SIEMENS iş birliği ile
COIMA İÇİN PIRELLI 35, SÜRDÜRÜLEBİLİRLİĞİN YALNIZCA ÇEVRESEL BİR HEDEF OLMAKTAN ÇIKIP UZUN VADELİ DEĞER YARATMANIN İTİCİ GÜCÜNE NASIL DÖNÜŞEBİLECEĞİNİ GÖSTERİYOR. STEFANO CORBELLA BU ÖZEL İÇERİKTE, PROJENİN MEVCUT YAPIYI DÖNÜŞTÜREREK DEĞER YARATMAYA ODAKLANAN YAKLAŞIMINI; YENİDEN KULLANIM, ÖLÇÜLEBİLİR PERFORMANS VE ENTEGRE İŞ BİRLİĞİNİN TİCARİ GAYRİMENKULÜN DAHA DAYANIKLI GELECEĞİNİ NASIL ŞEKİLLENDİRDİĞİ ÜZERİNDEN ELE ALIYOR.

YENİLEYİCİ GELİŞTİRME VE MEVCUT YAPININ YENİDEN KULLANIMI
Pirelli 35, rejeneratif dönüşüm açısından referans projelerden biri olarak gösteriliyor. COIMA açısından projenin temel sürdürülebilirlik hedefleri nelerdi? Mevcut yapıların yeniden kullanımı ticari gayrimenkulün geleceği açısından neden giderek daha önemli hale geliyor?
Pirelli 35 oldukça yalın bir ilkeden yola çıktı: En sürdürülebilir yapı, çoğu zaman zaten var olandır. Mevcut yapıyı yenisiyle değiştirmek yerine proje, yapının mevcut değerini koruyup geliştirerek uzun vadeli potansiyelini ortaya çıkarmayı ve onu geleceğin çevresel, teknolojik ve çalışma yaşamına ilişkin gereksinimlerine uyarlamayı hedefledi.

Özgün taşıyıcı sistemin %80’den fazlası korundu. Böylece gömülü karbon emisyonları ve yeni yapı malzemesi kullanımı önemli ölçüde azaltıldı. Bu yaklaşım; yenilenebilir elektrikle çalışan tamamen elektrikli enerji sistemi, yüksek performanslı cepheler, döngüsellik ilkelerine göre yapılan malzeme seçimleri ve yapının yaşam döngüsü boyunca işletme enerjisini en aza indirmeyi amaçlayan akıllı bina teknolojileriyle tamamlandı. Gayrimenkul yatırımı açısından pazara çıkış süresini kısaltmak da özellikle önemliydi. Mevcut yapının yenilenmesi ve yıkımın mekân kullanımını iyileştirecek alanlarla sınırlı tutulması, piyasa tarafından olumlu karşılandı.
COIMA açısından mevcut yapıların yeniden kullanımı giderek daha önemli hale geliyor; çünkü ticari gayrimenkul, değerin artık yalnızca konumla belirlenmediği yeni bir döneme giriyor. Yapının niteliği de giderek çevresel performans, dayanıklılık ve esneklik üzerinden tanımlanıyor. Mevcut yapılar; kent kimliğini korurken yapım atığını ve arazi kullanımını azaltmak, aynı zamanda karbonsuzlaşmayı hızlandırmak için önemli bir fırsat sunuyor.

SÜRDÜRÜLEBİLİRLİKLE UZUN VADELİ DEĞER YARATMAK
Pirelli 35, LEED Platinum, WELL Gold ve WiredScore Platinum sertifikalarına sahip. Bir gayrimenkul geliştiricisi açısından bu standartlar yapının uzun vadeli değerini, kullanıcı beklentilerini ve yatırım kararlarını nasıl etkiliyor?
Bugün sürdürülebilirlik sertifikaları, çevresel performansın belgelenmesinin çok ötesinde bir anlam taşıyor; yapının niteliğini, dayanıklılığını ve uzun vadeli rekabet gücünü gösteren önemli ölçütlere dönüşmüş durumda.
LEED, WELL ve WiredScore gibi standartlar; enerji verimliliği ve karbon azaltımından kullanıcıların sağlığı ve yaşam kalitesine, dijital bağlantı altyapısından işletme dayanıklılığına kadar yapı performansının birbirini tamamlayan farklı boyutlarını değerlendiriyor. Birlikte ele alındıklarında yatırımcılara ve kullanıcılara yapının genel niteliğine ilişkin bağımsız olarak doğrulanmış bir değerlendirme sunuyorlar.
Yatırım açısından bu standartlar, değişen mevzuat ve piyasa beklentilerinin beraberinde getirdiği dönüşüm risklerini azaltmaya yardımcı olurken gayrimenkulün uzun vadeli cazibesini ve likiditesini de güçlendiriyor. Kiracılar giderek çalışanların sağlığını ve yaşam kalitesini destekleyen, çevresel etkisini azaltan, yüksek düzeyde esneklik ve güçlü dijital altyapı sunan çalışma alanları arıyor.

Pirelli 35’te sertifikalar hiçbir zaman başlı başına bir hedef olarak görülmedi. Tasarım kararlarına yön veren, ölçülebilir hedefler belirleyen ve sürdürülebilirlik hedeflerinin yapının tüm yaşam döngüsü boyunca somut işletme ve ticari değere dönüşmesini sağlayan performans çerçeveleri olarak kullanıldı.
İŞ BİRLİĞİNİN DEĞERİ
Pirelli 35, gayrimenkul geliştiricileri, mimarlar, mühendisler ve Siemens gibi teknoloji çözüm ortakları arasındaki yakın iş birliğinin daha sürdürülebilir çalışma alanlarının oluşumuna nasıl katkı sağlayabileceğini gösteriyor. Sizce bu entegre yaklaşımı bu kadar önemli kılan nedir? Pirelli 35’in çevresel performansına, işletme verimliliğine ve genel kullanıcı deneyimine nasıl katkı sağladı?
Bu ölçekte ve karmaşıklıktaki projelerde sürdürülebilirliğin tasarım sürecinin sonunda eklenen bir unsur değil, en başından itibaren sürecin parçası olması gerekiyor. İddialı çevresel performans hedeflerine ulaşmak; gayrimenkul geliştiricileri, mimarlar, mühendisler, teknoloji sağlayıcıları ve yapının gelecekteki işletmecileri arasında kesintisiz bir iş birliği gerektiriyor.

Pirelli 35’te bu entegre yaklaşım sayesinde cephe performansından enerji sistemlerine, dijital bina yönetiminden kullanıcı deneyimine kadar her tasarım kararı ortak çevresel, işletmesel ve ticari hedefler doğrultusunda değerlendirildi.
Teknoloji çözüm ortakları, gelişmiş izleme ve akıllı bina yönetim sistemlerinin uygulanmasında önemli rol oynadı. Bu sistemler, yüksek konfor ve işletme verimliliği standartlarını korurken yapının enerji performansının optimize edilmesine olanak sağladı.
En az bunun kadar önemli olan, tüm paydaşların ortak ve uzun vadeli bir vizyonda buluşmasıydı. Her disiplini kendi içinde ayrı ayrı optimize etmek yerine mimari, mühendislik, teknoloji ve sürdürülebilirlik tek bir stratejinin birbiriyle bağlantılı bileşenleri olarak ele alındı. Bu entegre yaklaşım yalnızca yapının çevresel performansını iyileştirmekle kalmadı; işletme dayanıklılığını, kullanıcı deneyimini ve yatırımın uzun vadeli değerini de güçlendirdi.



