındaki ilişkinin geleceğini belirleme üzerine kurulu bir rol. Bu muazzam ve son derece ciddiye alınması gereken bir sorumluluk.”

Bu genellikle sürdürülebilirlik pratiği üzerine verdiğim bir dersin sonunda gelir; sürdürülebilir tasarım için neler yapabileceğimizi anlatır, kendi işlerimizden örnekler veririm. Ama mimarın rolü açısından sorumluluk fikri, yalnızca sürdürülebilirlikten çok daha derin ve çok daha geniş.

Evet, sürdürülebilir eylem arayışında kilit oyuncularız, ama tek oyuncu biz değiliz. Mühendisler, danışmanlar, uzmanlar da sorumlu bir tasarım felsefesini benimsemek konusunda benzer bir yükümlülük taşırlar. Ama mimar, diğerlerinden daha keskin bir noktada durmalı. Bunu söylerken Türkiye’de ve daha pek çok ülkede bu sorumluluğun tam ağırlığının her zaman anlaşılmadığını ya da gereği gibi uygulanmadığını da biliyorum. Burada eğitimim ve meslek hayatımın ilk yıllarında İngiltere’de içselleştirdiğim bir anlayıştan yola çıkıyorum. Orada mimarın sorumluluğu kapsamlı ve tartışılmaz bir şey olarak anlaşılır. Sözleşmeye dayalıdır, kültüreldir, mimarların eğitimine yerleşiktir ve bir projeyi nasıl yönettiğinizden kamuya karşı yükümlülüğünüzü nasıl düşündüğünüze kadar her şeyi biçimlendirir.

Bu sorumluluk, yapılı çevrenin üretimindeki her sonuca uzanır. Doğal olarak işverenle başlar. Ama onun çok ötesine geçer: çizdiğimiz şeyi inşa edecek yapı ekibinin güvenliğine; tasarımın kullanıcıların ihtiyaçlarını çözmekteki netliğine ve titizliğine; yakın komşularla ilişkiye, daha geniş topluma. Ve nihayetinde, zamana dayanacak bir tasarım üretmek suretiyle tüm insanlığa karşı bir sorumluluk.

“Zamana dayanmak” derken bunu her anlamıyla kastediyorum: binanın teknik dayanıklılığı, kullanılabilirliği ve işlevsel performansı, ergonomik kalitesi ve en önemlisi güzelliği. Güzelliği en sona koyuyorum, en az önemli olduğu için değil, en yüksek hedef olduğu için. Güvenli ve işlevsel ama çirkin bir bina, kamusal alana karşı en derin yükümlülüğünde başarısız olmuş demektir.

Pratikte bu tür bir zihniyet her an aktif olmalı. İlk eskizden şantiyedeki son detaya kadar. Sorumluluğun “kapatılabileceği” bir an yoktur, olmamalıdır. Her aşamada ve her ölçekte görünür olması gerek.

Sorumlu mimarlıkta malzeme seçimini nasıl değerlendiriyorsunuz? Malzeme tercihleriniz sizce yalnızca teknik bir karar mı, yoksa mimarın etik duruşunu da yansıtan bir tercih mi?

Selçuk Avcı: Bence Türkiye’de malzeme seçim süreciyle ilgili yaygın bir yanlış anlama var. İnsanlar mimarın önce bir şey tasarladığını, sonra malzeme seçtiğini varsayıyor; sanki daha sonra gelen ayrı bir aşamaymış gibi. Oysa gerçek bir mimar için malzeme tasarımdan asla ayrılmaz. En başından itibaren tek bir şeydir.

Bunu en geniş anlamıyla söylüyorum. Bir peyzaja, bir sokak dokusuna, mevcut bir kentsel dokuya yanıt verirken, bağlamın içinde malzemenin ne olması gerektiğine dair o kadar çok ipucu gömülüdür ki. Çoğu zaman ilk ilhamı yerin kendisi verir. Tabii ki malzemeye dair o ilk sezgi, tasarım geliştirme aşamasında sürecin içine başka taraflar girdikçe her zaman ayakta kalmaz. Ama mesele şu ki malzeme üzerine düşünme, tasarımın ilk anında başlar; sonradan gelen idari bir adımda değil.

Soruyu etiğe doğru genişletirsek, evet, en başından uygulanması gereken temel kriterler vardır ve bu doğrudan birinci sorudaki sorumluluk meselesine bağlanır. Bunların en acil olanı karbondur: malzemenin üretiminde, inşaat sırasında ve belki de en kritik olarak binanın işletim ömrü boyunca salınan karbon miktarı. “En kritik” diyorum, çünkü bir binanın ömrü yüzlerce yıla uzanabilir. Bunu şehirlerimizin tarihi dokusunda her yerde görüyoruz; yüzlerce yıllık, hâlâ kullanımda olan binalar. Bir binanın uzun vadeli karbon ayak izi, inşaatının karbon maliyetini çok aşar.

Ama malzeme seçimindeki etik karbonun ötesine geçer. Tasarladığımız şey neredeyse her zaman bir topluluk içinde, bir bağlamda geliştirilir. İşverene karşı açık sorumluluğumuzun ötesinde, en büyük sorumluluğu içinde bulunduğumuz topluma karşı taşırız. Ve bu topluluğun sınırı mahallede, şehirde, hatta ülkede bitmez. Sonuç olarak tüm gezegen bir topluluktur. Gezegenimizi sekiz milyar insanın galakside birlikte, aynı gemide yol aldığı bir “dünya gemisi” olarak düşünürsek, tüm insanlığa karşı bir sorumluluk taşırız. Önemli olan sadece zarar vermemek değil, aktif olarak gezegen için iyi şeyler yapmak.

Dolayısıyla bir mimar etik fikrinden kaçamaz. Kişisel bir etik anlayışı geliştirmek ve bunu tutarlı biçimde uygulamak zorundadır. Bunu tek başına, yalnızca kendi inisiyatifiyle sürdürmenin çoğu zaman zor olduğunu kabul etmek lazım. Bu yüzden meslek kuruluşlarımızın, mimarlar odasının, derneklerin oynayacağı çok önemli bir rol var. Bu etik çerçeveyi geliştirmeli, kodlamalı ve üyelerine uygulamalılar ki meslek içinde hem yön hem de hesap verebilirlik olsun. Çünkü sonuç olarak itibarlarımız birbirine bağlıdır. Herhangi birimizin davranışı, hepimize yansır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

İlginizi Çekebilir