Atelier Barda, Montreal’in Outremont bölgesinde bulunan 1937 tarihli Residence Beloeil’ın üç katını, yapının mevcut karakterini ve Art Deco izlerini koruyarak yeniden ele aldı. 300 m²’lik konutun dönüşümünde amaç, geçmişi yeni bir tasarım diliyle örtmek yerine mevcut yapının oranlarını, detaylarını ve mekânsal niteliklerini çağdaş yaşamın ihtiyaçlarıyla buluşturmak oldu.

Projenin çıkış noktasını evin zaten sahip olduğu mekânsal denge oluşturuyor. Odaların farklı oranları, yüksek tavanlar ve özgün mimari detaylar, tasarım ekibi tarafından değiştirilmesi gereken kısıtlamalar yerine, yeni müdahaleleri yönlendiren veriler olarak değerlendirildi.
Atelier Barda bu nedenle yapının karakterini radikal biçimde dönüştürmek yerine, mevcut mimariyle diyalog kuran yeni katmanlar eklemeyi tercih etti.
Yapıyı Okuyarak Dönüştürmek
Residence Beloeil’ın yeniden tasarlanmasında en belirleyici yaklaşım, mevcut yapının güçlü yönlerini ortaya çıkarmak oldu.
Atelier Barda, odalar arasındaki ölçek ve oran farklılıklarını korurken yeni mekânsal düzenlemelerle bu karakteri daha görünür hale getirdi. Böylece konut, 1930’lardan gelen mimari kimliğini sürdürürken çağdaş bir ailenin yaşam biçimine uyum sağlayan yeni bir organizasyona kavuştu.
Yapının geçmişiyle kurulan ilişki doğrudan tarihsel bir yeniden üretim olarak değerlendirilmektense; oran, geometri, malzeme ve detaylar aracılığıyla oluşturuldu.
Evin Yeni Merkezi: Mutfak Ve Yemek Alanı
Zemin katta mutfak ve yemek alanı konutun yeni merkezi olarak kurgulandı.

Aile yaşamını ve ortak kullanımı destekleyen açık mekân, özel tasarlanmış heykelsi bir doğal taş tezgâh etrafında şekilleniyor. Daha sosyal ve açık karakterdeki bu bölümün yanında yer alan salon ise özgün oranlarını ve daha mahrem atmosferini koruyor.
Bahçeye açılan boudoir alanı ise yeni bir camlı sunroom çevresinde yeniden düzenlendi.
Bu bölümde ceviz kaplamalar duvarlardan tavana devam ederek mekânı saran bütüncül bir yüzey oluşturuyor. Özel tasarlanmış oturma elemanları ve daha düşük ölçekli mobilyalar, alanın okuma ve dinlenme işlevini güçlendiriyor.
Malzeme Mekânları Birbirine Bağlıyor
Residence Beloeil’da malzeme yüzey seçimi olmakla kalmayıp mekânlar arasında süreklilik kuran temel bir tasarım aracı olarak kullanılıyor.
Proje için özel olarak geliştirilen meşe döşeme deseni farklı odaların sınırlarını tanımlarken geniş geometrik tavan silmeleri Art Deco’nun biçimsel diline gönderme yapıyor.

Salondaki taş şömine çevresi mekânın güçlü odak noktalarından birini oluştururken ceviz, konut boyunca farklı sabit mobilyalarda tekrar ederek iç mekânın farklı bölümlerini birbirine bağlıyor.
Merdiven boşluğundaki özgün cam bloklar ise korunarak yapının geçmişinden bugüne taşınan önemli unsurlardan biri haline getirildi. Cam bloklardan süzülen dağınık doğal ışık, merdiven alanındaki mevcut atmosferin devamlılığını sağlıyor.
Üst katta malzeme dili daha geri planda tutulurken çatı altındaki hacmin kullanılmasıyla ana yatak odası ve çalışma alanında daha yüksek iç mekânlar oluşturuldu.

Art Deco Bahçeye Taşınıyor
Mutfağın devamında tasarlanan yeni teras, mevcut evin Art Deco geometrilerinden hareket ediyor. Yeni sunroom’un kompozisyonu da özgün cephenin oranlarıyla ilişki kuracak biçimde geliştirildi.
Böylece yeni ekler bağımsız ve güncel müdahaleler olarak okunurken, mevcut yapının mimari karakteriyle kontrollü bir bütünlük kuruyor.
Bahçe tarafındaki kıvrımlı teras ve merdiven de bu yaklaşımın dış mekândaki devamını oluşturuyor. Yeni müdahaleler mevcut yapıyı taklit etmek yerine onun biçimsel kodlarını çağdaş bir yorumla sürdürüyor.

Mobilya İle Mimarlık Arasındaki Sınır
Atelier Barda’nın Residence Beloeil için geliştirdiği yaklaşımda mobilyalar da mimari kurgunun bir parçası olarak ele alınıyor.
Projenin ilk eskizlerinden itibaren Alman tasarımcı Marianne Brandt’ın objeleri ve Fransız moda tasarımcısı Paul Poiret’nin giysileri referanslar arasında yer aldı.
Bu referanslar, eklenen her parçanın kendi geometrisine, oranına ve üretim kalitesine sahip olması; ancak aynı zamanda mekânsal bütünlüğün önüne geçmemesi gerektiği fikrini şekillendirdi.
Bu nedenle projede mimarlık, sabit mobilya ve bağımsız tasarım objeleri arasındaki sınırlar bilinçli biçimde bulanıklaşıyor.
Foraine, Lauren Goodman, Lambert et Fils ve farklı yerel tasarımcıların işleri, konutun mimari diliyle birlikte kurgulanırken vintage objeler de yeni müdahalelerle mevcut yapı arasında farklı zaman katmanları oluşturuyor.

Geçmişi Silmeden Güncellemek
Residence Beloeil, tarihi bir konutu çağdaşlaştırırken eski ve yeni arasında keskin bir karşıtlık kurmak yerine sürekliliği öne çıkarıyor.
Atelier Barda’nın müdahalesi, yapının özgün oranlarını, cam bloklarını ve Art Deco karakterini korurken doğal taş, ceviz, meşe ve özel tasarım mobilyalar aracılığıyla yeni bir yaşam katmanı ekliyor.
Ortaya çıkan dönüşüm, mevcut yapının kimliğini yeniden üretmeden veya nostaljik bir dile başvurmadan güncel yaşam ihtiyaçlarına uyarlıyor.
Residence Beloeil bu yönüyle, renovasyonu yalnızca fiziksel bir yenileme olarak değil; yapının mevcut niteliklerini okuyup onları yeni kullanımlarla güçlendiren ölçülü bir tasarım süreci olarak ele alıyor.



