“Nasıl bir ofise dönmek isteyeceğiz?”
Yazın sıcak ve rehavetli ritmi geride kalırken kentler yeniden canlanıyor; masalarımıza, ofislerimize ve sektörün asıl sorularına geri dönüyoruz. Ancak bu sonbahar başlangıcı Ekoyapı Dergisi için sadece yeni bir yayın dönemini müjdelemiyor. Sürdürülebilir mimarlık ve yapılı çevre kültüründe 16 yıldır sürdürdüğümüz bu yolculukta, İstanbul ile Londra arasındaki çift merkezli yapımızla masaya belki de uzun süredir görmezden gelinen o temel soruyu koyuyoruz: Gerçekte nasıl bir ofise dönmek istiyoruz?
Kabul edelim, son birkaç yılda hiçbir yapı tipolojisi ofisler kadar sorgulanmadı. Hibrit çalışma modelleri, hayatımıza bir anda sızan yapay zekâ araçları ve masadan kalktığımızda hissettiğimiz o zihinsel tükenmişlik; çalışma alanlarının sınırlarını çoktan yerle bir etti. Artık kimsenin sadece masa başında oturup saat doldurmaya tahammülü yok. Tartışma “İnsanları ofise nasıl geri getiririz?” sığlığından çıkmalı; çünkü asıl mesele, o kapıdan içeri adım atan birinin ne hissettiği.
Ekoyapı Dergisinin bu sayısının omurgasını oluşturan “Yeni Ofis Manifestosu”, tam da bu kırılma noktasından sesleniyor. Metrekare hesaplarını ve bildik yerleşim şablonlarını bir kenara bırakıp çalışma mekânını; nöroçeşitlilikten akustik konfora, biyofilik bağlardan mevcut binaları yıkmadan dönüştürme cesaretine kadar insan odaklı bir ekosistem olarak tartışmaya açıyoruz.
Ekoyapı Dergisi 66. Sayısında Masaya Yatırdıklarımız

Ofisi konuşurken tek bir bakış açısına sıkışıp kalamazdık. Sayfalar arasında gezinirken farklı coğrafyalardan ve ölçeklerden gelen şu sesler birbirine karışıyor:
Her Zihin İçin Bir Alan Mümkün mü?
Yıllardır ortalama bir çalışan varmış gibi mekânlar ürettik; oysa böyle biri yok. HOK İç Mekânlar Düşünce Liderliği Direktörü Kay Sargent, nöroçeşitliliğin artık özel bir lütuf değil, tasarımın en temel standardı olması gerektiğini hatırlatıyor. Tıpkı sokaktaki rampaların sadece tekerlekli sandalyeleri değil bebek arabalarını da rahatlatması gibi; sirkadiyen ışık ve duyusal kontrol sunan mekânların istisnasız herkese iyi geldiğini Arup ve AstraZeneca deneyimleriyle aktarıyor. Kitabı Designing Neuroinclusive Workplaces üzerine hazırladığımız detaylı inceleme de sayının kapanışında yerini alıyor.

Saksı Bitkisinin Ötesine Geçmek: Biyofilik tasarımı ofisin bir köşesine yerleştirilen birkaç saksıdan ibaret sanan kolaycılığı Oliver Heath ile sorguluyoruz. Heath, insanın doğayla kurduğu evrimsel bağın; duyusal çeşitlilik, malzeme dokusu ve seçme özgürlüğüyle nasıl gerçek bir iyileşme aracına dönüştüğünü gösteriyor.

Verimlilik Makinesi Değil, Karşılaşma Alanı: Snøhetta’dan Tommaso Maserati, ofisin üretim baskısından arınıp insanların birbirini gerçekten fark ettiği, öğrendiği ve aidiyet kurduğu küçük bir mahalleye dönüşmesi gerektiğini savunuyor. “Mesele iş değil, insan” diyor.

Şehrin Ortasında Saklı Bir Bellek: İstanbul Levazım’da, 1990’lardan kalan atıl bir sosyal kulüp binasını 1.200 m²’lik bir bahçeyle harmanlayan Metex Design kurucusu Sinan Kafadar anlatıyor. Yağmur suyu sarnıcından solar panellere uzanan bu dönüşüm, “olanı koruyarak yaşatma” fikrinin yaşayan bir kanıtı.
Mekânın Bıraktığı His ve Malzemenin Hafızası: Urbanjobs kurucusu Murat Dede, bir restoranın veya otelin başarısının görünüşünden çok kullanıcının içine işleyen o görünmez katmanlarda; akustikte, ışık sertliğinde ve yaşlandıkça karakter kazanan malzemede saklı olduğunu vurguluyor.

Hamilford Design’dan Manuela Hamilford ise lüksün artık parlak yüzeyler değil; zanaat, yavaşlama ve sahici bir sığınak duygusu olduğunu konut projeleri üzerinden dile getiriyor.

Gündem, Dönüşüm ve Malzemenin Yeni Hali
Ekoyapı Dergisi 66. Sayısını hazırlarken yalnızca teorik tartışmalarla kalmadık; sahadan, atölyelerden ve kentsel müdahalelerden somut hikâyeler derledik:
Yıkmak Yerine Dönüştürmek: Pirelli 35
Snøhetta ve Park Associati’nin Milano Porta Nuova’da 1960’lardan kalma bir ofis bloğunu kente yeniden kazandırma hikâyesi. Taşıyıcı sistemin yüzde seksenini koruyarak gömülü karbonu yerinde tutan ve kapalı bir avluyu yaşayan bir meydana dönüştüren bu rejeneratif yaklaşımı, geliştiricisi COIMA’dan dinledik.

Bağlantı Kurmanın Mimarisi: Virgin Media O2
Gensler’in Londra Paddington’da hayata geçirdiği genel merkez; iki büyük kurumsal yapıyı sadece aynı çatı altında buluşturmuyor, hospitality refleksleriyle kurgulanmış çalışma alanlarıyla yeni bir aidiyet dili kuruyor.
Işığı Taşıyan Yüzey: Translucent
Kapak konumuzda Kalebodur’un porseleni pasif bir kabuktan çıkarıp ışıkla nefes alan 3 mm’lik yarı saydam bir yüzeye dönüştürdüğü Translucent inovasyonunu, Kaleseramik Kategoriler Pazarlama Direktörü Selin Çevik Ersayın ile konuştuk.

Ormanın Sesini Duymak & Malzemenin Kendi Zekâsı
AHEC’in Kopenhag’da sorumlu ormancılık ve zanaat bağını kurduğu Wood for the Trees yerleştirmesi; Korhan Şişman ve Özlem Yalım’ın aydınlatmanın pazarlama ezberlerini bozup karanlığın biyolojik değerini öne çıkaran yazıları; Dr. Elif Erdine’nin keçeden robotik beton üretimine uzanan “malzemeyle düşünme” pratiği sayfalarımızda buluşuyor.

LTAA Ambassadors of Design 2026: “Ateşi Birlikte Taşımak”
Ekoyapı olarak Resmi Medya Partneri olduğumuz ve Londra Türk Mimarlar Birliği (LTAA) tarafından Londra Crafts Council Gallery’de düzenlenen Ambassadors of Design 2026, kuşaklar arası diyaloğu “meşaleyi devretmek yerine ateşi birlikte taşımak” düşüncesiyle bir araya getiriyor.

Türkçe ve İngilizce olarak eşzamanlı hazırladığımız Ekoyapı Dergisi’nin 66. sayısına her zaman olduğu gibi ekoyapidergisi.org adresimizden ve Issuu, Magzter gibi dijital platformlardan ulaşabilirsiniz.
Yeni sezonda, yeni soruların peşinden birlikte gitmek dileğiyle…



